• RADYOAKTİVİTE

    Radyoaktiflik, 1896’ da Fransız Kimyacısı Henri Becquerel tarafından bulunmuştur. Becquerel ile Curie’ler, Jotiot, Saddly, Rutherford gibi kimyacıların araştırmaları; bazı ağır kimyasal elementlerin kararlı olmadıklarını ve ışıma yaptıklarını ortaya koydu. Işınım yapan bu maddelerin atom çekirdeklerinin kararsız oldukları görüldü. Atom numarası küçük olan elementlerin proton sayıları ile nötron sayıları oranı yaklaşık birdir (n/p=1). Atom numarası (z) 20’ nin üstünde olan elementlerde nötron/proton oranı gittikçe artar ve çekirdek kararsız hale gelir. Z=83’ den yukarıdaki elementlerin hepsi kararsız yapıdadır. Kararlı hale gelebilmek için bu elementler bazı ışımalar yaparak başka elementlere dönüşürler. İlk kez rastlanan bu olaya “radyoaktiflik” , değişme sürecine de “radyoaktif bozunma” adı verilir. Radyoaktif maddeler üç çeşit ışın yayarlar. Bunlar alfa, beta ve gama ışınlarıdır.

    Bozunma Çeşitleri

    1) Alfa Bozunması: kararlı olması ağırlığı nedeniyle olanaksız duruma gelen bir çekirdekten iki proton ve iki nötrondan oluşan bir alfa taneciği atılır.Böylece çekirdek kütle numarasından dört, atom numarasından iki birim kaybeder. Başka bir değişle periyodik cetvelde iki basamak aşağı iner. Yapısal olarak bir alfa parçacığı helyum çekirdeğine benzer.

    238 234 4 210 206 4
    a Th + He(®U a Pb + He(®Po
    92 90 2 84 82 2

    Alfa bozunması, en ağır doğal elementlerde (Uranyum, Polanyum,Radyum) görülen ortak özelliktir. Ama doğrudan kararlı çekirdek oluşturmaz.

    2) Beta Bozunması : Çok nötronlu bir çekirdekte, çekirdekten çıkan bir nötron, bir protonla bir elektrona dönüşür. Bu biçimde çıkan elektrona “beta parçacığı” denir. Bu durumda beta bozunmasına uğrayan atomun kütle numarası değişmezken , atom numarası bir birim artar.

    p¯ + e ¯ 3 3 0® °n
    He + e
    ®H
    1 2 -1
    234 234 0
    ®Th  Pa + e
    90 91 -1

    3) Gama Bozunması : Genelde gama bozulması yalnız başına gelmez, diğer radyoaktif bozunmalara eşlik eder. Gama ışınları çok yüksek enerjili, kısa dalga boylu maddeden geçerken enerjisini yitirir. Radyoaktif bozunma sonucu oluşan yeni çekirdek üzerindeki fazla enerjiyi gama ışıması şeklinde dışarı vererek daha yüksek enerjili duruma geçer.

    240 236 4
    U + He
    ®Pu
    94 92 2

    236 236
    g U + ®U
    92 92

    4) Pozitiron Bozunması: Pozitron bozunmasına uğrayan bir atomda, bir nötronun protona dönştüğü ve bu esnada özellikleri elektrona benzeyen fakat +1 yüklü olan pozitron oluştuğu kabul edilir. Pozitron bozunması sonucunda kütle numarası değişmez, atom numarası bir birim azalır.

    122 122 0
    Te + e
    ®I
    53 52 +1

    5) Nötron Bozunması: Nötron bozunması sonucu yeni bir element oluşmaz, ancak bozunmaya uğrayan atomun izotopu meydana gelir.

    87 86 1
    Kr + n
    ®Kr
    36 36 0

    6) Elektron Yakalama: Çok protonlu bir çekirdek, aynı atomun iç yörüngelerinin birinden bir elektron alarak, bir protonu nötrona çevirir ve X ışını salıp, periyodik çizelgede bir birim alta iner. Bu olaya “elektron yakalama” denir.

    RADYOAKTİF BOZUNMA BAĞINTISI

    Bozunma sonunda kararlı S atomuna dönüşen P radyoaktif elementi için meydana gelen bozunma olayı, aşağıdaki şekilde yazılır.

    32 32
    ®P  ¯bS +
    16 16

    parçacığıbBurada görüldüğü gibi kararsız atom bir  yayınlayarak kararlı olan atoma dönüşmüştür.

    Bir bozunma olayı genel olarak aşağıdaki şekilde ifade edilir.

    B atomu + radyasyon®A atomu

    N sayıda radyoaktif atom olduğu kabul edilirse, dT zaman aralığında dN kadar atom bozulmaya uğrayacaktır. Bir radyoaktif elementin birim zamanda bozulan atom sayısına o atomun aktivitesi denir. Bozunan dN atom, başlangıçtaki  ile orantılılN radyoaktif atom sayısı, geçen dT zaman ve bozulma sabiti,  olacaktır.

    . N dT (1.1)ldN = –
    Burada (-) işareti dT’ nin artışıyla N’in azalışını gösterir. (1.1) bapıntısı RADYOAKTİF BOZUNMA TEMEL BAĞINTISIDIR. Parçalanma sabiti, her Radyoaktif element için o elemente ait bir sabit olup zamana bağlı değildir. Bu, belirli bir kararsız atomlar grubunda bozulmamış bir atomun aynı bozunma şansına sahip olduğu anl—– gelir, yani radyoaktif atomların bozunma şansı daima sabittir. (1.1) bağıntısından,

    = dN/N dTl (1.2)
    = dN/N elde edilir
    lelde edilir. dT =1 alınırsa (1.2) bağıntısından  ki bu da bozunma saatinin birim zamanda bozunan atomlarının sayısının, kararsız atomların sayısına bölümü olduğunu gösterir.

    Bozunmamış radyoaktif atomların sayısını (1.1) bağıntısının integrali verir. T= 0 anında (başlangıç) No radyoaktif atom olduğu t zaman sonra N radyoaktif atom olduğu kabul edilirse, (1.1) bağıntısının integrali,

    N=n T=t
    dT
    l -ò dN/N = ò
    N=no T=0

    şeklinde yazılır ve buradan aşağıdaki ifade elde edilir:

    tl- tl-
    n/no = e n=no e

    Bu ifade ise radyoaktif atomların sayısının eksponansiyel olarak azaldığını gösterir.

    t=0 (başlangıç) anında®no bozunmamış madde miktarı,

    t=t anında bozunmamış madde®n miktarı,

    kaynakta her bir atomun birim zamanda bozunmaya uğrama®l olasılığı.

    YARI ÖMÜR

    Radyoaktif maddenin yarı ömür terimi; aktivite veya radyoaktif atomların sayısının yarıya düşmesi için gerekli olan zamanı anlatır.

    T yerine T½ ve n yerine no/2 değeri konulursa;
    l-
    no/2 = no e

    l-
    T½ = ln2
    l Þ½ = e

    =l 0.693/T½ (1.3) elde edilir.

    Bu bağıntı (1.1)bağıntısında yerine konulursa;
    -0.693/T½ . t
    N = no e

    Radyoaktif seriler

    Tüm doğal oluşumlu radyoaktif atomlar üç seride toplanır.
    9 238
    1) Uranyum serisi; yarı ömrü 4.51x 10 sene olan U ile yaratılırlar. Alfa ve beta parçacıklarının yayınımını içerir. Gama ışınlarıda bu dönüşümlerin sonucu olarak ayrıca oluşur.
    235 10
    2) Aktinyum serisi U den başlar.Yarı ömürleri 7.13×10 senedir.
    232 10
    3) Throrium serisi; Th ile başlar.Yarı ömürleri 1.39×10 senedir.

    Tüm seriler kurşunun kararlı izotoplarında son bulur.

    RADYASYON VE ENERJİ

    Enerjinin boşlukta yayılabilen bir türü de radyasyondur. Parçacık (partikül) radyasyonu ve  ışını gibi fotonlar) olmak üzeregelektromanyetik dalga radyasyonu (x ışını,  iki grupta incelenebilir.

    Parçacık radyasyonu (elektron, proton, nötron, alfa ışını) parçacığın kütlesi ve hızı (kinetik enerjisi) ile belirlenir.Nükleer parçacıkların elektrik alanda hızlandırılmaları sonucu kazandıkları enerji , genellikle “elektron volt=(eV)” birimi ile ifade edilir. 1 eV, bir elektron yükü taşıyan parçacığın bir voltluk potansiyelle hızlandırılması sureti ile kazandığı enerji miktarıdır.
    -19
    1 eV, erg cinsinden (1.6×10 J gibi) çok küçük bir değer taşıdığı için pratikte bunun 1000 katı olan kilo elektron volt (keV) veya daha büyük olarak 1keV’un 1000 katı olan milyon elektron volt (MeV) birimleri kullanılır.
    2
    Bir elektronun kütle enerjisi Einstein’in E=mc formülü (E:Enerji, m:kütle,c:ışık hızı) ile 8.1×10 erg veya 0.51 Mev olarak hesaplanır. Bir MeV ise 1mg kütleyi sadece bir milyonda biri kadar yüksekliğe kaldırabilen enerji miktarıdır.

    RADYASYON KAYNAKLARI

    A) Doğal radyasyon kaynakları:
    1) Kozmik ışınlar ve dünya kabuğunda havada ve suda tabi olarak bulunan radyoaktif izotoplar
    2) Vücudun tabi bileşenlerinden olan radyoizotoplar (K-40 ve C-14 gibi)
    B) Yapay radyasyon kaynakları:
    1) Elektron, nötron, proton gibi parçacıkların hızlandırılması ile elde edilen radyasyonlar (x ışını tüplari ve betatron, siklotron gibi yüksek enerjili parçacık hızlandırıcı cihazlar.)
    2) Yapay izotoplar:
    Kanser tedavisinde yaygın olarak kullanılan radyoizotoplar:
    Co-60 (kobalt): Eksternal radyoterapide kullanılır.
    Cs-137 (sezyum): Brakiterapide kullanılır.
    Sr-90 (stronsiyum): Kontak ışınlama için kullanılır.
    İr-192: İnterstisyel implantasyon ve intralüminal brakiterapide kullanılır.
    Ra-226: Brakiterapide kullanımı terk edilmiştir.
    İ-131: Up-take yapan tiroid kanserinde sistemik yoldan uygulanır.

    ELEKTROMANYETİK RADYASYONLAR

    X ve gama ışınları elektromanyetik ışınlardır. Bu ışınlar özellikleri bakımından aynıdır aralarındaki tek fark meydana gelişleridir. X ışınları, çekirdek dışında bulunan elektronlar tarafından meydana gelir Gama ışınları ise atom çekirdeğinin içinde oluşur. X ve gama ışınları iki önemli özelliğe sahiptirler. Bunlardan birincisi, bu radyasyonların uzayda dalga hareketi ile yayılmalarıdır. Bu dalgalar herzaman ışık hızında hareket ederler.
    n.lC=

    X ve gama ışınlarının ikinci bir özelliği de, herikisi de foton adı verilen enerji ’dür.npaketlerinden oluşmuş olmalarıdır. Herbir fotonun taşıdığı enerji E=h
    E  frekanstır.
    nfotonun enerjisi, h planck sabiti (=6.625×10 joule/s) ve

    A) Gama ışınları:

    Gama ışınları kısa dalga boylu elektromanyetik en türev çekirdekgradyasyonlardır. Gama radyasyonu, alfa ve beta yayınımı takib tarafından olur. Radyoaktif çekirdekten Alfa ve Beta ışınları yayınlandıktan sonra türev çekirdek uyarılmış halde bulunur. Bu çekirdekte aşırı bir enerji vardır. Çekirdek normal haline geçerken bu aşırı enerjiyi kaybetmesi, çekirdekten bir parçacığın fırlaması şeklinde olmazsa buna İZOMERİK GEÇİŞ denir. Bu sırada bir gama ışını yayınlar.

    Yüksek enerjili gama ışınları birkaç santimetre kalınlığındaki kurşundan geçerler. Yüksüz olduklarından elektrik ve manyetik alanlardan etkilenmezler. İyonlaştırıcı özelliğe sahiptirler.

    B)Ultraviyole Işınlar :

    Diğer bir elektromanyetik radyasyonda ultraviyole radyasyonudur. Bu radyasyon da, en kısa dalga boylu yani en yüksek enerjili bir radyasyondur. Bu radyasyon ancak bir tek atomda iyonlaşmaya yol açabilir. Yani ultraviyole fotonun ancak bir tek primer iyonlaşma yapabilir.

    C)X-Işınları:

    X-ışınları 1895 yılında Alman Fizikçi Wilhem Canrat Röntgen tarafından
    bulunmuştur. X-ışını tüpü, yüksek vakumla havası boşaltılmış cam kılıftan oluşur. Bir ucunda katot diğer ucunda anot bulunur. Bunların herikisi de tüp içinde lehimle sımsıkı mühürlenmiştir.

    Katot, ısıtıldığında elektron salan tungsten materyalinden yapılmış bir flamadan ve bu flamaya gerekli akımı sağlayacak negatif odaklayıcı bir kaptan oluşmuştur. Katot kabının görevi flamadan çıkacak elektronları, anoda doğru yönelterek hedefte belirtilen alan ve odak noktaya çarpmalarını sağlamaktır. Odak noktasının büyüklüğü flamanın büyüklüğüne bağlıdır. Flamanın tungstenden seçilmesinin nedeni, yüksek erime noktasına sahip olmasıdır.

    Anot ise kalın bir çubuktur ve bu çubuğun sonunda küçük bir tungsten bir hedef bulunur. Hedefin tungsten seçilmesinde temel kriterler; yüksek atom numarasına ve yüksek erime noktasına sahip olmasıdır. Çünkü X- ışını oluşumu olasılığı atom numarasına bağlıdır. Bununla birlikte erime sıcaklığının yüksek bir değer (3370 derece) olması elektronlarla bombardıman edildiğinde oluşacak sıcaklıktan daha az etkilenmesi bakımından da iyi bir seçimdir. Elektronların hedefe çarpması sonucunda anot ısınır, ısının etkin bir şekilde tekrar normale döndürülmesi için çeşitli anot dizaynları vardır.

    Anot ve katot arasına yüksek gerilim uygulandığında katottaki flamadan elektron yayınlanır. Bu elektronlar yüksek gerilim altında anota doğru hızlandırılır ve hedefe çarpmadan önce yüksek hızlara ulaşır. X- ışını bu hızlı elektronların hedefe çarptığında tungstenin çekirdeğinin itme kuvvetinden dolayı ani şekilde yön değiştirmesi ya da ivmelenmesinden dolayı oluşur.

    X- Işınlarını özellikleri:

    1) X- ışınları elektromanyetik dalgalardır.
    2) Gözle görülmezler.
    3) Işık hızında yayılırlar.
    4) Yüksüz olduklarından elektrik ve manyetik alanlarda sapmazlar.
    5) İyonlaşma yaparlar.
    6) Fotoğraf filmlerini etkilerler

    X – ışını oluşumunda iki ayrı olay arastlanır.

    1)Bremstrahlung (frenleme) X- ışını

    Bremstrahlung işlemi yüksek hızlı elektronlarla atom çekirdeği arasındaki çarpışmada ya da etkileşme sonucunda ortaya çıkar. Yüksek hızlı elektron hedef çekirdeğinin yanından geçerken, coulomb itme kuvvetinin etkisiyle yolundan sapabilir ve enerji kaybeder. Kaybedilen bu enerji boşluğa elektromanyetik alan tarafından yayılır. De Broglie dalga modeline göre elektron kendini eşlik eden elektromanyetik dalga ile çekirdeğin çevresinden geçer ve aniden saçılarak farklı bir yönde ivmelenir. Bu olaylar sonucunda enerjisinin bir kısmını ya da tamamını kaybeder ve bu enerji elektromanyetik radyasyon olarak boşluğa yayılır. Elektron tungsten hedef içinde bir veya birden fazla bremstrahlung etkileşmesine uğrayıp, enerjisini kısmen ya da tamamen yitirir. Dolayısıyla bremstrahlung fotonunun yayılma yönü hedefe düşen elektronların, yönüne bağlıdır. Bu etkileşme sonucu oluşan X- ışınları spektrumu süreklidir.

    2) Karakteristik X ışınları

    Elektronlar hedefe çarptıklarında ayrıca karakteristik X ışınlarıda oluştururlar.
    Elektronlar hedefteki atomun yörünge elektronlarıyla etkileşip bu elektronları atomdan E
    Dayırarak atomun iyonlaşmasına neden olurlar. Çarpan elektron, atomu Eo -  E enerjisini yörüngeden elektron koparmak için harcar.Denerjisi ile terk eder  Bu arada kopan elektronun yerinde bir elektron boşluğu oluşur. Daha yukarıdaki yörüngelerden bir elektron, daha kararlı hale gelmek için alt yörüngedeki boşluğa geçer. Bu geçiş sırasında enerjisiyle orantılı olarak bir ışıma yapar.

    X- Işını Spektrumu

    X- ışını makinalarında üretilen X fotonlarının enerjisi homojen değildir.X- ışını
    spektrumu bremstrahlung X-ışınlarının oluşturduğu sürekli enerji spektrumlarıyla bunun üstüne binmiş karakteristik X- ışınlarının oluşturduğu kesikli enerji spektrumunun toplamıdır.

    Filitrasyon işlemi yapılarak spektrum düşük enerjili bileşenleri emilerek, tek dalgaboylu enerjili fotonlarda oluşan daha homojen bir X-ışını demeti elde edilir.

    RADYOBİYOLOJİ

    İyonlayıcı radyasyonlar, parçacıklardan veya fotonlardan oluşan bir elektromanyetik dalga yayılımıdır ve enerji seviyeli (frekansları) birbirinden farklıdır. İçinden geçtikleri maddelerde iyon çiftleri oluşturma özellikleri vardır ve bu iyon çiftleri (bilhassa su molekülünün hidroksil OH köklerine ayrışması) moleküler seviyede canlı dokular için tahrip edici özellikleri vardır. Hücre içi metabolizma bozuklukları ve hücre zarı bir takım tahribatlar yanında en önemli etki, hücrenin canlılığını ve bölünerek çoğalması kontrollü bir şekilde temin eden hücre çekirdeğinde, yani kromozomlarda meydana gelir.

    İyonlayıcı radyasyonlar bu etkileri ile tıp ve biyolojide önemli uygulama alanları bulmuşlardır. Radyoterapi ve nükleer tıpta kanser tedavisi için kullanılan bu iyonlayıcı radyasyonlarda seçici olarak tümör hücreleri tahrip edilirken, sağlam dokuların zarar görmesi mümkün olduğu kadar azaltılmalıdır.

    İyonize radyasyonun canlı üzerine etkisi(Biyolojik etkiler zinciri) 4 kademede gelişir:
    1)Fiziksel Kademe(ışınlama): İyonlaşma ve uyarılmalar olur. (10-16 sn de)
    2)Fiziko-Kimyasal Kademe: Kimyasal bozukluklar gelişir radikaller oluşur. (10-6 sn de)
    3)Kimyasal Kademe: Biyo-moleküler bozuklıklar gelişir. Saniye ve saatler sonra belirginleşir.
    4)Biyolojik Kademe: Hücre ve doku ölümleri oluşur. Saatler ve yıllar sonra belirginleşir.

    Bu kademeler iyonize radyasyonun indirekt etki yolunu gösterir. Direkt etki yolu ise iyonize radyasyonun moleküllerden kopması ve kırılmalar göstermesidir. Örn: DNA kopması direkt etkidir.

    İyonize radyasyon ile kanser hücre ölümünde biz en çok indirekt etkiden yararlanırız. Bu oran %80-90 dır. CA hücrelerin ölümü az bir kısmı radyasyonun direkt etkisi ile olur. İyonize radyasyonun etkisi özellikle mitozda, mitoza hazırlık safhasında çok fazladır.1 mm3 de 108–109 kanser hücresi vardır.

    Tıpta kanser tedavisinde kullanılan iyonlayıcı radyasyonlar 50-400 keV ile 1.25-25 MeV seviyeleri arasındadır ve 2 yöntemle elde edilir.

    1) Yapay ya da doğal radyoaktif maddelerin atom çekirdek bozunması sayesinde elde edilen elektronlar, alfa, beta ışınları ve en önemlisi  ışınları.gCo-60 ve Cs-137 gibi radyoaktif elementlerden elde edilen

    2) Nötron, proton, ağır iyonlar ve yaygın olarak kullanılan elektron hızlandırıcıları ile elde edilen yüksek enerjili parçacık ışınları ve en önemlisi hızlandırılan elektronların, tungsten gibi atom ağırlığı yüksek plakalara çarptırılması ile elde edilen yüksek enerjili X-ışınları.

    FİZİKSEL ETKİLEŞİM

    Yüklü parçacıklar (elektron, proton, ağır iyonlar) hızla ortam içinde geçerken, yakınından geçtikleri elektronlarla etkileşime girer ve iyonizasyon – eksitasyon (iyonlaşma-uyarma) ,X ışını) yüksüzgmeydana getirirler.Nötron yüksüz bir partiküldür, foton ise ( olduğu gibi parçacık içermeyen bir elektromanyetik dalgalardır. Ancak bunlarda geçtikleri ortamda aynı fiziksel olaylara(iyonlaşmaya) neden olurlar.Ortamöda ilerlerken fotonlar elektronlarla, nötronlar protonlarla etkileşerek onları harekete geçirirler, bu yükü parçacıkların birbirini itmesi, zıt yüklü parçacıkların birbirini çekmesi sonucunda iyon çiftleri meydana gelir.

    1)Elektron Madde Etkileşimi

    Primer veya sekonder elektronlar hızla içinden geçtikleri kinetik enerjilerini şu şekilde aktarırlar.

    • Elektron çarpışması sonucu maddeye enerji transferi gerçekleşir.(Bu olay ikinci olaya nazaran hakim olan olaydır ve ortamda meydana gelen değişikliklerden büyük oranda sorumludur)
    • Elektron çekirdek yanından geçerken frenleme sonucu X-ışınları meydana gelmesi

    2)Ağır Parçacık-Madde Etkileşimi

    Proton, ağır iyon gibi kütlesi nispeten büyük olan parçacıklar elektron gibi elektrik yük taşırlar.Yüksüz olan nötronlar ise ortamda ilerlerken çekirdek ile çarpışarak proton ve elektron serbestleştirirler.(özellikle hidrojen içeren su atomlarında) Bu sekonder protonlar ve elektronlar biyolojik etkilerden sorumludur.

    3) Foton- Madde Etkileşimi

    Gelen foton ortamdaki elektronlarla etkileşime girer.Bu etkiler, elektromanyetik dalga ile elektron etrafındaki elektrik alan içinde, ancak çok kısa mesafelerde meydana gelen şu fizik kuvvetleridir.

    • Compton Olayı: Yüksek enerjili tedavide hakim olan olaydır.Gelen foton, enerjisinin bir kısmını ortamdan koparttığı bir elektrona (compton elektronu) verir ve enerjisi azalmış ve yönü değişmiş olarak yoluna devam eder. Gelen fotonun enerjisi ne kadar yüksekse, compton olayının kinetik enerjisi de o kadar yüksek olur.

    • Fotoelektrik Olay : Compton olayından sonra ikinci önemli ve hakim olan olaydır.Gelen foton tüm enerjisini iç yörüngelerden koparttığı bir elektrona aktarır.(Fotoelektron). Elektronu kopan atom içinde elektron yörüngelerinde enerji seviyelerinde meydana gelen yeni düzenleme ile düşük enerjili yeni bir foton ve/veya bir elektron yayımı oluşur.

    Radyoterapide meydana gelen daha az önemli diğer 3 olay şunlardır;
    • Gelen fotonun yön değiştirmesi
    • Çift oluşumu: Düşük enerji seviyesindeki (1.02MeV) bir foton atom çekirdeği yanındaki yoğun elektrik alanında enerjisini tüketir ve bu enerjinin maddeye dönüşmesi zıt yüklü ve 0.51 MeV enerjili iki elektronun oluşması şeklinde olur. (Negatron, Pozitron) Ancak bu parçacıklar hemen karşı parçacıklar ile birleşerek yok olur ve enerjileri, birbirine zıt yönde ilerleyen iki foton doğmasına neden olur.Yok olma (anhilasyon) fotonları adını alan bu fotonların enerji seviyeleri de 0.51 MeV’ dir.

    • Çekirdek Radyasyonu: Çok yüksek enerjili X-ışınlarının çekirdeğe isabet etmesi durumunda tüm enerjisi çekirdeğe aktarılır ve çekirdekten bir nötron fırlatılmasına ve kalan çekirdeğin genellikle radyoaktif olan bir izotopa dönüşmesine neden olur.(Yapay izotoplar)

    RADYASYON ÖLÇÜM BİRİMLERİ

    İyonlaştırıcı radyasyonlarla yapılan çalışmalarda sonuca ulaşabilmek ve oluşacak zararlı biyolojik etkileri belirleyebilmek için radyasyon miktarının bilinmesi gereklidir. Bu amaçla radyasyon ölçecek bir takım birimlerin tanımlanması gereksinimi vardır.
    Radyasyonun ölçülmesinde ilk zamanlarda tanımlanan birimler senslerle birlikte büyük değişikliklere uğramış hatta bunlardan bir kısmı (örneğin PASTİL birimi) tamamen terk edilerek yerlerine yeni birimler getirilmiştir. Daha sonra Uluslararası Radyasyon .Bilimleri Komitesi (ICRU) kullanılan birimleri yeniden inceleyerek aktivite, ışınlama, absorblanmış(soğrulmuş) doz ve doz eşdeğeri için özel birimler tanımlamıştır. Bunlar sırasıyla Curie(Ci), Röntgen®, Rad ve Rem’dir. Halen kullanılmakta olan bu birimler bugün yavaş yavaş uygulamadan kalkmaktadır. Buna neden, Uluslararası Ölçüler ve Ağırlıklar Bürosu (BIPM) ile Uluslararası Ölçüler ve Ağırlıklar Komitesi (CIPM)’ nin bütün dünyada kullanılan birimlerin aynın olması gereğini vurgulayarak MKS sistemini esas alan “Uluslararası Birimler Sistemi’’ ni (İnternatıonal Sistem of Unıt-SI) 1970’li kabul ve ilan etmesidir. Bu kabule göre SI birimlerinin yanı sıra eşdeğeri özel radyasyon birimlerinin belirlenmesinden sonra ise tek başına yazılmaları kararı alınmıştır.
    Sağlık Fiziği’nde kullanılan birimler aşağıda açıklanmıştır. Bunlar:

    Aktivite Birimi(A) : Birim zamanda(t) kendiliğinden oluşan çekirdek çözünmesidir. A=N/t
    Özel birim : Curie(Ci)
    SI birimi : Becquerel(Bq)

    Curie : Bir saniyede 3,7*1010 parçalanma veren radyoaktif madde miktarının aktivitesidir.
    Bequerel : Bir saniyade bir parçalanma veren radyoaktif madde miktarıdır.
    1 Ci = 3,7*1010 Bq
    1 Bq = 2,7*10-11 Ci

    Işınlama (Exposure) Birimi (X) : Fotonlar tarafından havada oluşturulaniyonizasyon miktarıdır. Yani havanın birim kütlesi başına fotonlar tarafından açığa çıkarılan bütün elektronlar havada tamamen durdurulduğunda havada oluşan aynı işaretli iyonların toplam yükün mutlak değeridir. X=dQ/dm
    Özel birim : Röntgen®
    SI Birimi :Coulomb/kg Özel bir ad konmamış. (C/kg)

    Röntgen : Normal hava şartlarında (00 derecede 760 mmHg basıncında) havanın 1 kg ‘ında 2,58*10-4 Coulomb’luk elektirik yükü değerinde +ve – iyonlar oluşturan foton radyasyonu miktarıdır.
    C /Kg : Normal hava şartlarında havanın 1kg’ında 1 Coulomb’luk elektrik yükü değerinde + ve – iyonlar oluşturan foton radyasyonu miktarıdır.
    1R = 2,58*10-4 C/Kg
    1 C/Kg = 3876 R
    Işınlama Doz Şiddeti(X/t) : Birim zamanda ortaya çıkan ışınlama dozudur.Birimi (R/s) dir. Radyasyon korunmasında bu birim saniye yerine saat (h) olarak gösterilmektedir.

    Absorblanmış Doz(D) : Birim kütleye verilen enerji miktarıdır. D=dE/dm
    Özel birim: rad(radiation absorbed dose)
    SI birimi: Gray(Gy)

    Röntgen fotonlar için tanımlandığından başka radyasyonlar için kullanılamaz. Halbuki fotonlardan başka alfa, beta, nötron, proton vs gibi parçacık radyasyonlarda geçtikleri ortama , ortamın özelliğine bağlı olarak enerji verirler.Bu nedenle radyasyon cinsinden , enerjisinden ve soğurucu ortamın özelliğinden bağımsız yeni bir birime gerek duyulmuştur. (1953 yılında)

    rad : ışınlanan maddenin 1kg’ına ,001Joule’lük enerji veren radyasyon miktarıdır.
    Gray: ışınlana maddenin 1kg’ına 1 Joule’lük enerji veren radyasyon miktarıdır.

    1Gy= 1 J/kg=100 rad

    Eşdeğer Doz(H): Absorblanmış doz ile boyutsuz olan radyasyon ağırlık faktörünün çarpımıdır.
    H=D*WR WR=Radyasyon ağırlık faktörü
    Özel birim: rem (röntgen equivalent man)
    SI birimi : Sievert(Sv)

    Farklı radyasyonların insan dokusundaki hasarları farklı olacağından , güvenlik standartlarının temel dozimetrik değeri olan soğrulan doz , radyasyon korunması amaçları için tam tatmin edici olmamaktadır. Bu nedenle; dokudaki soğrulan dozun , sağlık etkisine yol açan radyasyonun türüne bağlı olarak saptanmış olan radyasyon ağırlık faktörü ile çarpılması gerekmektedir.
    1Sv= 1 J/kg= 100 rem

    12 Mart 2010
    Okunma
    bosluk

    ÇÖZELTİLER

    Maddeler doğada element, bileşik ve karışım halinde bulunabilirler. Karışımlar iki şekilde oluşmaktadır. Karıştırılan maddeler birbirleri içersinde fiziksel bir değişikliğe uğramıyorlarsa; bu tip karışımlara heterojen karışımlar denir. Karıştırılan maddeler fiziksel değişikliğe uğruyorlarsa; bu tip karışımlara homojen karışımlar denir. Homojen karışımlar çözeltilerdir.

