“Anlamı pekiştirip güçlendirmek ve çekici kılmak için aynı kelimenin, yakın anlamlı kelimelerin veya zıt anlamlı kelimelerin tekrarıyla oluşan kelime grubudur.
ev bark, çoluk çocuk, ufak tefek, doya doya …
Yapı Yönüyle İkilemeler:
a) Yakın Anlamlı: doğru dürüst, delik deşik, eş dost
b) Aynı Anlamlı: kılık kıyafet, ses seda, köşe bucak…
c) Karşıt Anlamlı: Aşağı yukarı, ileri geri, az çok, er geç ….
d) Aynı Kelimenin Tekrarı: duya duya, ağır ağır, yavaş yavaş …
e) Yansımaların Tekrarı: çat pat, kıs kıs, fısıl fısıl …
f) Sadece Biri Anlamlı: eğri buğrü, eski püskü
g) Yarı Anlamlı: eciş bücüş, ıvır zıvır, abur cubur …
İkilemelerin arasına hiçbir noktalama işareti konulamaz
“
–Çok sevdiğiniz bir kaleminiz vardı ve onu birisi çaldı, neler hissederdiniz?
“ Ey inananlar. Mallarınızı aranızda batılla ( doğru olmayan şekilde, haksız yere ) yemeyin” Nisa Suresi 29 “ Mallarınızı aranızda haksız yere yemeyin “ Bakara Suresi 188
–Kıskançlık:
Bir kimsenin sahip olduğu üstünlükleri, güzellikleri, nimetleri çekememek bunların ondan gitmesini istemektir. Hased etmek dinimizin yasakladığı haram işlerdendir. Bütün kötülükleri beraberinde getiren ruhi bir hastalıktır. Samimi bir Müslüman başkalarını kıskanacağı yerde, çalışır başkalarında gördüğü güzelliklerin, iyiliklerin kendisinde de olması için gıpta eder. Samimi bir Müslüman başkalarını kıskanacağı yerde, çalışır başkalarında gördüğü güzelliklerin, iyiliklerin kendisinde de olması için gıpta eder.
“ Hased etmekten kaçınınız. Çünkü ateşin odunu yok ettiği gibi hasette iyilikleri yok eder.”
“ Bir kimsenin kalbinde hasetle iman bir arada bulunmaz “ Hadisi Şerif
–Alay etmek:
Alay etmek, söz, işaret ve davranışlarla bir kimsenin hata ve eksiklerini ortaya çıkarmak, onunla eğlenmek demektir. Başkaları ile alay etmeyi hüner sayanlar cahil ve ne olduğunu bilmeyen kimselerdir.
“ Ey iman edenler, bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin, olur ki alay edilenler kendilerinden daha hayırlıdır.” Hucurat Suresi 11 “ Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi âdet edinen herkesin vay haline!” Hümeze Suresi 1
Müslüman’ın görevi başkaları ile alay etmek, onlara kötü lakaplar takmak değil, gördükleri ayıpları hataları örtmektir. Alay ve kırıcı sözlerle kin ve düşmanlık tohumları ekmek değil, tatlı dil ve gönül alıcı sözlerle dostluk ve kardeşlik bağlarını kuvvetlendirmektir.
–Kibir:
Kibir ; kişinin kendini diğer insanlardan üstün görerek başkalarını küçük görme hastalığıdır. Bizim gibi insanlara yakışan davranış tevazu (alçakgönüllülük) tür. Kibir şeytanın Allah’ın katından kovulup lanetlenmesine sebep olan bir hastalıktır.
“ Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme. Çünkü sen yeri yaramazsın ve boyca da dağlara eremezsin “ İsra Suresi 37 “ İnsanlara karşı kibirlenip yüzünü onlardan çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah kendini beğenip övünen kimseyi sevmez. “ Lokman Suresi 18
“ Kalbinde zerre kadar kibir bulunan cennete giremez” “ Elbiselerini kibirle yerde sürüyen kimseye Allah merhamet nazarı ile bakmaz “ “ Kişiye günah olarak Müslüman kardeşini küçük görmesi yeter “ Hadis
–“ Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.” Hucurat Suresi 12
“ Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz. “ Hucurat Suresi 6
–“ Siz sui zan beslemekten sakınınız. Çünkü zan sözlerin en yalanıdır.” “ Her işittiğini söylemek kişiye günah olarak yeter. “ Hadisi Şerif
–“ Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.” Hucurat Suresi 12
“ Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi fark ettirip (izin alıp) ev halkına selâm vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha iyidir; herhalde (bunu) düşünüp anlarsınız. Orada hiçbir kimse bulamadınızsa, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size, “Geri dönün!” denilirse, hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha nezih bir davranıştır. Allah, yaptığınızı bilir. “ Nur Suresi 27-28
–“ Müslüman’ın ayıplarını ve gizli hallerini araştırmayın “ “ Kim bir Müslümanın ayıbını örterse Allah’ta kıyamet günü onun ayıbını örter “ Hadisi Şerif
–“ Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine “of!” bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: “Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!” diyerek dua et. “ İsra Suresi 23-24
–“ Allah’ın rızası anne babanın rızası, gazabı da anne babanın gazabındadır.” “ Büyük günahlar. Allah’a ortak koşmak, ana babaya asi olmak, haksız yere adam öldürmek, yalan yere yemin etmektir.” Hadisi Şerif
–“ Küçüğüne şefkat, büyüğüne hürmet etmeyen bizden değildir. “ “ Bir genç bir ihtiyara yaşından dolayı saygı gösterirse Cenabı Hakta, yaşlanınca ona hizmet edecek insanları yaratır.” Yaşlılara saygı göstermek Allah’a tazimdendir.” Hadisi Şerif
Bir arkadaşınızdan borç para istediniz, o da size parasının olmadığını söyledi, daha sonra o arkadaşınızın para harcadığını gördünüz, neler hissedersiniz? Yalanın insanları birbirine düşürdüğü, güven duygusunu yok ettiği, dostlukları yıkıp, kin ve düşmanlık tohumları ektiği Yalanın er geç ortaya çıkacağından yalancıların güvenilmeyen, sevilmeyen ve değer verilmeyen kişiler olduğu bir gerçektir.. “Yalancılık kötülüğe, kötülükte Cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında çok yalancılardan yazılır “ buyuran Sevgili Peygamberimiz yalanın insanı Allah’ın sevgisinden uzaklaştırıp Cehenneme götüreceğine işaret etmiştir.
Ancak dinimiz bazı özel durumlarda gerçeğin gizlenmesine izin vermiştir. Hastaya moral vermek için, zalimin zulmünden kurtulmak için, karı kocayı barıştırmak için, savaşta düşmanı yenmek için
–Hile yapmak:
Dünyada insanları aldatmak mümkün olsa bile Yüce Rabbimiz her şeyi kuşatan ilmi ile yaptıklarımızı bilecek ve ahirette bunun hesabını soracaktır. Bunun için asıl aldananlar, başkalarını aldatanlardır.
“Ölçü, tartıda hile yapanların vay haline “ Mutaffifin Suresi 1 “Aldatan bizden değildir “ Hadisi Şerif
–Gıybet ve zararlarının açıklanması: Gıybet ; bir kimsenin arkasından işittiği zaman hoşlanmayacağı şekilde konuşmaktır. Dilimizde buna çekiştirme denir. Sadece dille değil el kaş göz ile de gıybet olur. Allahu Teala gıybetin çirkinliğini, iğrençliğini şöyle gözler önüne sermektedir.
“ Birbirinizin kusurunu araştırmayın, kimse kimseye gıybet etmesin. Hanginiz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır. Bundan tiksinirsiniz. “ Hucurat Suresi 11 “Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi âdet edinen herkesin vay haline! “ Hümeze Suresi 1
Başkalarının arkasından konuşmak aradaki dostluk ve kardeşlik bağlarını gevşetir, gönülleri karartır insanlar arasında kin ve düşmanlığa neden olur. Toplumdaki huzuru bozar.
–İftira:
İftira bir kez insanlar arasında yayılınca bir daha onun doğru olup olmadığı çok zor anlaşılır. Böylece namuslu ve iffetli insanlar hakkında başkalarının içinde şüphe uyanır. Bu şüphenin izi bir daha kolay kolay silinmez. Bu sebeple iftira insanın şeref ve haysiyetine bir saldırı sayılmıştır. Ayrıca Allah’ın bağışlamadığı günahlardan olan kul hakkına girer.
“ Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük (bir suç) tur. “ Nur Suresi 15 “ Kim bir hata yada günah yaparda sonra onu bir suçsuza atarsa muhakkak ki o iftira ve büyük bir günah yüklenmiştir “ Nisa Suresi 112
“Yazılışı ve okunuşu aynı olduğu hâlde anlamları farklı olan kelimelerdir. Bunlar yalın hâlde olabildikleri gibi ek almış hâlde de olabilirler. Şiirde cinas olarak kullanılır ve cinaslı kafiye yapılır.
Gül: 1. çiçek, 2. gülmekten emir
Kır: 1. kırsal alan, 2. kırmaktan emir, 3. beyaz
Yazma: 1. baş örtüsü, 2. yazmaktan olumsuz emir, 3. yazma işi
Ek almış kelimelerle, ek almış ve almamış kelimeler arasında da eş seslilik söz konusudur. Bu ekler görevce farklı ekler de olabilir:
Siyah anlamındaki “”kara”" ile “”kar-a”" (-a: yönelme hâl eki) gibi
“”Oyuncakları olmuş çocukların kurşunlar”"
“”Zalimler her saat taze fidanları kurşunlar”"
Neden kondun a bülbül kapımdaki asmaya
Ben yarimden vazgeçmem götürseler asmaya
UYARI :”"hala”" ve “”hâlâ”", “”kar”" ve “”kâr”", “”adet”" ve “”âdet”" kelimeleri eş sesli değildir. Okunuşları ve anlamları farklıdır.
“
Vatan; bir milletin üzerinde hür ve bağımsız olarak yaşadığı toprak parçası, bir devletin egemenlik sahasıdır. Millet; din, dil, tarih, kültür, ülkü birliği olan insan topluluğudur. Vatan, bir milletin sahip olduğu en yüce değerlerdendir. Vatan alınması ve korunması için milletin uğrunda seve seve kanını akıttığı canını verdiği topraklardır.
Vatanımızı ve milletimizi sevmeliyiz. Çünkü bu sevgi aynı zamanda atalarımıza saygının bir gereğidir. Onlar vatan ve milleti için seve seve canlarını feda etmişler, üzerinde yaşadığımız bu toprakları kanlarıyla sulayıp bize emanet etmişlerdir.
“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanı ile sulanmadıkça terk edilemez.” Atatürk
Bayrağa saygı:
Bayrak bir milletin bağımsızlığının sembolüdür. Bunun için her milletin kendine özgü bir bayrağı vardır. Türk milleti için bayrak korunması gereken kutsal bir emanettir. Bayrağımız rengini bağımsızlık için şehit olan atalarımızın kanlarından almıştır. Onu canımızdan kıymetli bilir, onu namusumuz ve şerefimiz sayarız. Onun için bayram yere atılmaz, çiğnenmez. Göndere çekilerken hızlı çekilir, indirilirken yavaş indirilir.
İstiklal Marşına saygı:
İstiklal Marşı da bağımsızlığımızın sembolüdür. Vatan, millet, bağımsızlık ve Allah sevgisi üzerine yazılmıştır. İstiklal Marşına saygı tarih, vatan, millet ve şehitlere saygıdır. Mehmet Akif ERSOY tarafından yazılmıştır. 12 Mart 1921 tarihinde TBMM’de büyük bir coşku ile okunmuş, dinlenmiş ve kabul edilmiştir.
İstiklal Marşı söylenirken hazır ola geçeriz, coşku ile söyleriz
Mehmet Akif ERSOY : “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” Mehmet Akif ERSOY İstiklal Marşı yazılması ile ilgili ödülü (500 Lira) kazanmış ve giyecek ceketi dahi olmadığı halde bu ödülü Türk Ordusuna bağışlamıştır.
