• Sayılar

    Sayma sayıları: S= {1,2,3,4,5,6,7,8,9,…..}işareti S
    Doğal sayılar :N ={0,1,2,3,4,5,6,7,8,9…..}( sayma sayıları ile arasındaki fark sıfır,ın olması)N
    Tam sayılar :Z ={…-3,-2,-1,0,+1+2+3…} (- eksi ve artı tüm sayıları kapsar işareti Z
    Tam sayılarda ve diğer sayılarda dikkat edilecek nokta sağdaki sayılar ister negatif sayılarda isterse pozitif sayılar olsun sağdaki sayı her zaman büyüktür..ör..-3,-2,-1, burada -2,-3 den büyük ve -1 de -2 den büyüktür..
    Rasyonel sayılar:Q:kesirli sayılar=Q={½, 3/7,5/8,-3/7,-5/8} gibi
    İrasyonel sayılar:{köklü sayılar ,pi sayısı,rasyonel olmayan sayılar kümesidir..

    Reel sayılar tüm sayıları içine alır..gerçek sayılar R:{1,2,3,1/1,2/1}

    Her tam sayı rasyonel sayıdır örnek..1 =1/1, 2=2/1
    HER RASYONEL SAYI TAM SAYI DEĞİLDİR..

    C KAPSAMA İŞARETİ DİKKAT
    RcQcZcNcS kapsama bak

    Pozitif ve negatif sayılar

    a=(+) ise a> 0 sıfırdan
    a= (- )ise a<0 sıfırdan
    işaretler
    çarpma ve bölmede
    +…….- = -
    -……..+ = -
    -…….- = +
    +……+ = +

    negatif sayıların çift sayılı kuvveti de pozitifdir -2nin 2.kuveti -2*-2= +4 dür
    negatif sayıların tek kuvveti yine negatifdir -1 in 3 kuvveti -1*-1*-1= (- 1 )dir..

    örnekler:
    -(-5)+(-10)-(-25)= ?
    burada sayıların önündeki işaretleri çarpma işlemi gibi kabul edicez..
    +5-10+25=30-10=20 dir..

    örnek2: -(-8) –(+18)-(-12) =?
    +8 -18+12 =20-18= +2 olur..

    işaretlerin bulunmasına örnek
    büyüktür küçüktür işareti
    x.y2 < 0
    x.y > 0 burada x ,y,,z nin işaretleri nedir?
    y.z < 0
    her zaman çift kuvvetten başlanır buradaki örnekte y2 dir ….bu y4..y6 da olabilirdi..
    önemli olan konu çift kuvvetlerin (+ )olduğunu unutmamaktır..
    çözüm yolu y2 (+)pozitif ise ve gerekli olan sıfır büyük sonucunu sağlamak için x in
    ( –) değer alması gerekli dir.. x= (- )ise (y2)=(+ ) ( -) ile (+ )nin çarpımı( –) dir

    x.y> 0 da ise x =( –) olarak bulmuştuk..
    yerine koyalım ki y yi bulalım………(-).(y)> 0 (sıfırdan büyük olması için y nin de x gibi (–) işaretli olması gerekir çarpma nın kuralına göre (– )ile (–) nin çarpımı (+ )pozitifdir..
    buradan y = (- )bulunur…
    y nin işaretini (– )olarak bulduk
    (y).(z)< 0 z nin işaretini bulalım…
    (-).(z) < 0 olması için z değerinin (+)pozitif olmasıı gerekir…çünkü çarpma kuralına göre z (-) olsaydı..
    (-)ile (-) nin çarpımı (+) pozitif olacağından 0(sıfırdan büyük olacaktır) buda denklemi bozacaktır
    sonuç x=(-) y= (-) y2=(+) z=( +) dır..

    m.p3< 0 m,n,p nin işaretleri nedir?
    m3.n<0
    n.p2> 0
    çözüm: p2 den başlanır..p2 = (+) dır.. sıfırdan büyük olması için n= (+) olmalıdır
    m3.n< o da yerine koyduğumuzda m3 ün (-) olması gerekir
    m.p3< o da m (-) olmalıdır ki sıfırdan sıfır m.p3 den büyük olsun…

    örnek
    a.b2> 0 sıfır
    b.c< 0 sıfır
    a.b< 0 sıfır a,b,c nin işaretleri nedir?

    b2 den başlanır=(+) a=(+)
    a.b< 0 ise a (+) olduğundan b=(-)olması gerekir..
    b.c >o sıfır ise b (-) olduğundan C= (-)
    olur….

    Örnek—–

    x.y> 0 sıfır …
    x.y.z< 0 sıfır
    x.y4 > 0 sıfır

    y4 çift rakam olduğundan )4( +) dır ..
    x=(+) dır …
    x.y>o ise y= (+) dır
    x.y.z< 0 ise Z= (-) olur

    örnek:
    x.y< 0
    y.z> 0
    x.y
    —– < 0 sıfır x, y, z nin işaretleri nedir
    z
    DİKKAT: 2 denklemde (x.y) kullanılmış kullanma şekline göre 1.denklemde..(x.y)nin
    (-) olması gerekir bu şekilde 3 denkleme baktığımızda
    çözüm: 3 üncü denklemde n başlayalım.. x.y bölü Z nin sıfırdan küçük olması için Z=(+) gerekir.. (x.y nin 1. denklemden (-) negatif birsayı olduğunu biliyoruz.
    2 .denklemde y.z> 0 de Z (+) olduğundan eşitliği şağlaması için. (çapmanın kuralı)
    Y=(+) OLUR
    1. denklemde x.y< 0 y=(+) olduğundan
    denklemi sağlaması için X= (-) olur (-).(+)< 0 = (-)< 0 dır denklemi sağlanır..
    Y=+ X=+ Z= +

    Örnek : x.y.z< 0
    x.y> 0 x,y,z nin işaretleri nedir?
    y.z4 < 0

    ÇÖZÜM: burada ilk dikkat edeceğimiz yer üstlü sayılardır..hatırlayacağımız ilk şey ister negatif sayılar—ister pozitif sayıların çift sayılı üstleri = her zaman (+) pozitif dir burada y nin üst sayısı 4 dür ve çift dir..
    Buna göre z4=(+) dır..3. denklem..de eşitliğisağlamak için Y=(-) olması gerekir..
    x.y> 0 denklemin de Y=(-) ise X=(-) olur . eksi ile eksinin çarpımı (+) olduğundan denklem sağlanır.
    x.y.z.< 0 da ise yerlerine koyduğumuzda (-).(-).(?)<0 ise z=? Buradan da Z,NİN eksi olması gerekir Z=(-) dir. (-).(-) .(-)= (-) dir. Eğer Z (+) olsaydı sonuç (+) olacaktı ve denklem sıfırdan büyük olacaktı..
    sonuç: Y= - X= - Z= - z4= +

    örnek: a.b a,b,c, nin işaretleri nedir..

    a.b> 0
    —- < 0 ise
    c

    b.c< 0

    çözüm: burada dikkat 2. denklemde (a.b) hem tek başına hem de 1. denklemde pay da kullanılmış…
    2 denklemin yani a.b> 0 dan olması için (a.b) (+) olması gerekir..
    1 denklemde yerine koyarsak ….(a.b) (+) olduğundan C= (-) negatif tir ve denklem sağlanır..

    C=(-) ise 3 .denklem in sıfırdan küçük olması için b nin (+) olması gerekir.

    2 denklemde a.b> 0 ise a .b(+)>0 a= (+ ) olur ve sıfırdan büyük olması koşulu sağlanır..

    sonuç:C=(-) A=(-) B=(+)

    12 Mart 2010
    Okunma
    bosluk

    HURAFELER, BİDATLER VE BATIL İNANÇLARDAN ÖRNEKLER

    HURAFELER, BİDATLER VE BATIL İNANÇLARDAN ÖRNEKLER

    Bid’atler: Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet’te bulunmayan ve Ashabca da bilinmeyen, özellikle din esaslarına ilişkin sonradan çıkma kimi ibadet ve davranış biçimleri ve inanca yönelik yorumlar. Mevlit okutmak…
    Batıl İnançlar: Dinde kesinlikle yeri olmayan, fakat günlük hayatta dinin bir parçasıymış gibi gösterilen ve gerçekte dindışı olan, hatta dinin özüne ters düşen kimi inanç ve davranış biçimleri. Nazar boncuğu takmak gibi
    Hurafeler: Sonradan uydurulan ve genellikle İslâm’ın gerçeğiyle bağdaşmaz batıl inançları veya çarpık davranış biçimlerini ifade eden hikâyeler.

