arkadaşlar bn 10. sınıf örencisiyim bana halide edip adıvarın Tatarcık adlı eserinin özeti lazımda bana yardım ederseniz çok iilik edersiniz lütfen bnm için çok önemli arkadaşlar dönem ödevimi vermek zorundayım lüten yardım edin arkadaşlar şimdiden tesekkürler
Vatan Yahut Silistre çokkk acil lütfen Allah rızası için tşk erderim şimdiden
SORU:Ahiret alemi nasıldır? Kur’an’daki cennet ve cehennemle ilgili ayetler nasıl yorumlanır? İnsanın cennet beklentisi sebebiyle veya cehennem korkusuyla yaptığı davranışlarda ne derece ahlakilik vardır?
CEVAP:Bu dünyada ölümle biten hayatın, sadece mekan değiştirerek başka bir alemde devam etmesi hadisesine “Ahiret” diyoruz. Tüm ilahi dinlerin ortak görüşü olarak burası, iyilerin cennetle mükafatlandırıla-
cağı kötülerin cehennemle cezalandırılacağı başka bir alemdir.
İnsanların gerek bilgi birikimi gerekse yaşam düzeyleri birbirinden pek çok farklılıklar içerdiği için, tümünü muhatap kabul ederek aynı metinle(Kutsal Kitaplarla) onlara hitap etmenin zorluğu ortadadır. Bunlara aynı metinle hitap edilse bile, açık bölümler hariç, herkesin aynı şekilde istifade edebileceklerini de söyleye-
meyiz.
İnsanların çoğunluğu yaptığı işin karşılığını mutlaka görmek ister. İyilik yapmayı veya kötülük yapmamayı karşılıksız olarak yapma, herkesin yapmayacağı yüce bir ahlaki erdem olduğu için Kur’an, geneli muhatap kabul etmiştir. Bu gibi insanlara da cennetin dışında “Allah rızası” ve “Allah sevgisi” ile karşılık vermiştir.
Ayrıca Secde suresinin 17. ayetinde: “Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için nice sevindirici ve göz aydınlatıcı nimetler saklandığını hiç kimse bilmez.” Buyrularak dünya şartlarıyla ahiret hayatını tam olarak anlamanın pek de mümkün olmadığını, Allah’ın sadece insana mutlu veya sıkıntılı bir hayatı anlatmak için dünya şartlarından örnekler vermiş olabileceğini düşünebiliriz. Ancak İslam bilginlerinin çoğunluğu, Allah’ın
bizlere bildirdiği tüm nimetlerin gerçek anlamıyla anlaşılması gerektiğini söylemişlerdir.
SORU: Peygamberimizin gelişinden sonra, müslümanların dışındakilerin cennete girmeyeceği söyleniyor. Bu ilahi olsun olmasın diğer dinlere mensup (inanan) insanlara yapılan bir haksızlık değil midir?
CEVAP:Bu soruya cevap niteliğindeki ayetleri sıraladıktan sonra, bunlardan çıkan sonuçları sıralayalım:
“(Tarihte yerine göre) müjdeleyici ve sakındırıcı olarak peygamberler gönderdik ki insanların, peygam-
berlerden sonra Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah izzet ve hikmet sahibidir.” (Nisa – 165)
“Eğer biz bundan önce onları helak etseydik, muhakkak ki şöyle diyeceklerdi: “Ya Rabbi bize bir elçi
gönderseydin de, şu aşağılık ve rezilliğe düşmeden önce ayetlerine uysaydık.” (Taha – 134)
“Biz hiçbir memleketi öğüt vermek üzere gönderdiğimiz uyarıcıları (Peygamberleri) olmaksızın yok et-
memişizdir. Biz zalim değiliz.” (Şuara – 208,209)
“Sen sadece bir uyarıcısın. Biz seni hak ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Her millet içinde
mutlaka bir uyarıcı bulunmuştur.” (Fatır – 23,24)
“Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar(Yahudiler) kelimelerin yerlerini değiştirdiler(Kitaplarını tahrif ettiler). Kendilerine zikredilen ahkamın(Tevrat’ın) önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün. Yine de sen onları affet ve onlara aldırış etme. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.