    Çözücü=Saf Su Çözünen=NaCl Çözelti=Tuzlu Su

    Çözeltiler iki kısımdan oluşmaktadır. Çözeltide çok bulunan madde çözücü, az bulunan madde çözünendir.

    Maddenin üç hali değişik şekillerde bir araya gelerek çözelti oluşturabilirler.

    Çözücü Çözünen Örnek
    Katı Katı Alaşımlar
    Katı Sıvı Ag-Hg Karışımı
    Katı Gaz H2’li Pd
    Sıvı Katı Tuzlu Su
    Sıvı Sıvı Alkollü Su
    Sıvı Gaz Gazoz
    Gaz Katı Kükürtlü Hava
    Gaz Sıvı Nemli Hava
    Gaz Gaz Hava

    ÇÖZELTİ ÇEŞİTLERİ

    • Çözeltiler içerdikleri çözünen madde miktarına göre ikiye ayrılırlar.
    a)Seyreltik Çözelti: Çözüneni az, çözücüsü çok olan
    çözeltidir.
    b)Derişik Çözelti: Çözüneni çok, çözüneni az olan çözeltidir
    • Çözeltiler çözünenin çözünürlüğüne göre üçe ayrılırlar.
    a)Doymuş Çözelti: Çözebileceği maksimum miktardaki maddeyi çözmüş olan çözeltidir.
    b)Doymamış Çözelti: Çözebileceği maksimum miktardan
    daha az çözünmüş madde içeren çözeltilerdir.
    c)Aşırı Doymuş Çözelti: Çözebileceği maksimum miktardan daha fazla çözünmüş madde içeren çözeltilerdir.
    • Çözeltiler elektrik akımı iletkenliklerine göre ikiye ayrılırlar.
    a)Elektrolit Çözeltiler: Sulu çözeltileri elektrik akımını iletiyorsa bu tip çözeltilere elektrolit çözeltiler denir.
    NaCl(k) Na

    b)Elektrolit Olmayan Çözeltiler: Sulu çözeltileri elektrik akımını iletmiyorsa bu tip çözeltilere elektrolit olmayan çözeltiler denir.
    Çözünme Olayı

    Bir maddenin başka bir madde içerisinde gözle görülemeyecek kadar küçük taneciklere homojen olarak ayrışması olayına çözünme denilir. O halde bir madde bir başka madde içerisinde en küçük yapı taşına ayrışmaktadır. Bu yapıtaşları maddelerin cinsine göre, molekülleri, iyonları ve çok nadiren de atomları şeklinde olabilir.
    Bu bölümde, maddelerin çözünmesi olayının yönü, çözünme miktarları ve çözünmedeki enerji davranışları incelenmektedir.
    Bir katı madde, bir sıvı madde içerisine atılmış ve bir miktarı çözünmüş olsun. Bu katı maddenin sıvı içerisinde çözünmesi halinde, katıya çözünen ve sıvı maddeye de çözücü denir. Her çözünme olayında az veya çok enerji alış verişi olur. Çözünme Entalpisi adı verilen bu enerji endotermik veya ekzotermik olabilir. Bu enerji değeri bize maddenin nasıl ve ne kadar çözünebileceği hakkında bir yargı verebilir.
    Molekül halinde Çözünme
    Molekül yapılı maddelerin bir çoğu suda çözünmezler. çözünebilenlerin çoğu moleküller halinde çözünürler.+ ve – iyonlar içermediğinden çözelti elektriği iletmez.Organik maddelerden alkoller,şekerler suda molekül olarak çözünürler. O2 ,H2, N2 gibi bazı gazlar suda moleküller halinde çözünür.
    C2 H5OH(s) C2 H5OH(suda)
    Çözünürlükleri Asidik, Bazik ve nötr çözeltiler olarak ta sınıflandırmak mümkündür.
    1) Asidik Çözeltiler suda çözündükleri zaman sudaki H iyonların derişimini artıran maddelere asit denir. Bu maddelerin sulu çözeltilerine de asitik çözelti denir. Bazı maddeler yapılarındaki Hiyonunu suya verirler bazılarda suyu parçalayarak H iyonu verirler.
    2) Bazik Çözeltiler: Suda çözündükleri zaman sudaki OH iyonlarının derişimini arttıran maddelere baz , çözeltilerine de bazik çözelti denir.
    3) Nötr Çözeltiler: çözelti içinde H ve OH iyonları derişimi , saf sudaki H ve OH iyonları derişimine eşit ise bu çözeltilere denir

    Hem çözücü taneciklerinin hem de çözünen taneciklerinin serbest kalması için H1 ve H2 kadar enerji harcanıyor. Çözünme ile taneciklerin birbirini sarması sırasında H3 kadar bir enerji de dışarı veriliyor. Eğer dışarı verilen enerji harcanan enerjiden büyükse, çözünme ekzotermik, değilse endotermiktir. Bu bilgiler bize maddelerin birbiri içerisinde çözünüp çözünmeyeceği de anlatır. Örneğin; Olay ekzotermik ise bir çözelti oluşur. Aynı şekilde çözücünün ihtiyaç duyduğu enerji küçükse yine çözelti oluşur. Tersi durumda maddeler birbiri içerisinde karışamaz ve çözelti oluşturamaz. Bunun yanında, bu türden maddelerin kimyasal bağ yapılarının benzerliği de çok önemlidir.

    12 Mart 2010
    Okunma
    bosluk

    GAZLAR

    01. Gazların Özellikleri:

    Gazlar moleküller arası çekim kuvvetleri en az olan maddelerdir. Gaz molekülleri birbirinden bağımsız hareket ederler. Aralarındaki çekim kuvveti ancak ve sadece London çekim kuvvetidir. Büyük basınç ve düşük sıcaklıklarda sıvılaştırılabilirler. Gaz molekülleri bulundukları yeri her tarafına eşit oranda yayılarak doldururlar. Sonsuz oranda genişleyebilirler. Basınç altında yüksek oranda sıkıştırılabilirler. Yüksek basınçtan alçak basınca doğru çabucak akarlar. Sıcaklık ile basınç doğru orantılıdır. Düşük yoğunlukları vardır.
    Gazların fiziksel davranışlarını dört özellik belirler. Bunlar; Basınç (P), sıcaklık (T) ve hacim (V) gazların durumunu değiştirebilen etkenlerdir. Gazlar genellikle kokusuz ve renksizdirler. Bazılarının kokusu, rengi ve zehirliliği en belirgin özelliğidir. Br2 kahverengimsi kırmızı, I2 mor renkli, NO2 ve N2O3 kahve renkli, F2 ve C12 yeşilimsi sarı, NH3 keskin kokulu, oksijen, azot ve asal gazlar dışındakiler zehirlidirler.
    Basınç: Basınç, bir yüzeye uygulanan kuvvetin, o yüzeyin alanına bölünmesiyle bulunur.

    P(Pa) = F(N)/ A(m2)

    Atmosfer basıncı barometre ile ölçülür. Bir barometredeki civa yüksekliğine barometre basıncı denir. Atmosfer koşulları ve yükseklikle değişir. Standart atmosfer (atm), civa civa yoğunluğu 13,5951 g/cm3 (0 oC ) ve yerçekimi ivmesi g = 9,80665 ms-2 olduğu durumda, 760 mm yükseklikteki bir civa sütununun oluşturduğu basınç olarak tanımlanabilir.

    1 atm = 760 mm Hg
    1 atm= 760 torr
    1 atm = 101,325 N/ m2
    1 atm = 101,325 Pa
    1 atm = 1,01325 bar

    02. Basit Gaz Yasaları

    Boyle Yasası: Sabit sıcaklıkta, sabit miktardaki gazın hacmi, basıncı ile ters orantılıdır.
    P a 1/V yada PV = a (a sabit )
    Orantı işareti (a) yerine eşitlik ve orantı sabitini koyarsak, sabit bir sıcaklık ve miktardaki gazın basınç ve hacim çarpımı bir sabite eşittir. Bu sabit değerde gazın miktarı ve sıcaklığına bağlıdır.
    Örnek : 30 litre bir gazın, basıncı 6 atmosferden 3 atmosfere düşürüldüğünde hacmi ne olur?
    Çözüm: Gazın sadece bir P1, V1 hali belli olması PxV sabitini bulmaya yeterlidir.
    P1 = 6 atm, V1 = 30 L
    P1.V1 = P2V2
    6 (atm) x 30 (L) = 3 atm x V2
    V2 = 180 L atm / 3 (atm)
    V2 = 60 L bulunur.

    Charles Yasası: Sabit basınçtaki, gazın hacmi sıcaklıkla doğru orantılıdır.

    V a T veya V = bT (b Sabit) T (K) = t (oC) + 273,15

    Örnek:. 25°C de 50 cm3 gaz 0°C ye soğutulursa hacmi ne olur?
    Çözüm: Sıcaklık mutlaka mutlak sıcaklık cinsine çevrilmelidir:

    bağıntısı kullanılarak

    bağıntısı kullanılarak ve V1 = 50 cm3, T1 = 25°C + 273 = 298 K, T2 = 0°C + 273 K alınarak

    50/293 =V2 (cm3) / 273 V2 = 46,6 cm3 elde edilir.
    Normal (ideal ) Basınç ve sıcaklık : Gazların özellik olarak sıcaklık ve basınca bağlı olması nedeniyle, normal sıcaklık ve basınç kavramları kullanılır. Gazlar için normal sıcaklık 0oC =273.15 K ve normal basınç 1 atm =760 mmHg dır.
    Avagadro Yasası: Sabit sıcaklık ve basınçta, bir gazın hacmi miktarı ile doğru orantılıdır.
    Bu kuram iki farklı şekilde ifade edilir.
    1. Aynı basınç ve sıcaklıkta, farklı gazların eşit hacimleri aynı sayıda molekül içerir.
    2. Aynı basınç ve sıcaklıkta, farklı gazların aynı sayıdaki molekülleri eşit hacim kaplar.
    V a n veya V = c.n
    Normal koşullarda bir gazın 22.414 L’si 6,02×1023 molekül ya da 1 mol gaz bulunur.
    1mol gaz = 22.4 L gaz (normal koşullarda)
    Birleşen Hacimler Yasası: Sıcaklık ve basıncın sabit olduğu tepkimelerde gazlar tamsayılarla ifade edilen basit hacim oranlarıyla birleşirler.

    2 CO (g) + O2 (g) 2CO2 (g)

    2L CO (g) + 1L O2 (g) 2 L CO2 (g)

    03. İdeal Gaz denklemi

    Basit gaz yasalarından yararlanarak, hacim, basınç, sıcaklık ve gaz miktarı gibi dört gaz değişkenini içeren tek bir denklemde birleştirilerek ideal gaz denklemi elde edilir.

    1. Boyle yasası, Basıncın etkisini tanımlar, P a 1/V
    2. Charles yasası, Sıcaklık etkisini tanımlar, V a T
    3. Avagadro Yasası, gaz miktarının etkisini tanımlar, V a n

    Bu gaz yasalarına göre, bir gazın hacmi, miktar ve sıcaklık ile doğru orantılı, basınç ile ters orantılıdır. Yani V a nT/P ve V= RnT/P

    Pv = nRT
    İdeal gaz denklemine uyan bir gaza idael veya mükemmel gaz ismi verilir.
    İdeal gaz denkleminde gaz sabitinin değeri ideal şartlardaki birimlerden yararlanarak bulunur.

    R = PV/ nT = 1 atm x 22,4140 L / 1 mol x 273,15K = 0,082057 L atm/mol K = 0,082057 L atm mol-1 K-1 elde edilir.

    SI sistemine göre

    R = PV/ nT = 101,325 Pa x 2,24140.10-2 m3 / 1 mol x 273,15K = 8.3145 m3 Pa mol –1 K-1
    R = 8,3145 J mol-1 K-1

    Örnek: 800 ml bir kapta 275 oC de 0.2 mol O2 nin oluşturduğu basınç ne kadardır ?

    PV = nRT

    P x 0,800 L = 0,2 x 0,082 L atm mol-1 K-1 x (273 + 275) K

    P = 11,2 atm
    Genel Gaz Denklemi:

    Bazı durumlarda gazlar iki farklı koşulda tanımlanır. Bu durumda ideal gaz denklemi, başlangıç ve son durum olmak üzere iki kere uygulanır.

    PiVi = ni R Ti R = PiVi / ni Ti

    PsVs = ns R Ts R = PsVs / ns Ts

    PiVi / ni Ti = PsVs / ns Ts bağıntısına genel gaz denklemi denir.

    Mol kütlesi tayini :

    Bir gazın sabit sıcaklık ve basınçta kapladığı hacim bilinirse, gaz miktarı (n), mol cinsinden, ideal gaz denklemiyle bulunur. Gazın mol sayısı, gaz kütlesinin (m) molekül ağırlığına (M) bölümüne eşit olduğundan, gaz kütlesi bilinirse n = m / M den yararlanarak mol kütlesi bulunabilir.

    PV = mRT/M

    Gaz Yoğunlukları:

    Bir gazın yoğunluğu bulunurken d = m/V yoğunluk denkleminden yaralanılır. İdeal gaz denkleminde n/V yerine P/RT konulur.

    d = m/V = MP/ RT

    Sıvı ve katı yoğunlukları arasında belirli farklar vardır.

    a. Bir gazın yoğunluğu mol kütlesi ile doğru orantılıdır. Katı ve sıvıların ise yoğunlukları ve mol kütleleri arasında kayda değer bir ilişki yoktur.
    b. Gaz yoğunlukları basınç ve sıcaklığa bağlıdır. Basınç ile doğru orantılı, sıcaklık ile ters orantılıdır. Katı ve sıvıların yoğunlukları ile mol
    kütleleri arasında kayda değer bir bir ilişki olmakla beraber, basınca çok az bağlıdır.

    04. Gaz Karışımları:

    Bir gaz karışımında gazlardan her birinin kendi yaptığı basınca kısmi basınç ismi verilir. Dalton’un kısmi basınçlar yasasına göre bir gaz karışımının toplam basıncı karışımın bileşenlerinin kısmi basınçlarının topl—– eşittir.

    PT = PA + PB

    nA/nT = PA / PT = VA / VT = XA

    Burada nA / nT terimine A’ nın mol kesri XA ile gösterilir.

    Örnek: Bir su buharı-neon gaz karışımının toplam basıncı 0.593 atm dir Su buharının o sıcaklıktaki kısmi basıncı suyun o sıcaklıktaki buhar basıncına eşittir ve 29.3 Torr dur. Neonun kısmi basıncını bulunuz.
    Çözüm: P toplam = 0.593 atm = 0.593 atm x 760 Torr / atm = 450,68 Torr
    Psu buharı = 29.3 Torr
    Ptoplam = P su buharı + P neon
    450,68 Torr = 29.3 Torr + Pneon
    Pneon = 450,68 – 29.3 = 421,38 Torr
    Pneon = 421,38 Torr / 760 Torr.atm-1 = 0.55 atm

    05. Kinetik- Molekül Kuramı:

    Gaz moleküllerinin aralarında çok büyük boşluklar bulunması onların büyük oranda sıkıştırılabilmesini sağlar. Sıvılarda ve katılarda moleküller birbirine çok sıkışık durumdadırlar. Büyük basınçlarda bile çok az bir hacim değişmesi gözlenebilir, pratikçe sıkıştırılamazlar. moleküllerinin yere düşmeden havada asılı kalmaları onların birbirleri ile devamlı çarpışma halinde olmaları ile açıklanır. Gaz moleküllerin devamlı hareket halinde olmaları gazların kinetik teorisi ile açıklanır. Gazların kinetik teorisi aşağıdaki bilgileri ortaya koyar.
    1. Gaz molekülleri arasındaki boşluklar o kadar büyüktür ki bu büyük boşluklar yanında gaz moleküllerinin hacimleri ihmal edilecek kadar küçük boyuttadır.
    2. Gaz molekülleri neden havada asılı kalıyor yere düşmüyor sorusuna da bir cevap olarak gaz molekülleri devamlı hareket halinde ve birbirleri ile çarpışmaktadırlar. Bir gazın bir molekülü 25°C de l atmosferde bir saniyede yaklaşık 10 9 çarpışma yapar. Gaz moleküllerinin çeperlere çarpması ise gaz basıncını oluşturur.
    3. Gaz molekülleri hareketli olduğundan dolayı sahip oldukları kinetik enerjileri sıcaklıkla orantılıdır. Bir cismin hızı arttıkça kinetik enerjisi de artar.Moleküllerin hızları farklı olmasından dolayı ortalama hız alınır. Sabit sıcaklıkta tüm farklı gaz moleküllerinin eşit kinetik enerjiye sahip olacağı düşünülürse yüksek molekül ağırlıklı bir gaz molekülünün, düşük molekül ağırlıklı gaz molekülüne göre daha düşük hızlı olacağı bulunur.
    4. Gaz moleküllerinin kabın duvarları veya birbirleri ile çarpışmaları mükemmel elastiktir. Çarpışan moleküller arasında enerji alışverişi olabilir. Fakat çarpışan moleküllerin toplam enerjisi öncekinin aynısıdır.

    06. Graham’ın Gazların Yayılma Kanunu:

    Yayılma (difüzyon), rastgele molekül hareketi sonucu moleküllerin göç etmesidir. İki yada daha fazla gazın yayılması, moleküllerin karışıp bulunduğu yerde homojen bir karşım oluşturması ile sonuçlanır. Dışa yayılma (efüzyon) gaz moleküllerinin bulundukları kaptaki bir delikten dışa doğru kaçmasıdır. İki değişik gazın dışa yayılma hızları mol kütlelerinin kare kökü ile ters orantılıdır.

    A nın dışa yayılma hızı /B nin dışa yayılma hızı = (ums)A / ( ums)B = ((3RT/MA) / (3RT/MB))1/2 = (MB/MA) 1/2

    Graham yasası ancak bazı koşullarda uygulanabilir. Dışa yayılma için gerekli gaz basıncı moleküllerin bağımsız olarak kaçışına olanak sağlayacak şekilde yani fışkırmayacak biçimde çok küçük olmalıdır. Delikler moleküller geçerken çarpışma olamayacak şekilde küçük olmalıdır.

    Örnek: Bir delikten yayılan gaz miktarlarının karşılaştırılması. 2.2 x 10-4 mol N2(g) küçük bie delikten 105 saniye dışa yayılmaktadır. Aynı delikten 105 saniyede ne kadar H2(g) dışa yayılır?

    H2 molekülleri N2 den daha az kütleye sahiptir. Gazlar aynı sıcaklıkta karşılaştırıldığında H2 molekülleri daha büyük hıza sahiptir.

    x mol H2 / 2.2×10-4 mol N2 = (MN2 /MH2) 1/2 = ( 28.014 / 2.016) 1/2 =3.728

    x mol H2 = 3.728 x 2.2×10-4 = 8.2 x 10-4 mol H2

    Örnek: Dışa yayılma zamanlarının mol kütleler ile ilişkisi. Küçük bir delikten bir Kr(g) örneği 87.3 s de kaçar ve aynı koşullarda bilinmeyen bir gaz için bu süre 42.9 s dir. Bilinmeyen gazın mol kütlesi nedir?

    bilinmeyen dışa yayılma zamanı / Kr nin dışa yayılma zamanı = 42.9 s / 87.3 s = (Mx / MKr ) 1/2 = 0.491

    Mx = ( 0.491)2 x MKr = (0.491)2 x 83.80 = 20.2 g/mol

    07. Gerçek ( İdeal olmayan) Gazlar

    İdeal gaz bağıntısı tanıtılırken gerçek gazlarında uygun koşullarda ideal gaz yasasına uyduğu belirtilmişti. Bir gazın ideal gaz koşulundan ne kadar saptığının ölçüsü sıkıştırılabilirlik faktörü olarak belirlenir. Bir gazın sıkıştırılabilirlik faktörü PV/nRT oranıdır. İdeal gaz bağıntısından (PV = nRT ) bir ideal gaz için bu oranın PV / nRT =1 olduğunu biliyoruz. Gerçek bir gaz için deneysel olarak belirlenen PV /nRT oranının 1′e yakınlığı gazın ne kadar ideal davrandığının ölçüsüdür. Bütün gazlar yeterince düşük basınçlarda ( 1atm den düşük) ideal davranırlar. Fakat artan basınçlarda saparlar. Çok yüksek basınçlarda ise sıkıştırılabilirlik faktörü daima 1 den büyüktür.

    * Gerçek gazlar yüksek sıcaklık ve düşük basınçlarda idealliğe yaklaşırlar.
    * Gerçek gazlar düşük sıcaklık ve yüksek basınçlarda ideallikten uzaklaşırlar.

    Van der Waals denklemi

    Gerçek gazlar için bir kaç denklem çıkarılmıştır. Bunlar ideal gaz denkleminden çok daha geniş bir sıcaklık ve basınç aralığında kullanılabilirler.

    ( P + n2a/V2) ( V-nb) = nRT

    Örnek: 1.00 mol Cl2 (g) 273 K de 2.00 L lik bir hazcim kaplıyor. Basıncı van der Waals denklemini kullanarak hesaplayınız. a= 6.49 L2 atm mol-2 ve b= 0.0562 L mol -1

    P = nRT/ ( V-nb) – n2a/V2

    n = 1.00 mol V = 2.00 L T = 273K R =0.08206 L atm mol-1 K-1

    n2 a = ( 1.00)2 mol 2 x 6.49 L2atm/mol2 = 6.49 L2 atm

    nb = 1.00 mol x 0.0562 L mol -1 = 0.0562 L

    P = 1.00 mol x 0.08206 L atm mol -1 K -1 x 273 K /( 2.00 -0.0562)L – 6.49 L2 atm / (2.00)2 L2

    P = 11.5 atm – 1.62 atm = 9.9 atm

    Maddenin Gaz Hali :
    Sıvı içerisinde bulunan gaz kabarcıkları sıvı yüzeyine yaklaştıkça hacimleri büyür, neden?
    Sıvı içerisinde bulunan gaz kabarcıkları yüzeye yaklaştıkça hacimleri büyür. Çünkü sıvının tabanında gaza yapılan basınç yüzeye yaklaştıkça azalır bundan dolayı gazın haçmi büyür.
    Arabaların fren sisteminde neden gaz yerine sıvı kullanılır ?
    Arabalarda gaz yerine sıvı kullanılmasının nedeni gazların sıkışabilirliğidir. Sıvıların sıkıştırılma özelliği olmadığı için fren tertibatında kullanılmaktadır. Sıvılara sıkıştırılmak üzere bir etki yapıldığında bunu aynen bulunduğu sistemin çeperlerine iletir. Arabalarda bu özellik kullanılarak fren tertibatındaki balataların sıkıştırılması sağlanır.
    Yüksek tansiyonun sebebi nedir ? Yüksek tansiyonu olan bir kişinin nasıl bir yerde yaşaması gerekir ?
    Yüksek tansiyonun sebebi insan vucudundaki kan basıncının dış basınca göre daha yüksek olmasından dolayıdır.Dış basınc ile kan basıncının eşit olmaması halinde rahatsızlıklar meydana gelir. Kan basıncı yüksek olan kişiler hava basıncının yüksek olduğu yerlerde yaşamak zorundalar. Buralar da deniz kenerlarıdır.
    Ellerinizi sıvı azotla (73 Kelvin derece veya -196C0 ) hiç zarar görmeden yıkamanız mümkünmüdür ?
    Kızgın bir tavaya bir damla su damlatırsanız,su damlasının tavada hızla gezinerek çok uzun süre kaldığını görürüz.Sıvı azotun kaynama noktası (1atm.basınçta) teninizin ısısından 230C0 daha azdır. Derinin”aşırı”sıcaklığı sıvıyı hızla kaynatır ve deriyle soğuk sıvı arasında bir gaz tabakası oluşur.Gaz tabakası deriyi soğuk sıvıdan yalıtır.Tava ne kadar sıcaksa,su damlaları o kadar uzun süre kalır.Yüksek ısı daha iyi bir gaz tabakası oluşturur ve ısının damlaya iletilmesini yavaşlatır.Kızgın tavada su damlalarının hızla hareketinin sebebi de altlarında oluşan su buharından kaynaklanır.
    Süt bir karışımdır. Sütün taşmasına sebep nedir? Ayrıca taşmasını önlemek için neler yapılabilir?
    Çoğunluğu sudan oluşan sütün içinde ayrıca biraz yağ, protein, laktoz ve bazı mineraller vardır. Sütün içerisindeki yağ, küçük kürecikler şeklinde bulunur. Bu yağ küreçikleri yukarı doğru yükselirler ve erime noktalarına yakın bir değer de (yaklaşık 50 o C ) sıcak süt üzerinde bir tabaka oluştururlar. Isınan sütün içerisinde oluşan su buharı kabarcıklarının yüzeye ulaşmaları bu katman tarafından engellenir; kabarcıklar kabuğun altın da toplanırlar. Sayıları artan ve birleşen bu kabarcıklar, bir an gelir kabuğu ittirebilecek kadar yüksek bir basınca sahip olurlar. Bu durumda da süt taşmış olur. Sütü karıştırmak kabuğun oluşmasını engellemiyeceğinden basınç oluşmaz. Dolayısı ile süt taşmaz.
    Maddenin Gaz Hali :
    Moleküllerin birbirleri üzerine çekim uygulamadıkları düşünülen ve kabul edilen gaza ideal gaz denir. İdeal gaz kavr—– uyan gazlar pek azdır.(H2, He gibi). Gerçek gazlar ideal gaz kavramından az yada çok saparlar. Gazlar yüksek sıcaklık ve düşük basınçta ideal davranırlar.

    Barometre :
    Açık hava basıncını ölçen aletlerdir. Deniz seviyesinde 76 cm Hg sütununun yüksekliğine yada yaptığı basınca 1 atmosfer denir.
    h yüksekliği kullanılan sıvının cinsine ve atmosfer basıncına bağlıdır. Borunun çapına bağlı değildir. Civa yerine ( d=13,6 gr/cm3) su kullanılsaydı (d=1gr/cm3) okunacak değer,
    h1.d1=h2.d2

    76.13,6 = 1.h2 den h2= 1033 cm yani 10,33 metre olurdu. Bu kadar yüksek bir değerle uğraşmak yerine civa ile daha küçük bir değerle hesap yapmak daha kolaydır. Suyun buharlaşma özelliği bulunduğundan borunun üzerindeki boşluğu doldurarak basıncın yanlış okunmasına sebep olabilir fakat civa metaldir ve kolay buharlaşmaz.

    Manometre :
    Kapalı kaplardaki gazların basıncını ölçen aletlerdir. İki çeşittir.

    1- Açık uçlu Manometreler :Bu tür manometrelerde sistem atmosfer basıncına açıktır.
    a) Gazın basıncı atmosfer basıncından Büyükse : Civa açık kolda yükselir ve gazın basıncı atmosfer basıncıyla h yüksekliğinin topl—– eşittir.
    b) Gazın basıncı atmosfer basıncından küçükse :Civa gaza doğru yükselir. Gazın basıncı, Atmosfer basıncından h yüksekliği çıkarılarak bulunur.
    c) Gazın basıncı atmosfer basıncına eşitse civa seviyeleri eşit olur.

    2-Kapalı uçlu Manometreler: Bu tür manometrelerde sistem atmosfer basıncına kapalıdır. Civa seviyeleri arasındaki fark gazın basıncına eşittir.
    P ile V ilişkisi: gazların sabit mol sayıda ve sabit sıcaklıkta basınçlarıyla hacimleri ters orantılıdır.

    P1V1=P2V2 P1/T1=P2/T2 V1/T1=V2/T2 P1/n1=P2/n2 V1/n1=V2/n2

    Sıcaklık : Bir maddenin ortalama kinetik enerjisidir. Gaz hesaplamalarında kesinlikle oC ile hesaplama yada yorum yapılmaz. Verilen CC 0K cinsinden sıcaklığa çevrilmelidir.
    T= t 0C + 273
    Farklı iki gazın sıcaklıkları eşitse ortalama kinetik enerjileri de eşittir. Kinetik enerji sadece sıcaklığa bağlıdır.
    Gazların yayılma hızları molekül ağırlıklarının kareköküyle ters orantılıdır. (Graham Difüzyon Kanunu)
    Yayılma hızı sıcaklığa ve molekül ağırlığına bağlıdır. İki niceliğin eşit olduğu şartlarda moleküllerin
    hızları da eşittir. Örneğin sıcaklıkları eşit olan CO2 (44) ve N2O ( 44) gazlarının ortalama hızları birbirine eşittir.

    Gazların Özkütlesi :
    1. N.Ş.A da Özkütle : Normal şartlar altında bir gazın özkütlesi molekül ağırlığının 22,4 e bölünmesiyle bulunur.

    d= MA/22,4
    2. Herhangi bir şarttaki özkütle:

    İdeal gaz denklemi: PV=nRT (paran varsa ne rahatsın)

    (P=atm, V=litre R=22,4/273=0,082 T= kelvin cinsinden sıcaklık)
    PV=m/MA.R.T ve m=d.V dir. m yerine yazılırsa, PV=(d.V/MA).R.T

    P.MA=dRT

    Gazların Kısmi Basıncı :
    Karışım halinde bulunan gazların her birinin tek başına yaptığı basınca kısmi basınç denir. Gazların kısmi basınçları toplamı her zaman toplam basınca eşittir.

    Pt=P1 + P2 + P3 +……………Pn

    Pgaz= Ptoplam . (ngaz/ntoplam)
    Gazların kısmi basınçları eşitse mol sayıları da eşittir.
    Mol sayısı büyük olan gazın kısmi basıncı da büyüktür.

    Birleşik Kaplarda Son Basıncı Bulma:
    Birleşik kaplarda musluklar açıldıktan sonraki basıncı hesaplamak için,

    P1V1 + P2V2 + P3V3 + PnVn = PsonVson bağıntısı kullanılır.