    • Ağaçlara çaput bağlamak, dilekte bulunmak, çocuk istemek ve fayda göreceği inancı
    • Akşam ve yatsı ezanları okunurken köpek ulursa o civarda biri ölür.
    • Arabanın önünden tavşan geçmesi uğursuzluktur.
    • Arife günü dikiş diken kadının ölmüş çocuğu varsa onun derilerini diker vs.
    • At nalının uğurlu sayılıp, kapılara asılması inancı
    • Ateşle oynayan çocuk altını ıslatır.
    • Ay ve güneş tutulması büyük ve ünlü kişilerin ölümüne işarettir.
    • Ay ve güneş tutulursa o yıl kıtlık olur, savaş ve karışıklıklar çıkar.
    • Ayakta pantolon giymek yoksulluğa işarettir.
    • Ayın 13. günü uğursuzdur.
    • Ayna kırılması uğursuzluktur; aynanın kırıldığı ev yedi sene iflâh olmaz denir.
    • Bardağın kırılmasının hayra alamet olduğunun söylenmesi.
    • Başı ağrıyan bir kadın camiye gider; yazması ile camiyi süpürür ve yazmayı tekrar başına örterse ağrısı geçer.
    • Başlık parası, toprak bastı parası.
    • Baykuş, kara karga kimin evinde öterse o haneden cenaze çıkar.
    • Baykuşun ötmesi, bacaya konma ve uçmasından, tavşanın kaçmasından horozun vaktinden evvel ötmesinden, köpeğin ulumasından çeşitli manaların çıkartılması.
    • Bazı kabir ve türbelere kurban adamak
    • Bebek ayak tabanından öpülürse erken yürür.
    • Bir evden ölü çıkarsa o evdeki su kapları boşaltılır. Eğer boşaltılmazsa AZRAİL suları ellediği için biri gene ölebilir.
    • Bir genç askere giderken evden çıkmadan önce bir dilim ekmeğin yarısını yer, yarısını da geri bırakırsa, artık ekmek onu, çağıracağı için kazaya belaya uğramadan geri dönermiş.
    • Bir kimseye süt verilirken içine bir parça kömür ve yeşil yaprak atılmazsa, hayvanın sütü kesilir.
    • Bir şeyi kırk kere söylersen olur.
    • Biri gurbete giderken arkasından su dökülürse hem kazaya uğramaz, hem de gurbetten çabuk dönermiş.
    • Boyu ölçülen çocuk kısa kalırmış!
    • Büyükleri karşılamak için, seyahat için v.s, kurban kesip kanını akıtma
    • Cenaze çıkan evde 40 gün ışık yakılır. Ruh geldiğinde odasını aydınlık bulsun diye.
    • Cenaze geçerken tırnaklara bakılmaz.
    • Cenaze merasimlerinde müzikli aletler çalma ve çelenk gönderme adeti (Hıristiyanlık adetidir.)
    • Cenaze yıkanırken teneşirin altına dökülen su, bir şişeye konup habersiz sarhoşa içirilirse içkiyi bırakır.
    • Cenazeleri götürürken yüksek sesle zikirler, tekbirler, ağıtlar yapma inancı
    • Cincilik, falcılık, muska, nazar boncuğu takmak, kurşun dökmek.
    • Cuma akşamı ev süpürülürse meleklerin kanadı kırılır,
    • Cuma günü ev süpürmek günahtır,
    • Cumartesi günü çamaşır yıkamak uğursuzluk getirir.
    • Cumartesi günü yorgan kaplanırsa, sahibinin ölüsü o yorganın üstünden kalkarmış inancı
    • Çamaşır kazanı uzun süre ateşte bırakılmaz, bırakılırsa o evden cenaze çıkar denir.
    • Çamaşır kazanında uzun süre atlet bırakılırsa o evden cenaze çıkar.
    • Çarşamba günü süt içmek, ev satın almak iyi değildir.
    • Çarşamba günü yorgan kaplayan hastalanır.
    • Çeşitli beklentilerinden dolayı duvarlara ayakkabı ve hayvan kafası asma inancı
    • Çocuğu yaşamayan bir kadın bir yatıra “Bunu sana sattım” der ve kurban kestirir. Çocuk dünyaya gelince eğer kız ise adını satı, oğlan olursa Satılmış koyar. Aksi halde çocuğu yaşamaz.
    • Çocuğun göbeği,cami duvarına veya avlusuna gömülürse dindar, medresenin bahçesine (okulun) veya avlusuna gömülürse âlim, ahıra gömülürse malcı olurmuş. Ayrıca suya atılırsa huyu temiz, evin içinde bir yere gömülürse gözü dışarıda olmazmış.
    • Çocuğun kırkı çıkmadan tırnağı kesilirse ya arsız ya da hırsız olurmuş.
    • Çocuğun üstünden atlanırsa boyu kısa kalır.
    • Çocuk çamaşırları gün batımına kadar dışarıda kalırsa çocuk büyülenir.
    • Çocuk doğan evden kırk gün dışarıya bir şeyin verilmemesi,
    • Doğum yapan kadın yedi gün çocuğunun yanından dışarı çıkmaz. Çıkarsa cinniler gelir çocuğu götürür. Başka bir çocukla değiştirir.
    • Doğuran kadının (lohusanın) bulunduğu yere süpürge, Kur’ân, soğan, sarımsak aşılırsa “alkansı” lohusa ve çocuğa zarar vermez.
    • Dört yapraklı yonca bulanın talihi açılır.
    • Elden ele makas alınmaz.
    • Eller birbirine bağlanmaz, bağlanırsa kısmetin kesilir denir.
    • Erkek çocuğun kesilen ilk saçı atılmaz, bereketi artsın diye babasının cebine konur.
    • Ezan okunurken köpek uluması, karga ve baykuş ötmesinin uğursuzluk sayılması.
    • Falan ağaca çaput bağlanırsa dert ve tasalar gider inancı
    • Gece ayağı ile oynayanın anne veya babası ölür.
    • Gece ev süpürülürse fakirlik gelir,
    • Gece kapı arkasında oturan, iftiraya uğrar.
    • Gece sakız çiğnenmez, çiğneyenler için ölü eti yiyor denir.
    • Gece sandık açmak, kendi mezarını açmaktır. Yani ölümü çağırmaktır.
    • Gece tırnak kesilirse ömür kısalır.
    • Geceleri aynaya bakılmaz.
    • Geceleri dikiş dikmenin,tıraş olmanın, tırnak kesmenin, sakız çiğnemenin uğursuzluk ve günah sayılması.
    • Gelecek hakkında gaibi bildiklerini söyleyen kişilere inanma
    • Gelin eve ilk geldiğinde kaynanasının iki bacağı arasından içeri girerse saygılı olur.
    • Gök gürlerken buğday anbarlarına el ile vurulursa hasat çok olurmuş.
    • Gökkuşağının altında geçen cinsiyet değiştirir.
    • Güneş battıktan sonra ev süpürülmez, uğursuzluk gelir.
    • Haftanın belli günlerinde işe başlamanın, temizlik yapmanın ve sefere çıkmanın uğursuzluk sayılması.
    • Hangi şekilde olursa olsun, fal baktırmak ve falcıların söylediklerine inanmak
    • Hapse giren, ölmüş birinin yüzüğünü takarsa çabuk çıkar.
    • Hıdrellez , Nevruz (bahar) bayramı ve Yılbaşı kutlama inancı
    • İki bayram arasında nikah yapmamak, ( Peygamberimiz, Hz. Ayşe ile iki bayram arasında evlenmiştir.)
    • İki bebek kırkı çıkmadan aynı odada bulundurulmaz. Bulundurulursa birinin büyüyeceğine diğerinin kısa boylu kalacağına inanılır, buna “kırk basar” denir.
    • İki gelin aynı eve alınmaz.
    • İnsan üzerinde giysi söküğü dikilmez.
    • İnsanın önünden kara kedi geçmesi uğursuzluk sayılır.
    • Kabe’den başka, falan yeri ziyaret eden, yarı hacı olur sözü
    • Kabristanda definden sonra şeker dağıtılma inancı
    • Kahve içen oğlan çocuğunun bıyıkları çıkmaz, köse kalır.
    • Kapı eşiğinde iyi değildir diye oturmamak.
    • Karı-koca arasını bulmak için muhabbet muskaları yaptırma inancı.
    • Kayan yıldız ölüme işarettir.
    • Kaybolmuş malı bulmak için sahtekar hoca ve cindarlara gitme inancı.
    • Kırkı çıkmamış bebek sokağa çıkarılmaz, mezarlığın yanından geçirilmez; tersi yapılırsa “kırk basar” denir.
    • Kızın kısmeti açılsın diye, türbeleri dolaştırıp mum yaktırma inancı.
    • Kötü bir haber duyduğu veya söylediği vakit eliyle bir yere tıklama inancı
    • Kuş pisliği başa düşerse para gelecek denir.
    • Küçük çocuk apış arasından bakarsa eve misafir gelir.
    • Leyleği havada gören o yılı durmadan gezerek geçirir, yerde gören evinde oturur.
    • Makas ağzı açık kalırsa kefen biçmeye yarar.
    • Merdiven altında geçilmesi uğursuzluktur.
    • Mezar taşlarına resim yaptırma inancı
    • Mezarlara elini yüzünü sürmek, türbelerin eşik ve pencerelerini öpmek.
    • Misafir gidince veya yolculuğa çıkan olduğunda arkasından su dökme inancı
    • Misafirin ardından ev süpürmek iyi değildir,
    • Nar taneleri yere düşürülmeden yenilirse cennete girilirmiş.
    • Nazara uğrayan kişi, kuşkulandığı insanın saçından, ayakkabısından veya elbisesinden habersiz bir parça kesip yakarak dumanı ile tütsülenirse nazarı geçer.
    • Nazardan korunmak veya kurtulmak için çeşitli nazar boncukları, diş, kemik, tırnak gibi nesneleri takmak
    • Nevruz (bahar) bayramı ve Yılbaşı kutlama inancı
    • Nikah kıyarken evlenen çiftlerin birbirlerinin ayaklarına basması.
    • Otururken ayak sallanırsa alacaklı kapıya gelirmiş.
    • Ölü evinin, gelenlere yemek yedirme inancı
    • Ölü helvası dağıtmak, yemek vermek.
    • Ölü yıkandıktan sonra kazan ters çevrilmezse bir başkası daha ölür.
    • Ölülere kurban kesme ve yardım bekleme inancı
    • Ölünün kırkıncı ve elli ikinci gecesinde helva dağıtılması inancı
    • Ölünün yıkandığı yerde yedi gece mum yakılır.
    • Önünde “beş taş oyunu” oynanan eve fakirlik gelirmiş.
    • Pazar günü çalışmak uğursuzluktur.
    • Sabah işe giden erkeğin önünden kadın geçerse işi rast gitmez.
    • Salı günü başlanan işler yarıda kalır.
    • Salı günü yola, çıkılmaz, çamaşır yıkanmaz inancı
    • Soğan kabuğuna basılırsa fakirlik gelirmiş.
    • Şimşek çakarken kırmızı giysi giyilmez.
    • Tavşan, tilki ve kara kedi yolu keserse, uğursuzluk gelir.
    • Tenasüh diğer bir deyimle reenkarnasyon (öldükten sonra ruhun başka bedenlere girmesi) inancı.
    • Terlik veya ayakkabı ters çevrilirse o evden ölü çıkar.
    • Türbe ve tekkelere mendil bağlamak, çaput bağlamak, para atmak, horoz adamak, tuz ve şekerler dağıtmak ve bunlarla birlikte ölülerden bir şeyler beklemek.
    • Yemin eden kişi, yemin ederken sağ ayağını kaldırırsa yemini kabul olmaz.
    • Yeni doğan bebeğin ağzına üflenirse cana yakın olur.
    • Yeni doğan bebeğin eline kalem tutturulur.
    • Yeni doğan çocuğun ilk dışkısı yattığı odanın eşiğine veya beşiğinin altına konursa cadı zarar vermez, nazar da değmez.
    • Yeni doğan çocukların bahtının güzel olması için çocuğu tekkeleri ve türbeleri gezdirip, tuz, şeker, helva yedirme adeti.

    Kemalettin ERDİL ANKARA 1988 ( Kısaltılarak alınmıştır.) Bazı ilaveler yapılmıştır.

    11 Mart 2010
    Okunma
    bosluk

    DİNİ TERİMLER SÖZLÜĞÜ

    A
    ( AS ) : ” Aleyhisselâm ” kelimesinin kısa yazılışı
    ( HZ ) : Hazreti kelimesinin kısa yazılışı
    ( RA ) : ” Radıyallâhu anh – Allah ondan razı olsun ” duasının kısa yazılışı
    ( SAV ) : ” Sallalâhu aleyhi vesellem” ‘in kısa yazılışı
    Abbas : Peygamber (sav)’in amcalarından birisi, Mekke fethedilmeden önce müslüman olmuştur.
    Abdest : Belirli vücut organlarını usulüne göre yıkamak suretiyle yapılan temizlik. Abdestin farzları ( olmazsa olmazları ) dört tanedir. Elleri dirseklerle beraber yıkamak, yüzü yıkamak, başın 1/4′ünü meshetmek, ayakları topuklarla beraber yıkamak. Abdest almadan aşağıdaki işler yapılmaz. Namaz kılmak, Kuranı Kerime el sürmek, Tilavet secdesi yapmak, Kabeyi tavaf etmek, Cenaze namazı kılmak
    Abdullah : Peygamber (sav)’ in babasının ve küçük yaşta vefat eden oğlunun ismi
    Abdulmuttalib : Peygamber (sav)’e annesinin vefatından sonra sekiz yaşına kadar bakan dedesi
    Adak ( Nezir ) : Allah’a tazimde bulunmak, onu büyüklemek amacıyla kişinin bir işi yapmayı vadetmesi, adaması
    Adn Cenneti : Cennetin tabakalarından, bölümlerinden birisi
    Afaroz : Hıristiyanlıkta din adamlarının bir kimseyi dinden çıkarması
    Ahiret Günü : İkinci surla başlayıp çeşitli safhalardan geçtikten sonra Cennet veya Cehennemde son bulacak olan ebedi (sonsuz) hayat
    Ahlak : İnsanda bulunan iyi ve kötü huyların tamamı
    Ahmed : Peygamber (sav)’in isimlerinden birisi
    Akabe : Medine’ye hicretin kararlaştırıldığı görüşmeler
    Akâid : “Akâid; ibadeti değil, inancı; imanı esas alan İslâmî kâîde ve hükümlerin tümü; Kur’an ve Sünnet ışığında İslâm Dini’nin iman esaslarından sistemli bir şekilde bahseden ilim dalıdır.