Hiçbir dünya menfaati gözetmeden, din için vatan için düşmanla savaşan ve ölen kimselere şehit denir. Savaştan sağ olarak geri dönenlere ise gazi denir. Şehitlik peygamberlerden sonra en yüksek mertebe, rütbe kabul edilir. Şehitler Allah’ın sevgili kullarıdır. Allah onları Cennetle mükafatlandıracaktır. Kul hakkı hariç bütün günahları affedilecektir. Peygamberimizin ifadesiyle şehitler Cennette kavuştukları nimetlerden o kadar memnunlardır ki Allah’a şöyle yalvarırlar. “ Ey Rabbimiz. Biz senin yolunda tekrar şehit olmak için dünyaya döndürülüp öldürülmeyi istiyoruz”
Cenabı Hakk Kuranı Kerimde şöyle bildiriyor. “ Allah yolunda öldürülmüş olanlara ölüler demeyin. Bilakis onlar diridirler. Fakat siz iyice anlayamazsınız” Bakara Suresi 154
“ Allah yolunda savaşanlar için Allah Cennette yüz derece hazırlamıştır. “
“ Allah yolunda şehit olmayı gönülden isteyen kimse şehit olmasa da şehitlik sevabı alır “
Şehitler ve gaziler vatanı ve milleti için canlarını ortaya koymuşlar ve gelecek nesillerin özgürlüğü için kendilerini feda etmişlerdir. Biz onlar sayesinde bu topraklarda özgürce yaşayabiliyoruz. Bunun için şehit ve gazilerimizi saygı ve rahmetle anmalı, vatan ve millete için bizde elimizden gelen çalışmayı göstermeliyiz.
Vatanın düşman tehlikesine karşı korunması ve savunulması her Türk vatandaşının görevidir. Türk insanı eskiden beri askerliği Peygamber ocağı olarak kabul etmiştir. Bunun için her asker bir Mehmetçik tir.
“ Allah için bir günlük nöbet beklemek bir ay nafile oruç tutup, namaz kılmaktan daha hayırlıdır.” — İki çeşit gözü cehennem ateşi yakmaz. Allah korkusundan ağlayan göz, Allah yolunda nöbet beklerken uyumayan göz. “ — “Allah yolunda ayağı tozlanan kimseye Cehennem ateşi dokunmaz “ Hadisi Şerif
–Yurtta barış dünyada barış ilkemizdir:
Atatürk “ Yurtta barış dünyada barış “ sözüyle Türk milletinin barışsever bir toplum olduğunu tüm dünyaya ispatlamıştır. Ona göre savaş kaçınılmaz olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye düşmedikçe savaş bir cinayettir. Yurtta barış; insanların birbirleriyle barış içerisinde yaşayabilmeleri, her şeyden önce birbirlerini sevmeleri ile gerçekleşir. Bu nedenle aynı vatanda yaşayan insanlar birbirlerini sevmeli, kalplerinden kin ve nefret duygularını atmalıdırlar. Toplumda huzurun bozulması, barışın yok olması herkesin huzurunu kaçırır. Herkesin inancına fikrine düşüncesine saygılı ve hoşgörülü olmalıyız.
“Anlamca birbirinin karşıtı olan kelimelerdir.
Siyah-beyaz, uzun-kısa, aşağı-yukarı, ileri-geri, var-yok, gelmek-gitmek,
Tüm kelimelerin zıt anlamlısı yoktur. Eylemlerde de durum aynıdır. Bir eylemin olumsuzu o eylemin karşıtı satılmaz.
“”sevinmek”" karşıtı sevinmemek değil “”üzülmek”"tir.
Kelimeler arasındaki karşıtlık cümledeki kullanıma göre değişir.
“”doğru”" kelimesinin zıt anlamlısı bir cümlede “”eğri”" olurken, diğerinde “”yanlış”" olabilir.
İki kelimenin (kökeni ne olursa olsun) anlamdaş, yakın anlamlı veya zıt anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir. Meselâ, siyah ile beyaz, ancak ikisi de gerçek (temel) anlamda oldukları zaman zıt anlamlı olurlar. Hafif olmayan anlamındaki “”ağır”" kelimesinin ağır olmayan anlamındaki “”hafif”"le zıt anlamlı olabilmesi için ikisinin de gerçek (temel) anlamda kullanılması gerekir.