    Gazların Kullanım Alanlarına Örnekler

    Metan Gaz aletleri test gazı, motor testleri, reaktör soğutucu, yakıt
    Karbonmonoksit Katalizör geri kazanımı ve indirgeyici atmosfer oluşturmak
    Propan İtici gaz, yakıt, sınai soğutucu, termostat dolumları
    Bütan Yakıt, itici gaz, organik kimya sanayi
    Neon Lambalar, elektron tüpleri, plazma işleri, kriyojenik soğutma
    Sülfürhekzaflorür Elektrik sanayi, cam izolasyon, kaçak kontrolu
    Ksenon Aydınlatma, kalibrasyon gazı olara

    12 Mart 2010
    Okunma
    bosluk

    KİMYASAL HESAPLAMALAR

    Kimyasal hesaplama yapabilmek için;
    1- Tepkime denklemi doğru olarak yazılarak eşitlenmelidir. Bir tepkime bize şu bilgileri verir.

    N2(g) + 3H2(g) 2NH3(g)

    1 mol 3 mol 2 mol ( Mol sayısı korunmadı)
    22,4 litre 3×22,4 litre 2×22,4 litre (N.Ş.A) (Korunmadı)
    28 gram 6 gram 34 gram (Kütle korundu)
    2 mol atom 6 mol atom 8 mol atom (Atom s. Korundu)
    2 litre 3 litre 2 litre ( Sadece gazlar için)
    6,02×1023 3x 6,02×1023 2x 6,02×1023

    2- Başlangıçta bir maddenin miktarı verilirse o miktar önce mole çevrilir. Tepkime denkleminden faydalanılarak istenilen maddelerin mol sayıları hesaplanır.
    3- Hesaplanan mol sayıları istenilen birimlere çevrilir.

    Örnek : 3,2 gram CH4 gazı yeteri kadar O2 gazı ile yakılırsa,
    A) Kaç mol O2 harcanır ? B) N.Ş.A da kaç litre hava harcanır. ? C) Kaç gram CO2 gazı oluşur ve N.Ş.A da kaç litredir ? D) Kaç tane H2O molekülü oluşur ? ( C=12 H=1 O=16 N=6×1023)
    n= m/Ma ise n=3,2/16= 0,2 mol CH4

    CH4 + 2O2 —>CO2 + 2H2O
    0,2 0,4 0,2 0,4

    A) 0,4 mol O2 harcanır. B) 0,4x5x22,4=44,8 litre hava harcanır. (Havanın 1/5 i O2 dir.)
    C) 0,2×44=8,8 gram CO2 oluşur. D) 0,4x6x1023 = 2,4×1023 tane H2O oluşur.

    Tepkime Çeşitleri :

    1- Yanma Tepkimeleri: Yanma hava oksijeniyle (O2) tepkime demektir. 2 çeşit yanma vardır.

    A) Yavaş Yanma: Bu tür yanmalarda bir alev yada parlaklık görülmez. Örneğin demirin paslanması, solunum..
    B) Hızlı Yanma : Bu çeşit yanmalarda alev yada parlaklık gözükür ve olay kısa sürer. Örneğin mumun yanması, kağıdın yanması..

    Bir element yanarsa oksiti, bir bileşik yanarsa bileşikteki elementlerin ayrı ayrı oksitleri oluşur.

    Örnek : C + O2 —–>CO2 H2 + 1/2 O2 ——>H2O

    CS2 + 3O2 CO2 + 2SO2 CO + 1/2O2 CO2

    CO2 + O2 Yanmaz. Soygazlar ( He, Ne, Ar, Kr, Xe, Rd) yanmazlar.

    Asit- Baz Tepkimeleri : Asitlerle bazların tepkimelerinden tuz ve su oluşur.

    Asit çözeltisi + Baz çözeltisi Tuz + su

    HCl + NaOH——> NaCl + H2O

    2H3PO4 + 3Ca(OH)2 Ca3(PO4)2 + 6H2O

    Aktif Metallerin Asit Çözeltileriyle Olan Tepkimeleri: Aktif metaller asit çözeltileriyle tepkimeye girerlerse tuz ve H2 gazı oluşur.

    Na + HCl ——>NaCl + 1/2H2 Al + 3HNO3 —–>Al(NO3)3 + 3/2H2

    Yarı Soy Metallerin Asitlerle Olan Tepkimeleri : Yarı soy metaller ( Cu, Hg, Ag) Soy metaller ise Au ve Pt dir.

    Yarı soy metaller yapısında oksijen bulunan kuvvetli ve derişik asit çözeltileriyle tepkime verirler. Tepkime sonunda tuz, asidin yapısından gelen bir oksit ve su oluşur. Bu tür tepkimelerde H2 gazı oluşmaz.

    Cu + 4HNO3 Cu(NO3)2 +2 NO2(g) +2 H2O

    2Ag +2 H2SO4 Ag2SO4 + SO2 +2H2O

    FORMÜL BULMA

    Bir molekülü oluşturan atomların bağıl sayılarını veren formüle basit formül (kaba formül), molekülü oluşturan atomların gerçek sayılarını veren formüle de molekül formülü denir.

    Molekül formülü basit formülün tam sayılı katlarıdır.

    (Basit formül) n= molekül formülü

    MADDE BASİT FORMÜL MOLEKÜL FORMÜLÜ
    Amonyak NH3
    Glikoz CH2O C6H12O6
    Eten CH2 C2H4

    basit formül bulunurken;
    1- Verilen madde miktarları mole çevrilir.
    2- Bulunan sayılar ilgili maddelerin sağ alt köşelerine yazılır.
    3- sayılar tam sayı değilse ya içlerindeki en küçük sayıya bölünür yada uygun bir sayıyla genişletilerek sadeleştirilir.

    Örnek -1
    Bir organik bileşikte 2,4 gram C, 12,04.1022 tane azot (N) atomu, 0,2 mol O atomu ve 0,6 gram H atomu bulunmaktadır. Bileşiğin basit formülü nedir ?

    Çözüm :

    nC= 2,4/12 = 0,2 mol C nN= 12,04.1022/6,02.1023= 0,2 mol N nO=0,2 mol nH= 0,6/1= 0,6 mol H

    C0,2H0,6N0,2O0,2 dir. Sayılar 0,2 ye bölünürse CH3NO olur.

    Örnek-2

    0,2 molünde 0,4 mol Pb ve 9,6 gram oksijen içeren bileşiğin basit formülü nedir ?( O=16)

    Çözüm:

    0,2 molünde 0,4 mol Pb varsa 1 molünde 2 mol Pb vardır. 0,2 molünde 9,6 gram O varsa 1 molünde 48 gram O bulunur.

    NO= 48/16 = 3 mol O olur. Formül ise Pb2O3 olur.

    Örnek-3

    C ve H dan oluşan bir bileşiğin kütlece %25 i H dir. Buna göre bileşiğin basit formülü nedir ?(C=12 H=1)

    Çözüm : 75 gram C nC= 75/12 = 6,25 mol nH= 25/1= 25 mol

    C6,25H25 her ikisi de 6,25 e bölünürse CH4 bulunur.
    Örnek-4

    C,H ve O içeren organik bir bileşiğin 4,6 gramı oksijenle yakıldığında 8,8 gram CO2 ile 1,8.1023 tane H2O molekülü oluşmaktadır. Bileşiğin formülü nedir ? (C=12 H=1 O=16)

    Çözüm :

    X + O2 ——-> CO2 + H2O
    4,6 gram 0,2 mol 0,3 mol

    bileşikteki karbon 0,2×12= 2,4 gram, bileşikteki hidrojen 0,3×2=0,6 gramdır. Oksijen ise 4,6 -(2,4+0,6) = 1,6 gramdır.

    nC=0,2 nH=0,6 nO=0,1 mol C0,2H0,6O0,1 10 ile çarpılırsa C2H6O bulunur
    Örnek-5

    11,2 gram A ile 3,2 gram B den oluşan bileşiğin formülü AB dir. 22,4 gram A ve 9,6 gram B den oluşan bileşiğin formülü nedir ?

    Çözüm :
    11,2 gram bileşikte A ise 22,4 gram A2dir. 3,2 gram B yi gösteriyorsa 9,6 gram B B3 olmalıdır. Yani A2B3 dür.

    Örnek-6

    44 gram Mn ile N.Ş.A da 8,96 litre O2 gazı artansız tepkimeye giriyor. Oluşan bileşiğin formülü nedir ?
    ( Mn=55)

    Çözüm :
    nMn= 44/55 = 0,8 mol nO= 8,96/22,4 = 0,4 mol O2 O= 0,8 mol atom dur.

    Mn0,8O0,8 her taraf 0,8 bölünürse MnO dur

    12 Mart 2010
    Okunma
    bosluk

    Sayılar

    Sayma sayıları: S= {1,2,3,4,5,6,7,8,9,…..}işareti S
    Doğal sayılar :N ={0,1,2,3,4,5,6,7,8,9…..}( sayma sayıları ile arasındaki fark sıfır,ın olması)N
    Tam sayılar :Z ={…-3,-2,-1,0,+1+2+3…} (- eksi ve artı tüm sayıları kapsar işareti Z
    Tam sayılarda ve diğer sayılarda dikkat edilecek nokta sağdaki sayılar ister negatif sayılarda isterse pozitif sayılar olsun sağdaki sayı her zaman büyüktür..ör..-3,-2,-1, burada -2,-3 den büyük ve -1 de -2 den büyüktür..
    Rasyonel sayılar:Q:kesirli sayılar=Q={½, 3/7,5/8,-3/7,-5/8} gibi
    İrasyonel sayılar:{köklü sayılar ,pi sayısı,rasyonel olmayan sayılar kümesidir..

    Reel sayılar tüm sayıları içine alır..gerçek sayılar R:{1,2,3,1/1,2/1}

    Her tam sayı rasyonel sayıdır örnek..1 =1/1, 2=2/1
    HER RASYONEL SAYI TAM SAYI DEĞİLDİR..

    C KAPSAMA İŞARETİ DİKKAT
    RcQcZcNcS kapsama bak

    Pozitif ve negatif sayılar

    a=(+) ise a> 0 sıfırdan
    a= (- )ise a<0 sıfırdan
    işaretler
    çarpma ve bölmede
    +…….- = -
    -……..+ = -
    -…….- = +
    +……+ = +

    negatif sayıların çift sayılı kuvveti de pozitifdir -2nin 2.kuveti -2*-2= +4 dür
    negatif sayıların tek kuvveti yine negatifdir -1 in 3 kuvveti -1*-1*-1= (- 1 )dir..

    örnekler:
    -(-5)+(-10)-(-25)= ?
    burada sayıların önündeki işaretleri çarpma işlemi gibi kabul edicez..
    +5-10+25=30-10=20 dir..

    örnek2: -(-8) –(+18)-(-12) =?
    +8 -18+12 =20-18= +2 olur..

    işaretlerin bulunmasına örnek
    büyüktür küçüktür işareti
    x.y2 < 0
    x.y > 0 burada x ,y,,z nin işaretleri nedir?
    y.z < 0
    her zaman çift kuvvetten başlanır buradaki örnekte y2 dir ….bu y4..y6 da olabilirdi..
    önemli olan konu çift kuvvetlerin (+ )olduğunu unutmamaktır..
    çözüm yolu y2 (+)pozitif ise ve gerekli olan sıfır büyük sonucunu sağlamak için x in
    ( –) değer alması gerekli dir.. x= (- )ise (y2)=(+ ) ( -) ile (+ )nin çarpımı( –) dir

    x.y> 0 da ise x =( –) olarak bulmuştuk..
    yerine koyalım ki y yi bulalım………(-).(y)> 0 (sıfırdan büyük olması için y nin de x gibi (–) işaretli olması gerekir çarpma nın kuralına göre (– )ile (–) nin çarpımı (+ )pozitifdir..
    buradan y = (- )bulunur…
    y nin işaretini (– )olarak bulduk
    (y).(z)< 0 z nin işaretini bulalım…
    (-).(z) < 0 olması için z değerinin (+)pozitif olmasıı gerekir…çünkü çarpma kuralına göre z (-) olsaydı..
    (-)ile (-) nin çarpımı (+) pozitif olacağından 0(sıfırdan büyük olacaktır) buda denklemi bozacaktır
    sonuç x=(-) y= (-) y2=(+) z=( +) dır..

    m.p3< 0 m,n,p nin işaretleri nedir?
    m3.n<0
    n.p2> 0
    çözüm: p2 den başlanır..p2 = (+) dır.. sıfırdan büyük olması için n= (+) olmalıdır
    m3.n< o da yerine koyduğumuzda m3 ün (-) olması gerekir
    m.p3< o da m (-) olmalıdır ki sıfırdan sıfır m.p3 den büyük olsun…

    örnek
    a.b2> 0 sıfır
    b.c< 0 sıfır
    a.b< 0 sıfır a,b,c nin işaretleri nedir?

    b2 den başlanır=(+) a=(+)
    a.b< 0 ise a (+) olduğundan b=(-)olması gerekir..
    b.c >o sıfır ise b (-) olduğundan C= (-)
    olur….

    Örnek—–

    x.y> 0 sıfır …
    x.y.z< 0 sıfır
    x.y4 > 0 sıfır

    y4 çift rakam olduğundan )4( +) dır ..
    x=(+) dır …
    x.y>o ise y= (+) dır
    x.y.z< 0 ise Z= (-) olur

    örnek:
    x.y< 0
    y.z> 0
    x.y
    —– < 0 sıfır x, y, z nin işaretleri nedir
    z
    DİKKAT: 2 denklemde (x.y) kullanılmış kullanma şekline göre 1.denklemde..(x.y)nin
    (-) olması gerekir bu şekilde 3 denkleme baktığımızda
    çözüm: 3 üncü denklemde n başlayalım.. x.y bölü Z nin sıfırdan küçük olması için Z=(+) gerekir.. (x.y nin 1. denklemden (-) negatif birsayı olduğunu biliyoruz.
    2 .denklemde y.z> 0 de Z (+) olduğundan eşitliği şağlaması için. (çapmanın kuralı)
    Y=(+) OLUR
    1. denklemde x.y< 0 y=(+) olduğundan
    denklemi sağlaması için X= (-) olur (-).(+)< 0 = (-)< 0 dır denklemi sağlanır..
    Y=+ X=+ Z= +

    Örnek : x.y.z< 0
    x.y> 0 x,y,z nin işaretleri nedir?
    y.z4 < 0

    ÇÖZÜM: burada ilk dikkat edeceğimiz yer üstlü sayılardır..hatırlayacağımız ilk şey ister negatif sayılar—ister pozitif sayıların çift sayılı üstleri = her zaman (+) pozitif dir burada y nin üst sayısı 4 dür ve çift dir..
    Buna göre z4=(+) dır..3. denklem..de eşitliğisağlamak için Y=(-) olması gerekir..
    x.y> 0 denklemin de Y=(-) ise X=(-) olur . eksi ile eksinin çarpımı (+) olduğundan denklem sağlanır.
    x.y.z.< 0 da ise yerlerine koyduğumuzda (-).(-).(?)<0 ise z=? Buradan da Z,NİN eksi olması gerekir Z=(-) dir. (-).(-) .(-)= (-) dir. Eğer Z (+) olsaydı sonuç (+) olacaktı ve denklem sıfırdan büyük olacaktı..
    sonuç: Y= - X= - Z= - z4= +

    örnek: a.b a,b,c, nin işaretleri nedir..

    a.b> 0
    —- < 0 ise
    c

    b.c< 0

    çözüm: burada dikkat 2. denklemde (a.b) hem tek başına hem de 1. denklemde pay da kullanılmış…
    2 denklemin yani a.b> 0 dan olması için (a.b) (+) olması gerekir..
    1 denklemde yerine koyarsak ….(a.b) (+) olduğundan C= (-) negatif tir ve denklem sağlanır..

    C=(-) ise 3 .denklem in sıfırdan küçük olması için b nin (+) olması gerekir.

    2 denklemde a.b> 0 ise a .b(+)>0 a= (+ ) olur ve sıfırdan büyük olması koşulu sağlanır..

    sonuç:C=(-) A=(-) B=(+)

    12 Mart 2010
    Okunma
    bosluk

    HURAFELER, BİDATLER VE BATIL İNANÇLARDAN ÖRNEKLER

    HURAFELER, BİDATLER VE BATIL İNANÇLARDAN ÖRNEKLER

    Bid’atler: Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet’te bulunmayan ve Ashabca da bilinmeyen, özellikle din esaslarına ilişkin sonradan çıkma kimi ibadet ve davranış biçimleri ve inanca yönelik yorumlar. Mevlit okutmak…
    Batıl İnançlar: Dinde kesinlikle yeri olmayan, fakat günlük hayatta dinin bir parçasıymış gibi gösterilen ve gerçekte dindışı olan, hatta dinin özüne ters düşen kimi inanç ve davranış biçimleri. Nazar boncuğu takmak gibi
    Hurafeler: Sonradan uydurulan ve genellikle İslâm’ın gerçeğiyle bağdaşmaz batıl inançları veya çarpık davranış biçimlerini ifade eden hikâyeler.

    • Ağaçlara çaput bağlamak, dilekte bulunmak, çocuk istemek ve fayda göreceği inancı
    • Akşam ve yatsı ezanları okunurken köpek ulursa o civarda biri ölür.
    • Arabanın önünden tavşan geçmesi uğursuzluktur.
    • Arife günü dikiş diken kadının ölmüş çocuğu varsa onun derilerini diker vs.
    • At nalının uğurlu sayılıp, kapılara asılması inancı
    • Ateşle oynayan çocuk altını ıslatır.
    • Ay ve güneş tutulması büyük ve ünlü kişilerin ölümüne işarettir.
    • Ay ve güneş tutulursa o yıl kıtlık olur, savaş ve karışıklıklar çıkar.
    • Ayakta pantolon giymek yoksulluğa işarettir.
    • Ayın 13. günü uğursuzdur.
    • Ayna kırılması uğursuzluktur; aynanın kırıldığı ev yedi sene iflâh olmaz denir.
    • Bardağın kırılmasının hayra alamet olduğunun söylenmesi.
    • Başı ağrıyan bir kadın camiye gider; yazması ile camiyi süpürür ve yazmayı tekrar başına örterse ağrısı geçer.
    • Başlık parası, toprak bastı parası.
    • Baykuş, kara karga kimin evinde öterse o haneden cenaze çıkar.
    • Baykuşun ötmesi, bacaya konma ve uçmasından, tavşanın kaçmasından horozun vaktinden evvel ötmesinden, köpeğin ulumasından çeşitli manaların çıkartılması.
    • Bazı kabir ve türbelere kurban adamak
    • Bebek ayak tabanından öpülürse erken yürür.
    • Bir evden ölü çıkarsa o evdeki su kapları boşaltılır. Eğer boşaltılmazsa AZRAİL suları ellediği için biri gene ölebilir.
    • Bir genç askere giderken evden çıkmadan önce bir dilim ekmeğin yarısını yer, yarısını da geri bırakırsa, artık ekmek onu, çağıracağı için kazaya belaya uğramadan geri dönermiş.
    • Bir kimseye süt verilirken içine bir parça kömür ve yeşil yaprak atılmazsa, hayvanın sütü kesilir.
    • Bir şeyi kırk kere söylersen olur.
    • Biri gurbete giderken arkasından su dökülürse hem kazaya uğramaz, hem de gurbetten çabuk dönermiş.
    • Boyu ölçülen çocuk kısa kalırmış!
    • Büyükleri karşılamak için, seyahat için v.s, kurban kesip kanını akıtma
    • Cenaze çıkan evde 40 gün ışık yakılır. Ruh geldiğinde odasını aydınlık bulsun diye.
    • Cenaze geçerken tırnaklara bakılmaz.
    • Cenaze merasimlerinde müzikli aletler çalma ve çelenk gönderme adeti (Hıristiyanlık adetidir.)
    • Cenaze yıkanırken teneşirin altına dökülen su, bir şişeye konup habersiz sarhoşa içirilirse içkiyi bırakır.
    • Cenazeleri götürürken yüksek sesle zikirler, tekbirler, ağıtlar yapma inancı
    • Cincilik, falcılık, muska, nazar boncuğu takmak, kurşun dökmek.
    • Cuma akşamı ev süpürülürse meleklerin kanadı kırılır,
    • Cuma günü ev süpürmek günahtır,
    • Cumartesi günü çamaşır yıkamak uğursuzluk getirir.
    • Cumartesi günü yorgan kaplanırsa, sahibinin ölüsü o yorganın üstünden kalkarmış inancı
    • Çamaşır kazanı uzun süre ateşte bırakılmaz, bırakılırsa o evden cenaze çıkar denir.
    • Çamaşır kazanında uzun süre atlet bırakılırsa o evden cenaze çıkar.
    • Çarşamba günü süt içmek, ev satın almak iyi değildir.
    • Çarşamba günü yorgan kaplayan hastalanır.
    • Çeşitli beklentilerinden dolayı duvarlara ayakkabı ve hayvan kafası asma inancı
    • Çocuğu yaşamayan bir kadın bir yatıra “Bunu sana sattım” der ve kurban kestirir. Çocuk dünyaya gelince eğer kız ise adını satı, oğlan olursa Satılmış koyar. Aksi halde çocuğu yaşamaz.
    • Çocuğun göbeği,cami duvarına veya avlusuna gömülürse dindar, medresenin bahçesine (okulun) veya avlusuna gömülürse âlim, ahıra gömülürse malcı olurmuş. Ayrıca suya atılırsa huyu temiz, evin içinde bir yere gömülürse gözü dışarıda olmazmış.
    • Çocuğun kırkı çıkmadan tırnağı kesilirse ya arsız ya da hırsız olurmuş.
    • Çocuğun üstünden atlanırsa boyu kısa kalır.
    • Çocuk çamaşırları gün batımına kadar dışarıda kalırsa çocuk büyülenir.
    • Çocuk doğan evden kırk gün dışarıya bir şeyin verilmemesi,
    • Doğum yapan kadın yedi gün çocuğunun yanından dışarı çıkmaz. Çıkarsa cinniler gelir çocuğu götürür. Başka bir çocukla değiştirir.
    • Doğuran kadının (lohusanın) bulunduğu yere süpürge, Kur’ân, soğan, sarımsak aşılırsa “alkansı” lohusa ve çocuğa zarar vermez.
    • Dört yapraklı yonca bulanın talihi açılır.
    • Elden ele makas alınmaz.
    • Eller birbirine bağlanmaz, bağlanırsa kısmetin kesilir denir.
    • Erkek çocuğun kesilen ilk saçı atılmaz, bereketi artsın diye babasının cebine konur.
    • Ezan okunurken köpek uluması, karga ve baykuş ötmesinin uğursuzluk sayılması.
    • Falan ağaca çaput bağlanırsa dert ve tasalar gider inancı
    • Gece ayağı ile oynayanın anne veya babası ölür.
    • Gece ev süpürülürse fakirlik gelir,
    • Gece kapı arkasında oturan, iftiraya uğrar.
    • Gece sakız çiğnenmez, çiğneyenler için ölü eti yiyor denir.
    • Gece sandık açmak, kendi mezarını açmaktır. Yani ölümü çağırmaktır.
    • Gece tırnak kesilirse ömür kısalır.
    • Geceleri aynaya bakılmaz.
    • Geceleri dikiş dikmenin,tıraş olmanın, tırnak kesmenin, sakız çiğnemenin uğursuzluk ve günah sayılması.
    • Gelecek hakkında gaibi bildiklerini söyleyen kişilere inanma
    • Gelin eve ilk geldiğinde kaynanasının iki bacağı arasından içeri girerse saygılı olur.
    • Gök gürlerken buğday anbarlarına el ile vurulursa hasat çok olurmuş.
    • Gökkuşağının altında geçen cinsiyet değiştirir.
    • Güneş battıktan sonra ev süpürülmez, uğursuzluk gelir.
    • Haftanın belli günlerinde işe başlamanın, temizlik yapmanın ve sefere çıkmanın uğursuzluk sayılması.
    • Hangi şekilde olursa olsun, fal baktırmak ve falcıların söylediklerine inanmak
    • Hapse giren, ölmüş birinin yüzüğünü takarsa çabuk çıkar.
    • Hıdrellez , Nevruz (bahar) bayramı ve Yılbaşı kutlama inancı
    • İki bayram arasında nikah yapmamak, ( Peygamberimiz, Hz. Ayşe ile iki bayram arasında evlenmiştir.)
    • İki bebek kırkı çıkmadan aynı odada bulundurulmaz. Bulundurulursa birinin büyüyeceğine diğerinin kısa boylu kalacağına inanılır, buna “kırk basar” denir.
    • İki gelin aynı eve alınmaz.
    • İnsan üzerinde giysi söküğü dikilmez.
    • İnsanın önünden kara kedi geçmesi uğursuzluk sayılır.
    • Kabe’den başka, falan yeri ziyaret eden, yarı hacı olur sözü
    • Kabristanda definden sonra şeker dağıtılma inancı
    • Kahve içen oğlan çocuğunun bıyıkları çıkmaz, köse kalır.
    • Kapı eşiğinde iyi değildir diye oturmamak.
    • Karı-koca arasını bulmak için muhabbet muskaları yaptırma inancı.
    • Kayan yıldız ölüme işarettir.
    • Kaybolmuş malı bulmak için sahtekar hoca ve cindarlara gitme inancı.
    • Kırkı çıkmamış bebek sokağa çıkarılmaz, mezarlığın yanından geçirilmez; tersi yapılırsa “kırk basar” denir.
    • Kızın kısmeti açılsın diye, türbeleri dolaştırıp mum yaktırma inancı.
    • Kötü bir haber duyduğu veya söylediği vakit eliyle bir yere tıklama inancı
    • Kuş pisliği başa düşerse para gelecek denir.
    • Küçük çocuk apış arasından bakarsa eve misafir gelir.
    • Leyleği havada gören o yılı durmadan gezerek geçirir, yerde gören evinde oturur.
    • Makas ağzı açık kalırsa kefen biçmeye yarar.
    • Merdiven altında geçilmesi uğursuzluktur.
    • Mezar taşlarına resim yaptırma inancı
    • Mezarlara elini yüzünü sürmek, türbelerin eşik ve pencerelerini öpmek.
    • Misafir gidince veya yolculuğa çıkan olduğunda arkasından su dökme inancı
    • Misafirin ardından ev süpürmek iyi değildir,
    • Nar taneleri yere düşürülmeden yenilirse cennete girilirmiş.
    • Nazara uğrayan kişi, kuşkulandığı insanın saçından, ayakkabısından veya elbisesinden habersiz bir parça kesip yakarak dumanı ile tütsülenirse nazarı geçer.
    • Nazardan korunmak veya kurtulmak için çeşitli nazar boncukları, diş, kemik, tırnak gibi nesneleri takmak
    • Nevruz (bahar) bayramı ve Yılbaşı kutlama inancı
    • Nikah kıyarken evlenen çiftlerin birbirlerinin ayaklarına basması.
    • Otururken ayak sallanırsa alacaklı kapıya gelirmiş.
    • Ölü evinin, gelenlere yemek yedirme inancı
    • Ölü helvası dağıtmak, yemek vermek.
    • Ölü yıkandıktan sonra kazan ters çevrilmezse bir başkası daha ölür.
    • Ölülere kurban kesme ve yardım bekleme inancı
    • Ölünün kırkıncı ve elli ikinci gecesinde helva dağıtılması inancı
    • Ölünün yıkandığı yerde yedi gece mum yakılır.
    • Önünde “beş taş oyunu” oynanan eve fakirlik gelirmiş.
    • Pazar günü çalışmak uğursuzluktur.
    • Sabah işe giden erkeğin önünden kadın geçerse işi rast gitmez.
    • Salı günü başlanan işler yarıda kalır.
    • Salı günü yola, çıkılmaz, çamaşır yıkanmaz inancı
    • Soğan kabuğuna basılırsa fakirlik gelirmiş.
    • Şimşek çakarken kırmızı giysi giyilmez.
    • Tavşan, tilki ve kara kedi yolu keserse, uğursuzluk gelir.
    • Tenasüh diğer bir deyimle reenkarnasyon (öldükten sonra ruhun başka bedenlere girmesi) inancı.
    • Terlik veya ayakkabı ters çevrilirse o evden ölü çıkar.
    • Türbe ve tekkelere mendil bağlamak, çaput bağlamak, para atmak, horoz adamak, tuz ve şekerler dağıtmak ve bunlarla birlikte ölülerden bir şeyler beklemek.
    • Yemin eden kişi, yemin ederken sağ ayağını kaldırırsa yemini kabul olmaz.
    • Yeni doğan bebeğin ağzına üflenirse cana yakın olur.
    • Yeni doğan bebeğin eline kalem tutturulur.
    • Yeni doğan çocuğun ilk dışkısı yattığı odanın eşiğine veya beşiğinin altına konursa cadı zarar vermez, nazar da değmez.
    • Yeni doğan çocukların bahtının güzel olması için çocuğu tekkeleri ve türbeleri gezdirip, tuz, şeker, helva yedirme adeti.

    Kemalettin ERDİL ANKARA 1988 ( Kısaltılarak alınmıştır.) Bazı ilaveler yapılmıştır.

    11 Mart 2010
    Okunma
    bosluk

    DİNİ TERİMLER SÖZLÜĞÜ

    A
    ( AS ) : ” Aleyhisselâm ” kelimesinin kısa yazılışı
    ( HZ ) : Hazreti kelimesinin kısa yazılışı
    ( RA ) : ” Radıyallâhu anh – Allah ondan razı olsun ” duasının kısa yazılışı
    ( SAV ) : ” Sallalâhu aleyhi vesellem” ‘in kısa yazılışı
    Abbas : Peygamber (sav)’in amcalarından birisi, Mekke fethedilmeden önce müslüman olmuştur.
    Abdest : Belirli vücut organlarını usulüne göre yıkamak suretiyle yapılan temizlik. Abdestin farzları ( olmazsa olmazları ) dört tanedir. Elleri dirseklerle beraber yıkamak, yüzü yıkamak, başın 1/4′ünü meshetmek, ayakları topuklarla beraber yıkamak. Abdest almadan aşağıdaki işler yapılmaz. Namaz kılmak, Kuranı Kerime el sürmek, Tilavet secdesi yapmak, Kabeyi tavaf etmek, Cenaze namazı kılmak
    Abdullah : Peygamber (sav)’ in babasının ve küçük yaşta vefat eden oğlunun ismi
    Abdulmuttalib : Peygamber (sav)’e annesinin vefatından sonra sekiz yaşına kadar bakan dedesi
    Adak ( Nezir ) : Allah’a tazimde bulunmak, onu büyüklemek amacıyla kişinin bir işi yapmayı vadetmesi, adaması
    Adn Cenneti : Cennetin tabakalarından, bölümlerinden birisi
    Afaroz : Hıristiyanlıkta din adamlarının bir kimseyi dinden çıkarması
    Ahiret Günü : İkinci surla başlayıp çeşitli safhalardan geçtikten sonra Cennet veya Cehennemde son bulacak olan ebedi (sonsuz) hayat
    Ahlak : İnsanda bulunan iyi ve kötü huyların tamamı
    Ahmed : Peygamber (sav)’in isimlerinden birisi
    Akabe : Medine’ye hicretin kararlaştırıldığı görüşmeler
    Akâid : “Akâid; ibadeti değil, inancı; imanı esas alan İslâmî kâîde ve hükümlerin tümü; Kur’an ve Sünnet ışığında İslâm Dini’nin iman esaslarından sistemli bir şekilde bahseden ilim dalıdır.