    Akika-Nesike Kurbanı : Yeni doğan çocuk sebebiyle Allah’a bir şükür ifadesi olarak kesilen kurban
    Alak Suresi : Peygamber (sav)’e gelen ilk vahyin bulunduğu sure
    Aleyhisselam : ” Allahü Teâlânın selâmı onun üzerine olsun ” mânâsına daha çok peygamberler ve dört büyük melek için kullanılan duâ ve tâzim (saygı) ifâdesi
    Allâh : Kâinatın ve kâinatta bulunan tüm varlıkların yaratıcısı, koruyucusu olan tek varlık, ibâdet edilmeye lâyık tek Rab, Mevlâ, Huda’ya ait özel isim. En yüce varlık olarak inanılan, bütün kemâl sıfatları şahsında bulunduran ve her türlü noksan sıfatlardan uzak olan gerçek Ma’bud. Varlığı zorunlu olan tek yaratıcıya ait yüce bir isim. Bu isimle çağrılan bir başka varlık olmamıştır, olmayacaktır da. İsim, ifade ettiği ilâhî manasıyla yalnız Allah’a aittir ve hiçbir kelime bu ismin manasını ve muhtevasını ifade gücüne sahip değildir. Bu isim başkası için de kullanılamaz (Meryem Suresi, 19/65). İsmin, ait olduğu yaratıcı bir olduğundan, ikili ve çoğulu da yoktur. Ancak cinsleri olan varlıkların isimleri çoğul yapılabilir. Cinsleri olmayanın ismi de çoğul yapılamaz. Dilimizde “şehirler” denilir ancak yine bir şehir olan fakat bir ikincisi olmayan İstanbul için “İstanbullar” denilerek çoğul yapılamaz. Ancak muhtelif lisanlarda Allah’u Teâlâ’nın ayrı ayrı isimleri olabilir. Türkçe’de Tanrı, Farsça’da Hudâ, İngilizce’de God, Fransızca’da Dieu gibi. Ne var ki bu isimler “Allah!’ gibi özel isim değildir.
    Amel : İş, çalışma, itaat, ibadet, dini bir emri yerine getirmek
    Amel Defteri : Kirâmen katibin melekleri tarafından insanların bu dünyada yaptığı davranışların yazıldığı defterler, filme alındığı kasetler
    Âmentü : İnanç esaslarını içinde bulunduran dua
    Âmin : ” Allahım dualarımızı kabul et ” manasında
    Âmine : Peygamber (sav)’in annesinin ismi, Peygamberimiz (sav) 6 yaşında iken vefat etmiştir.
    Arabistan : Kutsal toprakların bulunduğu yarımada
    Âraf : Cennetle cehennem arasındaki bölge
    Arafat : Adem (as) ile Havva annemizin dünyada iken ilk buluşma noktaları. Hacda hacı adaylarının Arefe günü öğle vaktinden bayramın birinci günü sabahına kadar belli bir müddet beklemelerinin farz olduğu düzlük ve ortasında bir tepe bulunan bölge
    Arefe : Bayram günlerinden bir gün öncesine verilen isim
    Arş : İslâm’a göre, bütün alemi kuşatan, sınırlandırılması ve takdir edilmesi insan aklının dışında kalan ve gerçeğini Allah’ın bildiği yüce bir makam
    Ashâb : Hz. Peygamber (sav)’ i görmüş, onunla sohbet etmiş ve müslüman olarak vefat etmiş kimseler
    Ashâbı Kehf : Kur’an-ı Kerîm’in onsekizinci suresinde anlatılan ve sureye adını veren bu olay, Allah inancına sırt çevirip putperestliğe saplanan kavimlerini terkederek şehirden ayrılan ve bir mağaraya sığınan hâlleriyle insanlara ahiret inancı ve ölümden sonra dirilme hususunda ibret olan genç müminlerin hikâyesidir. Devirlerinin zalim padişahından gizlenerek onun kötülüklerine alet olmaktan çekinerek bir mağaraya saklanan ve orada 309 yıl uyuyan kimseler
    Ashâbı Suffe : Mescidi Nebevinin avlusunda mescide bitişik olan odalarda kalan, evi ve ailesi bulunmayan, bütün günlerini Peygamber (sav)’i dinlemeye, ilim öğrenmeye ayırıran İslamın ilk öğretmenleri
    Asli ihtiyaçlar : Kişinin ve ailesinin bir yıllık zorunlu giderleri ihtiyaçları, ( Ev, araba, yiyecek, giyecek, sanat aletleri … )
    Asr Suresi : Kuranı Kerimin 3 ayetten oluşan en kısa surelerinden birisi
    Asrı Saâdet : Peygamber (sav)’ in peygamberliğinden sonraki döneme verilen isim, mutluluk asrı
    Aşereyi Mübeşşere : Peygamber (sav) Efendimizin kendilerine Cennetlik olduklarını müjdelediği on sahabe, Hz Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Zübeyr b. Avvam, Ebu Ubeyde b. Cerrah, Abdurrahman b. Avf, Talha b. Ubeydullah, Sad b. Ebi Vakkas, Said b. Zeyd
    Aşûre Günü : Kameri aylardan Muharrem ayının 10. günüdür. Nuh (as)’ın gemisinin tufandan kurtulup Cudi dağına oturduğu gün
    Âyet : Kuranı Kerimde sureleri meydana getiren cümle ve cümleler. Bir sayfadan meydana gelen ayetler olduğu gibi birkaç harften meydana gelen ayetlerde vardır. Yaygın görüşe göre Kuranı Kerimde 6666 ayet vardır.
    Azâb : İşlenen günahlar sebebiyle âhirette çekilecek cezâ.
    Azrâil : İnsanların ruhlarını bedenlerinden ayırmakla görevli melektir.
    Azze ve celle : Allahü Teâlânın ismini söyleyince, işitince ve yazınca “O, Azîz ve Celîldir (yücedir)” mânâsına söylenilen ve yazılan saygı ifâdesi.
    B
    Bahira : Peygamber (sav)’in amcası Ebu Taliple beraber yaptığı seyahatte onun son peygamber olduğunu anlayan rahibin ismi
    Bakara Suresi : Kuranı Kerimin 286 ayetten oluşan en uzun suresi
    Ba’s : İkinci sûrla beraber Allahın insanları hesaba çekmek üzere yeniden diriltmesi, Yeniden diriliş hem ruh hem bedenle olacaktır.
    Bayrak : Bayrak bir milletin bağımsızlığının sembolüdür.
    Bayram Namazı : Kurban ve Ramazan bayramında olmak üzere senede iki defa kılınan, kazası olmayan, iki rekat olan, namaz sonunda hutbe okunan vacib olan namaz
    Beddua : Kötü, iyi olmayan dua
    Bedir Savaşı : Mekkeli müşriklerle 624 tarihinde yapılan ilk savaş
    Beraat Gecesi : Mübarek üç aylardan Şaban ayının 15. gecesine rastlayan mübarek gece
    Berzâh : Dünya ile ahiret arası, iki alem arası, kabir
    Besmele : Her işimizde, özellikle Kuranı Kerim okumaya başlarken söylediğimiz “Bismillâhirrahmânirrahîm – Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla ” anlamındaki söz dizisi.
    Beytullah : (Allahın evi) anlamına gelen Kâbe’nin diğer ismi
    Bidat : Dinin aslında olmayıp sanradan ortaya çıkan şeyler. Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet’te bulunmayan ve Ashabca da bilinmeyen, özellikle din esaslarına ilişkin sonradan çıkma kimi ibadet ve davranış biçimleri ve inanca yönelik yorumlar.
    Budizm : Kurucusu Buda olan din
    C – D
    Câhiliye Dönemi : Peygamber (sav)’ den önce Arapların yaşadığı döneme verilen isim
    Câiz : Dinimize göre yapılmasında sakınca bulunmayan, yapılması mümkün olan iş
    Câmi : Müslümanların toplu halde veya tek başına namaz kılıp, ibadet ettikleri umuma açık mübarek mekanlar
    Cebrâil : Allah tarafından peygamberlerine vahiy getirmekle görevli melek, Cibril, Ruhul Emin, Ruhul Kudüs diye de isimlendirilir.
    Cehennem : Allaha inanmayanların sürekli kalacakları, günahkar müminlerinde günahları ölçüsünde cezalandırılacakları ahiret yurdu.
    Celle Celâlüh : “O yücedir” mânâsına Allahü teâlânın ismi-i şerîfi söylenince, yazılınca ve işitilince, söylenilen ta’zîm (hürmet, saygı) ifâdesi.
    Cemaat : 1- Toplu olarak namaz kılarken imama uyan kimse ya da kimseler
    : 2- Bir fikir ve inanç etrafında toplanmış insan topluluğudur. Bir ülkede azınlık halinde yaşayan insanlarda bir cemaat oluştururlar.
    Cenaze Namazı : Rukusuz ve secdesiz olarak ayakta kılınan, daha çok dua özelliği olan namaz
    Cennet : Müminlerin içinde ebedi olarak kalacakları çeşitli nimetlerle bezenmiş olan ahiret yurdu, mükafat yeri. Peygamber (sav)’ in bildirğdiğine göre Cennet ” Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiç kimsenin aklına , hayaline gelmiyecek güzellikteki ebedi mükafat yeridir.”
    Cin : Ateşten yaratılmış, yeme – içme, evlenme, doğum – ölüm gibi özellikleri bulunan, hayatları insan ömrüne göre uzun olan, insanlar gibi Allaha ibadetle sorumlu olan ve gözle görülmeyen varlıklardır.
    Cuma Namazı : Cuma günü öğle namazı vaktinde kılınan toplam 10 rekat olan ve farzından önce hutbe okunan, kazası olmayan ve erkeklere farz olan namaz
    Cüz : Kuranı Kerimin 20 sahifelik bölümlerine verilen isim, Kuranı Kerimde 30 cüz vardır.
    Cüz’i İrâde : İnsanoğlunun sınırlı olan iradesine verilen isim
    Dil : İnsanlar arasında fikirleri, duyguları konuşarak yada yazarak anlatmaya yarayan sözler
    Din : Akıl sahibi insanları, kendi iradeleri ile, hem bu dünyada hem de ahırette mutlu etmek için, Allah tarafından Peygamberleri aracılığı ile gönderilen ilahi kurallar
    Doğruluk : İnsanın bütün iş ve davranışlarında dinin emirlerine, aklın ve ilmin kanunlarına göre hareket etmesi
    Duâ : Kulun istek ve arzularını uygun bir üslupla Allah’a arzetmesi
    E
    Ebâbil : Ebrehe’nin ordusunu helak eden kuşlar
    Ebedî : Sonsuz, sonu olmayan
    Ebrehe : Kâbeyi yıkmak amacıyla yola çıkan ancak ebabil kuşlarıyla helak olan Yemen valisi
    Ebû Cehil : Müslümanlara ençok eziyet ve işkence eden Cehaletin babası isimli müşrik
    Ebû Leheb : Peygamber (sav)’ e eziyet ve sıkıntı veren, yaptığı bu kötülükler sebebiyle hakkında Leheb suresi inen amcası
    Ebû Talib : Peygamber (sav)’in 8 yaşından evleninceye kadar yanında kaldığı ve onu koruyan amcası
    Ecel : Canlıların hayatlarının son bulduğu noktaya denir.
    Ecir : Yapılan güzel ameller karşılığında Allah’ın kullarına verdiği mânevî mükafat
    Eda : Namazı vaktinde kılmak
    Edeb : Güzel terbiye, iyi huy, insanın bütün iyilikleri ve ahlaki meziyetleri kendisinde toplaması
    Edebiyat : Olay, duygu ve düşünceyi dil aracılığı ile biçimlendirme sanatı
    Ehli Beyt : Peygamber (sav)’ in ev halkına verilen isim
    Emîn : Peygamber (sav)’ e peygamber olmadan önce güvenilir, doğru bir kişi olduğu için verilen lakap
    Ensâr : Mekkeden Medineye hicret eden müslümanlara yardım eden, onlara kucak açan Medineli müslümanlara verilen isim
    Erkam : Müslümanların Medineye hicretten önce evinde toplandıkları kişi
    Esmâül Hüsnâ : Allahın Kuranı Kerimdeki 99 güzel ismi
    Estağfirullâh : Allahü Teâlâdan hatâ ve kusurlarımı bağışlamasını dilerim, mânâsına; mübârek, kıymetli bir söz.
    Evliyâ : Allahü Teâlânın sevgili kulları, nefsin esâretinden kurtulup, sözleri, işleri ve hareketleri İslâmiyet’e uygun olanlar, devamlı Allahü teâlâyı hatırlayıp, ananlar.
    Evrensel : Bütün dünyaya ve insanlığa hitap eden
    Eyüp : Peygamber (sav)’ i evinde misafir etme şerefine nail olan Ebu Eyyub el Ensari ( Halid b. Zeyd)’ in kabrinin bulunduğu İstanbulun bir semti
    Ezan : Günde beş vakit olan namaz vaktinin girdiğini haber vermek amacıyla yüksek bir sesle okunan mübarek sözler
    Ezelî : Öncesi, başlangıcı olmayan
    F
    Fahri Kâinat : Kâinâtın kendisi ile övündüğü zât; Peygamber (sav) Efendimiz için kullanılan saygı ifâdesi.
    Fâiz : Ödünç vermekte, rehinde ve alış-verişte, alıcıdan veya vericiden birinin ötekine karşılıksız vermesi şart edilen fazla mal, para veya menfaat. Ribâ.
    Falcılık : Gaybden haber verme, gelecek hakkında önceden fikir beyan etme, dinimize göre falcılık haramdır.
    Fâni : Yok olucu, geçici, devamlı olmayan.
    Fâsık : Günahkar, büyük günahı işleyen, küçük günahta israr eden tevbe etmeyen kimse
    Fâtiha : Kuranı Kerimin 7 ayetten oluşan ilk suresi, namazların her rekatında okunan sure
    Fazîlet : Ahlaki görevleri yerine getirerek kişinin olgun ve yüksek bir ahlaka sahip olması, iyi huylarla ruhunu güzelleştirmesi, üstünlük, iyi ahlâklılık.
    Fetvâ : Herhangi bir işin dîne (İslâmiyet’e) uygun olup olmadığına dâir müftî tarafından verilen cevap
    Ficar Savaşları : Araplar Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb aylarında savaş yapmazlardı. Bu aylarda savaş olursa bu savaşlara ficar savaşları denirdi.
    Fidye : Bazı şartlardan dolayı oruç tutamayanların ödemeleri gereken bir günlük oruç bedelidir. Bir kimsenin bir günlük sabahlı akşamlı yiyecek miktarıdır.
    Fıkıh : Dinde yapılması ve sakınılması lâzım gelen işleri bildiren ilim.
    Fil Suresi : Kâbeyi yıkmak için gelen Ebrehe ve ordusunun Ebâbil kuşları ile yok oluşundan bahseden sûre
    Firdevs Cenneti : Cennetin tabakalarından, bölümlerinden birisi
    Fıtır Sadakası Fitre : Ramazan ayını yaşama, onun ecrine kavuşmanın şükran borcu olarak en geç bayram namazından önce verilmesi gereken vacib olan sadaka, miktarı; bir kişinin bir günlük sabahlı akşamlı yiyecek miktarıdır.
    Fıtrat : Yaratılış
    G
    Gayb : Gizli olan, görünmeyen, belirsiz, hisler ve akıl ile bilinmeyen şey
    Gayri Müslim : Müslüman olmayan.
    Gâzi : Hiçbir dünya menfaati gözetmeden, din için vatan için düşmanla savaşan ve savaştan sağ olarak geri dönenler
    Gıbta : Başkasında görülen iyiliklere, güzelleklere imrenme, özenme
    Gıybet : Bir kimsenin arkasından işittiği zaman hoşlanmayacağı şekilde konuşmak, Kuranı kerimde ölü kardeşinin etini yemeğe benzetilmiştir.
    Görgü Kuralları : Toplumda uyulması gereken terbiye ve nezaket kuralları
    Gurur : Kendini yüksek ve değerli tutma
    Gusül : Kuru bir yer kalmamak üzere bütün vucudu yıkamaktır. Gusül abdestinin farzları üçtür. Ağza su vermek, burna su vermek, bütün vücudu yıkamak. Boy abdesti alması gereken bir kimse boy abdesti almadan aşağıdaki işleri yapamaz. Namaz kılmak, Cenaze namazı kılmak, Tilavet secdesi yapmak Kuranı Kerim okumak, Kuranı Kerime el sürmek, Kâbeyi tavaf etmek, Cami veya mescide girmek
    Gül : Peygamber (sav)’ i temsil eden çiçek
    Günah : Cenabı Hakkın emrine aykırı olan cezayı gerektiren söz ve davranışlar, dinde yasak olan şeyler.
    H
    Habeşistan : Müslümanlardan bir kısmının ilk önce hicret ettikleri ülke
    Hac : İhrama girerek senenin belirli günlerinde Kabeyi ziyaret etmek ve Arafatta vakfe yapmak suretiyle yapılan ibadet, haccın farzları üçtür. İhrama girmek, Kabeyi tavaf etmek ve Arafatta vakfe yapmak
    Hacerul Esved : Cennetten geldiği söylenen, Kabenin bir köşeşinde bulunan ve tavafın başlangıç noktası olan ve mübarek kabul edilen kara, siyah taş
    Haç : Hristiyanlara göre Hz. İsayı öldürmek için kullanılan artı şeklindeki alet
    Hadîsi Şerif : Peygamber (sav)’ in sözlerine verilen isim
    Hafaza Melekleri : Allah Tealanın izniyle insanları kazalardan belalardan korumakla görevli melekler, bir rivayete göre Kirâmen Kâtibîn meleklerinin diğer adı
    Hâfız : Kuranı Kerimi başından sonuna kadar ezberleyen kimse
    Haham : Yahudilerin din adamlarına verilen isim
    Halime : Peygamber (sav)’ in süt annesi
    Hanîf : Peygamber (sav) Efendimizin peygamberliğinden önce Allahın birliğine inanan ve ona ortak koşmayın, İbrahim (as)’ ın dini üzere olan kimselere verilen isim
    Hased : Bir kimsenin sahip olduğu mevki, makam, şan, şöhret, mal, mülk gibi üstünlükleri, güzellikleri, nimetleri çekememek, bundan rahatsız olup bunların ondan gitmesini istemek
    Hâşâ : Asla, katiyyen, öyle değil, Allah korusun… manasında söylenen söz
    Haşr : İkinci surdan sonra Allahın insanları hesaba çekmek üzere bir araya toplaması
    Hatim : Kuranı Kerimi başından sonuna kadar okumak
    Hattat : Hat sanatıyla uğraşan kişi
    Havâri : Hz. İsaya inanan ve onun şeçtiği 12 kişiye verilen isim
    Havra : Yahudilerin ibadet ettikleri yer
    Hayâ : Kınanmayı gerektiren bir söz veya davranıştan dolayı kişinin Allaha ve insanlara karşı mahcubiyet ve üzüntü duyması, utanması, insanı kötülük yapmaktan uzaklaştıran ve diğer canlılardan ayıran ahlaki özellik
    Hayber Savaşı : 628 tarihinde yahudilerle yapılan savaş
    Hayır : Yüce Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olan güzel amellerdir.
    Hazreti ( Hz ) : Zât mânâsına hürmet ve saygı ifâdesi.
    Hendek Savaşı : Mekkeli müşriklerle 627 taihinde yapılan savaş, diğer ismi Ahzab’tır. Medine şehrinin etrafına hendek kazıldığı için bu isim verilmiştir.
    Hesab : İnsanların bu dünyada yaptığı işlerden dolayı ahirette sorgulanmasıdır. Peygamber (sav) ‘in bildirdiğine göre insanlar şu beş şeyden hesaba çekileceklerdir. Ömrünü nerede tükettin, gençliğini nerede geçirdin, malını nerede kazandın, malını nereye harcadın, bildiklerini uygulayıp uygulamadığından ( amellerinden )
    Hicaz : Mekke ve Medine şehirlerini içine alan bölgeye verilen isim
    Hicret : Peygamber (sav) ve müslümanların gördükleri işkence ve eziyetler ve çektikleri sıkıntılardan dolayı Mekke’den Medineye göç etmesi, miladi 622 tarihinde gerçekleşmiştir. Hz. Ömer zamanında Hicri takvimin başlangıcı olarak kabul edilmiştir.
    Hidâyet : “Doğru yolu gösterme, Allahü Teâlânın râzı olduğu yolda bulunma.