UYARI: Bir sözcüğün zıt anlamı kullanıldığı cümleye göre değişir. Örneğin bozuk sözcüğünün zıt anlamlısı sağlam iken “”Bozuk para taşımayı sevmiyorum.”" cümlesinde zıt anlamlısı bütün paradır.
“
Vakıf : Faydası insanlara olmak üzere bir malı kendi mülkiyetinden çıkararak Allah yoluna tahsis etmektir.
Kızılay : Yurt içinde ve yurt dışında meydana gelen her türlü doğal afet ve felaketlere karşı yardımda bulunmak amacıyla kurulmuş yardımlaşma kurumu
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu : Ekonomik ve sosyal yoksullukları sebebiyle korunmaya ve desteklenme ihtiyacı içinde olan çocuk, yaşlı ve özürlü kimselere hizmet götüren kuruluş.
Allah rızası için karşılıksız olarak yapılan yardımdır. Zekat ve fıtır sadakasında olduğu gibi zenginlik şartı aranmaz. Nafile bir ibadettir. Gücü yeten istediği ölçüde sadaka verebilir.
Rasuli Erkemin açıklamalarına göre; sadaka yalnız para veya mal ile muhtaçlara yapılan yardımdan ibaret değildir. Mal ile para ile yapılan yardımlarla beraber aşağıda sayacağımız şeyleri yapan kimselerde sadaka sevabına ulaşır:
– İnsanın kendisine ve aile bireylerine karşı görevlerini yerine getirmek
- Komşuları ile olan ilişkilerinde kırıcı olmamak, ona her konuda yardım elini uzatmak
- Bir yoksulu yedirip, giydirmek ve barındırmak
- Güler yüz ve tatlı dille insanların gönüllerinin almak, sevgi ile başları okşamak
- Üzgün ve dertli birini teselli etmek – Bildiklerini başkalarına öğretmek
- Çevremizdekilere doğru yolu göstermek
- Hasta, yaşlı ve kimsesizleri ziyaret etmek
- Hasta, sakat ve yaşlı bir kardeşimize taşıtlarda yer vermek, elinden tutup karşıdan karşıya geçmesine yardım etmek – Bir yolcuya, bir misafire gideceği veya aradığı yeri göstermek
- Çevremizde insanlara rahatsızlık, tiksinti veren şeyleri ortadan kaldırmak – İnsan olsun hayvan olsun susayan birine su vermek
- Yaşlı, hasta bir komşunun çarşı-pazar işlerini görmek
Kısaca; Allah ve Rasulünün bizden istediği, akıl ve vicdanın hoş gördüğü bir şeyi yapmak iyiliktir. Hatta kötülükten sakınmak, başkalarına kötülük yapmamakta bir iyiliktir. Bütün iyiliklerde “ sadaka ” dır.
3- Fıtır sadakasının açıklanması
Ramazana erişen Zengin Müslümanların vermesi gereken vacib olan bir ibadettir. En geç Bayram namazından önce verilmesi gerekir. Aile küçüklerinin fitrelerini ebeveynleri verir. Fıtır sadakasının miktarı bir kişinin sabahlı akşamlı bir günlük yiyecek miktarıdır.
–Dinimize göre daima veren el, alan elden üstündür. Çünkü yardım etmenin mutluluğu yardım almanın sevincinden daha çoktur.
“Yazılışı ve okunuşu farklı olan, anlamdaş gibi göründüğü hâlde birbirinin yerini tamamen tutamayan, yani aralarında anlam ayrıntısı bulunan kelimelerdir. Bunlar çoğunlukla Türkçe kelimelerdir.
göndermek-yollamak, bezmek-bıkmak-usanmak, dilemek-istemek, çevirmek-döndürmek, söylemek-demek-konuşmak, eş-dost, hısım-akraba, bakmak-seyretmek,
Kardeşim sana küsmüş.
Kardeşim sana kırılmış.
Kardeşim sana gücenmiş.
Kardeşim sana darılmış.
Birinci cümlede bir “”kesinlik ve aşırılık”" anlamı, ikinci cümlede bir “”esneklik, hatta hoşgörü”" anlamı, üçüncü cümlede “”üzülmek”" anlamı, dördüncü cümlede “”gücenip görüşmez olmak”" anlamı vardır.