    Akika-Nesike Kurbanı : Yeni doğan çocuk sebebiyle Allah’a bir şükür ifadesi olarak kesilen kurban
    Alak Suresi : Peygamber (sav)’e gelen ilk vahyin bulunduğu sure
    Aleyhisselam : ” Allahü Teâlânın selâmı onun üzerine olsun ” mânâsına daha çok peygamberler ve dört büyük melek için kullanılan duâ ve tâzim (saygı) ifâdesi
    Allâh : Kâinatın ve kâinatta bulunan tüm varlıkların yaratıcısı, koruyucusu olan tek varlık, ibâdet edilmeye lâyık tek Rab, Mevlâ, Huda’ya ait özel isim. En yüce varlık olarak inanılan, bütün kemâl sıfatları şahsında bulunduran ve her türlü noksan sıfatlardan uzak olan gerçek Ma’bud. Varlığı zorunlu olan tek yaratıcıya ait yüce bir isim. Bu isimle çağrılan bir başka varlık olmamıştır, olmayacaktır da. İsim, ifade ettiği ilâhî manasıyla yalnız Allah’a aittir ve hiçbir kelime bu ismin manasını ve muhtevasını ifade gücüne sahip değildir. Bu isim başkası için de kullanılamaz (Meryem Suresi, 19/65). İsmin, ait olduğu yaratıcı bir olduğundan, ikili ve çoğulu da yoktur. Ancak cinsleri olan varlıkların isimleri çoğul yapılabilir. Cinsleri olmayanın ismi de çoğul yapılamaz. Dilimizde “şehirler” denilir ancak yine bir şehir olan fakat bir ikincisi olmayan İstanbul için “İstanbullar” denilerek çoğul yapılamaz. Ancak muhtelif lisanlarda Allah’u Teâlâ’nın ayrı ayrı isimleri olabilir. Türkçe’de Tanrı, Farsça’da Hudâ, İngilizce’de God, Fransızca’da Dieu gibi. Ne var ki bu isimler “Allah!’ gibi özel isim değildir.
    Amel : İş, çalışma, itaat, ibadet, dini bir emri yerine getirmek
    Amel Defteri : Kirâmen katibin melekleri tarafından insanların bu dünyada yaptığı davranışların yazıldığı defterler, filme alındığı kasetler
    Âmentü : İnanç esaslarını içinde bulunduran dua
    Âmin : ” Allahım dualarımızı kabul et ” manasında
    Âmine : Peygamber (sav)’in annesinin ismi, Peygamberimiz (sav) 6 yaşında iken vefat etmiştir.
    Arabistan : Kutsal toprakların bulunduğu yarımada
    Âraf : Cennetle cehennem arasındaki bölge
    Arafat : Adem (as) ile Havva annemizin dünyada iken ilk buluşma noktaları. Hacda hacı adaylarının Arefe günü öğle vaktinden bayramın birinci günü sabahına kadar belli bir müddet beklemelerinin farz olduğu düzlük ve ortasında bir tepe bulunan bölge
    Arefe : Bayram günlerinden bir gün öncesine verilen isim
    Arş : İslâm’a göre, bütün alemi kuşatan, sınırlandırılması ve takdir edilmesi insan aklının dışında kalan ve gerçeğini Allah’ın bildiği yüce bir makam
    Ashâb : Hz. Peygamber (sav)’ i görmüş, onunla sohbet etmiş ve müslüman olarak vefat etmiş kimseler
    Ashâbı Kehf : Kur’an-ı Kerîm’in onsekizinci suresinde anlatılan ve sureye adını veren bu olay, Allah inancına sırt çevirip putperestliğe saplanan kavimlerini terkederek şehirden ayrılan ve bir mağaraya sığınan hâlleriyle insanlara ahiret inancı ve ölümden sonra dirilme hususunda ibret olan genç müminlerin hikâyesidir. Devirlerinin zalim padişahından gizlenerek onun kötülüklerine alet olmaktan çekinerek bir mağaraya saklanan ve orada 309 yıl uyuyan kimseler
    Ashâbı Suffe : Mescidi Nebevinin avlusunda mescide bitişik olan odalarda kalan, evi ve ailesi bulunmayan, bütün günlerini Peygamber (sav)’i dinlemeye, ilim öğrenmeye ayırıran İslamın ilk öğretmenleri
    Asli ihtiyaçlar : Kişinin ve ailesinin bir yıllık zorunlu giderleri ihtiyaçları, ( Ev, araba, yiyecek, giyecek, sanat aletleri … )
    Asr Suresi : Kuranı Kerimin 3 ayetten oluşan en kısa surelerinden birisi
    Asrı Saâdet : Peygamber (sav)’ in peygamberliğinden sonraki döneme verilen isim, mutluluk asrı
    Aşereyi Mübeşşere : Peygamber (sav) Efendimizin kendilerine Cennetlik olduklarını müjdelediği on sahabe, Hz Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Zübeyr b. Avvam, Ebu Ubeyde b. Cerrah, Abdurrahman b. Avf, Talha b. Ubeydullah, Sad b. Ebi Vakkas, Said b. Zeyd
    Aşûre Günü : Kameri aylardan Muharrem ayının 10. günüdür. Nuh (as)’ın gemisinin tufandan kurtulup Cudi dağına oturduğu gün
    Âyet : Kuranı Kerimde sureleri meydana getiren cümle ve cümleler. Bir sayfadan meydana gelen ayetler olduğu gibi birkaç harften meydana gelen ayetlerde vardır. Yaygın görüşe göre Kuranı Kerimde 6666 ayet vardır.
    Azâb : İşlenen günahlar sebebiyle âhirette çekilecek cezâ.
    Azrâil : İnsanların ruhlarını bedenlerinden ayırmakla görevli melektir.
    Azze ve celle : Allahü Teâlânın ismini söyleyince, işitince ve yazınca “O, Azîz ve Celîldir (yücedir)” mânâsına söylenilen ve yazılan saygı ifâdesi.
    B
    Bahira : Peygamber (sav)’in amcası Ebu Taliple beraber yaptığı seyahatte onun son peygamber olduğunu anlayan rahibin ismi
    Bakara Suresi : Kuranı Kerimin 286 ayetten oluşan en uzun suresi
    Ba’s : İkinci sûrla beraber Allahın insanları hesaba çekmek üzere yeniden diriltmesi, Yeniden diriliş hem ruh hem bedenle olacaktır.
    Bayrak : Bayrak bir milletin bağımsızlığının sembolüdür.
    Bayram Namazı : Kurban ve Ramazan bayramında olmak üzere senede iki defa kılınan, kazası olmayan, iki rekat olan, namaz sonunda hutbe okunan vacib olan namaz
    Beddua : Kötü, iyi olmayan dua
    Bedir Savaşı : Mekkeli müşriklerle 624 tarihinde yapılan ilk savaş
    Beraat Gecesi : Mübarek üç aylardan Şaban ayının 15. gecesine rastlayan mübarek gece
    Berzâh : Dünya ile ahiret arası, iki alem arası, kabir
    Besmele : Her işimizde, özellikle Kuranı Kerim okumaya başlarken söylediğimiz “Bismillâhirrahmânirrahîm – Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla ” anlamındaki söz dizisi.
    Beytullah : (Allahın evi) anlamına gelen Kâbe’nin diğer ismi
    Bidat : Dinin aslında olmayıp sanradan ortaya çıkan şeyler. Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet’te bulunmayan ve Ashabca da bilinmeyen, özellikle din esaslarına ilişkin sonradan çıkma kimi ibadet ve davranış biçimleri ve inanca yönelik yorumlar.
    Budizm : Kurucusu Buda olan din
    C – D
    Câhiliye Dönemi : Peygamber (sav)’ den önce Arapların yaşadığı döneme verilen isim
    Câiz : Dinimize göre yapılmasında sakınca bulunmayan, yapılması mümkün olan iş
    Câmi : Müslümanların toplu halde veya tek başına namaz kılıp, ibadet ettikleri umuma açık mübarek mekanlar
    Cebrâil : Allah tarafından peygamberlerine vahiy getirmekle görevli melek, Cibril, Ruhul Emin, Ruhul Kudüs diye de isimlendirilir.
    Cehennem : Allaha inanmayanların sürekli kalacakları, günahkar müminlerinde günahları ölçüsünde cezalandırılacakları ahiret yurdu.
    Celle Celâlüh : “O yücedir” mânâsına Allahü teâlânın ismi-i şerîfi söylenince, yazılınca ve işitilince, söylenilen ta’zîm (hürmet, saygı) ifâdesi.
    Cemaat : 1- Toplu olarak namaz kılarken imama uyan kimse ya da kimseler
    : 2- Bir fikir ve inanç etrafında toplanmış insan topluluğudur. Bir ülkede azınlık halinde yaşayan insanlarda bir cemaat oluştururlar.
    Cenaze Namazı : Rukusuz ve secdesiz olarak ayakta kılınan, daha çok dua özelliği olan namaz
    Cennet : Müminlerin içinde ebedi olarak kalacakları çeşitli nimetlerle bezenmiş olan ahiret yurdu, mükafat yeri. Peygamber (sav)’ in bildirğdiğine göre Cennet ” Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiç kimsenin aklına , hayaline gelmiyecek güzellikteki ebedi mükafat yeridir.”
    Cin : Ateşten yaratılmış, yeme – içme, evlenme, doğum – ölüm gibi özellikleri bulunan, hayatları insan ömrüne göre uzun olan, insanlar gibi Allaha ibadetle sorumlu olan ve gözle görülmeyen varlıklardır.
    Cuma Namazı : Cuma günü öğle namazı vaktinde kılınan toplam 10 rekat olan ve farzından önce hutbe okunan, kazası olmayan ve erkeklere farz olan namaz
    Cüz : Kuranı Kerimin 20 sahifelik bölümlerine verilen isim, Kuranı Kerimde 30 cüz vardır.
    Cüz’i İrâde : İnsanoğlunun sınırlı olan iradesine verilen isim
    Dil : İnsanlar arasında fikirleri, duyguları konuşarak yada yazarak anlatmaya yarayan sözler
    Din : Akıl sahibi insanları, kendi iradeleri ile, hem bu dünyada hem de ahırette mutlu etmek için, Allah tarafından Peygamberleri aracılığı ile gönderilen ilahi kurallar
    Doğruluk : İnsanın bütün iş ve davranışlarında dinin emirlerine, aklın ve ilmin kanunlarına göre hareket etmesi
    Duâ : Kulun istek ve arzularını uygun bir üslupla Allah’a arzetmesi
    E
    Ebâbil : Ebrehe’nin ordusunu helak eden kuşlar
    Ebedî : Sonsuz, sonu olmayan
    Ebrehe : Kâbeyi yıkmak amacıyla yola çıkan ancak ebabil kuşlarıyla helak olan Yemen valisi
    Ebû Cehil : Müslümanlara ençok eziyet ve işkence eden Cehaletin babası isimli müşrik
    Ebû Leheb : Peygamber (sav)’ e eziyet ve sıkıntı veren, yaptığı bu kötülükler sebebiyle hakkında Leheb suresi inen amcası
    Ebû Talib : Peygamber (sav)’in 8 yaşından evleninceye kadar yanında kaldığı ve onu koruyan amcası
    Ecel : Canlıların hayatlarının son bulduğu noktaya denir.
    Ecir : Yapılan güzel ameller karşılığında Allah’ın kullarına verdiği mânevî mükafat
    Eda : Namazı vaktinde kılmak
    Edeb : Güzel terbiye, iyi huy, insanın bütün iyilikleri ve ahlaki meziyetleri kendisinde toplaması
    Edebiyat : Olay, duygu ve düşünceyi dil aracılığı ile biçimlendirme sanatı
    Ehli Beyt : Peygamber (sav)’ in ev halkına verilen isim
    Emîn : Peygamber (sav)’ e peygamber olmadan önce güvenilir, doğru bir kişi olduğu için verilen lakap
    Ensâr : Mekkeden Medineye hicret eden müslümanlara yardım eden, onlara kucak açan Medineli müslümanlara verilen isim
    Erkam : Müslümanların Medineye hicretten önce evinde toplandıkları kişi
    Esmâül Hüsnâ : Allahın Kuranı Kerimdeki 99 güzel ismi
    Estağfirullâh : Allahü Teâlâdan hatâ ve kusurlarımı bağışlamasını dilerim, mânâsına; mübârek, kıymetli bir söz.
    Evliyâ : Allahü Teâlânın sevgili kulları, nefsin esâretinden kurtulup, sözleri, işleri ve hareketleri İslâmiyet’e uygun olanlar, devamlı Allahü teâlâyı hatırlayıp, ananlar.
    Evrensel : Bütün dünyaya ve insanlığa hitap eden
    Eyüp : Peygamber (sav)’ i evinde misafir etme şerefine nail olan Ebu Eyyub el Ensari ( Halid b. Zeyd)’ in kabrinin bulunduğu İstanbulun bir semti
    Ezan : Günde beş vakit olan namaz vaktinin girdiğini haber vermek amacıyla yüksek bir sesle okunan mübarek sözler
    Ezelî : Öncesi, başlangıcı olmayan
    F
    Fahri Kâinat : Kâinâtın kendisi ile övündüğü zât; Peygamber (sav) Efendimiz için kullanılan saygı ifâdesi.
    Fâiz : Ödünç vermekte, rehinde ve alış-verişte, alıcıdan veya vericiden birinin ötekine karşılıksız vermesi şart edilen fazla mal, para veya menfaat. Ribâ.
    Falcılık : Gaybden haber verme, gelecek hakkında önceden fikir beyan etme, dinimize göre falcılık haramdır.
    Fâni : Yok olucu, geçici, devamlı olmayan.
    Fâsık : Günahkar, büyük günahı işleyen, küçük günahta israr eden tevbe etmeyen kimse
    Fâtiha : Kuranı Kerimin 7 ayetten oluşan ilk suresi, namazların her rekatında okunan sure
    Fazîlet : Ahlaki görevleri yerine getirerek kişinin olgun ve yüksek bir ahlaka sahip olması, iyi huylarla ruhunu güzelleştirmesi, üstünlük, iyi ahlâklılık.
    Fetvâ : Herhangi bir işin dîne (İslâmiyet’e) uygun olup olmadığına dâir müftî tarafından verilen cevap
    Ficar Savaşları : Araplar Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb aylarında savaş yapmazlardı. Bu aylarda savaş olursa bu savaşlara ficar savaşları denirdi.
    Fidye : Bazı şartlardan dolayı oruç tutamayanların ödemeleri gereken bir günlük oruç bedelidir. Bir kimsenin bir günlük sabahlı akşamlı yiyecek miktarıdır.
    Fıkıh : Dinde yapılması ve sakınılması lâzım gelen işleri bildiren ilim.
    Fil Suresi : Kâbeyi yıkmak için gelen Ebrehe ve ordusunun Ebâbil kuşları ile yok oluşundan bahseden sûre
    Firdevs Cenneti : Cennetin tabakalarından, bölümlerinden birisi
    Fıtır Sadakası Fitre : Ramazan ayını yaşama, onun ecrine kavuşmanın şükran borcu olarak en geç bayram namazından önce verilmesi gereken vacib olan sadaka, miktarı; bir kişinin bir günlük sabahlı akşamlı yiyecek miktarıdır.
    Fıtrat : Yaratılış
    G
    Gayb : Gizli olan, görünmeyen, belirsiz, hisler ve akıl ile bilinmeyen şey
    Gayri Müslim : Müslüman olmayan.
    Gâzi : Hiçbir dünya menfaati gözetmeden, din için vatan için düşmanla savaşan ve savaştan sağ olarak geri dönenler
    Gıbta : Başkasında görülen iyiliklere, güzelleklere imrenme, özenme
    Gıybet : Bir kimsenin arkasından işittiği zaman hoşlanmayacağı şekilde konuşmak, Kuranı kerimde ölü kardeşinin etini yemeğe benzetilmiştir.
    Görgü Kuralları : Toplumda uyulması gereken terbiye ve nezaket kuralları
    Gurur : Kendini yüksek ve değerli tutma
    Gusül : Kuru bir yer kalmamak üzere bütün vucudu yıkamaktır. Gusül abdestinin farzları üçtür. Ağza su vermek, burna su vermek, bütün vücudu yıkamak. Boy abdesti alması gereken bir kimse boy abdesti almadan aşağıdaki işleri yapamaz. Namaz kılmak, Cenaze namazı kılmak, Tilavet secdesi yapmak Kuranı Kerim okumak, Kuranı Kerime el sürmek, Kâbeyi tavaf etmek, Cami veya mescide girmek
    Gül : Peygamber (sav)’ i temsil eden çiçek
    Günah : Cenabı Hakkın emrine aykırı olan cezayı gerektiren söz ve davranışlar, dinde yasak olan şeyler.
    H
    Habeşistan : Müslümanlardan bir kısmının ilk önce hicret ettikleri ülke
    Hac : İhrama girerek senenin belirli günlerinde Kabeyi ziyaret etmek ve Arafatta vakfe yapmak suretiyle yapılan ibadet, haccın farzları üçtür. İhrama girmek, Kabeyi tavaf etmek ve Arafatta vakfe yapmak
    Hacerul Esved : Cennetten geldiği söylenen, Kabenin bir köşeşinde bulunan ve tavafın başlangıç noktası olan ve mübarek kabul edilen kara, siyah taş
    Haç : Hristiyanlara göre Hz. İsayı öldürmek için kullanılan artı şeklindeki alet
    Hadîsi Şerif : Peygamber (sav)’ in sözlerine verilen isim
    Hafaza Melekleri : Allah Tealanın izniyle insanları kazalardan belalardan korumakla görevli melekler, bir rivayete göre Kirâmen Kâtibîn meleklerinin diğer adı
    Hâfız : Kuranı Kerimi başından sonuna kadar ezberleyen kimse
    Haham : Yahudilerin din adamlarına verilen isim
    Halime : Peygamber (sav)’ in süt annesi
    Hanîf : Peygamber (sav) Efendimizin peygamberliğinden önce Allahın birliğine inanan ve ona ortak koşmayın, İbrahim (as)’ ın dini üzere olan kimselere verilen isim
    Hased : Bir kimsenin sahip olduğu mevki, makam, şan, şöhret, mal, mülk gibi üstünlükleri, güzellikleri, nimetleri çekememek, bundan rahatsız olup bunların ondan gitmesini istemek
    Hâşâ : Asla, katiyyen, öyle değil, Allah korusun… manasında söylenen söz
    Haşr : İkinci surdan sonra Allahın insanları hesaba çekmek üzere bir araya toplaması
    Hatim : Kuranı Kerimi başından sonuna kadar okumak
    Hattat : Hat sanatıyla uğraşan kişi
    Havâri : Hz. İsaya inanan ve onun şeçtiği 12 kişiye verilen isim
    Havra : Yahudilerin ibadet ettikleri yer
    Hayâ : Kınanmayı gerektiren bir söz veya davranıştan dolayı kişinin Allaha ve insanlara karşı mahcubiyet ve üzüntü duyması, utanması, insanı kötülük yapmaktan uzaklaştıran ve diğer canlılardan ayıran ahlaki özellik
    Hayber Savaşı : 628 tarihinde yahudilerle yapılan savaş
    Hayır : Yüce Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olan güzel amellerdir.
    Hazreti ( Hz ) : Zât mânâsına hürmet ve saygı ifâdesi.
    Hendek Savaşı : Mekkeli müşriklerle 627 taihinde yapılan savaş, diğer ismi Ahzab’tır. Medine şehrinin etrafına hendek kazıldığı için bu isim verilmiştir.
    Hesab : İnsanların bu dünyada yaptığı işlerden dolayı ahirette sorgulanmasıdır. Peygamber (sav) ‘in bildirdiğine göre insanlar şu beş şeyden hesaba çekileceklerdir. Ömrünü nerede tükettin, gençliğini nerede geçirdin, malını nerede kazandın, malını nereye harcadın, bildiklerini uygulayıp uygulamadığından ( amellerinden )
    Hicaz : Mekke ve Medine şehirlerini içine alan bölgeye verilen isim
    Hicret : Peygamber (sav) ve müslümanların gördükleri işkence ve eziyetler ve çektikleri sıkıntılardan dolayı Mekke’den Medineye göç etmesi, miladi 622 tarihinde gerçekleşmiştir. Hz. Ömer zamanında Hicri takvimin başlangıcı olarak kabul edilmiştir.
    Hidâyet : “Doğru yolu gösterme, Allahü Teâlânın râzı olduğu yolda bulunma.