    Hılfulfudûl : Peygamber (sav)’ in Peygamberliğinden önce haksızlıklara karşı koymak ve haksızlığa uğrayanların haklarını savunmak ve almak için kurulmuş olan ve Peygamber (sav)’ in de üye olduğu dernek
    Hilm : Öfkeli ve hiddetli olduğu bir zaman kişinin gücü yettiği halde, kendini kontrol ederek öfkesini yenmesi ve intikam fikrinden vazgeçmesi
    Hilyei Şerif : Peygamber (sav) Efendimizin dış görünüşünü ve vasıflarını anlatan eserlere verilen ad; “Hilye-i Saâdet” de denir.
    Hinduizm : İneğin kutsal kabul edildiği, karma ve tenasüh inancının görüldüğü hintlilerin dini
    Hira : İlk vahyin geldiği mağara
    Hırs : Sonu gelmeyen istekler, aç gözlülük
    Hızır : Halen yaşadığı, darda kalanlara yardım ettiği düşünülen Musa (as) ile yolculuk eden, Allahın veli kullarından. Hızır gibi yetişti. Kesene Hızır uğrasın.
    Hristiyanlık : Üçlü tanrı, aforoz etme, günah çıkarma gibi inançları olan aslı bakımından bir hak din iken sonradan değişikliğe uğramış din
    Hudeybiye Barışı : Mekkeli Müşriklerle 628 tarihinde yapılan anlaşma
    Hurâfe : Uydurma, batıl inanış. Sonradan uydurulan ve genellikle İslâm’ın gerçeğiyle bağdaşmaz batıl inançları veya çarpık davranış biçimlerini ifade eden hikâyeler.
    Huşû : Korku ile karışık sevgiden gelen edebli bir hal
    Hutbe : Cuma ve bayram namazlarında imamın minberden cemaati bilgilendirmek için yaptığı konuşma
    Hüsnü Hat : Arap harfleriyle güzel yazı yazma sanatına verilen isim
    Hüzün Yılı : Ebu Talip ve Peygamber (sav)’ in mübarek eşi Hz. Haticenin vefat ettiği yıla verilen isim
    Hz Hacer : İbrahim (as)’ ın hanımı. İsmail (as)’ ın annesi, Safa ve Merve tepeleri arasında oğluna su bulmak için koşan kişi
    Hz. Ali : İlk müslümanlardan, Peygamber (sav)’ in amcası Ebu Talibin oğlu, Peygamber (sav)’ in soyunun devam ettiği damadı, dördüncü halife
    Hz. Ayşe : Peygamber (sav)’in hanımlarından birisi, Hz. Ebu Bekirin kızı
    Hz. Bilal : Mekelilerce çok eziyet edilen müslümanlardan, ilk ezan okuyan sahabi
    Hz. Ebû Bekir : Peygamber (sav) Efendimizin kayınpederi, hicretteki yol arkadaşı, Kuranı Kerimi kitap haline getiren ilk halife
    Hz. Fâtıma : Peygamber (sav)’ in soyunun devam ettiği ve Peygamber (sav) Efendimizden sonra vefat eden kızı
    Hz. Hamza : Peygamber (sav)’ in Uhud savaşında şehid olan ve ” Esedullah – Allahın Arslanı ” lakabı verilen amcası
    Hz. Hasan : Peygamber (sav) in torunu
    Hz. Hatice : Peygamber (sav)’ in mübarek eşi, İlk müslümanlardandır ve Medineye hicretten önce vefat etmiştir. Peygamber (sav)’ in bu evlilikten 6 çocukları dünyaya gelmiştir. Bunlar Abdullah, Kasım, Fatıma, Zeyneb, Rukiye, Ümmü Gülsüm
    Hz. Hüseyin : Peygamber (sav) in torunu
    Hz. Osman : Kuranı Kerimi çoğaltan 3. Halife, Peygamberimizin damadı, kendisine ” Zinnureyn – iki nur sahibi ” lakabı verilmiştir.
    Hz. Ömer : Peygamber (sav)’ i öldürmek üzere yola çıkan ve müslüman olan, adaletiyle meşhur, Peygamber (sav) Efendimizin kayınpederi olan üçüncü halife
    Hz. Rukiye : Peygamber (sav)’ in kızlarından birisi
    Hz. Ümmü Gülsüm : Peygamber (sav)’ in kızlarından birisi
    Hz. Zeyd b. Hârise : Peygamber (sav)’ in azat ettiği kölesi, Mute savaşında şehit olmuştur.
    Hz. Zeyneb : Peygamber (sav)’ in kızlarından birisi
    İ
    İbâdet : Allah’a gönülden, isteyerek yönelmek ve karşılığında sevap vadedilen dinî görevleri ve amelleri Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla yerine getirmek
    İbrâhim (as) : Kâbeyi yapan peygamber, Peygamber (sav)’ in soyu bu peygambere kadar uzanır.
    İcmâ : Hz.Peygamber’in vefatından sonra, herhangi bir asırda, bütün İslam müçtehitlerinin, dînî bir konuda ortak hüküm vermeleri
    İçki : İçildiğinde azıda çoğu da sarhoşluk veren insanın aklını ve iradesini kullanmasını engelleyen içecek
    İftar : Orucun bitiş zamanı
    İhlas : İçten, samimi, gösterişsiz sevgi, bağlılık
    İhlas Suresi : Tevhid inancı ” Allahın birliği inancı” ‘nı açıklayan sure
    İhram : Bir kişinin normal zamanda kendisine mübah olan bazı şeyleri ( tıraş olmak, yeşillik koparmak, tırnak kesmek… ) hac sırasında haram kılarak hac elbisesini giymesi ve hacca niyet etmesi
    İlâhî : Makamla okunan dini şiirler
    İlmihâl : Her müslümanın îmân, ibâdet ve ahlâk ile ilgili bilmesi gereken şeyler veya bu bilgileri anlatan kitap.
    İmam : Topluluğa namaz kıldıran kimse
    Îman : Peygamber (sav)’ in Allahtan getirdiği şeylerin hepsine birden kesin olarak inanmak; başka bir ifadeyle Allaha, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, kaza ve kadere, ahiret gününe inanmaktır.
    İmsak : Oruca başlangıç zamanı
    İncil : Allahın İsa (as) ‘a gönderdiği kutsal kitap, Allahın gönderdiği şekli koruyamamış ve değişikliğe uğramıştır.
    İnşâallâh : Allah izin verirse, Allah nasib ederse anlamındaki söz dizisi
    Îsa : Yahudilere peygamber olarak gönderilmiş olan ve babasız olarak annesi Hz. Meryemden dünyaya gelen, bebekliğinde konuşan, Kutsal kitap olarak İncil verilen peygamber
    İslam : Allah katında dinlerin genel adı, özel olarakta son dinin adı
    İsmâil (as) : İbrahim (AS)’ ın oğlu, ayakları yanından zemzem suyu çıkan peygamber.
    İsrâ : Peygamber (sav)’ in Mekkedeki Mescidi Haramdan Kudüsteki Mescidi Aksaya kadar gecenin bir vaktinde götürülmesine isrâ; oradanda Allahın huzuruna kabul edilmesine miraç denir.
    İsraf : Sahip olduğumuz şeyleri gereksiz yere kullanma
    İsrâfil : Birincisi kıyametin kopması, ikincisi insanların yeniden diriltilmesi olmak üzere sûr denilen alete üflemekle görevli melek
    İstanbul : Peygamber (sav)’ i evinde misafir etme şerefine nail olan Ebu Eyyub el Ensarinin kabrinin bulunduğu ilimiz
    İstiklal Marşı : İstiklal Marşı bağımsızlığımızın sembolüdür. Vatan, millet, bağımsızlık ve Allah sevgisi üzerine Mehmet Akif ERSOY tarafından yazılmıştır. İstiklal Marşına saygı tarih, vatan, millet ve şehitlere saygıdır. 12 Mart 1921 tarihinde TBMM’de büyük bir coşku ile okunmuş, dinlenmiş ve kabul edilmiştir.
    İstişâre : İnsanlarla görüş alışverişinde bulunma, danışma
    Îtikâf : Özellikle Ramazan ayının son 10 gününde mescitlerde veya buna benzer yerlerde kalıp ibadetle meşgul olmak
    Itrî : Salatı Ümmiye ve Teşrik tekbirlerini besteleyen ünlü Türk sanatkarı
    K
    Kâbe : Yeryüzünde ibadet maksadıyla yapılmış olan ilk bina, İbrahim ve oğlu İsmail (as) tarafından yapılmıştır. Müslümanların kıblesi yani namaz kılarken döndükleri yerdir. Mekkede bulunur. Allaha yönelmenin dünyadaki merkezidir.
    Kabir Hayatı : Ölümle başlayıp insanların yeniden dirilme anına kadar geçen süre; kabir Peygamber (sav)’ in bildirdiğine göre ya Cennet bahçesi gibi bir bahçe ya da Cenhennem çukuru gibi bir çukurdur.
    Kader : Allahın sonsuz ilmi ile ezelden ebede kadar olacak olan şeylerin yerini, zamanını ve özelliklerini bilip takdir etmesi, yazması
    Kadir Gecesi : Kuranı kerimin indirilmeye başlandığı ve içinde Kadir gecesi bulunmayan 1000 aydan daha hayırlı olan mübarek gece, ülkemizde Ramazan ayının 27. gecesi olarak kabul Kadir Gecesi Ramazan ayının son 10 günü ve tek rakamlı günlerindedir.
    Kâfir : Peygamber (sav)’ in Allahtan getirdiği şeylere inanmayan kimse
    : 2- Namazı vakti çıktıktan sonra kılmak
    : 3- Tutulan orucun hata ile bozulmasından dolayı o orucu Ramazandan sonra güne gün tutmak
    Kâmet : Ezandan farklı olarak ” kad kametis-salah ” ” Muhakkak ki namaz başladı ” ifadesi olan, farz namazlardan önce erkekler tarafından okunan mübarek sözler
    Kanaat : Elde olanla yetinmek, yeme, içme, giyinme gibi konularda aşırılıktan kaçınarak orta yolu tutmak, aza razı olmak
    Kasîde : Cenabı Hakkı ve Hz. Peygamber (sav)’i metheden şiirlerdir.
    Kâsım : Peygamberimizin küçük yaşta vefat eden çocuğu, bu çocuğuna nisbetle Peygamberimiz’e Ebul Kasım lakabı verilmiştir.
    Kazâ : 1- Allahu Tealanın ezeli ilmiyle takdir ettiği şeylerin yeri ve zamanı geldiğinde meydana gelmesi
    Keffâret : Ramazan ayında tutulan farz olan orucun bile bile bozulmasından dolayı Ramazan ayı dışında iki ay artı bir gün tutmaktır
    Kelimei Şahâdet : ” Eşhedü enlâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne muhammeden abduhû ve rasûlühû – Ben şahitlik ederim ki Allahtan başka ilah yoktur ve Muhammed (sav) onun kulu ve peygamberidir ” anlamındaki söz dizisi