Ben her sorunla başa çıkarım. (baş etmek)
Bu kadar yürekten çağırma beni. (candan)
Davranışları hiçbir zaman içtenlikli değildi. (yürekten, candan)
Yaptığı işi önemsemiyordu. (özen göstermiyordu.)
“
–Paylaşma ve yardımlaşma ibadeti olarak Zekat
“Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin. Kendiniz için önden ne hayır yollarsanız, Allah katında onu bulacaksınız. Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızı görücüdür” Bakara Suresi 110
Zekat sözlükte artmak, bereketlenmek, çoğalmak, temizlenmek anlamına gelir. Dini anlamı ise; belirli bir malın belirli bir bölümünü belirli bir zaman sonra Allah rızası için belirtilen yerlere vermektir.
–Zekatı kimler verir konusunun açıklanması :
Müslüman olmak,
Akıllı olmak,
Ergenlik çağına girmek,
Hür olmak, Zengin olmak,
Zekat verilecek malın üzerinden bir yıl geçmesi
–Dinimize göre kim zengin sayılır :
Nisab miktarı = Zenginlik ölçüsü
– Asli (temel) ihtiyaçları (ev, araba, yiyecek, giyecek, sanat aletleri, ) ve borçları dışında aşağıdakilerden en az birine sahip olan kimse dinimize göre zengin sayılır.
96 (80) gram altın
640(562) gram gümüş
40 tane koyun keçi
30 tane sığır manda
5 tane deve
96 gram altın değerinde para, döviz, ticaret malı
Tevbe suresinin 60. ayeti ve zekatın kimlere verileceği konusu:
“Zekatlar Allah’tan bir farz olarak:
• Fakirlere,
• Düşkünlere,
• Zekat memurlarına,
• Kalpleri İslama ısındırılacaklara,
• Kölelere,
• Borçlulara,
• Allah yolunda olanlara ve
• Yolda kalmışlara verilir.
–Zekat kimlere verilmez:
Zenginlere,
Müslüman olmayanlara,
Kişinin bakmakla yükümlü olduğu kimselere (anne-baba, dede-nene, büyük anne-büyük dede, çocuk, torun, torunun çocuğu )
–Zekat verirken nelere dikkat etmeliyiz:
“Eğer sadakaları (zekât ve benzeri hayırları) açıktan verirseniz ne âlâ! Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır. Allah da bu sebeple sizin günahlarınızı örter. Allah, yapmakta olduklarınızı bilir.” Bakara Suresi 271
Zekatın nelerden ve ne kadar verileceğinin açıklanması
ZEKAT VERİLECEK NİSABI ZEKATI
Altın 96 (80) gram 1/40
Gümüş 640 (562) gram 1/40
Koyun-Keçi 40-120 1 tane koyun
Sığır-Manda 30-39 2 yaşında 1 dana
Deve 5-9 1 tane koyun
Para, Döviz, ticaret malı 96(80) gram altın 1/40
Arazi ürünleri (öşür) Hasat edilince 1/10 – 1/20
Zekatın birey ve toplum açısından yararları.
• Zekatını veren Müslüman dini görevini yerine getirmiş olur.Böylece Allah’ın sevgisini kazanır.
• Dini bir görevi yerine getirmenin mutluluğunu yaşar.
• Zekat, kişide paylaşma, yardımlaşma duygularının gelişmesini sağlar.
• Zekat, veren kişinin malını bereketlendirir.
• Zekat, veren kişi başkalarına yardım etmenin mutluluğunu yaşar.
• Zekat, ihtiyaç sahiplerinin milli servetten yararlanmasını sağlar.
• Zekat, zenginlerle fakirler arasındaki uçurumun kalkmasına neden olur.
• Zekat dilenciliği önler. Hırsızlık gibi kötü davranışların en aza inmesini sağlar.
• Yoksulları, düşkünleri ve kimsesizleri hayata bağlar, ümitsizlikten kurtarır.
• Zekat insanı bencillikten, cimrilikten ve katı kalplilikten kurtarır.