    Hılfulfudûl : Peygamber (sav)’ in Peygamberliğinden önce haksızlıklara karşı koymak ve haksızlığa uğrayanların haklarını savunmak ve almak için kurulmuş olan ve Peygamber (sav)’ in de üye olduğu dernek
    Hilm : Öfkeli ve hiddetli olduğu bir zaman kişinin gücü yettiği halde, kendini kontrol ederek öfkesini yenmesi ve intikam fikrinden vazgeçmesi
    Hilyei Şerif : Peygamber (sav) Efendimizin dış görünüşünü ve vasıflarını anlatan eserlere verilen ad; “Hilye-i Saâdet” de denir.
    Hinduizm : İneğin kutsal kabul edildiği, karma ve tenasüh inancının görüldüğü hintlilerin dini
    Hira : İlk vahyin geldiği mağara
    Hırs : Sonu gelmeyen istekler, aç gözlülük
    Hızır : Halen yaşadığı, darda kalanlara yardım ettiği düşünülen Musa (as) ile yolculuk eden, Allahın veli kullarından. Hızır gibi yetişti. Kesene Hızır uğrasın.
    Hristiyanlık : Üçlü tanrı, aforoz etme, günah çıkarma gibi inançları olan aslı bakımından bir hak din iken sonradan değişikliğe uğramış din
    Hudeybiye Barışı : Mekkeli Müşriklerle 628 tarihinde yapılan anlaşma
    Hurâfe : Uydurma, batıl inanış. Sonradan uydurulan ve genellikle İslâm’ın gerçeğiyle bağdaşmaz batıl inançları veya çarpık davranış biçimlerini ifade eden hikâyeler.
    Huşû : Korku ile karışık sevgiden gelen edebli bir hal
    Hutbe : Cuma ve bayram namazlarında imamın minberden cemaati bilgilendirmek için yaptığı konuşma
    Hüsnü Hat : Arap harfleriyle güzel yazı yazma sanatına verilen isim
    Hüzün Yılı : Ebu Talip ve Peygamber (sav)’ in mübarek eşi Hz. Haticenin vefat ettiği yıla verilen isim
    Hz Hacer : İbrahim (as)’ ın hanımı. İsmail (as)’ ın annesi, Safa ve Merve tepeleri arasında oğluna su bulmak için koşan kişi
    Hz. Ali : İlk müslümanlardan, Peygamber (sav)’ in amcası Ebu Talibin oğlu, Peygamber (sav)’ in soyunun devam ettiği damadı, dördüncü halife
    Hz. Ayşe : Peygamber (sav)’in hanımlarından birisi, Hz. Ebu Bekirin kızı
    Hz. Bilal : Mekelilerce çok eziyet edilen müslümanlardan, ilk ezan okuyan sahabi
    Hz. Ebû Bekir : Peygamber (sav) Efendimizin kayınpederi, hicretteki yol arkadaşı, Kuranı Kerimi kitap haline getiren ilk halife
    Hz. Fâtıma : Peygamber (sav)’ in soyunun devam ettiği ve Peygamber (sav) Efendimizden sonra vefat eden kızı
    Hz. Hamza : Peygamber (sav)’ in Uhud savaşında şehid olan ve ” Esedullah – Allahın Arslanı ” lakabı verilen amcası
    Hz. Hasan : Peygamber (sav) in torunu
    Hz. Hatice : Peygamber (sav)’ in mübarek eşi, İlk müslümanlardandır ve Medineye hicretten önce vefat etmiştir. Peygamber (sav)’ in bu evlilikten 6 çocukları dünyaya gelmiştir. Bunlar Abdullah, Kasım, Fatıma, Zeyneb, Rukiye, Ümmü Gülsüm
    Hz. Hüseyin : Peygamber (sav) in torunu
    Hz. Osman : Kuranı Kerimi çoğaltan 3. Halife, Peygamberimizin damadı, kendisine ” Zinnureyn – iki nur sahibi ” lakabı verilmiştir.
    Hz. Ömer : Peygamber (sav)’ i öldürmek üzere yola çıkan ve müslüman olan, adaletiyle meşhur, Peygamber (sav) Efendimizin kayınpederi olan üçüncü halife
    Hz. Rukiye : Peygamber (sav)’ in kızlarından birisi
    Hz. Ümmü Gülsüm : Peygamber (sav)’ in kızlarından birisi
    Hz. Zeyd b. Hârise : Peygamber (sav)’ in azat ettiği kölesi, Mute savaşında şehit olmuştur.
    Hz. Zeyneb : Peygamber (sav)’ in kızlarından birisi
    İ
    İbâdet : Allah’a gönülden, isteyerek yönelmek ve karşılığında sevap vadedilen dinî görevleri ve amelleri Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla yerine getirmek
    İbrâhim (as) : Kâbeyi yapan peygamber, Peygamber (sav)’ in soyu bu peygambere kadar uzanır.
    İcmâ : Hz.Peygamber’in vefatından sonra, herhangi bir asırda, bütün İslam müçtehitlerinin, dînî bir konuda ortak hüküm vermeleri
    İçki : İçildiğinde azıda çoğu da sarhoşluk veren insanın aklını ve iradesini kullanmasını engelleyen içecek
    İftar : Orucun bitiş zamanı
    İhlas : İçten, samimi, gösterişsiz sevgi, bağlılık
    İhlas Suresi : Tevhid inancı ” Allahın birliği inancı” ‘nı açıklayan sure
    İhram : Bir kişinin normal zamanda kendisine mübah olan bazı şeyleri ( tıraş olmak, yeşillik koparmak, tırnak kesmek… ) hac sırasında haram kılarak hac elbisesini giymesi ve hacca niyet etmesi
    İlâhî : Makamla okunan dini şiirler
    İlmihâl : Her müslümanın îmân, ibâdet ve ahlâk ile ilgili bilmesi gereken şeyler veya bu bilgileri anlatan kitap.
    İmam : Topluluğa namaz kıldıran kimse
    Îman : Peygamber (sav)’ in Allahtan getirdiği şeylerin hepsine birden kesin olarak inanmak; başka bir ifadeyle Allaha, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, kaza ve kadere, ahiret gününe inanmaktır.
    İmsak : Oruca başlangıç zamanı
    İncil : Allahın İsa (as) ‘a gönderdiği kutsal kitap, Allahın gönderdiği şekli koruyamamış ve değişikliğe uğramıştır.
    İnşâallâh : Allah izin verirse, Allah nasib ederse anlamındaki söz dizisi
    Îsa : Yahudilere peygamber olarak gönderilmiş olan ve babasız olarak annesi Hz. Meryemden dünyaya gelen, bebekliğinde konuşan, Kutsal kitap olarak İncil verilen peygamber
    İslam : Allah katında dinlerin genel adı, özel olarakta son dinin adı
    İsmâil (as) : İbrahim (AS)’ ın oğlu, ayakları yanından zemzem suyu çıkan peygamber.
    İsrâ : Peygamber (sav)’ in Mekkedeki Mescidi Haramdan Kudüsteki Mescidi Aksaya kadar gecenin bir vaktinde götürülmesine isrâ; oradanda Allahın huzuruna kabul edilmesine miraç denir.
    İsraf : Sahip olduğumuz şeyleri gereksiz yere kullanma
    İsrâfil : Birincisi kıyametin kopması, ikincisi insanların yeniden diriltilmesi olmak üzere sûr denilen alete üflemekle görevli melek
    İstanbul : Peygamber (sav)’ i evinde misafir etme şerefine nail olan Ebu Eyyub el Ensarinin kabrinin bulunduğu ilimiz
    İstiklal Marşı : İstiklal Marşı bağımsızlığımızın sembolüdür. Vatan, millet, bağımsızlık ve Allah sevgisi üzerine Mehmet Akif ERSOY tarafından yazılmıştır. İstiklal Marşına saygı tarih, vatan, millet ve şehitlere saygıdır. 12 Mart 1921 tarihinde TBMM’de büyük bir coşku ile okunmuş, dinlenmiş ve kabul edilmiştir.
    İstişâre : İnsanlarla görüş alışverişinde bulunma, danışma
    Îtikâf : Özellikle Ramazan ayının son 10 gününde mescitlerde veya buna benzer yerlerde kalıp ibadetle meşgul olmak
    Itrî : Salatı Ümmiye ve Teşrik tekbirlerini besteleyen ünlü Türk sanatkarı
    K
    Kâbe : Yeryüzünde ibadet maksadıyla yapılmış olan ilk bina, İbrahim ve oğlu İsmail (as) tarafından yapılmıştır. Müslümanların kıblesi yani namaz kılarken döndükleri yerdir. Mekkede bulunur. Allaha yönelmenin dünyadaki merkezidir.
    Kabir Hayatı : Ölümle başlayıp insanların yeniden dirilme anına kadar geçen süre; kabir Peygamber (sav)’ in bildirdiğine göre ya Cennet bahçesi gibi bir bahçe ya da Cenhennem çukuru gibi bir çukurdur.
    Kader : Allahın sonsuz ilmi ile ezelden ebede kadar olacak olan şeylerin yerini, zamanını ve özelliklerini bilip takdir etmesi, yazması
    Kadir Gecesi : Kuranı kerimin indirilmeye başlandığı ve içinde Kadir gecesi bulunmayan 1000 aydan daha hayırlı olan mübarek gece, ülkemizde Ramazan ayının 27. gecesi olarak kabul Kadir Gecesi Ramazan ayının son 10 günü ve tek rakamlı günlerindedir.
    Kâfir : Peygamber (sav)’ in Allahtan getirdiği şeylere inanmayan kimse
    : 2- Namazı vakti çıktıktan sonra kılmak
    : 3- Tutulan orucun hata ile bozulmasından dolayı o orucu Ramazandan sonra güne gün tutmak
    Kâmet : Ezandan farklı olarak ” kad kametis-salah ” ” Muhakkak ki namaz başladı ” ifadesi olan, farz namazlardan önce erkekler tarafından okunan mübarek sözler
    Kanaat : Elde olanla yetinmek, yeme, içme, giyinme gibi konularda aşırılıktan kaçınarak orta yolu tutmak, aza razı olmak
    Kasîde : Cenabı Hakkı ve Hz. Peygamber (sav)’i metheden şiirlerdir.
    Kâsım : Peygamberimizin küçük yaşta vefat eden çocuğu, bu çocuğuna nisbetle Peygamberimiz’e Ebul Kasım lakabı verilmiştir.
    Kazâ : 1- Allahu Tealanın ezeli ilmiyle takdir ettiği şeylerin yeri ve zamanı geldiğinde meydana gelmesi
    Keffâret : Ramazan ayında tutulan farz olan orucun bile bile bozulmasından dolayı Ramazan ayı dışında iki ay artı bir gün tutmaktır
    Kelimei Şahâdet : ” Eşhedü enlâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne muhammeden abduhû ve rasûlühû – Ben şahitlik ederim ki Allahtan başka ilah yoktur ve Muhammed (sav) onun kulu ve peygamberidir ” anlamındaki söz dizisi
    Kelimei Tevhid : ” Lâ ilâhe illallâh muhammedün rasûlullâh – Allahtan başka ilah yoktur, Muhammed (sav) onun peygamberidir ” anlamındaki söz dizisi
    Kerâmet : Allahın izni ile veli kullarının gösterdikleri olağanüstü olaylar
    Kevser Suresi : Kuranı Kerimin 3 ayetten oluşan en kısa sûrelerinden birisi
    Kibir : Kişinin kendini diğer insanlardan üstün görerek başkalarını küçük görme hastalığı; Şeytanın Allah Tealanın katından kovulmasına sebeb olan manevi hastalık
    Kıble : Namaz kılarken döndüğümüz bölgeye verilen genel ad
    Kilise : Hristiyanların ibadet ettikleri yer
    Kirmen Kâtibîn : İnsanların yaptıkları davranışları yazmakla, kaydetmekle görevli melekler
    Kıssa : Kuranı Kerimde geçmişte yaşamış peygamberler ve insanlardan bahseden ibret verici hikayeler
    Kıyâmet : Kainatın dengesinin, düzeninin bozularak herşeyin yok olması; dünya hayatını sona erdirecek olan büyük olay; Kıyametin kopuş zamanını Allahtan başka kimse bilemez.
    Kul Hakkı : İnsanın malı, canı, namusu, kutsaldır ve bunlara dokunulamaz. Bu dokunulmaz hakları çiğnediğimiz zaman kul hakkı yemiş oluruz. Kul hakkına giren davranışlar şunlardır. Yalan söylemek, Yalancı şahitlik yapmak, İftira etmek, Gıybet etmek, Hırsızlık, Alay etmek, Başkalarının özel hayatlarını araştırmak, Hile yapmak, Kötü zanda bulunmak, Başkalarına zarar vermek, eziyet etmek Adam öldürmek, Rüşvetle bir şey elde etmek Yüce Mevla’mız affedicidir, affı sever ancak kul hakkını affetmez. Kul hakkından kurtulmanın yolu hakkını yediğimiz kimsenin hakkını vermek ve helallik almaktır.
    Kumar : Ortaya para koyarak oynana talih oyunu, oynayana kazanç veya zarar getiren her türlü şans oyunu kumardır.
    Kunut Duaları : Vitir namazının üçüncü rekatında bir sure okundukan sonra tekbir alıp okunan dualar
    Kurânı Kerim : Allahın Hz. Muhammed (sav)’ e gönderdiği en son kutsal kitap; âyet âyet, sûre sûre yaklaşık 23 senede indirilmiştir. Hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Hükümleri kıyamete kadar geçerlidir.
    Kurban : Allaha yaklaşmak amacı ile belli zamanda belli bir hayvanı kesmek suretiyle yapılan ibadet
    Kureyş : Peygamber (sav)’ in soyunun mensup olduğu kabile
    Kutlu Doğum : Peygamber (sav)’ in doğumu dolayısıyla 1989 yılından bu yana kutlanan hafta
    Kutsal Kitap : Allahın peygamberlerine gönderdiği kitaplar
    Küllî İrâde : Allahın sonsuz ve sınırsız iradesine verilen isim
    Kültür : Bir toplumun, bir milletin sahip olduğu maddi, manevi değerlerin hepsine birden verilen ad.
    Kürsü : Vaiz efendinin Cuma , bayram veya önemli günlerde cemaati bilgilendirmek için konuşma yaptığı yer
    L
    Lânet : Allahın merhametinden mahrum olma durumu
    Levhi Mahfûz : Korunmuş levha; Allahü Teâlânın takdir ettiği her şeyin yazılı bulunduğu, nasıl olduğu bizce bilinmeyen ve her türlü te’sirden korunmuş levha, herşeyin hayatının Allah katında yazılması
    Lokman (as) : Kuranı Kerimde ismi geçen oğluna öğütleri ve ahlaki, tıbbi sözleri ile tanınan Allahın veli kullarından
    M
    Maâzallâh : Tehlikeli, zararlı ve istenmeyen durumlardan korunmak için söylenen ” Allah korusun, Allah saklasın, Allahü Teâlâya sığınırım ” anlamında duâ cümlesi
    Mahfel : Camide müezzinlik yapan kimsenin bulunduğu yer
    Mahmud : Peygamber (sav)’ in isimlerinden birisi
    Mahşer : İnsanların hesaba çekilmek üzere biraraya toplandıkları yer, diğer ismi Arasat’tır.
    Mahya : Eskiden Ramazan aylarında Ramazanın önemini hatırlatan minareler arasına asılan ışıklı yazılar
    Mâlik : Cehennemde görevli meleklerin başı
    Mâşâallâh : Beğenilen şeyler görüldüğünde söylenilen; ” Bu, Allahü teâlânın dilediği ve ihsân ettiği şey, Allahın istediği gibi, Allah korusun, Allah saklasın ” manasında dua cümlesi
    Meal : Bir dildeki bir sözü başka bir dile anlam bakımından çevirmek
    Medîne : Peygamber (sav)’ e ve ilk müslümanlara kucak açan, ve Peygamber (sav)’ in kabirinin bulunduğu nurlu şehir. Hicretten önceki ismi Yesrib’ tir.
    Mekke : Arabistan yarımadasında Kâbenin bulunduğu ve Peygamber (sav)’ in dünyaya geldiği kutlu şehir.
    Melek : Nurdan yaratılmış, yeme – içme, erkeklik – dişilik gibi özellikleri olmayan, Allaha itaat edip isyan etmeyen, gözle görülmeyen ve kanatları olan varlıklar
    Merhaba : Müslümanlar arasında bir nevi selamlaşma kelimesi olup; rahat olunuz, hoş geldiniz manasında söylenir.
    Merhamet : Allahın yarattığı varlıklara acımak, onların iyiliğini istemek, kendilerine yardım etme arzusu duymak
    Mescidi Aksâ : Kudüste Süleyman (as) tarafından yaptırılmış olan ve müslümanların ilk kıblesi olan cami; Beyti Mukaddes, Beyti Makdis de denir
    Mescidi Harâm : Kâbeyi de içine alan kutsal mekan
    Mescidi Kuba : Peygamber (sav)’ in Medineye hicret ederken yaptığı ilk cami, Kuranı kerimde bu camiye Takva Mescidi denir.
    Mescidi Nebevî : Peygamber (sav)’ in Medine şehrinde iken yaptığı ilk mescit, ayrıca Peygamber (sav), Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in kabirleri burada bulunmaktadır.
    Mescit : Müslümanların toplu halde veya tek başına namaz kılıp, ibadet ettikleri umuma açık mübarek mekanlar, genelde küçük camiler için kullanılır
    Mesh : Vücudun herhangi bir yerini ovalamak
    Mest : Belli özellikleri olan ayağa giyilen ayakkabı cinsinden giyecek, mest üzerine meshetme süresi yolcu olmayanlar (mukim) için 24 saat, yolcular (seferi) için 72 saattir.
    Mevlid : Hz. Peygamber (sav)’in doğumu, miracı, vefatı gibi olayları anlatan nazım şekli, Süleyman Çelebi tarafından yazılan Vesiletün Necat (Kurtuluş Sebebi) isimli eserdir.
    Mevlid Gecesi : Peygamber (sav)’ in dünyaya geldiği gece, Kameri aylardan 12 Rebiulevvel 571 Pazartesi
    Mezheb : Gidilecek yer, yol, görüş, akım gibi anlamlara gelir. Terim olarak bir dinin görüş ve anlayış ayrılıkları sebebiyle ortaya çıkan kollarıdır. Mezheplerin çeşitleri: İtikadi Mezhepler: İnanç esasları ile ilgili meselelerde Ehli sünnet mezhepleri iki tanedir. Eşâri, Mâturîdi; Fıkhi Mezhepler: İbadet ve muamelatla ilgili konularda Ehli sünnet mezhepleri dört tanedir. Hanefi, Mâliki, Şâfii, Hanbeli; Mezhepleri Kuran ve Sünnet prensiplerine uygun olmak şartıyla birer zenginlik olarak kabul etmeliyiz. Mezhepleri dinin farklı anlayış şekilleri olarak düşünmeliyiz.
    Mihrâb : İmamın namaz kıldırmak için durduğu kıbleye bakan içi oyuk yer.
    Mikâil : Evrendeki tabiat olayları ile görevli melek
    Millet : Din, dil, tarih, kültür, ülkü birliği olan insan topluluğu
    Mina : Hacda şeytan taşlamanın yapıldığı bölgeye verilen isim
    Minâre : Camilerde ezan okumak için çıkılan kuleye benzeyen yer.
    Minber : Cuma ve bayram günlerinde imamın hutbe okumak için çıktığı merdivenli yer.
    Minyatür : Resimde olduğu gibi derinliği ve gölgesi bulunmayan çizgi sanatı
    Mîraç Gecesi : Peygamber (sav)’ in Allahın huzuruna kabul edildiği, Üç aylardan Receb ayının 27. Gecesi olan mübarek gece; bu gece 5 vakit namaz farz kılınmştır.
    Misvak : Diş fırçası vazifesi gören, hoş kokulu ve meyvesiz bir ağaç olan Erak ağacının köklerinden yapılıp kullanılan alet
    Misyoner : Hristiyanların kendi ülkeleri dışında dinlerini yaymak için görevlendirdiği kimseler.
    Mîzan : İnsanların hesaba çekilmesinden sonra amelleri tartmaya mahsus ilahi adalet terazisi
    Muâmelat : Kişilerin karşılıklı olarak kendi aralarında yaptıkları işler
    Mûcize : Peygamberlerin peygamberliklerini isbat etmek için Allahın izniyle gösterdikleri harikulade olaylar
    Muhâcir : Mekkeden Medineye hicret eden müslümanlar
    Muhammed (sav) : ” Yer ve gök ehli tarafından övülen ” manasında, Alemlere rahmet olarak gönderilmiş olan en son peygamber
    Muharrem : Hicri yılbaşının ilk ayı, 10. günü Aşure günüdür.
    Mukâbele : Kur’an-ı Kerim’i, birinin yüzünden veya ezbere okuması, diğerlerinin de onu takip etmesi
    Musêvîlik : Musa (as) peygamberleri olduğu için Yahudiliğe verilen diğer isim
    Mushaf : Kuranı Kerimin diğer adlarından birisi, iki kapak arasında toplanmış sahifeler anlamında
    Mûsikî : Müzik
    Mustafa : Peygamber (sav)’ in isimlerinden birisi
    Mûte Savaşı : Bizanslılarla Müslümanların 629-630 tarihinde yaptığı ilk savaştır.
    Mücâdele Suresi : Her âyetinde Allah kelimesi bulunan sure
    Müezzin : Ezan okuyan kimse
    Müftü : Dinî konularda fetva vermeye yetkili olan kimse
    Mükellef : Dinin emir ve yasaklarından sorumlu olan kimse; akıllı ve ergenlik çağına girmiş olan her erkek ve kadın mükelleftir.
    Mü’min : Peygamber (sav)’ in Allahtan getirdiği şeylerin hepsine kesin olarak inanan kişi
    Münâfık : İnanmadığı halde inanmış gibi görünen, diliyle inandığını söyleyip kalbiyle inkar eden kimse
    Münezzeh : Kusur, eksiklik ve muhtâçlıktan uzak. Allahü teâlânın noksan sıfatlardan uzak olduğunu bildirmek için kullanılan bir tâbir.
    Münker Nekir : İnsan kabre konulunca soru sormakla görevli melekler
    Müşrik : Allaha inanmakla beraber ona ortak koşan kimse
    Müzdelife : Hacda vacib olan vakfenin yapıldığı, şeytanlara atılacak taşların toplandığı bölge
    N
    Naat : Hz. Peygamber (sav)’e duyulan derin sevgiyi dile getiren şiirler
    Naîm Cenneti : Cennetin tabakalarından, bölümlerinden birisi
    Nâs Sûresi : Kuranı Kerimin en son suresi
    Nasr Sûresi : Kuranı Kerimin 3 ayetten oluşan en kısa surelerinden birisi
    Nebî : Kendisine kutsal kitap verilmeyen, kendinden önceki peygamberin kitabına bağlı olan peygamber
    Necâşi : Peygamber (sav)’ in gıyabında cenaze namazı kıldırdığı Habeşistan kıralı
    Nifak : İki yüzlülük, ara bozmaya çalışmak
    Nîmet : İyilik, rızık, Allahın kullarına faydalanması için verdiği şeylerin genel adı
    Nisab : Dinimize göre en az zenginlik ölçüsü
    Nûr Dağı : İlk vahyin geldiği dağ
    O – Ö
    Oruç : Arapça savm kelimesinin karşılığıdır. Tan yerinin ağarmasından güneş batıncaya kadar yeme içme ve bir takım bedeni arzulardan uzak kalmak suretiyle yapılan ibadet
    Ölüm : Rûhun bedene olan bağlılığının sona ermesi, rûhun bedenden ayrılması, canlıların hayatlarının sona ermesi
    Ömür : Hayat, yaşama, yaşayış. İnsanın doğumundan ölümüne kadar geçen zaman.
    Örf : Aklın ve dinin güzel, hoş gördüğü şeyer
    Öşür : Tarım ürünlerinden zekata denk alınan 1/10, 1/20 oranındaki ibadet türünden bir vergi
    P
    Papaz : Hristiyanların din adamlarına verilen isim
    Peygamber : Allahın mesajlarını insanlara iletmek üzere insanlar arasından seçtiği elçi. Kuranı Kerimde ismi geçen 25 tane peygamber vardır. Bunlar : Adem, , Davud, Elyesea, Eyub, Harun, Hud, İbrahim, İdris, İlyas, İsa, İshak, İsmail, Lut, Muhammed, Musa, Nuh, Salih, Süleyman, Şuayb, Yahya, Yakub, Yunus, Yusuf, Zekeriyya, Zülkifl. Kuranı Kerimde ismi geçmeyen peygamber ise Şit (as)’ dır.
    Put : Allahü Teâlâya inanmayanların taptıkları resim veya heykel.
    R
    Radıyallâhu Anh : Daha çok Eshâb-ı kirâmdan birinin ismi anıldığı veya yazıldığı zaman söylenen ve yazılan “Allahü teâlâ ondan râzı olsun” mânâsına duâ, hürmet ve saygı ifâdesi. İki kişi için Radıyallahü anhümâ, ikiden fazlası için Radıyallahü anhüm denir.
    Râhip : Hristiyanların din adamlarına verilen isim
    Rahle : Kuranı Kerim okumak için yapılmış küçük masa
    Ramazan : Onbir ayın sultanı olarak kabul edilen, içinde Kadir gecesini bulunduran, farz olan orucun tutulduğu, teravih namazının kılındığı, bayram namazından önce fıtır sadakasının verildiği mübarek ay.
    Ranuna : Peygamber (sav) Efendimizin ilk cuma namazını kıldığı bölge
    Rasûl : Kendisine kutsal kitap verilen peygamber
    Ravza : Hz. Peygamber (sav)’ in kabrinin bulunduğu yere verilen isim
    Rebîul Evvel : Peygamber Efendimizin doğduğu Kameri ay
    Regâib Gecesi : Mübarek üç aylardan Receb ayının ilk perşembeyi cumaya bağlayan gecesi
    Reinkarnasyon Tenasüh : Ruhun bir bedenden başka bir bedene geçerek varlığını sürdürmesi, Hinduizm’de görülen bir inançtır. Dinimize göre bu Ahireti inkar etmek anlamına gelir.
    Rekat : Namazın bölümlerinden herbiri
    Rıdvân : Cennette görevli meleklerin başı
    Riyâ : Söz, iş ve davranışlarında gösterişe yer vermek, inandığı gibi hareket etmemek
    Rızık : Allahın canlılara yiyip içmeleri ve faydalanmaları için verdiği her şey
    Rûh : Can, nefes, canlılık, insana hayat veren mahiyetini Allahın bildiği şey. Allahü teâlâ, âyet-i kerîmede meâlen buyuruyor ki: Yâ Muhammed! Sana rûhtan soruyorlar. De ki: Rûh, Rabbimin emrindendir (O’nun yarattığı varlıklardan biridir . Bu husûsta) size, az bir ilimden başkası verilmemiştir. ( İsrâ Sûresi 85 )
    Rüşvet : Bir işi yaptırmak için haksız yere verilen haram olan para, mal
    S
    Sabır : Beklenmedik olaylar, içine düşülen güçlükler karşısında tedirgin olmamak, paniğe kapılmamak ve tahammül göstermek
    Sadaka : Kişilerin sevap kazanmak amacıyla yaptıkları her türlü maddi ve bedeni yardımlar
    Sadakayı Câriye : Sürekli hayır getiren, öldükten sonrada sevap kazandıran mali yardım, yatırım ve hayırlar
    Safâ – Merve : Hacer annemizin oğlu İsmail için su bulmak amacıyla koştuğu tepeler; Haccı adaylarıda bu iki tepe arasında 7 defa gidip gelirler. Peygamber (sav) Efendimizin ilk defa insanları açıktan açığa bir olan Allaha inanmaya çağırdığı tepe ( Safâ )
    Sahâbe : Peygamber (sav)’ i gören, sohbet eden ve müslüman olarak vefat eden kişi
    Sahur : Ramazanda gece yenen yemek
    Salâ : Cuma, cenaze namazı vb zamanlarda minareden okunan salavat, dua
    Salât : Namazın Kuranı Kerimdeki karşılığı
    Salâtü Selam Salavât : Peygamber (sav) Efendimizin ism-i şerîfleri anılınca, işitilince veya yazılınca söylenen veya yazılan hayır duâlardan ibâret olan sözler yâni sallallahü aleyhi ve sellem, Allahümme salli ve sellim alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed, Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Rasûlallâh … gibi mübarek sözler
    Sâlih Amel : Yüce Allah’ın rızasını sevgisini kazandıran faydalı iş ve davranışlar; ikiyüzlülük ve gösteriş taşımayan Yüce Allah’ın rızasını, sevgisini kazandıracak olan her iş salih ameldir.
    Sa’y : Safa ve Merve tepeleri arasında 7 defa gidip gelmek, Haccın vaciblerindendir.
    Sebat : Her şeyi iyice düşündükten sonra verilen karardan bir daha dönmemek
    Seccâde : Üzerinde namaz kılmak için hazırlanmış olan örtü.
    Seferî – Yolcu : En az doksan km. uzağa giden ve orada en fazla onbeş gün kalmaya niyetlenen kimse, yolcular 4 rekatlı farz namazları iki rekat olarak kılarlar, Cuma ve bayram namazı kılmayabilirler, kurban kesmeyebilirler, oruçlarını kazaya bırakabilirler, mest üzerine mesh süreleri 72 saattir.
    Sehiv Secdesi : Namazın farzlarından, vaciplerinden birini geciktirmek veya vaciplerinden birini yapmamaktan dolayı namaz sonunda yapılan telafi secdesi
    Selam : İnsanlar arasında sevgiyi artırmak için karşılaştığımız kimselere sağlık ve esenlik dileklerimizi söylemek
    Selâmün Aleyküm : İki müslüman karşılaşınca veya ayrılırken birinin diğerine; “Ben müslümanım. Benden sana zarar gelmez, selâmettesin. Dünyâda ve âhirette selâmette ol, sıhhat ve âfiyet üzerinize olsun.” mânâsına söylenen söz.
    Sevab : İyilik ve ibâdet yapana âhirette Allahü teâlâ tarafından verilecek mükâfât, iyi karşılık
    Sevr : Peygamber (sav)’ in hicret ederken saklandığı mağara
    Seyyid : Hz. Hüseyinin soyundan gelenlere verilen isim
    Sihir : Sebebi esrar perdesinde kaldığı için seyredeni şaşırtan, aldatan, etkileyen bir olay
    Sılayı Rahim : Dinimizde akraba ziyaretine verilen isim
    Sinagog : Yahudilerin ibadet ettikleri yer
    Sır : Gizli tutulup kimseye söylenmemesi gereken şey
    Sırât : Cehennem üzerinde uzatılmış olan bir yol, herkes buradan geçecektir.
    Siyer : Hz. Peygamber (sav)’in hayatını, güzel ahlâkını, üstün vasıflarını anlatan anlatan kitaplar
    Suhuf (Sahifeler) : Kutsal kitaplara göre küçük hacimli olan Allahın bazı peygamberlerine gönderdiği kitapcıklar. Hz. Adem (as)’a 10 Sahife; Hz. Şit (as)’a 50 Sahife; Hz. İdris (as)’a 30 Sahife ve Hz. İbrahim (as)’a 10 Sahife gönderilmiştir.
    Sûr : İsrafil (as) tarafından üfleneceğine inanılan ve mahiyetini sadece Allahın bildiği alet, Sûra iki defa üflenecektir. Birinci surla beraber kıyamet kopacaktır. İkinci surla beraber insanlar yeniden diriltileceklerdir.
    Sûre : Ayetlerin meydana getirdiği Kuranı Kerimin bağımsız bölümler, Kuranı Kerimde 114 tane sure vardır.
    Sübhâneke : Namaza başlama tekbirinden sonra okuduğumuz dua, ayrıca Cenaze namazında da okunur.
    Süleyman Çelebi : Mevlid ismiyle meşhur Vesiletün necat isimli eserin yazarı olan Türk
    Sünnet : Peygamber (sav)’ in farz ve vacib dışında ibadet maksadıyla yaptığı işler
    Sünnetullâh : Allahın bu evrene ve bu evrendeki her türlü varlığa koymuş olduğu yasalara Kuranı Kerimde verilen isim, Allahın kanunu
    Ş
    Şefâat : Ahiret günü başta Peygamberimiz (sav) olmak üzere Allanhın izin verdiği kimselerin günahkar müminlerin bağışlanması için Allaha duada bulunmaları
    Şehid : Hiçbir dünya menfaati gözetmeden, din için vatan için düşmanla savaşan ve ölen kimseler, şehitlik peygamberlerden sonra en yüksek mertebe, rütbe kabul edilir. Şehitler Allah’ın sevgili kullarıdır. Allah onları Cennetle mükafatlandıracaktır. Kul hakkı hariç bütün günahlarını affedilecektir.
    Şer : Dînin ve aklın zararlı gördüğü şey.
    Şerefe : Minarelerde bulunan ve ezan okumak için yapılmış çıkıntılı yer
    Şeriat : Peygamberlere gelen ilâhî hükümler (emirler ve yasaklar), din. İslâmiyet
    Şerif : Hz. Hasanın soyundan gelenlere verilen isim
    Şeymâ : Peygamber (sav)’ in süt kardeşi
    Şeytan : İnsanları doğru yoldan, hidayet yolundan uzaklaştırmaya çalışan gözle görülmeyen varlık, diğer ismi İblis’tir
    Şeytan Taşlama : Haccın vaciblerinden, sembolik olan büyük, orta ve küçük şeytana toplam 70 taş atmak
    Şirk : Allaha ortak koşmak, ondan başka ilahlar edinmek
    Şükür : Allahın bize yaptığı sonsuz iyilikleri, verdiği sayısız nimetleri tanımak ve buna karşılık sevinç ve teşekkürlerimizi belirtmek
    Şükür Secdesi : Sevindirici bir olay veya haber yada bir sıkıntıdan kurtulunması üzerine Allaha şükür olarak yapılan secde
    T
    Taassub : Bir inanca, bir fikre körü körüne bağlı kalıp diğerlerine tahammül edememe
    Tâbiî : Sahabeyi görmüş, onunla sohbet etmiş kişilere verilen isim
    Tahıyyat : Namazların son oturuşunda okunan dua
    Tâif : Peygamber (sav)’ in taşlandığı şehir
    Takvâ : Allah korkusu, dinin yasak ettiği şeylerden veya haram olduğun da şüphesi olan şeylerden kendini korumak, bütün günahlardan kendisini korumak, İslama göre üstünlük derecesi
    Tarîkât : Kelime olarak yol manasına gelmektedir. İnsanın ruhsal problemlerini gidermek, huzura kavuşturmak, insanı eğitmek ahlakını Kuranı ahlakı ile ahlaklandırmak maksadı olan kurumlardır.
    Tasavvuf : Kalbi dünyanın gelip geçici işlerinden ayırıp Alah sevgisi ile bağlamak
    Tavâf : Kabenin etrafında Kabe sola alınarak 7 defa dönmek, farz olan tavaf Kurban bayramının birinci günü yapılır.
    Tebuk Seferi : 630 tarihinde Peygamberimiz (sav)’ in komutasında Bizanslılara karşı düzenlenen sefer, savaş olmadan geri dönülmüştür.
    Tecvid : Kuranı Kerimi usulüne göre okumaya yarayan ilim
    Tefsir : Kuranı Kerimi açıklayan yorumlayan ilim dalı
    Telbiye : İhrama girdikten sonra okunan özel dua. ” Lebbeyk. Allahümme lebbeyk. Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk. İnnel hamde vennigmete leke vel mülk. Lâ şerîke leke – Allahım! Senin emrine her zaman uyarım. Senin ortağın yoktur. Davetine uyarım. Hiç şüphe yok ki hamd de, nimet de, mülk de senindir. Senin ortağın yoktur.”
    Terâvih Namazı : Ramazan ayında Yatsı ile vitir namazı arasında kılınan 20 rekat sünneti müekkede olan bir namaz
    Terceme : Bir dildeki bir sözü, bir metni başka bir dile aynen aktarmak
    Tesbîh : Namaz sonundaki tesbihatı söylemek için yapılmış alet
    Teslîs : Hristiyanların Baba, oğul ve kutsal ruhtan oluşan üçlü Tanrı inancı,
    Teşrik Tekbirleri : ” Allâhu ekber Allâhu ekber. Lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber. Allâhu ekber velillâhil hamd – Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. Allahtan başka ilah yoktur. Allah en büyüktür. Hamd (övgü) onun içindir ” cümlesidir. Kurban bayramının arefe günü sabah namazıyla başlayıp, bayramın dördüncü günü ikindi mamazına kadar toplam 23 vakit farz namazlardan sonra söylenmesi vacib olan tekbirdir.
    Tevâzû : Alçak gönüllülük; kendisini başkaları ile bir görmek, başkalarından daha üstün ve daha aşağı görmemek.
    Tevbe : İnsan olmanın gereği olarak meydana gelen her türlü günahtan pişmanlık duymak, bir daha işlememek üzere dönüş yapmak
    Tevbe Suresi : Başında besmele bulunmayan sure
    Tevekkül : Bir amaca ulaşmak için elden gelen bütün çalışmayı yaptıktan sonra Allaha güvenip işi ona havale etmek
    Tevhîd : Allahın birliği inancı
    Tevrat : Allahın Musa (as)’ a gönderdiği kutsal kitap, Allahın gönderdiği şekli koruyamamış ve diğişikliğe uğramıştır.
    Teyemmüm : Suyun bulunmaması veya çeşitli sebeplerden kullanılamadığı durumlarda toprak veya toprak cinsi bir şeyle yapılan sembolik temizlik, Teyemmümün farzı ikidir. Niyet etmek, elleri toprağa vurup önce yüzü, tekrar toprağa vurup kolları meshetmek
    Tezhîb : Kitaplarla, yazı levhalarının altın tozu kullanılarak çeşitli çiçek ve nakışlarla süslenmesi
    Tilâvet Secdesi : Kuranı Kerimin 14 yerinde bulunan secde ayetlerinin duyulması veya okunması üzerine yapılması gereken vacib olan secde. Yapılışı: Abdest almalıyız. Allahu Ekber diyerek tekbir alınır ve secdeye gidilir. Secdede üç defa ” Sübhâne rabbiyel azîm ” denilir ve Allâhu ekber diyerek secdeden kalkılır.
    Tûbâ : Kökleri yukarıda, dal ve budakları aşağıya doğru sarkan cennet ağacı
    Türbe : Mezar üzerine yapılan yapı, büyük zatlara mahsus mezarlara verilen isim
    Uhud Savaşı : Mekkeli müşriklerle 625 tarihinde yapılan ve komutanın emrine uymanın önemini ifade eden savaş
    U – Ü
    Umre : Senenin herhangi bir günü ihrama girerek Kabeyi ziyaret etmek ve Safa ve Merve arasında gidip gelmek suretiyle yapılan ibadettir.
    Üç Aylar : Dinimize göre Mevlid gecesi hariç diğer mübarek geceleri içinde bulunduran aylar. Bunlar peşpeşe gelen Receb, Şaban ve Ramazan aylarıdır.
    Ümmet : Bir peygambere inanıp onun yolundan giden insanların hepsi.
    V
    Vaaz : Dini konular üzerinde konuşup, sohbet etmek
    Vaftiz : Hristiyanlara göre çocuğun ve hristiyanlığa yeni giren kimsenin dine yeni girme şartı sayılan suya sokma merasimi
    Vahiy : Allahın mesajlarını peygamberlerine bildirmesi olayına vahıy denir.
    Vahiy Katibi : Peygamber (sav)’ e gelen vahiy ifadelerini yazmakla görevli kimseler
    Vâiz : Dini konularda nasihat, öğüt veren kimse
    Vakfe : Kurban bayramının arife günü öğleden sonra, Kurban bayramının birinci günü tan yerinin ağarmasına kadar Arafatta bir müddet beklemek, Haccın farzlarındandır.
    Vakıf : Faydası bütün topluma olmak üzere bir malı kendi mülkiyetinden çıkararak Allah yolunda tahsis etmek
    Vatan : Bir milletin üzerinde hür ve bağımsız olarak yaşadığı toprak parçası, bir devletin egemenlik sahası
    Vedâ Haccı : Peygamber (sav)’ in ilk ve son haccı, bu hac esnasında Arafatta 120.000′ i aşkın müslümana veda hutbesini okumuştur.
    Vefâ : Sevgide, dostlukta sebat, bağlılık
    Vesvese : Şüphe, tereddüt, kuruntu, aslı olmayan ihtimaller
    Vitir Namazı : Yatsı namazından sonra kılınan ve toplam üç rekat olan namaz. Üçüncü rekatında bir sure okunduktan sonra tekrar tekbir alınır eller kulaklara kadar götürülür ve kunut duaları okunur.
    Y
    Yahova : Yahudilere göre tanrının ismi
    Yahûdilik : Yahudi milletine gönderildiği için Museviliğe verilen diğer isim
    Yemâme : Kuranı Kerimin kitap haline getirilmesine sebep olan savaş
    Yemin : Bir haberi yâhut bir işi yapma veya yapmama husûsundaki azmi, iddiâyı (sözü); vallahi, tallahi şeklinde, Allahü teâlânın ism-i şerîfini anarak veya dînin izin verdiği sözlerle kuvvetlendirmek.
    Yerhamükellâh : Aksırıp, Elhamdülillah diyene, yanında bulunan kimsenin; “Allahü teâlâ sana merhamet etsin” mânâsına söylediği mübârek bir söz
    Z
    Zakkum : Cehennemde bir ağacın ismi, cehennemliklerin yiyeceği
    Zan : İnsanlar hakkında iyi veya kötü düşünce beslemek, zan ikiye ayrılır. Hüsnü Zan ; İnsanlar hakkında iyi fikir güzel düşünce beslemektir. Güzel bir huydur. İnsanları birbirine yaklaştırır. Kendileri iyi ve temiz olan insanlar başkalarını da öyle görürler. Sui Zan ; Kesin bilgi sahibi olmaksızın insanlara hakkında olumsuz düşünce ve tahminlerde bulunmaktır.
    Zebâni : Cehennemde görevli melekler
    Zebur : Allahın Davud (as)’ a gönderdiği kutsal kitap, içinde ilahiler, güzel sözler, dualar ve zikirler yer almaktadır. Allahın gönderdiği şekli koruyamamış ve değişikliğe uğramıştır.
    Zekat : Belirli bir malın, belirli bir miktarını,belirli bir zaman sonra, belirtilen yerlere Allah rızası için vererek yapılan ibadet
    Zemzem : Kâbenin yakınından çıkan mübarek su
    Zilhicce : Hac ibadetinin ve kurban ibadetinin yapıldığı kameri ay Zilhicce 9-10-11-12-13