    Kelimei Tevhid : ” Lâ ilâhe illallâh muhammedün rasûlullâh – Allahtan başka ilah yoktur, Muhammed (sav) onun peygamberidir ” anlamındaki söz dizisi
    Kerâmet : Allahın izni ile veli kullarının gösterdikleri olağanüstü olaylar
    Kevser Suresi : Kuranı Kerimin 3 ayetten oluşan en kısa sûrelerinden birisi
    Kibir : Kişinin kendini diğer insanlardan üstün görerek başkalarını küçük görme hastalığı; Şeytanın Allah Tealanın katından kovulmasına sebeb olan manevi hastalık
    Kıble : Namaz kılarken döndüğümüz bölgeye verilen genel ad
    Kilise : Hristiyanların ibadet ettikleri yer
    Kirmen Kâtibîn : İnsanların yaptıkları davranışları yazmakla, kaydetmekle görevli melekler
    Kıssa : Kuranı Kerimde geçmişte yaşamış peygamberler ve insanlardan bahseden ibret verici hikayeler
    Kıyâmet : Kainatın dengesinin, düzeninin bozularak herşeyin yok olması; dünya hayatını sona erdirecek olan büyük olay; Kıyametin kopuş zamanını Allahtan başka kimse bilemez.
    Kul Hakkı : İnsanın malı, canı, namusu, kutsaldır ve bunlara dokunulamaz. Bu dokunulmaz hakları çiğnediğimiz zaman kul hakkı yemiş oluruz. Kul hakkına giren davranışlar şunlardır. Yalan söylemek, Yalancı şahitlik yapmak, İftira etmek, Gıybet etmek, Hırsızlık, Alay etmek, Başkalarının özel hayatlarını araştırmak, Hile yapmak, Kötü zanda bulunmak, Başkalarına zarar vermek, eziyet etmek Adam öldürmek, Rüşvetle bir şey elde etmek Yüce Mevla’mız affedicidir, affı sever ancak kul hakkını affetmez. Kul hakkından kurtulmanın yolu hakkını yediğimiz kimsenin hakkını vermek ve helallik almaktır.
    Kumar : Ortaya para koyarak oynana talih oyunu, oynayana kazanç veya zarar getiren her türlü şans oyunu kumardır.
    Kunut Duaları : Vitir namazının üçüncü rekatında bir sure okundukan sonra tekbir alıp okunan dualar
    Kurânı Kerim : Allahın Hz. Muhammed (sav)’ e gönderdiği en son kutsal kitap; âyet âyet, sûre sûre yaklaşık 23 senede indirilmiştir. Hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Hükümleri kıyamete kadar geçerlidir.
    Kurban : Allaha yaklaşmak amacı ile belli zamanda belli bir hayvanı kesmek suretiyle yapılan ibadet
    Kureyş : Peygamber (sav)’ in soyunun mensup olduğu kabile
    Kutlu Doğum : Peygamber (sav)’ in doğumu dolayısıyla 1989 yılından bu yana kutlanan hafta
    Kutsal Kitap : Allahın peygamberlerine gönderdiği kitaplar
    Küllî İrâde : Allahın sonsuz ve sınırsız iradesine verilen isim
    Kültür : Bir toplumun, bir milletin sahip olduğu maddi, manevi değerlerin hepsine birden verilen ad.
    Kürsü : Vaiz efendinin Cuma , bayram veya önemli günlerde cemaati bilgilendirmek için konuşma yaptığı yer
    L
    Lânet : Allahın merhametinden mahrum olma durumu
    Levhi Mahfûz : Korunmuş levha; Allahü Teâlânın takdir ettiği her şeyin yazılı bulunduğu, nasıl olduğu bizce bilinmeyen ve her türlü te’sirden korunmuş levha, herşeyin hayatının Allah katında yazılması
    Lokman (as) : Kuranı Kerimde ismi geçen oğluna öğütleri ve ahlaki, tıbbi sözleri ile tanınan Allahın veli kullarından
    M
    Maâzallâh : Tehlikeli, zararlı ve istenmeyen durumlardan korunmak için söylenen ” Allah korusun, Allah saklasın, Allahü Teâlâya sığınırım ” anlamında duâ cümlesi
    Mahfel : Camide müezzinlik yapan kimsenin bulunduğu yer
    Mahmud : Peygamber (sav)’ in isimlerinden birisi
    Mahşer : İnsanların hesaba çekilmek üzere biraraya toplandıkları yer, diğer ismi Arasat’tır.
    Mahya : Eskiden Ramazan aylarında Ramazanın önemini hatırlatan minareler arasına asılan ışıklı yazılar
    Mâlik : Cehennemde görevli meleklerin başı
    Mâşâallâh : Beğenilen şeyler görüldüğünde söylenilen; ” Bu, Allahü teâlânın dilediği ve ihsân ettiği şey, Allahın istediği gibi, Allah korusun, Allah saklasın ” manasında dua cümlesi
    Meal : Bir dildeki bir sözü başka bir dile anlam bakımından çevirmek
    Medîne : Peygamber (sav)’ e ve ilk müslümanlara kucak açan, ve Peygamber (sav)’ in kabirinin bulunduğu nurlu şehir. Hicretten önceki ismi Yesrib’ tir.
    Mekke : Arabistan yarımadasında Kâbenin bulunduğu ve Peygamber (sav)’ in dünyaya geldiği kutlu şehir.
    Melek : Nurdan yaratılmış, yeme – içme, erkeklik – dişilik gibi özellikleri olmayan, Allaha itaat edip isyan etmeyen, gözle görülmeyen ve kanatları olan varlıklar
    Merhaba : Müslümanlar arasında bir nevi selamlaşma kelimesi olup; rahat olunuz, hoş geldiniz manasında söylenir.
    Merhamet : Allahın yarattığı varlıklara acımak, onların iyiliğini istemek, kendilerine yardım etme arzusu duymak
    Mescidi Aksâ : Kudüste Süleyman (as) tarafından yaptırılmış olan ve müslümanların ilk kıblesi olan cami; Beyti Mukaddes, Beyti Makdis de denir
    Mescidi Harâm : Kâbeyi de içine alan kutsal mekan
    Mescidi Kuba : Peygamber (sav)’ in Medineye hicret ederken yaptığı ilk cami, Kuranı kerimde bu camiye Takva Mescidi denir.
    Mescidi Nebevî : Peygamber (sav)’ in Medine şehrinde iken yaptığı ilk mescit, ayrıca Peygamber (sav), Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in kabirleri burada bulunmaktadır.
    Mescit : Müslümanların toplu halde veya tek başına namaz kılıp, ibadet ettikleri umuma açık mübarek mekanlar, genelde küçük camiler için kullanılır
    Mesh : Vücudun herhangi bir yerini ovalamak
    Mest : Belli özellikleri olan ayağa giyilen ayakkabı cinsinden giyecek, mest üzerine meshetme süresi yolcu olmayanlar (mukim) için 24 saat, yolcular (seferi) için 72 saattir.
    Mevlid : Hz. Peygamber (sav)’in doğumu, miracı, vefatı gibi olayları anlatan nazım şekli, Süleyman Çelebi tarafından yazılan Vesiletün Necat (Kurtuluş Sebebi) isimli eserdir.
    Mevlid Gecesi : Peygamber (sav)’ in dünyaya geldiği gece, Kameri aylardan 12 Rebiulevvel 571 Pazartesi
    Mezheb : Gidilecek yer, yol, görüş, akım gibi anlamlara gelir. Terim olarak bir dinin görüş ve anlayış ayrılıkları sebebiyle ortaya çıkan kollarıdır. Mezheplerin çeşitleri: İtikadi Mezhepler: İnanç esasları ile ilgili meselelerde Ehli sünnet mezhepleri iki tanedir. Eşâri, Mâturîdi; Fıkhi Mezhepler: İbadet ve muamelatla ilgili konularda Ehli sünnet mezhepleri dört tanedir. Hanefi, Mâliki, Şâfii, Hanbeli; Mezhepleri Kuran ve Sünnet prensiplerine uygun olmak şartıyla birer zenginlik olarak kabul etmeliyiz. Mezhepleri dinin farklı anlayış şekilleri olarak düşünmeliyiz.
    Mihrâb : İmamın namaz kıldırmak için durduğu kıbleye bakan içi oyuk yer.
    Mikâil : Evrendeki tabiat olayları ile görevli melek
    Millet : Din, dil, tarih, kültür, ülkü birliği olan insan topluluğu
    Mina : Hacda şeytan taşlamanın yapıldığı bölgeye verilen isim
    Minâre : Camilerde ezan okumak için çıkılan kuleye benzeyen yer.
    Minber : Cuma ve bayram günlerinde imamın hutbe okumak için çıktığı merdivenli yer.
    Minyatür : Resimde olduğu gibi derinliği ve gölgesi bulunmayan çizgi sanatı
    Mîraç Gecesi : Peygamber (sav)’ in Allahın huzuruna kabul edildiği, Üç aylardan Receb ayının 27. Gecesi olan mübarek gece; bu gece 5 vakit namaz farz kılınmştır.
    Misvak : Diş fırçası vazifesi gören, hoş kokulu ve meyvesiz bir ağaç olan Erak ağacının köklerinden yapılıp kullanılan alet
    Misyoner : Hristiyanların kendi ülkeleri dışında dinlerini yaymak için görevlendirdiği kimseler.
    Mîzan : İnsanların hesaba çekilmesinden sonra amelleri tartmaya mahsus ilahi adalet terazisi
    Muâmelat : Kişilerin karşılıklı olarak kendi aralarında yaptıkları işler
    Mûcize : Peygamberlerin peygamberliklerini isbat etmek için Allahın izniyle gösterdikleri harikulade olaylar
    Muhâcir : Mekkeden Medineye hicret eden müslümanlar
    Muhammed (sav) : ” Yer ve gök ehli tarafından övülen ” manasında, Alemlere rahmet olarak gönderilmiş olan en son peygamber
    Muharrem : Hicri yılbaşının ilk ayı, 10. günü Aşure günüdür.
    Mukâbele : Kur’an-ı Kerim’i, birinin yüzünden veya ezbere okuması, diğerlerinin de onu takip etmesi
    Musêvîlik : Musa (as) peygamberleri olduğu için Yahudiliğe verilen diğer isim
    Mushaf : Kuranı Kerimin diğer adlarından birisi, iki kapak arasında toplanmış sahifeler anlamında
    Mûsikî : Müzik
    Mustafa : Peygamber (sav)’ in isimlerinden birisi
    Mûte Savaşı : Bizanslılarla Müslümanların 629-630 tarihinde yaptığı ilk savaştır.
    Mücâdele Suresi : Her âyetinde Allah kelimesi bulunan sure
    Müezzin : Ezan okuyan kimse
    Müftü : Dinî konularda fetva vermeye yetkili olan kimse