Biz Hırıstiyanlarız diyenlerden de kesin söz almıştık. Ama onlar da kendilerine zikredilenlerin (İncil’in)Önemli bir bölümünü unuttular.Bu sebeple kıyamete kadar aralarında düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah Onlara yaptıklarını haber verecektir.” (Maide – 13,14)
“Yanlarındaki Tevrat ve İncil’de (geleceğini) yazılı buldukları O elçiye, O ümmi peygambere uyanlar (var ya) işte O peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder. Onlara temiz şeyleri helal, pis
şeyleri haram kılar ve üzerlerindeki ağır sorumlulukları atar.
O peygambere inanıp saygı gösteren, yardım eden ve O’nunla birlikte gönderilen Kur’an’a uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.” (Araf – 157)
“Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler (Yahudi ve Hıristiyanlar) O’nu (Peygamberimizin Allah tarafından gönderildiğini) kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Fakat kendilerini ziyana sokanlar inanmazlar.” (Enam-20)
“Eğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa doğru yolu bulmuş olurlar, dönerlerse mutlaka anlaşmazlık içine düşerler. Onlara karşı Allah sana yeter. O işiten ve bilendir.” (Bakara – 137)
“Allah uğrunda, O’na yaraşacak şekilde cihad edin. Sizi O seçti ve din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi. Babanız İbrahim’in (dininde olduğu gibi)…
Peygamberin size, sizin de insanlara şahit olmanız için, gerek bundan önceki kitaplarda gerekse Kur’an’da size “Müslümanlar” adını verdi. Öyleyse namazı kılın, zekatı verin ve Allah’ın yoluna uyun. O ne güzel Mevla ne güzel yardımcıdır.” (Hac – 78)
Bu Ayetlerden Çıkan Sonuçlar
1-Tarih boyunca her toplumda insanları Allah’a kulluğa çağıran bir peygamber olmuştur.Peygamberi-
mizden sonra bu görev Müslümanlara kalmıştır.
2-Son din olan İslamiyet, önceki dinlerin bozulması sonucu, Allah tarafından peygamberimiz aracılığı ile
tüm insanlığa gönderilmiştir. Peygamberimizin hak bir peygamber olarak gönderileceği önceki ilahi kitaplar-
da yazılmıştır.
3-Sondan bir önceki ayetle de belirtildiği gibi tüm insanlar Allah’ın rızasını istiyorlarsa, Müslümanların inandığı gibi inanmak mecburiyetindedirler.
3) Dünyadaki bu kadar kötülüğü, Allah’ın sonsuz kudreti ve adaletiyle nasıl bağdaştırabiliriz?
CEVAP -3)Bu sorunun cevabını verirken iki boyuta dikkat çekmek gerekmektedir:
A-Allah’ın bu dünyada insanı nimet-külfet dengesi içerisinde daima bir imtihana tabi tuttuğudur. Allah’ın bazı insanlara bol nimet verip, daha sonra tavırlarındaki olumlu veya olumsuz durumları nasıl ki onlar için bir değerlendirme şansı veriyorsa; aynı şekilde sıkıntılı dönemlerindeki olumlu veya olumsuz hareketleri de onlar için bir değerlendirme ölçütü olmaktadır.
Aşağıdaki ayetlerde de görüleceği gibi, zaten dünya hayatının öyle güllük gülistanlık bir mekan olmadığını bizzat bize Allah söylemiştir. Son ayette ise bu olumsuzlukların hiçbir zaman insanların tahammül sınırlarını zorlamayacağını da ayrıca belirtmiştir.