    11 Mart 2010
    Okunma
    bosluk

    Hz. Muhammed (s.a.v.) ‘in Hayat Kronolojisi

    KRONOLOJİ

    571 :Fil Olayı.
    Habeşistan’ın Yemen valisi Ebrehe, Kâbe’ye saldırdı.
    20 Nisan 571 :İnsanlığın en büyük önderi Hz Muhammed’in doğumu.
    575 :Dört sene süt annesi Halime’nin yanında kaldıktan sonra ailesine dönüşü.
    576 :Annesi Amine ve hizmetçileri Ümmü Eymen ile birlikte Medine’ye gidip babasının mezarını ziyaret etmesi ve dönüşte Ebvâ’da annesinin vefâtı.
    578 :Dedesi Abdulmuttalib’in vefatı ve amcası Ebu Talib’in himâyesine girmesi. 583 :Amcası Ebu Talib’le Suriye’ye ticaret kervanıyla gitmesi ve Busra’da Bahîra’nın, bu genç çocuğun beklenen son peygamber olacağını sezmesi.
    588 :Diğer amcası Zübeyr ile Yemen seyahati.
    591 :Hılfûl Fudul Cemiyeti’ne girmesi.
    595 :Hz. Hatice’nin kervanını Şam’a götürmesi, Meysere’nin Hz. Muhammed’e hayranlığı.
    596 :Hz Hatice ile evlenmesi.
    598 :Oğlu Kasım’ın doğması.
    600 :Kızı Zeyneb,
    604 :Kızı Rukiye,
    608 : Kızı Ümmügülsüm doğdu.
    608 :Kâbe hakemliğini yapması.
    610 :Hira mağarasında ilk vahyin gelmesi.
    - Peygamber oluşu. En yakınlarını İslâm’a davet etmesi.
    -Kızı Fatma’nın doğumu.
    613 :Üç yıl gizli davetten sonra Safa tepesine çıkıp açıktan davete başlaması.
    615 :Müşriklerin ağır baskıları üzerine Hz. Osman liderliğindeki 14 müslümanın Habeşistan’a hicreti.
    616 :Hz. Hamza ve Hz. Ömer’in müslüman olmaları.
    -İranlıların (Sâsânîler), Suriye ve Mısır’ı almaları.
    617 :Hz. Ali’nin ağabeyi Cafer- i Tayyar liderliğindeki 90 müslümanın ikinci Habeşistan hicreti. Müşriklerin muhacirleri Habeşistan Kralı Necâşî’den istemeleri ve Necâşî’nin bu isteği geri çevirmesi.
    - Kureyş kabilesinin Haşimoğulları’na boykot ilanı.
    619 :Boykotun kaldırılması.
    - Eşi Hz. Hatice’nin ve ardından amcası Ebu Talib’in vefatı. (Hüzün Yılı)
    620 :Peygamberimizin İslâm’a davet için Taif’e gitmesi.
    Ağır hakaretlere uğrayarak Mekke’ye dönmesi.
    -İsrâ ve Mi’rac Olayı.
    -Akabe Biatı.
    -Medine’li 12 kişinin müslüman olması. Medine’lilere İslâm’ı ve Kur’an’ı öğretmek için Mus’ab bin Umeyr’in gönderilmesi.
    621 :II. Akabe Biatı.
    -Peygamberimizin, Mus’ab bin Umeyr’in gayretiyle kendisiyle görüşmeye gelen 75 kişilik Medine’li (Evs ve Hazreç kabileli) müslüman grubuyla buluşması.
    -Hz. Muhammed’in Medine’ye davet edilmesi.
    -Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicreti.
    -Hicrî takvimin başlangıcı.
    -Rasûlullah’ın Kuba Mescidi’ni yaptırması. İlk Cuma namazının kılınması.
    -Hz. Aişe ile evlenmesi.
    -Bizans’ın Suriye ve Mısır’ı İranlılardan geri alması.
    623 :Medine’de Mescid-i Nebevî’nin ve Hz. Muhammed’in evinin yapılması.
    -Ezanın ilk kez okunması.
    -İlk nüfus sayımı.
    -Kıblenin Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’dan, Mekke’deki Kâbe’ye çevrilmesi.
    -Müslümanlarla Yahudiler arasında vatandaşlık antlaşması.
    -Medine İslam Devleti’nin kurulması. Yönetimin başına Hz. Muhammed’in geçmesi.
    -Medine İslam Devleti’ nde İlk anayasanın hazırlanması.
    624 :İslam’da ilk zafer: Bedir Zaferi!. Ve Mekkeli müşriklerin elebaşısı Ebu Cehil’in ölmesi.
    -Ramazan orucunun ve zekâtın farz kılınması.
    -İlk bayram namazı.
    -Peygamberimizin kızı ve Hz Osman’ın eşi Rukiye’nin vefatı.
    -Peygamberimizin kızı Fatma ile Ebu Talib’in oğlu Hz. Ali’nin evlenmesi.
    625 :Uhud Savaşı.
    -Hz. Hamza’nın şehit olması.
    -Recî Olayı… İslâm’a davet için çevre kabilelere gönderilen öğretmenlerden dördünün şehit edilmesi, ikisinin de Mekkelilere satılması.
    -Bi’r-i Maune Faciası. Necid’e gönderilen 70 öğretmenin şehâdeti.
    -Benî Nâdir Gazvesi. Bozguncu Yahudilerin sürgün edilmeleri.
    -Tercüme işlerinde Yahudilere güven kalmadığından Hz. Peygamberin Zeyd b. Sabit’e İbrânice öğrenmeyi emretmesi.
    626 :Dûmet-ül Cendel Gazvesi. Suriye’de toplanan eşkıyalar dağıtıldı.
    627 :Hendek Savaşı. Medine’yi kuşatan Mekkelilerin perişan edilmeleri.
    -Hendek Savaşı’nda hainlik eden Yahudilerin cezalandırılmaları.
    628 :Hudeybiye Antlaşması. Bazı şartları çok ağır gibi görünen bu antlaşma müslümanlar için siyâsî bir zaferdi. Çünkü, bu antlaşma ile Mekkeliler Medine İslam Devleti’ni resmen tanımış oluyorlardı. 10 yıllık ateşkes dönemi süresince Peygamberimiz İslam’a çağrı faaliyetlerini rahatça yürütebilecekti. Bu sayede zamanın hükümdarlarına mektuplar gönderilerek İslâm’a davet edildiler.
    629 :Hayber’in Fethi. Hz. Ali’nin büyük kahramanlık göstererek Yahudilerin baş cengâveri Merhab’ı bir hamlede yere sermesi.
    -Fedek Yahudilerinin vergiye bağlanması.
    -Bir Yahudi kadının Hz. Muhammed’i zehirleme girişimi.
    -Mekke’den Habeşistan’a göçen müslümanların Medine’ye dönmeleri.
    -Bizans-İran savaşı.
    629 :Hudeybiye Antlaşması hükümlerine göre müslümanların Kâbe’yi ziyaret etmeleri.
    -Halid bin Velid ile Amr bin As’ın müslüman olmaları.
    -Mute Savaşı. Müslümanların Bizans’la ilk karşılaşmaları. İslam sancaktarı Zeyd bin Hârise, Cafer-i Tayyar ve Abdullah bin Revâha’nın peşi peşine şehit olmaları. Halid bin Velid önderliğindeki üç bin kişilik İslam ordusunun, yüz bin kişilik Bizans ordusuna zor anlar yaşatması ve ordunun fazla zayiat vermeden geri çekilmesi.
    630 :Mekke’nin Fethi. Kâbenin putlardan temizlenmesi.
    630 : Huneyn ve Evtas Savaşları.
    -Taif Muhasarası.
    -Meşhur Arap şairi Ka’b bin Zübeyr’in peygamberimiz için yazdığı “Kaside-i Bürde” isimli şiirini okuması. “Peygamber etrafı aydınlatan bir meşaledir, her fenalığı kökünden kazıyan Allah’ın bir kılıcıdır” beytini beğenen Hz. Muhammed’in, hırkasını (Hırka-i Şerîf) Ka’b bin Zübeyr’e vermesi.
    -Kızı Zeyneb’in vefatı.
    -Oğlu İbrahim’im doğumu.
    -Tebük Seferi. Dönemin en güçlü ordusuna sahip Bizans üzerine 30 bin kişilik bir ordunun gönderilmesi.
    -Münafıkların Tebük Seferi’ne katılmaktan kaçınmaları ve fitne yuvası Mescid-i Dırar’ın yıkılması.
    631 :Oğlu İbrahim’in vefatı.
    632 :Hz. Muhammed’in ilk ve son haccı (Vedâ Haccı) ve yüz binlerce müslümana Vedâ Hutbesi’ni yapması.
    -Hukuk-u Beşer (İnsan Haklarının) İlanı.
    -Müslümanlığı tüm Arap yarımadasına yayılması.
    -Peygamberimizin Bâkî Mezarlığı’na esrârengiz bir ziyaret yaparak âhirete göçmüş mü’minleri selamlaması ve şehitlere duası.
    -Vefatından üç gün önce Hz. Ali’ye dayanarak mescide gelip cemaata namaz kıldırması.
    -Ashâbına dualar etmesi ve son tavsiyelerinde bulunması.
    -Nurlu bir hayattan sonra bu fânî âlemden ebdî âleme göç etmeleri ve ruhunun Yüce Dost’a yükselişi.
    Selâmımız O’na.. Salâtımız O’nadır. Rabbim şefaatından ayırmasın.
    Kaynaklar: Diyanet Dergisi. Osman Keskioğlu (Özel Sayı-1969)
    İslâm Tarihi. Hayati Ülkü 4. cilt

    11 Mart 2010
    Okunma
    bosluk

    HZ. MUHAMMED (SAV) ‘İN HAYATI

    İnsanlığı hakka ve hakikate sevk edip dünya ve ahiret saadetlerini sağlamak üzere Allah Teala tarafından gönderilen peygamberlerin sonuncusu ve alemlerin rahmeti olan Hz. Peygamber (sav) Efendimiz, genellikle kabul edildiğine göre 20 Nisan (12 Rabiulevvel) 571 Pazartesi günü Mekke’de doğdu. İsmi Muhammed ( Yer ve gök ehli tarafından övülen ) ‘dir. Ahmed, Mahmud, Mustafa gibi isimleri de vardır. Annesi Amine Hatun, babası Abdullah’tır. Hz. Peygamber (sav) Efendimiz dünyaya gelmeden önce babası vefat ettiği için yetim olarak dünyaya gelmiştir. Bebekliğinde süt annesi Halime’ye verilmiştir. Dört yaşlarında annesine teslim edilmiş ve 6 yaşında annesinin vefatı üzerine dedesi Abdulmuttalib’in yanında kalmıştır. Dedesinin vefatı üzerine amcası Ebu Talibin yanında 8 yaşından evleninceye kadar kalmıştır.
    Hz. Peygamber (sav) on iki yaşlarında iken amcası Ebû Talib ile birlikte Şam’a doğru yol alan ticarî bir kervana katılmış ve kafile Şam yakınlarında Busrâ adlı bir mevkide mola verdiği zaman buradaki manastırda bulunan Bahîra adlı rahib, İslam kaynaklarına göre Hz. Peygamberdeki özelliklere bakarak O’nun ileride çıkması beklenilen son peygamber olabileceği kanaatine varmıştı.
    Hz. Peygamber (sav), bu ilk seferin ardından daha sonraki, yıllarda diğer amcaları ile birlikte Mekke, dışına yapılan bazı ticari seferlere katılmıştır. Hz. Peygamber (sav) Efendimiz çocukluk yıllarından itibaren hayatı boyunca asla hiç bir puta tapmadığı gibi, onlar adına kurban kesmemiş, putlar adına kesilen hayvanların etini yememiş, onlar adına yemin etmemiş, hatta onların adını dahi ağzına almaktan hoşlanmadığını belirtmişti. Geçim sıkıntısı çeken amcası Ebu Talib’e yardımcı olmak için gençlik yıllarında Mekkelilere ücretle çobanlık, yapan Hz. Muhammed (sav), çobanlığı sırasında Mekke’nin, çirkin, şirkin ( Allah’a ortak koşma ) hakim olduğu havasından uzaklaşarak tabiatla karşı karşıya gelmiş, bu anlarda düşünme ve anlama gücü gelişerek her şeyin yaratıcısı olan Cenab-ı Allah’ın varlığı ve birliğini, O’na eşler koşmanın sapıklık olduğunu iyice kavramış, karşılaştığı bir takım sıkıntı ve zorluklar O’nu ruhen olgunlaştırmıştı.
    Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) gençliğinde haksızlıklara karşı koymak, haksızlığa uğrayanlara yardımcı olmak maksadıyla kurulan hılful fudul ( faziletliler anlaşması ) cemiyetine katılmıştır. Peygamberliğinden sonra dahi hatırladığı zaman bir üye olarak katılmaktan şeref ve iftihar duyduğunu açıkça belirtmiştir.
    25 yaşında bizzat kendisinin idare ettiği bir ticaret kervanı Hz. Muhammed (sav)’i Hz. Hatice ile karşılaştırdı ve aralarında gerçekleşen evlilik, Hz. Muhammed (sav)’in amcası Ebû Talib’in yanından ayrılıp yeni bir aile yuvası kurmasını sağladı. Hz. Peygamber (sav)’in bu evlilik dolayısıyla Hz. Hatice’den altı çocuğu olmuştu. Bunlardan dördü kız olup Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma adlarını almışlardı. Bunların dördü de babalarının peygamberliğine erişmişler ve O’na iman ederek hicret etmişlerdir. Oğulları ise Kasım ve Abdullah adını taşıyordu. Hz. Peygamber (sav)’in ilk oğlunun adı Kasım olduğu için kendisine Ebu’l-Kasım künyesi verilmişti. Hicretten sonra doğan oğlu İbrahim ise Mısırlı cariye Mariye’dendir. Hz. Peygamber (sav)’in bütün erkek çocukları henüz küçük yaşlarda vefat etmişlerdi.
    Hz. Peygamber (sav)’in nesli de kızı Hz. Fatıma ve damadı Hz. Ali’nin evliliğinden olan torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile devam etmiştir.
    Hz. Hatice ile evliliğinden sonra Hz. Peygamber (sav) Efendimiz ailenin geçimini ticaret yoluyla sağlamaya çalışmış, bazan ortaklık yoluyla, bazen müstakil olarak ticaret yapmıştı. Hz. Muhammed (sav), bu ticarî muamelelerindeki dürüstlüğü, doğru sözlülüğü, ahde vefası, adil ve alicenab davranışları, herkes hakkında iyimser olması,herkese iyilik ve yardımı yapması, yoksulun, muhtacın elinde tutması, yakınlarına ve akrabalarına karşı gösterdiği ilgi, ahlakî olgunluk ve ruhî üstünlükleri ile derhal temayüz etmiş, çevrede herkesin güvenip itibar ettiği, sayıp sevdiği bir kişi haline gelmişti. Bu sebeple Mekkeliler kendisine “el-Emîn = güvenilir kişi” lakabını vermişlerdi.
    Hz. Peygamber (sav)’in 35 yaşında iken meydana gelen Kabe tamiri olayı ve bu olay sırasında Haceru’l Esved ( kara, siyah taş)’in yerine konması meselesinde Mekke kabileleri arasında çıkan ve kanlı bir çatışmaya dönüşmesi muhtemel olan anlaşmazlığı herkesi memnun edecek bir tarzda ve adil bir şekilde çözmesi ( kabile temsilcileri taşı taşıdı, Peygamber Efendimiz yerine koydu ) , O’na duyulan güveni daha da artırmıştı.

    PEYGAMBERLİĞİ MEKKE DÖNEMİ

    Artık 35 yaşından itibaren Hz. Peygamber (sav), belli zamanlarda özellikle Ramazan ayı boyunca Mekke’den uzaklaşıyor, kendisine seçtiği Nur dağı Hıra mağarasında günlerini geçirerek Cenab-ı Hakk’ın varlığını, birliğini, kudret ve azametini, O’nun gücü karşısında mahlukatın aczini ve zayıflığını düşünüyor; Rab Teala’nın insanlara sonsuz nimetlerini, buna karşı insanoğlunun nankörlüğünü, onların dinî, siyasî, içtimai, ahlakî vs. yönlerden içerisine düştükleri kötü durumları hatırlıyordu, işte bu günler Hz. Peygamber (sav)’i ruhi, ahlakî bir olgunluğa götürdü.
    Böylece kendisine verilecek peygamberlik görevini üstlenebilecek bir seviye geldiği bir sırada, 40 yaşında 610 tarihinde, Ramazan ayının Kadir gecesinde Hıra mağarasında, Cenab-ı Hakk’ın peygamberlere vahiy getirmekle görevli meleği Cebrail (a.s), O’na ilk vahyi, Alak Suresi’nin ilk beş ayetini “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. Oku! Rabbin, en büyük kerem sahibidir. O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti. İnsana bilmedikleri şeyi öğretti. “ getirdi.
    İlk vahiyden sonra vahiy biraz kesilmişti. Daha sonra “Ey bürünüp sarınan (Resûlüm)! Kalk, ve (insanları) uyar. Sadece Rabbini büyük tanı. Elbiseni tertemiz tut. Kötü şeyleri terket. “Müddessir Suresinin 1-5 ayetleri Peygamber (sav) Efendimize bildirilince Sevgili Peygamberimiz (sav) ilk olarak yakın akraba ve dostlarına gizli gizli İslam’ı anlattı. Bu olay yaklaşık üç yıl sürdü.
    Artık Allah’ın Rasülü, insanları hak din olan İslam’a çağırmakla görevli idi. O, bu görevine ailesi halkından ve hak davaya gönül verebilecek yakın arkadaşlarından, gerçeği kabul edebilecek kabiliyette olan, fıtratı bozulmamış, düşünme kabiliyeti körelmemiş kişilerden başladı, ilk önce O’nu sevgili eşi Hz. Hatice tasdik etti. Erkeklerden Hz. Ebu Bekir, çocuklardan Hz. Ali, azatlı kölelerden Zeyd bin Harise kendisine ilk iman eden kimselerdi. Hz. Peygamber (sav) ilk üç yıl davetini gizli sürdürdü. Ancak Hz. Peygamber (sav)’in ilk üç yıl davetini gizli sürdürmesi, çevredeki insanların İslam’a karşı takındıkları düşmanca tavırdan, inanç ve ibadet hürriyeti tanımayacak kadar insafsız ve bağnaz oluşlarından kaynaklanıyordu. Müslüman olanların mallarına ve canlarına bir zarar gelmemesi, filizlenmekte olan İslam davasına acımasız bir balta vurulmaması açısından gizli davete gerek duyulmuştu. Bu safhada Hz. Peygamber (sav) faaliyetini genellikle davet merkezi edindiği Daru’l-Erkam ( Erkam’ın Evi )’dan yürütmüştür.
    “ Sana emir olunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir! “ Hicr Suresinin 94. ayeti ile Peygamberimiz (sav) insanları açıktan açığa davete başladı.
    Bir gün Safa tepesinden insanlara gerçeği şöyle duyurdu:
    Size şu tepenin ardından bir düşman ordusunun geldiğini haber verirsem bana inanır mısınız?
    Oradakilerden hepsi birden:
    Evet inanırız! Çünkü senin yalan söylediğini hiç duymadık, dediler.
    Peygamber (sav) de şöyle buyurdu:
    Öyle ise Allah’a yemin ederim ki, nasıl uykuya yatıyorsanız bir gün öylece ölecek ve sonra uykudan uyanır gibi yine diriltilecek yaptıklarınızdan hesap vereceksiniz. Şunu da iyi biliniz ki, ebedi bir cennet ve cehennem vardır. Öldükten sonra iyiler cennete, kötüler cehenneme gidecektir. Önümüzdeki kıyamet gününün azabı ile sizi korkutmak üzere görevliyim. Benim Allah’tan getirdiğim din dünya ve ahrette sizi kurtuluşa erdirecektir. Allah’ın birliğine ve benim peygamber olduğuma iman edenler kendisini azaptan kurtaracak, etmeyenler çok şiddetli bir ceza görecektir. Bu işi benimle birlikte üzerinize almaya ve bana yardım etmeye hazır mısınız.
    Dinleyenler şaşırmışlardı. Amcası Ebu Leheb:
    Bizi bunun için mi çağırdın? diyerek Hz. Peygamber (sav)’in sözünü kesti, ağzını bozarak incitici laflar söyledi.
    Kureyşli müşrikler Peygamberimiz (sav)’i davasından vazgeçirmek için her çareye başvurmuşlardı. İşkence etmişler, eza-cefa yapmışlar, ibadetine engel olmak istemişler, mal, mülk, reislik teklif etmişler, şair, büyücü, mecnun gibi iftiralarla sarsmak istemişler fakat ne Peygamber (sav)’i nede ilk Müslümanları davalarından vazgeçirebilmişlerdi. Bir gurup Peygamber (sav)’in amcası Ebu Talibe giderek:
    “Senin kardeşinin oğlu, ilahlarımıza hakaret ediyor, atalarımızın sapıklık içinde yaşadıklarını söylüyor, bize de ahmak diyor. O halde ya onun tarafına geç veya onu himayeden vazgeç de aramızda ki meseleyi halledelim” diye şikayette bulunmuşlardı.
    Ebu Talib yeğeni Hz. Muhammed (sav)’e durumu anlattıktan sonra Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
    “Ey amcacığım! Bu işten vazgeçmem için güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler bile Allah Teala bu dini üstün kılıncaya veya ben bu uğurda ölünceye kadar vazgeçmeyeceğim.”
    Peygamber (sav)’in söylediklerini dinleyen amcası Ebu Talibte:
    Gel ey kardeşimin oğlu! Git dilediğini söyle! Allah’a yemin ederim ki, seni asla onlara teslim etmem.
    İşte Hz. Peygamber (sav) İslam davası etrafında böyle bir kadro oluşturduktan sonra peygamberliğin dördüncü yılından itibaren İslam’ı açık açık tebliğ etmeye başladı. Kureyş müşriklerinin İslam’ı engellemek için başvurdukları çok çeşitli çareler, Hz. Peygamber (sav)’e ve İslam’a samimiyetle bağlı kadro elemanlarına engel olamıyordu. Bu arada Mekke müşrikleri özellikle korunmasız Müslümanlara insaf ve vicdana sığmayan eziyet ve işkencelerde bulundular. Bu işkenceler karşısında Hz. Peygamber (sav), isteyen Müslümanların Habeşistan’a gidebileceklerini belirtip hicret izni verince, Peygamberliğin beş ve altıncı yıllarında Müslümanlardan birer grup l. ve II. Habeşistan hicretlerini gerçekleştirdiler. Mekkeli Müslümanların böylece Mekke haricine İslam’ı taşımaları, müşriklerin hınç ve kinini artırmıştı. Ama Cenab-ı Hakk’ın yardım ve inayeti sebebiyledir ki İslam’a gösterilen bu düşmanlıklar bile hak dinin yayılmasına yardımcı oluyordu. Mesela azılı müşriklerden Ebû Cehil’in bizzat Hz. Peygamber (sav)’e yaptığı sözlü ve fiili bir sataşma, Kureyş arasında şahsiyeti ve kuvvetiyle büyük bir itibara sahip olan Hz. Hamza’nın Müslüman olmasını sağladı. Ardından Mekke idare meclisi Daru’n-Nedve’de alınan Hz. Peygamber (sav)’i öldürme kararını uygulamak için harekete geçen güçlü şahsiyet Ömer bin el-Hattab, Hz. Peygamber (sav)’i öldürmek üzere O’nu ararken aslında ayakları onu hidayete sevk ediyor ve Ömer’in gücü İslam saflarına yeni bir heyecan ve şevk katıyordu.
    Hem Müslümanlar, hem de Müslümanları koruyan Haşimoğulları, peygamberliğin 7. senesi île 10. senesi arasında tam üç yıl devam eden bir boykot ve muhasaraya maruz kaldılar. Mekkeliler ne Müslümanlarla, ne de onları koruyan Haşimoğulları ile hiç bir ilişkide bulunmayacaklarına, her türlü ilişkiyi keseceklerine, onlarla hiç bir şekilde alış-verişte bulunmayacaklarına, oturup kalkmayacaklarına, kız alıp vermeyeceklerine dair bir karar almış, bu kararı yazdıkları sahifeyi Kabe’nin iç duvarına asarak dinî bir hüviyet de vermişlerdi. Bu karara muhalefet eden, hem vatana, hem de dine ihanet etmiş sayılacak ve en ağır şekilde cezalandırılacaktı. Mekkeliler tarafından üç yıl süreyle ve titizlikle uygulanan bu karar, elbette Müslümanlara sıkıntılı, güç günler yaşatmıştır. Peygamberliğin onuncu yılında bu karar iptal edilip boykot ve muhasara kaldırıldığı vakit Müslümanlar pek sevinme imkanı bulamadılar. Çünkü çok geçmeden Hz. Peygamber (sav) iki büyük yakınını, amcası Ebû Talib’i ve eşi Hz. Hatice’yi üç gün arayla ardı ardına kaybetti. Rasulullah (sav)’ın üzüntüsüne Müslümanlar da katıldılar ve bu seneye Hüzün yılı adını verdiler.
    Özellikle Ebû Talib’in vefatı, Hz. Peygamber (sav)’in Mekke’de İslam’ı tebliğ etmesini bir hayli güçleştirdi. Çünkü Ebû Talib’in sağlığında Mekkeliler Ona hürmet duydukları için himayesine aldığı yeğenine dokunmuyorlardı. Şimdi bu himaye ortadan kalktığı için Hz. Peygamber (sav) her yerde sataşma ve engellemelerle karşılaşıyordu. Böyle bir ortamda İslam’ı tebliğ etmek adeta imkansız hale geldiğinden Hz. Peygamber (sav), İslam’ı kabullenecek yeni bir kitle aramaya başladı. Bu sebeple de azatlı kölesi Zeyd bin Harise ile birlikte bir gün gizlice Taife gitti. Taifliler İslam’ı kabul etmedikleri gibi Peygamberimiz (sav)’i taş yağmuruna tuttular. Atılan taşlardan ayakları yaralandı, kan revan içinde kaldı. Zeyd ise vücudunu Peygamberimiz (sav)’e siper ederek atılan taşlardan onu korumaya çalışıyordu.
    İşte böyle bir durumda Hz. Peygamber (sav)’i sevindirecek ve Kuran’dan sonra en büyük mucizelerinden biri olan bir mucize meydana geldi. Cenab-ı Hak, Rasulünü teselli etmek, bunca gördüğü düşmanlıklara rağmen gösterdiği sabır ve sebat dolayısıyla O’nu taltif edip lütuf ve ikramda bulunmak üzere katına çağırdı ve Hz. Peygamber (sav)’in İsra ve Miraç mucizesi gerçekleşti. Bir gece vakti Hz. Peygamber (sav), bir an ifade edilebilecek çok kısa bir zaman dilimi içinde önce Mekke’den Kudüs’e gitti. Oradan da göklere yükselerek Rabbinin huzuruna çıktı; dünya ötesi alemi, Cennet ve Cehennem’i müşahede etti. Böylece ruhen takviye görmüş, Rabbi tarafından mükafatlandırılmış olarak tekrar aynı anda Mekke’ye döndü. Miraç gecesi Receb ayının 27 gecesidir ve bu gece beş vakit namaz farz kılınmıştır.
    Peygamberliğin 11. senesinde Medine’nin Hazrec kabilesinden altı kişi Akabe adı verilen yerde Hz. Peygamber (sav)’le karşılaşıp kısa bir görüşmeden sonra O’na iman ettiler. Bu altı Medineli, şehirlerine dönüşte Hazrec ve Evs kabileleri arasında İslam’ı yaydılar. Ertesi senenin hac mevsiminde ikisi Evsli, onu Hazreçli on iki kişilik bir heyet yine Akabe’de Hz. Peygamber (sav)’le buluşup O’na bey’at ettiler, l. Akabe bey’atı olarak tarihlere geçen bu görüşmenin akabinde Hz. Peygamber (sav), İslam kadrosunun ilk elemanlarından Mus’ab b. Umeyr’i davetçi olarak Medine’ye gönderiyordu. Mus’ab’ın Medine’de bir yıl süreyle yaptığı faaliyet öylesine verimli olmuştu ki İslam’ın konuşulmadığı ve girmediği bir ev hemen hemen kalmamıştı ve Medineliler, Allah Rasulünü şehirlerine buyur edip O’nu koruma konusunda her tehlikeyi göze alacak bir kıvama erişmişlerdi. Peygamberliğin 13. yılında Medine’den gelen daha kalabalık bir heyet Akabe’de Hz. Peygamber (sav)’le bir gece vakti gizlice buluşup II. Akabe Bey’atı’nı gerçekleştiriyor ve şehirlerine göç ettiği takdirde Hz. Peygamber (sav)’i ve Mekkeli Müslümanları malları ve canlarını korudukları gibi koruyacaklarına and içiyorlardı, işte bu and ve karşılıklı söz vermelere İslam tarihinde “Akabe bey’atları” adı verilmiştir.