    Mükellef : Dinin emir ve yasaklarından sorumlu olan kimse; akıllı ve ergenlik çağına girmiş olan her erkek ve kadın mükelleftir.
    Mü’min : Peygamber (sav)’ in Allahtan getirdiği şeylerin hepsine kesin olarak inanan kişi
    Münâfık : İnanmadığı halde inanmış gibi görünen, diliyle inandığını söyleyip kalbiyle inkar eden kimse
    Münezzeh : Kusur, eksiklik ve muhtâçlıktan uzak. Allahü teâlânın noksan sıfatlardan uzak olduğunu bildirmek için kullanılan bir tâbir.
    Münker Nekir : İnsan kabre konulunca soru sormakla görevli melekler
    Müşrik : Allaha inanmakla beraber ona ortak koşan kimse
    Müzdelife : Hacda vacib olan vakfenin yapıldığı, şeytanlara atılacak taşların toplandığı bölge
    N
    Naat : Hz. Peygamber (sav)’e duyulan derin sevgiyi dile getiren şiirler
    Naîm Cenneti : Cennetin tabakalarından, bölümlerinden birisi
    Nâs Sûresi : Kuranı Kerimin en son suresi
    Nasr Sûresi : Kuranı Kerimin 3 ayetten oluşan en kısa surelerinden birisi
    Nebî : Kendisine kutsal kitap verilmeyen, kendinden önceki peygamberin kitabına bağlı olan peygamber
    Necâşi : Peygamber (sav)’ in gıyabında cenaze namazı kıldırdığı Habeşistan kıralı
    Nifak : İki yüzlülük, ara bozmaya çalışmak
    Nîmet : İyilik, rızık, Allahın kullarına faydalanması için verdiği şeylerin genel adı
    Nisab : Dinimize göre en az zenginlik ölçüsü
    Nûr Dağı : İlk vahyin geldiği dağ
    O – Ö
    Oruç : Arapça savm kelimesinin karşılığıdır. Tan yerinin ağarmasından güneş batıncaya kadar yeme içme ve bir takım bedeni arzulardan uzak kalmak suretiyle yapılan ibadet
    Ölüm : Rûhun bedene olan bağlılığının sona ermesi, rûhun bedenden ayrılması, canlıların hayatlarının sona ermesi
    Ömür : Hayat, yaşama, yaşayış. İnsanın doğumundan ölümüne kadar geçen zaman.
    Örf : Aklın ve dinin güzel, hoş gördüğü şeyer
    Öşür : Tarım ürünlerinden zekata denk alınan 1/10, 1/20 oranındaki ibadet türünden bir vergi
    P
    Papaz : Hristiyanların din adamlarına verilen isim
    Peygamber : Allahın mesajlarını insanlara iletmek üzere insanlar arasından seçtiği elçi. Kuranı Kerimde ismi geçen 25 tane peygamber vardır. Bunlar : Adem, , Davud, Elyesea, Eyub, Harun, Hud, İbrahim, İdris, İlyas, İsa, İshak, İsmail, Lut, Muhammed, Musa, Nuh, Salih, Süleyman, Şuayb, Yahya, Yakub, Yunus, Yusuf, Zekeriyya, Zülkifl. Kuranı Kerimde ismi geçmeyen peygamber ise Şit (as)’ dır.
    Put : Allahü Teâlâya inanmayanların taptıkları resim veya heykel.
    R
    Radıyallâhu Anh : Daha çok Eshâb-ı kirâmdan birinin ismi anıldığı veya yazıldığı zaman söylenen ve yazılan “Allahü teâlâ ondan râzı olsun” mânâsına duâ, hürmet ve saygı ifâdesi. İki kişi için Radıyallahü anhümâ, ikiden fazlası için Radıyallahü anhüm denir.
    Râhip : Hristiyanların din adamlarına verilen isim
    Rahle : Kuranı Kerim okumak için yapılmış küçük masa
    Ramazan : Onbir ayın sultanı olarak kabul edilen, içinde Kadir gecesini bulunduran, farz olan orucun tutulduğu, teravih namazının kılındığı, bayram namazından önce fıtır sadakasının verildiği mübarek ay.
    Ranuna : Peygamber (sav) Efendimizin ilk cuma namazını kıldığı bölge
    Rasûl : Kendisine kutsal kitap verilen peygamber
    Ravza : Hz. Peygamber (sav)’ in kabrinin bulunduğu yere verilen isim
    Rebîul Evvel : Peygamber Efendimizin doğduğu Kameri ay
    Regâib Gecesi : Mübarek üç aylardan Receb ayının ilk perşembeyi cumaya bağlayan gecesi
    Reinkarnasyon Tenasüh : Ruhun bir bedenden başka bir bedene geçerek varlığını sürdürmesi, Hinduizm’de görülen bir inançtır. Dinimize göre bu Ahireti inkar etmek anlamına gelir.
    Rekat : Namazın bölümlerinden herbiri
    Rıdvân : Cennette görevli meleklerin başı
    Riyâ : Söz, iş ve davranışlarında gösterişe yer vermek, inandığı gibi hareket etmemek
    Rızık : Allahın canlılara yiyip içmeleri ve faydalanmaları için verdiği her şey
    Rûh : Can, nefes, canlılık, insana hayat veren mahiyetini Allahın bildiği şey. Allahü teâlâ, âyet-i kerîmede meâlen buyuruyor ki: Yâ Muhammed! Sana rûhtan soruyorlar. De ki: Rûh, Rabbimin emrindendir (O’nun yarattığı varlıklardan biridir . Bu husûsta) size, az bir ilimden başkası verilmemiştir. ( İsrâ Sûresi 85 )
    Rüşvet : Bir işi yaptırmak için haksız yere verilen haram olan para, mal
    S
    Sabır : Beklenmedik olaylar, içine düşülen güçlükler karşısında tedirgin olmamak, paniğe kapılmamak ve tahammül göstermek
    Sadaka : Kişilerin sevap kazanmak amacıyla yaptıkları her türlü maddi ve bedeni yardımlar
    Sadakayı Câriye : Sürekli hayır getiren, öldükten sonrada sevap kazandıran mali yardım, yatırım ve hayırlar
    Safâ – Merve : Hacer annemizin oğlu İsmail için su bulmak amacıyla koştuğu tepeler; Haccı adaylarıda bu iki tepe arasında 7 defa gidip gelirler. Peygamber (sav) Efendimizin ilk defa insanları açıktan açığa bir olan Allaha inanmaya çağırdığı tepe ( Safâ )
    Sahâbe : Peygamber (sav)’ i gören, sohbet eden ve müslüman olarak vefat eden kişi
    Sahur : Ramazanda gece yenen yemek
    Salâ : Cuma, cenaze namazı vb zamanlarda minareden okunan salavat, dua
    Salât : Namazın Kuranı Kerimdeki karşılığı
    Salâtü Selam Salavât : Peygamber (sav) Efendimizin ism-i şerîfleri anılınca, işitilince veya yazılınca söylenen veya yazılan hayır duâlardan ibâret olan sözler yâni sallallahü aleyhi ve sellem, Allahümme salli ve sellim alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed, Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Rasûlallâh … gibi mübarek sözler
    Sâlih Amel : Yüce Allah’ın rızasını sevgisini kazandıran faydalı iş ve davranışlar; ikiyüzlülük ve gösteriş taşımayan Yüce Allah’ın rızasını, sevgisini kazandıracak olan her iş salih ameldir.
    Sa’y : Safa ve Merve tepeleri arasında 7 defa gidip gelmek, Haccın vaciblerindendir.
    Sebat : Her şeyi iyice düşündükten sonra verilen karardan bir daha dönmemek
    Seccâde : Üzerinde namaz kılmak için hazırlanmış olan örtü.
    Seferî – Yolcu : En az doksan km. uzağa giden ve orada en fazla onbeş gün kalmaya niyetlenen kimse, yolcular 4 rekatlı farz namazları iki rekat olarak kılarlar, Cuma ve bayram namazı kılmayabilirler, kurban kesmeyebilirler, oruçlarını kazaya bırakabilirler, mest üzerine mesh süreleri 72 saattir.
    Sehiv Secdesi : Namazın farzlarından, vaciplerinden birini geciktirmek veya vaciplerinden birini yapmamaktan dolayı namaz sonunda yapılan telafi secdesi
    Selam : İnsanlar arasında sevgiyi artırmak için karşılaştığımız kimselere sağlık ve esenlik dileklerimizi söylemek
    Selâmün Aleyküm : İki müslüman karşılaşınca veya ayrılırken birinin diğerine; “Ben müslümanım. Benden sana zarar gelmez, selâmettesin. Dünyâda ve âhirette selâmette ol, sıhhat ve âfiyet üzerinize olsun.” mânâsına söylenen söz.
    Sevab : İyilik ve ibâdet yapana âhirette Allahü teâlâ tarafından verilecek mükâfât, iyi karşılık
    Sevr : Peygamber (sav)’ in hicret ederken saklandığı mağara
    Seyyid : Hz. Hüseyinin soyundan gelenlere verilen isim
    Sihir : Sebebi esrar perdesinde kaldığı için seyredeni şaşırtan, aldatan, etkileyen bir olay
    Sılayı Rahim : Dinimizde akraba ziyaretine verilen isim
    Sinagog : Yahudilerin ibadet ettikleri yer
    Sır : Gizli tutulup kimseye söylenmemesi gereken şey
    Sırât : Cehennem üzerinde uzatılmış olan bir yol, herkes buradan geçecektir.
    Siyer : Hz. Peygamber (sav)’in hayatını, güzel ahlâkını, üstün vasıflarını anlatan anlatan kitaplar
    Suhuf (Sahifeler) : Kutsal kitaplara göre küçük hacimli olan Allahın bazı peygamberlerine gönderdiği kitapcıklar. Hz. Adem (as)’a 10 Sahife; Hz. Şit (as)’a 50 Sahife; Hz. İdris (as)’a 30 Sahife ve Hz. İbrahim (as)’a 10 Sahife gönderilmiştir.
    Sûr : İsrafil (as) tarafından üfleneceğine inanılan ve mahiyetini sadece Allahın bildiği alet, Sûra iki defa üflenecektir. Birinci surla beraber kıyamet kopacaktır. İkinci surla beraber insanlar yeniden diriltileceklerdir.
    Sûre : Ayetlerin meydana getirdiği Kuranı Kerimin bağımsız bölümler, Kuranı Kerimde 114 tane sure vardır.
    Sübhâneke : Namaza başlama tekbirinden sonra okuduğumuz dua, ayrıca Cenaze namazında da okunur.
    Süleyman Çelebi : Mevlid ismiyle meşhur Vesiletün necat isimli eserin yazarı olan Türk
    Sünnet : Peygamber (sav)’ in farz ve vacib dışında ibadet maksadıyla yaptığı işler
    Sünnetullâh : Allahın bu evrene ve bu evrendeki her türlü varlığa koymuş olduğu yasalara Kuranı Kerimde verilen isim, Allahın kanunu