“Her canlı ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak sizi hayırla da şerle de sınayacağız. Ve siz ancak bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya – 35)
“Andolsun ki sizi biraz korku, açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden azaltma ile imtihan eder, deneriz. (Ey peygamber) Sen sabırlı davrananları müjdele.” (Bakara – 155)
“Allah bilmektedir ki içinizden hastalananlar olacak. Diğer bir kısmınız Allah’ın lutfundan (rızık) aramak üzere yeryüzünde yol yürüyecekler. Başka bir kısmınız da Allah yolunda çarpışacaklar.”
(Müzzemmil – 20)
“Allah her şahsa ancak gücü yettiği kadar sorumluluk yükler.” (Bakara – 286)
B-Hz. Yusuf’un kıssasında olduğu gibi meydana gelen olaylar ilk bakışta olumsuz gibi cereyan etse de,
neticelenmesi bakımından bazen tamamen olumlu bir hal alabilmektedir. İnsanın kısa dönemde şer olarak gördüğü bir hadisenin; gerek dünyadaki sonucu , gerekse Allah katındaki değerlendirilmesi itibariyle tam tersinin olabileceği gayet mantıklıdır.
Yine çocuğa yapılan aşıya, çocuğun gözüyle bakacak olursak acıdan başka bir şey göremeyiz. Burada bizim çocuğa göre durumumuz aceba Allah’ın insana göre durumuyla eşit olamaz mı?
İşte aşağıdaki ayetle Allah insanın olayları değerlendirmedeki görecelik ve subjektifliğini eleştirerek, gerçeğin bazen o şekilde olamayabileceğini bizlere bildirmiştir.
“Hoşunuza gitmediği halde savaş size yazıldı. Bir şey sizin için hayırlı olduğu halde onu sevmemeniz mümkün olduğu gibi, başka bir şeyi çok sevdiğiniz halde o şey sizin için kötü olabilir. Allah bilir, habuki siz bilmezsiniz.” (Bakara – 216)
2) Allah nasıl bir varlıktır? Öncesi var mıdır?
CEVAP – 2) Bir varlığı tanımanın en iyi ve güvenilir yolu kendi sözleri olduğu için, Allah’ın Kur’an’daki kendisini tanıttığı özelliklerini birleştirdiğimizde: “Her türlü mükemmel özelliklere sahip ve tüm eksik sıfatlardan uzak” bir varlık olarak tanımlayabiliriz. Burada dikkat edilirse sıfatları sebebiyle Allah’ı biliyoruz.
Peygamberimiz de Müslümanlardan –güçlerinin yetmemesi sebebiyle- Allah’ın zatı hakkında düşünme-
melerini, düşüneceklerse O’nu sıfatları sebebiyle düşünmelerini ,istemiştir. Çünkü varlığı kendisine bağlı olan noksan bir varlığın, mükemmel bir varlığı tam olarak anlamayacağı gayet açıktır.
Allah’ın öncesi meselesinde ise: Bir müslüman kainatın başlangıcına İslam’ın Allah’ını koyarsa böyle bir soruyu sorma ihtiyacını zaten hissetmez. Çünkü İslam’ın Allah’ı kendisinde zaman kavramının olmadığı, başlangıcı ve sonu olmayan bir Allah’tır. Yukarda da belirtildiği gibi şayet zamanı Allah için kabul edecek olursak aynı şekilde yaşlanan bir Allah’ı da peşinen kabul etmiş oluruz. Yok eğer insan kainatın başlangıcına Allah’ı koymuyorsa, içinde “Allah” kelimesinin bulunduğu bir soruyu sorma hakkına sahip olup olmaması ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte, o insanın önce halletmesi gereken: “Kainatın başlangıcının ne olduğu?” sorusudur. Bu soruyu, maddeyi başa koyarak evrim teorisiyle açıklamak ilmi olmaktan çok “fikri” bir azınlık görüşüdür.
“Gözler O’nu göremez. Halbuki O gözleri görür. O eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır.”
(En’am – 103)
1) İnsanın kaderini Allah önceden yazıyorsa, bu dünyada kötülük yaparak Cehennem’e giren insanın iyi davranıp Cennet’e giren insandan farkı ve suçu nedir?