    MEDİNE DÖNEMİ

    Mekkeliler bu görüşmeleri haber aldıkları zaman başlatılan yeni baskılar, Müslümanlara hicret kapılarını açtı. Hz. Peygamber (sav)’in izni ile Ashab-ı Kiram gruplar halinde ve çoğunlukla gizlice şehri terk edip Medine yolunu tuttular. Peygamber (sav) Efendimizde hicret arkadaşı Hz. Ebu Bekir’le beraber Medine’nin yolunu tuttu. Hicret esnasında Medine yakınlarında Kuba köyünde ilk mescit olan Kuba Mescidi ( Takva Mescidi ) ‘ ni inşa etti. Öğle vakti Ranuna adlı mevkiye gelindiği vakit Hz. Peygamber (sav) burada durdu; ilk cuma hutbesini okudu ve ardından ilk cuma namazını kıldırdı. Büyük küçük herkes yollara dökülmüş, coşkun bir tezahürat, sevgi ve saygıyla Hz. Peygamber (sav)’i karşılıyor, şehirlerine ve evlerine buyur ediyordu. Hz. Peygamber (sav) hiç kimsenin davetini reddetmiş olmamak ve hiç kimseyi kırmamak için uygun bir çare buldu ve üzerinde hicret ettiği devesi Kasvâ kendi haline bırakıldı; devenin çöktüğü yere en yakın evde Hz. Peygamber (sav) misafir olacaktı. Deve, şehrin orta tarafında iki yetim çocuğa ait boş bir arsada çöktü ve Hz. Peygamber kendisine ait hane-i saadetleri inşa edilinceye kadar buraya evi en yakın olan Ebû Eyyûb El Ensari (Halid bin Zeyd ) Hazretlerinin evinde misafir kaldı.
    Medine’de yapılan ilk mescit Mescidi Nebevi ( Peygamber Mescidi)’dir. Mescidi Nebevi inşa edilene kadar Sevgili Peygamberimiz (SAV) Halid b. Zeyd’in evinde misafir olarak kaldı. Bu sahabe Emeviler döneminde ilerlemiş yaşına rağmen İstanbul’un kuşatmasına katılmış ve şehit düşmüştür. Kabri bugün kendi adıyla anılan Eyüp semtindedir.
    Ayrıca mescidin avlusunda mescide bitişik olarak Suffa yaptırılmıştı. Evi ve ailesi bulunmayan fakir Müslümanlar burada kalıyorlardı. Bu kimselere Ashabı Suffe denir. Bunlar bütün günlerini Peygamberimizi dinlemeye, ilim öğrenmeye ayırıyorlardı. İslam’ın ilk öğretmenleri bu öğretim kurumunda yetişmiştir. Orada yetişenler yeni Müslüman olan kabilelere İslam’ı öğretmek üzere gönderilmiştir.
    Müslümanlar namazlarını Peygamberimizin imamlığında cemaatle burada kılıyorlardı. Önemli konular burada görüşülüp karara bağlanırdı. Elçiler ve temsilciler buruda karşılanırdı.
    Ensar: Mekke’den Medine ye hicret eden Müslümanlara yardım eden Medineli Müslümanlara denir.
    Muhacir: Mekke’den Medine’ye hicret eden Müslümanlara denir.

    HİCRETİN 1. YILI ( M. 623 )

    1. Mescidi Nebevi “Peygamber mescidi”nin yapılması
    2. İlk ezanın okunması ( Rüyasında gören; Abdullah b. Zeyd , İlk okuyan ise; Bilâl-i Habeşî’dir.)
    3. Ashâb-ı Suffe (ilk yatılı öğretmen okulu )
    4. Ensar ile Muhacir arasında İslam kardeşliğinin ilk uygulaması
    5. Yahudilerle ( Nadîroğulları, Kureyzâoğulları ve Kaynukaoğulları) yapılan antlaşmalar 52 maddelik dünyanın bilinen ilk yazılı antlaşması)
    6. İlk nüfus sayımı ( Kab b. Mâlik Medine sınırlarının taşlarla tesbitiyle görevlendirildi. H./1: Medine nüfusu; 10 bin,bunlardan Müslümanların nüfusu;1500 kişidir. )

    HİCRETİN İKİNCİ YILI ( M. 624 )

    1. Kıble’nin Mescidi Aksadan Mescidi Harama değişmesi ( Bakara Suresi 144 )
    2. İlk Seriyyelerin gönderilmesi; Seriyye; küçük askerî birliklerdir. Görevi; denetleme,teftiş ve düşmana gözdağı vermektir. Gazve ise; Mute Savaşı hariç Rasulullah (sav)’ın başında bulunduğu askerî birliklerdir.
    3. Savaşa izin verilmesi ( M. 624 ) ( Hac-22 / 39 ) ( Bakara-2 / 190 )

    BEDİR SAVAŞI ( M. 624 )

    Müşrikler silah,araç ve temin etmek üzere Şam’a büyük bir kervan göndermişlerdi. Elde edilen istihbârât sonrasında, Rasulullah (sav) 305 Kişi ile bu ticaret kervanının önünü kesmek istedi. Ancak kervan komutanı; Ebu Süfyan bunu haber alınca yolunu değiştirerek (deniz kıyısından ) kervanı kaçırmayı başardı. Mekke’ye gelen bir haberciyle Müşrikler durumdan haberdâr olunca 950 Kişilik bir ordu ile kafileyi (kervanı) kurtarmak için harekete geçtiler. Kafilelerinin sıvışıp kurtulduğunu öğrenmelerine rağmen Ebu Cehil’in ısrarı üzerine geri dönmekten vazgeçtiler ve Bedir’e kadar geldiler.Rasulullah (sav) ise kafileyi takip ile Bedirde düşmanla savaşma ikilemini ashâbı ile istişâre etti Rasulullah (sav)’ın meyli üzere Bedirde kaldılar.
    Düşmanlar başlangıçta avantajlı idiler. Rasulullah (sav)’ın duası ve Yüce Allah’ın yardımı ile savaşı kazandılar.
    Düşman 70 ölü, 70 esir bırakarak kaçtı. Müslümanların ise 14 şehit verdiler. (İlk şehit: Hz. Ömer’in azatlısı; Mihcâ’dır.) Esirlerden bir kısmı para karşılığında, bir kısmı parasız, bir kısmı da Ensar’dan 10 çocuğa okuma ve yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakıldılar.

    UHUD SAVAŞI ( M.625 )

    Bedir’in intikamını almak isteyen Müşrikler Mekke civarındaki kabilelerden de yardım alarak, 3.000 kişilik bir ordu hazırladılar.Rasulullah (sav) da istihbârâtla durumdan haberdâr oldu. 1000 Kişilik bir ordu hazırlandı. Rasulullah (sav) Medine’de savunmaya dayalı bir savaşa meylederken gençler ve Hz. Hamza açık araziyi tercih ediyorlardı. Münâfıkların başı Übeyy b. Selül bu olayı bahâne ederek İslâmî kuvvetlerden ayrıldı.( 300 kişi )
    Rasulullah (sav) Abdullah b. Cübeyr ve 50 kadar sahabeyi düşman saldırısı beklenen bir gediğe yerleştirdi. I. Safhada Müslümanlar üstündü ve savaş kazanılmak üzereydi. II. Safhada Abdullah b. Cübeyr emrindeki askerler de ganimet almak istediler ve yerlerini terk ettiler. Bu durumu pusuda bekleyen Halid b. Velid Müslümanları sol tarafından vurmaya başladı. Savaş Müslümanların aleyhine döndü. Başta Hz. Hamza (Vahşi tarafından) olmak üzere pek çok sahabe şehit edildi.Bu arada Rasulullah (sav)’ın da öldürüldüğü haberi etrafa yayılınca Müslümanlar iyice dağıldı. Oysa Rasulullah (sav) ölmemişti ve sahâbenin ileri gelenleri O’nun etrafında pervâne olmuşlardı. III Safhada Rasulullah (sav)’ın ölmediği anlaşılınca Müslümanlar moral buldular ve tekrar toparlandılar. Düşman da fazla savaşmaya cesaret edemedi ve geri çekildi. Cebrail’in uyarısıyla Müşrikler Hamraül-Esed’e kadar takip edildi.
    Mekkeliler 22 ölü verdi. Müslümanlar ise 70 şehit. Uhud savaşı Rasulullah (sav)’ın uyarısını dinlemeyen Müslümanlar için kötü bir ibret vesikası olarak tarihteki yerini aldı. Bu savaşta da görüldü ki münâfıklara güvenmek bir hataydı.

    RACİ VE BİRİ MAUNE FACİALARI ( M. 626 )

    Arap kabilelerinden bir heyet Medine’ye gelerek Hz. Peygamber (sav)’e kabilelerinde İslam’ı kabul edenlerin bulunduğunu, bunun için kendilerine İslam’ı öğretecek öğretmenler istediler. Peygamberimiz (sav) onlarla beraber 6 kişilik bir heyet gönderdi.
    Ancak bunlar Reci denilen yere geldiklerinde Müslüman öğretmenlere hıyanet ederek 4’ünü şehit ettiler, Zeyd ve Hubeyb’i de Mekkelilere sattılar.
    Ebu Süfyan Zeyd’e: “ Sen şimdi evinde çocuklarınla birlikte olsaydın da, senin yerinde Muhammed olsaydı, senin yerine onu öldürseydik “ diye sorduğu zaman,
    Bu sözün bir tek karşılığı olabilirdi, onu da Zeyd verdi: “ Bırakın evimde oturmayı şu an Hz. Muhammed (sav)’in ayağına bir diken batmasına bile tahammül edemem!…”
    Zeyd idam edildi, Hubeyb de idam ediyecekti. Son isteğini söyledi ve iki rekat namaz kıldı. O zamandan beri idam edilecek bir müslümanın namaz kılması gelenekleşmiştir.
    Necid bölgesinde oturan başka bir gurup Hz. Peygamber (sav)den yine İslam’ı öğretecek öğretmenler istedi. Peygamberimiz (sav) 70 kişilik bir gurup gönderdi. Ancak bu guruptaki Müslümanlardan biri hariç hepsi de şehid edildiler.

    HENDEK ( AHZAB ) SAVAŞI ( M. 627 )

    Medine’den sürülen Yahudîler ile Mekkeli Müşrikler birleşti. Gayeleri; İslâm’ı yok etmekti. 10.000 Kişilik Ebu Süfyan komutasındaki bir ordu ile Medine’yi kuşattılar.Rasulullah (sav) Selmanı Farisi’nin tavsiyesi üzerine Medine’nin düşman gelecek tarafına hendek kazılmasını emretti.(Uzunluğu; 5.5 Km, Eni; 9 m,Derinliği de; 4.5 m kadardı. 2 Haftada kazıldı.)
    Kuşatma 15 Gün sürdü. Mevsim soğuktu. Buna ilâveten Cenabı Hak şiddetli bir kum fırtınası gönderdi. Göz gözü görmüyordu Mekkeli Müşriklerin çadırları altüst oldu, ,ordusu dağıldı ve kaçmaya başladılar.
    Müşrikler 4 ölü verirlerken, Müslümanlar 5 şehit verdiler.

    HUDEYBIYE BARISI ( M.628 )

    Rasulullah (sav) Zi’l-ka’de ayında 1400 Müslüman’la yanlarına silah,araç ve gereçleri almadan Umre niyetiyle Mekke’ye hareket ettiler. Mekkeli Müşrikler Mekke civarındaki kabilelerden yardım alarak Hudeybiye civarını tuttu. Rasulullah (sav) ve Müslümanların Mekke’ye girmelerine engel olmak istiyorlardı Rasulullah (sav) Hz. Osman’ı göndererek niyetlerini bildirdi. Hz. Osman’ın dönüşü gecikince Müslümanlar bir ağacın altında kanlarının son damlasına kadar savaşacaklarına dâir söz verdiler.( Beyatür Rıdvan ) Buna karşılık Mekkeli Müşrikler Hz. Osman’ı serbest bıraktılar ve sulh yapmak üzere de Süheyl b. Amr’ı gönderdiler. Ve bir antlaşma yapıldı. Buna göre:
    1. İki taraf arasında 10 yıl süreyle savaş yapılmayacaktı.
    2. Beytullah bu sene değil, bundan sonraki sene, 3 gün içinde silahsız olarak ziyaret edilecekti.(Mekkeliler de şehir dışına çıkacak.)
    3. Müslümanlar Kureyş’e sığınırsa geri teslim edilmeyecek,bir Müşrik Müslümanlara sığınırsa geri teslim edilecekti.
    4. Diğer Arap kabilelerinden isteyenler Müslümanlarla, isteyen Mekkelilerle anlaşma yapabilecekler veya onların himayesine girebileceklerdi
    Antlaşma 2 yıl sürebildi. Bu antlaşmanın Müslümanlar açısından faydaları: Müslümanlar savaşa daha hazırlıklı bulunan düşmanın bu avantajından korundu. Ayrıca başka düşmanlarıyla da daha rahat mücadele etme imkânına kavuştular. Bu anlaşmayla da:
    Mekkeli Müşrikler Medine’deki İslâm devletinin varlığını resmen kabûl etmiş oldular. Bir çok kabile serbestçe İslâm’ı tanıma fırsatını yakaladı ve böylece Müslümanların sayısı arttı.

    HAYBER’İN FETHİ (M.628)

    Hayber İslâm düşmanlarının katılımı ile güçlenmişti ve Müslümanlar için tehlike arz ediyordu. Rasulullah (sav) 1.600 kişi ile 7 Kaleyi kuşattı. Neticede Yahudiler teslim oldular. Bu savaşta Müslümanlar 15 şehit verdi,düşman ise 93 kayıp verdi.

    KOMŞU DEVLETLERİ İSLAM’A DAVET

    Habeş Necâşı ( Adhame ) Müslüman oldu
    Mısır hükümdârı Mukavkıs çeşitli hediyeler gönderdi. Elçiye de hürmet etti. Bu hediyeler arasında yer alan Mariye isimli kadın ise Hz. Peygamber (sav)’in son çocuğu olan ve küçük yaşta vefat eden İbrahim’in annesidir.
    Doğu Roma İmparatoru Heraklis istişâre etti,ama tahtını bırakamadı
    Şam ve Yemame Emiri elçileri kaba bir şekilde geri çevirdi.
    Rum Kayseri de hediyeler gönderdi. Kavminden çekindiği ve saltanata düşkünlüğü sebebiyle Müslüman olmadı.
    İran Kisrâsı Hüsrev Perhiz mektubu parçaladı. Rasulullah’ın duası ile mülkü ve devleti parçalandı.
    Ğassân Emiri Şurahbil elçiyi ( Haris b. Umeyr ) şehit etti. Bu olay Mute Savaşı’na sebeb oldu.
    Bahreyn emiri İslam’ı kabul etti.
    Yemen ve Umman emiri kaba surette ret cevabı verdi.

    MUTE SAVAŞI ( M.629 )

    Zeyd b. Harise komutasında 3.000 Kişilik bir ordu hazırlandı ve gönderildi. Düşman Bizans’tan yardım alarak 100.000 kişiden fazla bir ordu ile Mute’de konuçlandı. Müslümanlardan önce, sancak tutan Zeyd ,sonra Cafer, sonra Abdullah b. Revaha şehit olunca “Seyfullah” lâkaplı Hz. Halid b. Velid İslâm ordusunu toparladı. Bir taktikle de düşmanı geri çekilmeye zorladı.Ve bundan faydalanarak Medine’ye geri döndü. (Rasulullah (sav) Savaşı naklen anlatmıştır.)

    MEKKE’NIN FETHI ( M.630 )

    Mekkelilerle anlaşması bulunan bir kabile, Müslümanlarla anlaşması olan ve onların himayesinde bulunan bir kabileye saldırdılar ve bu saldırıda Mekkelilerde kendilerine yardım etti. Böylece Kureyş antlaşmayı tek taraflı bozmuş oldu. Rasulullah (sav) 10.000 Kişi ile Mekke’ye hareket etti. İslam ordusu savaşmaksızın Mekke’ ye girdi. (Yalnızca Halid b. Velid’in komutanlığını yaptığı birlikle Mekkeliler arasında küçük bir çatışma çıktı ve hemen savuşturuldu.) Cuma günü Rasulullah (sav) (intikam alma yerine) herkesi affetti. Kabe’yi putlardan temizletti.
    Hz. Peygamber (sav) Mekkelilere: “ Bu gün size ne yapacağımı umarsınız?” diye sordu.
    Onlar da: “ Senden hayır umarız. Zira sen, değerli bir kardeşsin ve değerli bir kardeş çocuğusun” cevabını verdi.
    Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) şöyle buyurdu:
    “ Size vaktiyle Yusuf’un kardeşlerine dediğini diyeceğim: Geçmişte yaptıklarınızdan dolayı bugün alaya alınmayacak, cezalandırılmayacaksınız, haydi gidiniz, hepiniz serbestsiniz!”
    Rasulullah (sav)’ın bu hoşgörüsü ve büyüklüğü karşısında Mekkeli erkek ve kadınlardan pek çoğu Rasulullah (sav)’a gelerek Müslüman oldu. Rasulullah (sav) Mekke’ye Attab b. Esîd’i vâli olarak tayin etti ve Medine’ ye döndü.

    HUNEYN GAZVESI ( M.630 )

    Mekke’nin fethiyle Hevâzîn kabilesi telaşlandı ve Sakif kabilesi ile irtibat kurdu. 20.000 kişilik bir ordu oluşturdular. Henüz Mekke’de bulunan Hz. Peygamber (sav) bunu haber alınca 12.000 kişilik bir ordu hazırladı. Düşman ordusu Huneyn vadisinin dar bir geçidine pusu kurdu ve Müslümanları ok yağmuruna tuttu. Müslümanlar savaşın başında çözülür gibi olmalarına rağmen çabuk toparlandılar ve düşman ganimetleri de bırakarak kaçtı.
    Düşman ordusunu takip eden Hz. Peygamber (sav) Taif şehrini kuşattı. Kuşatma 20 gün devam etti. Taifliler direniyorlardı. Hz. Peygamber (sav) kuşatmayı kaldırdı ve Taifliler için dua ederek geri döndü. Nitekim Taifliler 1 yıl sonra bir heyet göndererek İslam’ı kabul ettiklerini bildirdiler.

    TEBÜK GAZVESI ( M.631 )

    Romalıların Şam’da Müslümanlara karşı çok büyük bir ordu hazırladığı haberi geldi. Bunun üzerine Rasulullah (sav)’da 30.000 Kişi ile Tebuk’a hareket etti. Tebuk’a yaklaştıkça ordu büyüdü. 20 gün kalındı. Herhangi bir düşmanla karşılaşılmadı ve geri dönüldü. Müslümanların Roma’ya kafa tutmaları çevre kabileleri korkuttu. Yemen’den, Necid’den kabileler gelerek bağlılıkları bildirdiler. Bu arada Tebuk çevresindeki bazı kabilelerle de antlaşmalar yapıldı. Artık Arap Yarımadasında Müslümanlara karşı koyabilecek bir güç kalmadı.

    VEDÂ HACCI VE VEDÂ HUTBESI ( M. 632 )

    Rasulullah (sav) hac farizâsını yerine getirmek üzere Müslümanlarla Mekke’ye hareket etti. Mekke’ye varıldığında ise sayıları 100.000‘i aşmıştı. Rasulullah (sav) müminlerle birlikte hac görevini yerine getirdi ve etkili, öğüt dolu bir hutbe söyledi. Cuma günü akşamı da “ Bugün size dininizi tamamladım…” ayeti indi. Bu, Rasulullah (sav)’ın son haccı oldu. Rasulullah (sav) 10 gün içinde hac görevi tamamladı ve mü’minlerle vedâlaştı. Vedâ hutbesi (özetle):
    Allahtan başka îlâh yoktur. O’ndan korkun ve O’na itaat edin!
    Can, mal, ırz kutsaldır.
    Cahiliye gelenekleri kaldırılmıştır.
    Faiz haramdır.
    Kan davası haramdır.
    Dininizi korumak için; küçük gördüğünüz işlerde Şeytana uymaktan kaçının!
    Haksızlık yapmayın! (Hakkı gasbetmeyin!) Haksızlığa da boyun eğmeyin!
    Emanetler ehline verilmelidir. Kefil olan sorumludur.
    Kadınların ve erkeklerin karşılıklı hak ve sorumlulukları vardır.
    Zina haramdır.
    Allah’a ibadet edin! 5 Vakit namazınızı kılın! Ramazan orucunu tutun! Emirlere itaat edin! O takdirde Cennete girersiniz.
    Bütün müminler kardeştir.
    Sadece Allaha ibadet edilecektir.
    Hiç kimsenin başkasına üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.
    Allahın kitabına ve Peygamberimizin sünnetine uyanlar asla sapıklığa düşmez.
    Haksızlık yapmayın! (Hakkı gasbetmeyin!) Haksızlığa da boyun eğmeyin!
    “Ey insanlar!Yarın beni sizden soracaklar risâletimi tebliğ ettim mi?”( diyerek 3 kez tekrarladı.) O’nun vasiyet ve nasihatlarını dinleyen bütün mü’minler de: ” Evet! Yemin ederiz tebliğ ettin, şehâdet ederiz“ dediler.

    HZ. MUHAMMED ( SAV )’İN VEFATI ( M. 632 )

    Zamana ve zemine uygun bir şekilde nerede nasıl hareket edeceğini gayet mükemmel hesap eden ve planlı bir strateji uygulayan Hz. Muhammed (sav), yirmi üç yıl gibi kısa bir sürede tarihte eşine rastlanılmayacak büyük bir inkılabı gerçekleştirmişti. Kırk yaşında peygamberlik görevine başladığı zaman yapayalnızdı, güçsüzdü, maddi imkanları yoktu. Buna mukabil, mücadeleye giriştiği toplum, tasavvur edilebilecek en aşağı seviyede bulunuyordu. Müşriklerin inanç ve ibadetleri son derece mantıksız ve gülünçtü; ahlak anlayışları neredeyse yoktu; hak, adalet anlayışları zulmün göstergesiydi; menfaatler her şeyin üstünde tutuluyordu. Böyle bir ortamda Hz. Peygamber (sav)’in yılmadan yorulmadan, büyük bir azim ve gayretle yürüttüğü İslam daveti, yirmi üç senede öyle bir sonuç verdi ki; artık o dönemden “Asr-ı Saadet” “Saadet asrı” diye bahsetmek gerekecekti. Hz. Peygamber gerçekleştirdiği bu büyük inkılabın heyecanı ve görevini layıkıyla yapmış olmanın huzur ve mutluluğu içerisinde kendisine iman edenleri hicrî onuncu senenin hac mevsiminde hac yapmak üzere Mekke’de topladığı zaman, genellikle kabul edildiğine göre, etrafında 114.000 sahabe vardı. Bu hac, Hz. Peygamber (sav)’in son haccı olduğu için ve yaptıkları konuşmalarında bir bakıma ashabına veda ettiğinden “veda haccı” diye adlandırılmıştır.
    Veda haccı dönüşü Peygamber (sav) Efendimiz rahatsızlandı. Hz. Peygamber (sav)’in başlayan rahatsızlığı gün geçtikçe şiddetlendi ve O’nu bîtab bir şekilde yatağa düşürdü. Hastalığının ilk günlerinde namaz vakti olduğu zaman mescide çıkıp ashabına namaz kıldırıyordu. Ama daha sonra imamlık, Hz. Peygamber (sav)’in emri ile Hz. Ebûbekir’e havale edildi.
    Hz. Peygamber (sav) hasta iken zaman zaman Müslümanlara bazı nasihatlerde bulunmuştur. Onlardan birisin de şöyle buyurmuştu:
    “Ey Müslümanlar! Her kimin sırtına vurmuş isem işte sırtım gelsin vursun, her kimin malını almış isem gelsin alsın. Allah Teala bu kulunu dünya ile kendisine kavuşmak arasında muhayyer kıldı, kulu da ona kavuşmayı tercih etti….”
    Hicrî on birinci yılın 12 Rebîulevvel pazartesi günü kuşluk vaktinde de Kelime-i Tevhid getirerek ve Rabbini kasıtla:”… Yüce dosta!” diyerek Rabbine kavuştu. Hz. Peygamber (sav)’in cenazesinin hazırlanması, yıkanması, kefenlenmesi işlerini Hz. Ali, Hz. Abbas, Abbas’ın oğlu Fazl, Üsame b. Zeyd gibi yakınları yerine getirdi. Peygamberlerin vefat ettikleri yerde defnolunacaklarına dair Hz. Ebubekir’in rivayet ettiği bir hadis dolayısıyla, Hz. Peygamber (sav)’in vefat ettiği Hz. Aişe’nin odasında bir kabir kazıldı. Bu arada Ashab-ı kiram grup grup gelerek Rasul-ü Ekrem (sav) için cenaze namazı kıldılar. Oda küçük olduğundan küçük cemaatlar halinde kılınan cenaze namazı bir hayli uzun sürmüştü. Bu sebeple Hz. Peygamber (sav)’in naşı ancak çarşamba günü gece vakti kabre indirilebildi. Hz. Peygamber (sav) Efendimiz vefat ettiklerinde 63 yaşında idi.
    Rasulullah (sav)’ın vefatıyla “Asr-ı Saâdet Dönemi” bitti ve “Hulefâ-i Râşidîn Dönemi ( Dört Halife Dönemi )” başladı.
    VEDA HUTBESİ

    ( Bu hutbe, M.S. 632 yılında Hz. Muhammed (sav) Efendimiz tarafından yüz bini aşkın Müslümana irad edilmiştir. Hz. Muhammed (sav) Allah’a hamd ve senâdan sonra şöyle buyurmuştur.)
    EY İNSANLAR!
    Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz. İNSANLAR!
    Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.
    ASHABIM!
    Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur.
    ASHABIM!
    Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah’ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdulmuttalib’in oğlu (amcam) Abbas’ın faizidir.
    ASHABIM!
    Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib’in torunu (amcazadem) Rebia’nın kan davasıdır.
    İNSANLAR!
    Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!
    İNSANLAR!
    Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.
    MÜ’MİNLER!
    Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur’an dır. MÜ’MİNLER! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, böylece bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun…
    ASHABIM!
    Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.
    İNSANLAR!
    Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kuran’da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah’ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün Müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.
    İNSANLAR!
    Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem’in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O’na en çok saygı göstereninizdir. Arab’ın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur. İNSANLAR! Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?
    “-Allah’ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz.” (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.) Şahid ol yâ Rab! Şahid ol yâ Rab! Şahid ol yâ Rab!