    Ş
    Şefâat : Ahiret günü başta Peygamberimiz (sav) olmak üzere Allanhın izin verdiği kimselerin günahkar müminlerin bağışlanması için Allaha duada bulunmaları
    Şehid : Hiçbir dünya menfaati gözetmeden, din için vatan için düşmanla savaşan ve ölen kimseler, şehitlik peygamberlerden sonra en yüksek mertebe, rütbe kabul edilir. Şehitler Allah’ın sevgili kullarıdır. Allah onları Cennetle mükafatlandıracaktır. Kul hakkı hariç bütün günahlarını affedilecektir.
    Şer : Dînin ve aklın zararlı gördüğü şey.
    Şerefe : Minarelerde bulunan ve ezan okumak için yapılmış çıkıntılı yer
    Şeriat : Peygamberlere gelen ilâhî hükümler (emirler ve yasaklar), din. İslâmiyet
    Şerif : Hz. Hasanın soyundan gelenlere verilen isim
    Şeymâ : Peygamber (sav)’ in süt kardeşi
    Şeytan : İnsanları doğru yoldan, hidayet yolundan uzaklaştırmaya çalışan gözle görülmeyen varlık, diğer ismi İblis’tir
    Şeytan Taşlama : Haccın vaciblerinden, sembolik olan büyük, orta ve küçük şeytana toplam 70 taş atmak
    Şirk : Allaha ortak koşmak, ondan başka ilahlar edinmek
    Şükür : Allahın bize yaptığı sonsuz iyilikleri, verdiği sayısız nimetleri tanımak ve buna karşılık sevinç ve teşekkürlerimizi belirtmek
    Şükür Secdesi : Sevindirici bir olay veya haber yada bir sıkıntıdan kurtulunması üzerine Allaha şükür olarak yapılan secde
    T
    Taassub : Bir inanca, bir fikre körü körüne bağlı kalıp diğerlerine tahammül edememe
    Tâbiî : Sahabeyi görmüş, onunla sohbet etmiş kişilere verilen isim
    Tahıyyat : Namazların son oturuşunda okunan dua
    Tâif : Peygamber (sav)’ in taşlandığı şehir
    Takvâ : Allah korkusu, dinin yasak ettiği şeylerden veya haram olduğun da şüphesi olan şeylerden kendini korumak, bütün günahlardan kendisini korumak, İslama göre üstünlük derecesi
    Tarîkât : Kelime olarak yol manasına gelmektedir. İnsanın ruhsal problemlerini gidermek, huzura kavuşturmak, insanı eğitmek ahlakını Kuranı ahlakı ile ahlaklandırmak maksadı olan kurumlardır.
    Tasavvuf : Kalbi dünyanın gelip geçici işlerinden ayırıp Alah sevgisi ile bağlamak
    Tavâf : Kabenin etrafında Kabe sola alınarak 7 defa dönmek, farz olan tavaf Kurban bayramının birinci günü yapılır.
    Tebuk Seferi : 630 tarihinde Peygamberimiz (sav)’ in komutasında Bizanslılara karşı düzenlenen sefer, savaş olmadan geri dönülmüştür.
    Tecvid : Kuranı Kerimi usulüne göre okumaya yarayan ilim
    Tefsir : Kuranı Kerimi açıklayan yorumlayan ilim dalı
    Telbiye : İhrama girdikten sonra okunan özel dua. ” Lebbeyk. Allahümme lebbeyk. Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk. İnnel hamde vennigmete leke vel mülk. Lâ şerîke leke – Allahım! Senin emrine her zaman uyarım. Senin ortağın yoktur. Davetine uyarım. Hiç şüphe yok ki hamd de, nimet de, mülk de senindir. Senin ortağın yoktur.”
    Terâvih Namazı : Ramazan ayında Yatsı ile vitir namazı arasında kılınan 20 rekat sünneti müekkede olan bir namaz
    Terceme : Bir dildeki bir sözü, bir metni başka bir dile aynen aktarmak
    Tesbîh : Namaz sonundaki tesbihatı söylemek için yapılmış alet
    Teslîs : Hristiyanların Baba, oğul ve kutsal ruhtan oluşan üçlü Tanrı inancı,
    Teşrik Tekbirleri : ” Allâhu ekber Allâhu ekber. Lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber. Allâhu ekber velillâhil hamd – Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. Allahtan başka ilah yoktur. Allah en büyüktür. Hamd (övgü) onun içindir ” cümlesidir. Kurban bayramının arefe günü sabah namazıyla başlayıp, bayramın dördüncü günü ikindi mamazına kadar toplam 23 vakit farz namazlardan sonra söylenmesi vacib olan tekbirdir.
    Tevâzû : Alçak gönüllülük; kendisini başkaları ile bir görmek, başkalarından daha üstün ve daha aşağı görmemek.
    Tevbe : İnsan olmanın gereği olarak meydana gelen her türlü günahtan pişmanlık duymak, bir daha işlememek üzere dönüş yapmak
    Tevbe Suresi : Başında besmele bulunmayan sure
    Tevekkül : Bir amaca ulaşmak için elden gelen bütün çalışmayı yaptıktan sonra Allaha güvenip işi ona havale etmek
    Tevhîd : Allahın birliği inancı
    Tevrat : Allahın Musa (as)’ a gönderdiği kutsal kitap, Allahın gönderdiği şekli koruyamamış ve diğişikliğe uğramıştır.
    Teyemmüm : Suyun bulunmaması veya çeşitli sebeplerden kullanılamadığı durumlarda toprak veya toprak cinsi bir şeyle yapılan sembolik temizlik, Teyemmümün farzı ikidir. Niyet etmek, elleri toprağa vurup önce yüzü, tekrar toprağa vurup kolları meshetmek
    Tezhîb : Kitaplarla, yazı levhalarının altın tozu kullanılarak çeşitli çiçek ve nakışlarla süslenmesi
    Tilâvet Secdesi : Kuranı Kerimin 14 yerinde bulunan secde ayetlerinin duyulması veya okunması üzerine yapılması gereken vacib olan secde. Yapılışı: Abdest almalıyız. Allahu Ekber diyerek tekbir alınır ve secdeye gidilir. Secdede üç defa ” Sübhâne rabbiyel azîm ” denilir ve Allâhu ekber diyerek secdeden kalkılır.
    Tûbâ : Kökleri yukarıda, dal ve budakları aşağıya doğru sarkan cennet ağacı
    Türbe : Mezar üzerine yapılan yapı, büyük zatlara mahsus mezarlara verilen isim
    Uhud Savaşı : Mekkeli müşriklerle 625 tarihinde yapılan ve komutanın emrine uymanın önemini ifade eden savaş
    U – Ü
    Umre : Senenin herhangi bir günü ihrama girerek Kabeyi ziyaret etmek ve Safa ve Merve arasında gidip gelmek suretiyle yapılan ibadettir.
    Üç Aylar : Dinimize göre Mevlid gecesi hariç diğer mübarek geceleri içinde bulunduran aylar. Bunlar peşpeşe gelen Receb, Şaban ve Ramazan aylarıdır.
    Ümmet : Bir peygambere inanıp onun yolundan giden insanların hepsi.
    V
    Vaaz : Dini konular üzerinde konuşup, sohbet etmek
    Vaftiz : Hristiyanlara göre çocuğun ve hristiyanlığa yeni giren kimsenin dine yeni girme şartı sayılan suya sokma merasimi
    Vahiy : Allahın mesajlarını peygamberlerine bildirmesi olayına vahıy denir.
    Vahiy Katibi : Peygamber (sav)’ e gelen vahiy ifadelerini yazmakla görevli kimseler
    Vâiz : Dini konularda nasihat, öğüt veren kimse
    Vakfe : Kurban bayramının arife günü öğleden sonra, Kurban bayramının birinci günü tan yerinin ağarmasına kadar Arafatta bir müddet beklemek, Haccın farzlarındandır.
    Vakıf : Faydası bütün topluma olmak üzere bir malı kendi mülkiyetinden çıkararak Allah yolunda tahsis etmek
    Vatan : Bir milletin üzerinde hür ve bağımsız olarak yaşadığı toprak parçası, bir devletin egemenlik sahası
    Vedâ Haccı : Peygamber (sav)’ in ilk ve son haccı, bu hac esnasında Arafatta 120.000′ i aşkın müslümana veda hutbesini okumuştur.
    Vefâ : Sevgide, dostlukta sebat, bağlılık
    Vesvese : Şüphe, tereddüt, kuruntu, aslı olmayan ihtimaller
    Vitir Namazı : Yatsı namazından sonra kılınan ve toplam üç rekat olan namaz. Üçüncü rekatında bir sure okunduktan sonra tekrar tekbir alınır eller kulaklara kadar götürülür ve kunut duaları okunur.
    Y
    Yahova : Yahudilere göre tanrının ismi
    Yahûdilik : Yahudi milletine gönderildiği için Museviliğe verilen diğer isim
    Yemâme : Kuranı Kerimin kitap haline getirilmesine sebep olan savaş
    Yemin : Bir haberi yâhut bir işi yapma veya yapmama husûsundaki azmi, iddiâyı (sözü); vallahi, tallahi şeklinde, Allahü teâlânın ism-i şerîfini anarak veya dînin izin verdiği sözlerle kuvvetlendirmek.
    Yerhamükellâh : Aksırıp, Elhamdülillah diyene, yanında bulunan kimsenin; “Allahü teâlâ sana merhamet etsin” mânâsına söylediği mübârek bir söz
    Z
    Zakkum : Cehennemde bir ağacın ismi, cehennemliklerin yiyeceği
    Zan : İnsanlar hakkında iyi veya kötü düşünce beslemek, zan ikiye ayrılır. Hüsnü Zan ; İnsanlar hakkında iyi fikir güzel düşünce beslemektir. Güzel bir huydur. İnsanları birbirine yaklaştırır. Kendileri iyi ve temiz olan insanlar başkalarını da öyle görürler. Sui Zan ; Kesin bilgi sahibi olmaksızın insanlara hakkında olumsuz düşünce ve tahminlerde bulunmaktır.
    Zebâni : Cehennemde görevli melekler
    Zebur : Allahın Davud (as)’ a gönderdiği kutsal kitap, içinde ilahiler, güzel sözler, dualar ve zikirler yer almaktadır. Allahın gönderdiği şekli koruyamamış ve değişikliğe uğramıştır.
    Zekat : Belirli bir malın, belirli bir miktarını,belirli bir zaman sonra, belirtilen yerlere Allah rızası için vererek yapılan ibadet
    Zemzem : Kâbenin yakınından çıkan mübarek su
    Zilhicce : Hac ibadetinin ve kurban ibadetinin yapıldığı kameri ay Zilhicce 9-10-11-12-13