CEVAP- 1)Başta “kader ve kaza” tanımlarını yaparsak işimiz daha kolay olacaktır.Kader, Allah’ın sonradan olacakları önceden takdir etmesi; kaza ise takdir edilenlerin zamanı gelince meydana gelmesidir. Bir konuda “öncedenlik ve sonradanlık” varsa burada “zaman” kavramı sözkonusu demektir. Çünkü bir
olay zamanın geçmesine göre önce ve sonra, bir kişi zamanın geçmesine göre genç ve yaşlıdır. Şayet kaza ve kader tanımlarını Allah’a göre düşünecek olursak, konuya zaman kavramını katmış oluruz ve tıpkı “unutma,yorulma ve gücü yetmeme” vb. eksik sıfatlarda olduğu gibi Allah’a “yaşlanma” sıfatını vermiş oluruz ki böyle bir Allah’ın İslam’ın Allah’ıyla uzaktan yakından bir alakası yoktur. Özetle kaza ve kader tanımları “gençlik ve yaşlılık” sıfatları kendileri için sözkonusu olan insanlar için geçerlidir. Allah için sözkonusu değildir.Allah’a göre sözkonusu olmayınca da, tanımdan yola çıkarak O’na adaletsizlik izafe etmek haddi aşma ve bilgisizliktir.
Mülk suresi 2. ayette Yüce Allah “ölümü ve hayatı, İnsanların imtihanı için yarattığını” belirtmiştir. Şayet kaderi bir sinema senaryosu gibi “iyi ve kötülerin önceden Allah tarafından belirlenmesi” şeklinde düşünürsek bunun yukardaki ayetle ve Allah’ın adaleti ile çelişeceği açıktır.
İnsanlar bazen kendi yaptıkları yanlışlıkları “kader mahkumu”, “kader kurbanı” gibi kelimelerle, suçu ve
sorumluluğu başkasına atarak psikolojik rahatlama yoluna gitmektedirler. Aslında bu duruma kendileri de
inanmamaktadırlar. Çünkü sonucunu yakından gördüğü bir yanlışlığı hiç kimse yapmaz. Örneğin kimse kendisini çatıdan boşluğa bırakmamakta, hiçbir esnaf dükkanına gitmemezlik yapmamakta veya hiçbir çifçi tarlasına gitmeden evinde yan gelip yatmamaktadır. Halbuki bunları yaptığında bu davranışlar da
kendilerinin kaderi olacaktır. O halde insan, “kader anlayışı” konusunda samimi değildir. Buradaki sorun Allah’ın sınırlarını çiğneyerek uğrayacağı sona ya tam olarak inanmamasında ya da dünyanın geçici ihtiraslarının kendisini sağır ve kör yapmasında yatmaktadır. Başka bir ifadeyle suç, kaderde değil “yaptığı işlerin hesabını Allah’a verme” inancındaki samimiyetsizliğinde yatmaktadır.
Olaylar karşısında insanın kendi benliği de ayrıca bir çıkış noktasıdır. İnsanların tümü bir olayla karşılaştıklarında, dışardan bir baskı olmaksızın iyilik veya kötülük yapma hususunda iç benliklerinde daima bir seçme şansı bulmaktadırlar.
Yine Müslümanlar için tek örnek olan peygamberimizin gerek aile hayatındaki meydana gelen olumsuz-
luklara, gerekse müşriklerin tüm eziyet ve işkencelerine rağmen hiçbir zaman tembellik ve kadercilik gibi bir olumsuzluk göstermemiş, aksine devamlı bir gayret ve çaba içerisinde olmuştur.
Son olarak bu konuda Rabbimizin aşağıda gelen ayeti daima bizim için bir rehber olmalıdır:
“Kim iyi bir iş yaparsa, bu kendi lehinedir. Kim de bir kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Kesinlikle
Rabbin kullarına zulmedici değildir.” (Fussilet suresi-46)