    ALLAH RASULÜ S.A.V.’İN ALTI DİPLOMATİK MEKTUBU

    Peygamber s.a.v Efendimizin hayatını (Siret-i Nebevî) anlatan kitaplarda, O’nun birçok yere gönderdiği mektuplardan bahsedilir. Bu mektuplar, İslâm dinini açıklayan, zekât ve vergi (cizye) kurallarını anlatan veya mal ve toprakların bağışı ile ilgili belgeler şeklindeydi. Ancak Allah Rasulü s.a.v.’in en önemli mektupları, Arap Yarımadası çevresindeki sekiz kral ve yerel yöneticilere gönderdikleridir. Bugün bu mektupların altısının orijinali mevcuttur.
    Taberanî ve İbn-i İshak rh.a., bu diplomatik mektupların gönderilmesiyle ilgili şöyle bir olay naklederler:
    Peygamber Efendimiz s.a.v. Hicretin 6. yılında Hudeybiye’den Medine’ye döndüğünde, Zilhicce ayının bir gününde sahabelerin yanlarına gelip buyurdu ki:
    - Ey insanlar! Hiç şüphesiz Yüce Allah beni herkese rahmet olarak göndermiştir. O halde bana vekaleten İslâm’ı tebliğ vazifesini yerine getiriniz. Havarilerin İsa b. Meryem’in önünde ihtilaf ettikleri gibi siz de benim emrimde ihtilaf etmeyiniz.
    Orada bulunanlar sordular:
    - Ey Allah’ın Rasulü, havariler nasıl ihtilaf ettiler?
    - Benim sizi davet ettiğim şeye, O da havarileri davet etmişti de, uzak yere gitmek istememişlerdi. İsa b. Meryem de Cenab-ı Hakk’a şikayette bulundu.
    Bunun üzerine Havarilerin her biri davete memur kılındıkları halkın diliyle konuşur oldukları halde sabaha çıktılar.
    Dediler ki:
    - Ey Allah’ın Rasulü, biz vereceğin her vazifeyi yapacağız, bizi dilediğin yere gönder.
    Onların bu cevabı üzerine Rasulullah s.a.v., Dıhye b.Halife’yi Bizans Kralı Herakliyus’a; Abdullah b. Huzafe’yi Acem Şahı Kisra’ya; Amr b. Ümeyye’yi Habeş Kralı Necaşi’ye; Hatıb b. Ebi Beltaa’yı İskenderiye Kralı Mukavkıs’a; Şüca b. Vehb’i Gassan Kralı Hevze b. Ali’ye; Amr b. As’ı Umman Meliki Culanda’nın iki oğlu Ceyfer ve Abd’e; Alâ b. Hadremî’yi El-Ahsa Valisi Münzir b. Sava’ya; Salit b. Amr’ı da Yemame Valisi Hevze b. Ali’ye göndermiştir.
    Ashabın tavsiyesi üzerine Hz. Peygamber s.a.v., üzerinde üç satır halinde “Muhammed/ Rasul/Allah” yazılı gümüş bir mühür-yüzük yaptırdı. Onu daima parmağında taşır ve bir mektubu mühürlemek istediğinde yanındakilerden birine verir, sonra tekrar parmağına takardı. Mektuplar “Besmele” ile başlıyor, ardından “Allah’ın Rasulü Muhammed’den” ibaresi geliyor ve mektubun gönderildiği hükümdarın adı yer alıyordu. Kısaca mesaj verildikten sonra, hemen hemen her mektup şu şekilde sona eriyordu:
    “İslâm’ı kabul edersen selâmet bulursun, şayet yüz çevirirsen bütün tebanın günahı senin üzerine olacaktır.” Her mektubun sonunda “Allah Rasulü Muhammed” mührü bulunuyordu.
    Orijinalleri bulunan altı mektuptan beşi, muhataplarını İslâm’a davet niteliğini taşırken, altıncısı Vali El-Münzir’e cevap niteliğindedir.
    Bu mektupların ortaya koyduğu bir gerçek de şudur: Hadis, sîret gibi klasik nakil kaynaklarımızda bu mektupların içeriği hakkında yapılan nakillerle orijinal metinlerin içeriği aynıdır. Buradan anlıyoruz ki, sahih kabul edilen klasik nakil kaynaklarımız, bugünlerde iddia edildiği tarzda yalan-yanlış anlatımlarla dolu değil.

    Bismillahirrahmanirrahim.

    Allah Rasulü Muhammed’den el-Münzir b. Sava’ya.
    Selam üzerine olsun. Seni, kendisi dışında hiçbir ilâh olmayan tek bir Allah’a hamdetmeye davet ediyorum ve ilan ediyorum ki, O’ndan başka ilâh yoktur ve Muhammed O’nun kulu ve Rasulüdür.Sana Kadir-i Mutlak ve Şanı Yüce Allah’ı hatırlatırım. Zira kim iyi bir nasihate kulak verirse kendi iyiliği içindir ve kim benim elçilerime itaat eder ve emirlerine uyarsa, bizzat bana itaat etmiş olur. Ayrıca kim onlar hakkında iyi düşünürse benim hakkımda da iyi düşünmüş olur. Benim elçilerim seni övmüştür. Ben de senin halkına karşı şefaatini kabul ediyorum.
    Müslüman olmadan önce sahip oldukları şeyleri müslümanların elinde bırak. Ve ben suçluları affediyorum, sen de onların pişmanlıklarını kabul et. Sen iyi davrandığın sürece seni görevden azletmeyeceğiz. Kim ki yahudilik ya da mecusilikte ısrar ederse cizyeye tabi olacaktır.
    Allah Rasulü Muhammed
    Bu mektuptan, ilk kez 1863 yılında bir Alman dergisinde yayınlanan bir makalede bahsedilmiştir. Önceleri bir İtalyan’ın elinde olduğu sanılan mektubun, en son 1956 yılına kadar Şam’da yaşayan Kuvatlı ailesinin mülkünde olduğu söylenmektedir.

    Bismillahirrahmanirrahim.

    Allah’ın kulu ve rasulü Muhammed’den Kıptîlerin büyüğü Mukavkıs’a.
    Selam doğru yola tabi olanlara olsun. İmdi, Ben seni İslâm’ın çağrısına davet ediyorum. Müslüman ol kurtulasın. Allah sana (bu sebeple) iki kat mükafat versin. Şayet müslüman olmazsan bütün Kıptîlerin günahı senin üzerine olsun.
    “Ey Ehl-i Kitap! Hepiniz bizimle sizin aranızda ortak olan bir kelimeye gelin ki, Allah’tan başkasına tapmayalım. O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım. Allah’ı bırakıp da birbirimizi Rab diye tanımayalım. Şayet onlar bu davetten yüz çevirirlerse deyin ki: Şahit olun, muhakkak biz müslümanlarız.”
    Allah Rasulü Muhammed
    Bu mektup orijinaller arasında ilk bulunandır (1852). Mektup Sultan I. Abdülaziz tarafından satın alınmış ve Topkapı Sarayı’nın Kutsal Emanetler kısmına konulmuştur.

    Bismillahirrahmanirrahim.

    Allah Rasulü Muhammed’den Culanda’nın iki oğulları Ceyfer ve Abd’e.
    Selam hakikat yoluna tabi olanlara olsun! Sizin her ikinizi İslâm’ın davetine çağırıyorum. İslâm’a tabi olun ve kurtuluşa erin. Zira ben, Allah’ın diri olan herkesi uyarmak ve vaadini kâfirler üzerinde tamamlaması için tüm insanlığa gönderdiği elçiyim.
    İmdi, eğer her ikiniz de İslâm’ı tanırsanız, her ikinize de iktidar vereceğim. Ama kabul etmeyip reddederseniz, ikinizin de krallığı sizden uzaklara yok olup gidecektir. Süvarilerim ülkenizde ordugâh kuracaklar ve peygamberlik vasfım krallığınıza galip gelecektir.
    Allah Rasulu Muhammed
    Bu mektup, ilk defa 1975 yılında Umman’da çıkan es-Sabah dergisinde yayınlanmıştır. Mektubu İran’da görev yapan zamanın Umman Büyükelçisi Prof. İsmail er-Rasasî Lübnan asıllı bir antikacıda görmüş ve resmini çekmiştir.

    Bismillahirrahmanirrahim.

    Allah Rasulu Muhammed’den İranlıların büyüğü Kisra’ya.
    Selam hakikat yolunu izleyip Allah’a ve Rasulüne iman edenlerin ve Allah’tan başka ilâh olmadığına, O’nun bir ve ortaksız olduğuna ve Muhammed’in O’nun kulu ve Rasulü olduğuna şahadet edenlerin üzerine olsun.
    Seni İslâm’ı kabule çağırıyorum. Zira ben, Allah’ın diri olan herkesi uyarmak ve vaadini kâfirler üzerinde tamamlaması için tüm insanlığa gönderdiği elçiyim.
    İmdi, İslâm’a teslim ol ve felâha er. Ama eğer reddedersen, o zaman mecusilerin günahları da senin üzerine olacaktır.
    Allah Rasulü Muhammed
    Bu mektubun, 1.Dünya Savaşı sonunda bir hıristiyan tarafından Şam’da 150 altına alındığı, Beyrut’ta çıkan El-Hayat gazetesinde 1963 yılında yayınlanmıştır. Mektubun sahibinin oğlu, incelenmesi için bir Arap araştırmacıya vermiş, daha sonra 1964 yılında Prof. Muhammed Hamidullah tarafından incelenmiştir. Mektup, Kisra tarafından yırtılmış haliyle muhafaza edilmektedir.

    Bismillahirrahmanirrahim.

    Allah’ın kulu ve rasulü Muhammed’den Rumların büyüğü Herakliyus’a.
    Selam doğru yola tabi olanlara olsun. İmdi, ben seni İslâm’ın çağrısına davet ediyorum. Müslüman ol kurtulasın. Allah sana (bu sebeple) iki kat mükafat versin. Şayet müslüman olmazsan yoksul çiftçilerin, bütün tebanın günahı senin üzerine olsun.
    “Ey Ehl-i Kitap! Hepiniz bizimle sizin aranızda ortak olan bir kelimeye gelin ki, Allah’tan başkasına tapmayalım. O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım. Allah’ı bırakıp da birbirimizi Rab diye tanımayalım. Şayet onlar bu davetten yüz çevirirlerse deyin ki: Şahit olun, muhakkak biz müslümanlarız.”
    Allah Rasulü Muhammed
    Bu mektubun orijinalinin varlığı çok eski dönemlerden beri tarihçilerce de bildirilmiştir. Mektubun son ortaya çıkışı, sahibi Abu Dabi emirinin mektubu British Museum uzmanlarına inceletmek istemesiyle 1974 yılında gerçekleşiyor. Mektup şu anda Ürdün kralının vesayetinde Umman’da bulunmaktadır.

    Bismillahirrahmanirrahim.

    Allah’ın Rasulü Muhammed’den Habeş’in büyüğü Necaşi’ye.
    Selam doğru yola tabi olanlara olsun. İmdi, sana verdiği nimetinden dolayı Allah’a hamd ederim ki; O’ndan başka ilâh yoktur. O Melik’tir, Kuddüs’tür, Selam’dır, Mü’min’dir, Müheymin’dir.
    Şahadet ederim ki; İsa b. Meryem, Allah’ın çok temiz, iffetli, dünyadan elini çekmiş olan Meryem’e yüklediği Ruhu ve Kelimesi’dir ki Meryem böylece ona (Hz. İsa a.s.’a) hamile kalmış, Allah onu Ruhundan nefhedip yaratmıştır. Nasıl ki Adem’i kudret eliyle ve nefhiyle yaratmıştı.
    Ben seni bir olan, ortağı bulunmayan Allah’a ve O’na ibadet ve taata, bana tabi olmaya ve Allah’tan getirip tebliğ ettiğim şeylere iman etmeye davet ediyorum. Çünkü ben Allah’ın rasulüyüm.
    Ben, seni ve askerlerini Yüce Allah’a ibadet ve taata davet ediyorum. Sana gereken tebliği yapmış ve öğüdü vermiş bulunuyorum. Öğüdümü kabul ediniz. Selam doğru yolda gidenlere olsun.
    Allah Rasulü Muhammed
    Mektup ilk olarak, İngiliz bir uzman tarafından British Museum’de incelenmek üzere 1938’de Şam’da bulunan sahibinden alınmış ve inceleme sonunda sahibine tekrar iade edilmiştir. İlk sahibinin Habeşli bir rahip olduğu söylenmektedir.

    Akif GÜLER – SEMERKAND DERGİSİ – HAZİRAN-2002

    11 Mart 2010
    Okunma
    bosluk

    SUNUM, TARTIŞMA, PANEL

    1.SUNUM
    2.TARTIŞMA
    3.PANEL

    1.SUNUM

    İnsan hayatı, bir toplumun içinde mevcuttur. Bu toplumda her an insanlarla iletişim içindeyiz. Konuşurken, yazarken, bakarken ve hâsılı her zaman bir iletişimle, bir sunumla karşı karşıyayız. Lokantayı seçerken bile garsonların servisine dikkat ederiz. Garsonun dış görünüşü, işteki ustalığı, müşteriye karşı tavrı o lokantayı seçmemizde birinci derecede etkilidir. Yemekler çok güzel ve kaliteli olabilir; ancak onu sunan bunu gerektiği gibi sunmuyorsa yani kendisi bal; yüzü sirke satıyorsa, yemekler ne kadar kaliteli olsa da asla bir daha orayı tercih etmeyiz.
    Öğretmenlerimiz derslerde cd, vcd, tepegöz, slayt, internet, bilgisayar gibi teknolojilerden yararlanırlarsa; dersi daha iyi sunmak için gayret ederlerse bizim dersi daha iyi anlamamızı sağlarlar.
    Sonuç olarak hayatımızın her köşesinde karşılaştığımız sunum konusunu bilmek ve en etkili biçimde kullanmamız gerekir.
    Bilgileri yenileyen, pekiştiren, hatırlatan, önemli nokta/an öne çıkaran; bir çalışma sonucunu açıklayan; laboratuar araştırmalarını sunan, anket sonuçlarını ifade eden; önemli olay ve olguları dile getirmek üzere yapılan konuşmalara sunum adı verilir.
    Sunumda amaç; bilgileri yenileme, araştırma ve anket sonuçlarını değerlendirme, bilime katkıda bulunmadır. Sunumlarda dinleyici kitlesinin, konuya ilgi duyan kişilerden oluşur ve sunumda eldeki teknik imkânlardan yararlanmaya özen gösterilir

    Sunumdan önce yapılması gerekenler

    Sunumu yapan kişinin sunumdan önce bazı noktalara dikkat etmesi gerekir.

    Öncelikle bir konu seçilmelidir. Bu konu güncel olmalıdır.

    Sunumun hazırlığında bol ve değişik kaynaktan yararlanmak faydalıdır.

    Sunum yerinin daha önceden görülmesi gerekir.

    Prova yapma, kullanacağı malzemelerin kontrolü sunumu yapan kişinin amacına ulaşmasında yararlı olacaktır.

    Sunum sırasında yapılması gerekenler

    Sunum esnasında ciddi, ağırbaşlı, temiz ve derli toplu görünüm önemlidir.

    Sunum yapacak kişi konuşma anında ses tonuna, jest ve mimiklerine, sahneyi veya kürsüyü rahat kullanmaya özen göstermelidir.

    Konuşmacının dinleyicilerle, başta bakışlar olmak üzere, vücut diliyle iletişim kurması daha etkili olur.

    Konuşmacı ses ve kelimelerin doğru telaffuza özen göstermesi gerekir.

    Sunumda, bilgisayar, cd, disket, projeksiyon cihazı, slayt makineleri, mikrofon gibi teknolojik araçlardan faydalanabiliriz.

    Görsel malzemenin en az espri kadar konuşmanıza ilgi ve tat katacağını unutmamalıyız.

    Görsel malzemenin kullanılış amacı:
    Dinleyicilerin verilen bilgileri iyi algılamaları için
    Fikirleri, kavramları vb. anlatırken zaman kazanmak için
    Yanlış anlamalardan kaçınmak için
    Fikirleri sağlamlaştırmak için
    Tat ve espri katmak için
    İyi hazırlanmış görsel malzemeyi, konuşmacı konuyla güzel ve uyumlu bir şekilde kullandığı zaman başarılı olur. Aksi durumlarda görsel araçlar dinleyicinin dikkatini dağıtabilir. Başka konuşmacı görsel malzeme kullanıyor diye değil, sizin konuşmanız görsel malzeme gerektiriyorsa kullanmalısınız.
    Rakamlar, söylendiklerinde anlaşılmaları güç şeylerdir. Görsel olarak sergilendiklerinde daha kolay anlaşılır. Konuşmada; %55 görüntü, %38 ses, %7 sözler etkili olduğuna göre buradan slaytın önemi daha iyi ortaya çıkar. Bu yüzden sunum esnasında, slâytlarda, konunun önemli yönlerini belirten özlü, açık ve etkili ifadeler yer almalıdır. Slâyt metinlerini dinleyiciler dikkatle okurlar. Slâytlarla konuşma eş zamanlı olarak verilmelidir.

    Sunumda, gerektiğinde daha önce hazırlanmış bazı belgeler, grafikler ve şekiller kullanılabilir. Malzemeleri bir başkası kullanacak ise konuşmacı ile malzemeleri kullanan kişi arasında uyum kaçınılmazdır.

    Sunumda gereksiz ayrıntılara girilmemesi gerekir.

    Sunum sonrasında yapılması gerekenler

    Sunum yapan konuşmacı sunumdan sonra dinleyicilerin soru sormalarına müsaade etmelidir.

    Konuşmacı sorulan sorulara tartışmaya girmeden doyurucu,açık ve net cevaplar vermelidir.

    2.TARTIŞMA

    Bilgi, paylaşarak çoğalır. Eğer ilk insandan bu yana insanlar düşüncelerini birbirleriyle paylaşmasalardı doğru, iyi ve güzeli bulamazlardı. Bilimin ve teknolojinin gelişmesini de bu bilgi paylaşımına borçluyuz. Bütün bunlar da tartışmayla olur. Tartışma, bir nevi paylaşmadır. Her şeyin zıttıyla var olduğunu düşünürsek, tartışmada her düşüncenin karşıtını alarak zenginleşir. Tartışmayla analiz ve sentez yeteneğimizi geliştiririz. Kısaca tartışma olmasaydı insanlık gelişmez, hayat tekdüze, renksiz ve tatsız olurdu.
    Bir sorunun tartışılarak çözülebileceğine inanıyoruz. Bir konu enine boyuna tartışılarak artıları, eksileri ortaya konur. Böylece bir uzlaşma sağlanabilir.”Doğrular, düşüncelerin çarpışmasıyla ortaya çıkar.” sözü, tartışmanın önemini ortaya koyan bir sözdür. İnsanlar, farklı farklı düşüncelere sahiptir. “Akıl akıldan üstündür.” derler atalarımız. Buradan hareketle farklı fikirlerin ortaya konduğu tartışmalarda bizim bilmediğimiz veya farklı açıdan bakmadığımız fikirleri görme imkânı bulabiliriz. Böylece paylaşılan bu fikirler bizleri doğruya ulaştırır.

    Tartışma, bir konu çevresinde lehte ve aleyhte karşılıklı düşünceleri ortaya koyma, problemlere cevap ve çözüm bulma; gerçek, doğru, iyi ve güzel olanı birlikte aramaktır. (Doğru, iyi ve güzelin zamana bağlı olduğunu unutmamak gerekir.)
    Tartışmada; karşılıklı saygı ve hoşgörü, nazik, toleranslı, sabırlı olma; konuşma kurallarına, verilen zamana ve sıraya uyma amaca ulaşmada yararlıdır.
    Tartışmada bir konuda edinilmiş peşin hükümlerin, önceden alınmış kesin kararların, bilineni farklı cümlelerle devamlı tekrar etmenin, konu dışına çıkmanın tartışmaya yarar sağlamayacağı açıktır.
    Tartışmayı yöneten bir başkana ihtiyaç vardır. Başkanın; konuyu ortaya koyup sınırlaması; konuşmacıların konu dışına çıkmalarını, konuyla ilgisiz ve gereksiz konuşmalarını engellemesi, konuşmacıların birbirini suçlamaya yönelik konuşmalarına izin vermemesi, tartışmanın kurallarına uygun yürütülmesini ve bir sonuca ulaştırılmasını, bu sonucun da bir rapor haline getirilmesini sağlaması gerekir.

    Bazı tartışmaların sonuçları yalnızca basın aracılığıyla duyurulur; bazıları ise basına ve halka açık olur. Dinleyicilerin huzurunda, dinleyiciler için gerçekleştirilen bu tartışmalarda konuşmacılar tartışma konusundaki bilgi, birikim, görgü, düşünce ve kanaatlerini halka iletirler; onları bilgilendirmeyi, yönlendirmeyi amaçlarlar. Bu tip tartışmalarda kamuoyu yaratma endişesi konuşmacı-dinleyici ilişkisini belirleyen önemli faktördür. Tartışmalar düzenleniş amaçlarına, hedef dinleyici kitlesinin zevk, kültür ve anlayışına göre değişik nitelikler kazanır.

    Tartışmalarda dil, gönderme ve anlatım işleviyle kullanılır. Burada dilin çift işlevliliğinden söz edebiliriz. Mesela “Açık oturum, bal rengi, ipek böceği, karış karış, ruh bilimi, un helvası, yaban gülü. Bunların her biri birer birleşik kelimedir. Birleşik kelime, çünkü iki söz bir araya geliyor ve tek bir kavrama karşılık olu¬yor. Ama bu tek kavramı oluşturan sözlerden her biri kendi anlamını koruyor. Bunlar ayrı yazmakla bir kelime olma özelliğini yitirmez.” cümleleri dilin gönderme işlevi olan cümlelerdir.
    “Teşekkür ederim Sayın Başkan. Burada oturan hocalarımızın hepsi bizden oldukça büyük ve bazıları şahsen hocam oldular. Bu yüzden incitici veya kıncı şeyler söylemem tabi ki beklenemez.” Cümlelerinde ise dil, anlatım işleviyle kullanılmıştır.
    3. PANEL
    Panel tartışma türlerinden bir tanesidir. Toplumu ilgilendiren bir konunun dinleyiciler önünde, sohbet havası içinde, uzmanları tarafından tartışıldığı konuşmalara panel denir. Açık oturum ile panel özellikleri yönüyle birbirlerine çok benzerler. Hatta bazı kitaplarda panel ile açık oturum aynı konuşma türü olarak verilir. Arada sadece üslup farkı vardır.

    Panelde amaç, bir konuda karara varmaktan ziyade sorunu çeşitli yönleriyle aydınlatmak, farklı görüşlerle farklı anlayışları ortaya koymaktır.

    Panelde de bir başkan bulunur. Konuşmacı sayısı 3 ile 6 arasında değişebilir. Konuşmacılar, uzmanı oldukları konunun ayrı birer yönünü ele alırlar. Konuşmalar, açık oturumda olduğu gibi başkanın verdiği sıraya ve süreye göre yapılır.

    Panelin sonunda, dinleyiciler panel üyelerine soru sorabilirler. Tartışma dinleyicilere de geçerse o zaman tartışma, forum şekline dönüşür.

    DİĞER TARTIŞMA ÇEŞİTLERİ

    MÜNAZARA
    Birer cümle halinde ifade edilen bir tezle antitezin, iki grup arasında bir hakem heyeti (jüri) huzurunda tartışıldığı konuşmalara münazara denir. Tartışmalarda yarışma kaygısı olmadığı halde, münazaralar birer fikir ve söz yarışmasıdır.
    Tartışmalar için geçerli olan kurallar, münazaralar için de geçerlidir.

    Bir başkan yönetiminde, jüri önünde yapılan münazarada gruplardaki konuşmacı sayısı bir ile dört arasında değişebilir. Her grup kendi grup sözcüsünü (veya başkanını) önceden belirler. Münazaranın uygulanış şekilleri arasında küçük farklılıklar olmakla birlikte grup sözcüleri sırasıyla gruptaki arkadaşları tanıtırlar ve konuyu hangi yönlerden ele alacaklarını belirtirler. Daha sonra grup üyeleri konuşmalarını yapar. Son olarak sözcüler savunmalarını yaparak münazarayı bitirirler. Jüri, konuşmacıların hazırlıklarını, savunmalarını ve konuşmadaki başarılarını göz önünde bulundurarak bir değerlendirme yapar ve galip tarafı belirler. Münazaralar genellikle sınıf ortamında yapılan tartışmalardır.

    BİLGİ ŞÖLENİ ( SEMPOZYUM)
    Bir konunun çeşitli yönleri üzerinde, aynı oturumda, konunun uzmanı değişik kimseler tarafından (çoğunlukla akademik konularda) yapılan seri konuşmalara, bilgi şöleni (sempozyum) denir.

    Bilgi şöleni, diğer konuşma türlerine göre daha ilmi ve ciddi bir sohbet havası içinde geçer. Konuşmacılar, konuyu kendi ilgi alanları açısından ele alırlar. Mesela, Yunus Emre konulu bir bilgi şöleninde konuşmacılardan biri onun yaşadığı dönemdeki siyasi gelişmeleri ele alırken; bir başkası Yunus Emre’nin şiirlerindeki insan sevgisinden bahsedebilir.
    Bilgi şöleninde amaç, konuyu tartışmak değil, uzmanları tarafından olumlu ve olumsuz yönleriyle değerlendirilerek konuya bir çözüm üretmektir. Konuşmaların sonunda oturum başkanı, konuyu özetler ve çıkan sonucu dinleyicilere aktarır.

    Bilgi şölenini, oturum başkanı yönetir. Konuşmacı üyelerin sayısı üç ile altı arasında değişebilir.
    Üyelerin konuşma süreleri genellikle beş dakikadan az, yirmi dakikadan çok olmaz. Bilgi şöleni, konunun önemine ve uzunluğuna göre oturumlar halinde, ayrı salonlarda birkaç gün boyunca da sürebilir. Bu nitelikteki konuşmalar genellikle akademik konularda olur.

    AÇIK OTURUM

    Geniş halk kitlelerini ilgilendiren bir konunun, uzmanlarınca bir başkan yönetiminde dinleyici grubu önünde tartışıldığı konuşmalara açık oturum denir. Açık oturum, büyük bir salonda dinleyiciler önünde yapılabileceği gibi stüdyoya davet edilen dinleyiciler önünde veya dinleyici grubu olmadan da radyoda ya da televizyonda yapılabilir.

    Konuşmacı sayısının üç veya beş kişi olarak tespit edildiği açık oturumlarda başkan önce konuyu açıklar, sonra konuşmacıları tanıtır ve sırayla söz verir. Başkanın konu hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Başkan, sırasıyla ve dönüşümlü olarak konuşmacılara sorular yöneltir, gerektiğinde kısa bir değerlendirme yapar. Tartışma boyunca tarafsız olmak, konuşmacılara verilen süreyi dengeli bir şekilde ayarlamak, tartışma kurallarının dışına çıkılmasını engellemek başkanın görevleri arasındadır.
    Açık oturumun süresi konuya göre ayarlanmalıdır.

    FORUM

    Bir başkanın yönetiminde, toplumu ilgilendiren bir konuda, farklı gruplardan oluşan dinleyicilerin söz sırası alarak konuşma kuralları içerisinde yaptıkları tartışmalara forum denir.
    Forum, panelin devamında yapılacaksa başkan, panelin süresini bir saat; forumun süresini de yarım saat olarak sınırlayabilir. Bu durumda, panelden sonra forum yapılacağı konuşmalara başlanmadan duyurulmalıdır.

    Forum, toplu tartışmaların başlı başına bir çeşidi sayılmamakla birlikte, dinleyicilerin konu üzerinde da¬ha aktif ve farklı bakış açılarıyla düşünmelerini sağlar. Foruma davet edilen uzmanların görüşlerine de müracaat edilerek ortaya çıkabilecek yanlış anlayışların önüne geçilir.

    Esasen forumda amaç belli kararlara varmak değil, konuyu değişik anlayışlarla, farklı boyutlarıyla ortaya koymaktır.

    Forumda söz alan dinleyiciler, konuyla ilgisi olmayan özel sorunlarına değinmemelidir.

    Sorular kısa, açık ve net olmalı, tartışma saygı kuralları içerisinde, kıncılıktan uzak, samimi bir hava içerisinde yapılmalı, tartışmadan beklenen amaca yardımcı olunmalıdır.

    1.ÜNİTEDEKİ KONULARLA ALAKALI ÖZET BİLGİLER

    Münazara birer cümle halinde ifade edilen bir tezle antitezin, iki grup arasında bir hakem heyeti (jüri), huzurunda tartışıldığı konuşmalarken; bilgi şöleni (sempozyum) bir konunun çeşitli yönleri üzerinde, aynı oturumda, konunun uzmanı değişik kimseler tarafından (çoğunlukla akademik konularda) yapılan seri konuşmalardır. Açık oturum geniş halk kitlelerini ilgilendiren bir konunun, uzmanlarınca bir başkan yönetiminde dinleyici grubu önünde tartışıldığı konuşmalardır. Forum ise bir başkanın yönetiminde, toplumu ilgilendiren bir konuda, farklı gruplardan oluşan dinleyicilerin söz sırası alarak konuşma kuralları içerisinde yaptıkları tartışmalardır. Görülüyor ki münazara bir fikir yarışmasıdır. Diğer tartışmalarda böyle bir durum söz konusu değildir. Tartışmalar dinleyici önünde yapılırken dinleyicilerin de aynı zamanda tartışanların aynı kimseler olduğu tartışma olan forumlar bu yönüyle diğer tartışmalardan ayrılırlar.

    Tartışmanın hiçbir adabına uymadan yapılanv ağız kavgasına, çekişmeye münakaşa denir. Tartışma ise bir grubu (veya çoğunluğu) ilgilendiren, daha önceden belirlenen bir konu hakkında farklı düşünceleri olan kişilerin konuyla ilgili görüşlerini açıklamak, konuyu (veya sorunu) çözmek, muhatabın zayıf yönlerini aramak amacıyla bir araya gelerek yaptıkları karşılıklı konuşmaya denir. Louis D. Brandeis, “Her münakaşanın temelinde birisinin cahilliği yatar.”demiştir

    Hemen bütün tartışmalarda vardır. Bilgi şöleni, diğer konuşma türlerine görevoturum başkanı ve üyeler daha ilmi ve ciddi bir sohbet havası içinde geçer. Bilgi şöleninden amaç, konuyu tartışmak değil, uzmanları tarafından olumlu ve olumsuz yönleriyle değerlendirilen konuya bir çözüm üretmektir. Bu yönüyle bilgi şöleni, diğer tartışma türlerinden ayrılır. Açık oturum ile panel, toplumu ilgilendiren bir konunun dinleyiciler önünde, sohbet havası içinde, uzmanları tarafından tartışıldığı konuşmalar olduğundan birbirlerine çok benzerler. Panelin sonun¬da, dinleyicilerin panel üyelerine soru sorması ve dinleyicilerin de tartışmaya katılması tartışmanın forum şekline dönüşmesine neden olur. Bu nedenle panellerin forumla iç içeliği söz konusudur.

    Açık oturum, panel, bilgi dinleyicilerin huzurunda dinleyiciler içinvşöleni, forum gibi tartışmalar gerçekleştirilmektedir. Bu tartışmalarda konuşmacıların tartışma konusundaki bilgi, birikim, görgü, düşünce ve kanaatlerini halka iletip onları bilgilendirmeleri ve yönlendirmeleri amaçlanır. Bu tip tartışmalarda kamuoyu yaratma endişesi konuşmacı-dinleyici ilişkisini belirleyen en önemli faktördür.

    4 Mart 2010
    Okunma
    bosluk
    • Page 1 of 2
    • 1
    • 2
    • >
     Son Yazılar FriendFeed

    Kategoriler

    Son Yorumlar

    
    Güncel Ders Notları Facebook Grubuna Katıl..! Eğitim ve Ögretim Domain Domain