    11 Mart 2010
    Okunma
    bosluk

    Hz. Muhammed (s.a.v.) ‘in Hayat Kronolojisi

    KRONOLOJİ

    571 :Fil Olayı.
    Habeşistan’ın Yemen valisi Ebrehe, Kâbe’ye saldırdı.
    20 Nisan 571 :İnsanlığın en büyük önderi Hz Muhammed’in doğumu.
    575 :Dört sene süt annesi Halime’nin yanında kaldıktan sonra ailesine dönüşü.
    576 :Annesi Amine ve hizmetçileri Ümmü Eymen ile birlikte Medine’ye gidip babasının mezarını ziyaret etmesi ve dönüşte Ebvâ’da annesinin vefâtı.
    578 :Dedesi Abdulmuttalib’in vefatı ve amcası Ebu Talib’in himâyesine girmesi. 583 :Amcası Ebu Talib’le Suriye’ye ticaret kervanıyla gitmesi ve Busra’da Bahîra’nın, bu genç çocuğun beklenen son peygamber olacağını sezmesi.
    588 :Diğer amcası Zübeyr ile Yemen seyahati.
    591 :Hılfûl Fudul Cemiyeti’ne girmesi.
    595 :Hz. Hatice’nin kervanını Şam’a götürmesi, Meysere’nin Hz. Muhammed’e hayranlığı.
    596 :Hz Hatice ile evlenmesi.
    598 :Oğlu Kasım’ın doğması.
    600 :Kızı Zeyneb,
    604 :Kızı Rukiye,
    608 : Kızı Ümmügülsüm doğdu.
    608 :Kâbe hakemliğini yapması.
    610 :Hira mağarasında ilk vahyin gelmesi.
    - Peygamber oluşu. En yakınlarını İslâm’a davet etmesi.
    -Kızı Fatma’nın doğumu.
    613 :Üç yıl gizli davetten sonra Safa tepesine çıkıp açıktan davete başlaması.
    615 :Müşriklerin ağır baskıları üzerine Hz. Osman liderliğindeki 14 müslümanın Habeşistan’a hicreti.
    616 :Hz. Hamza ve Hz. Ömer’in müslüman olmaları.
    -İranlıların (Sâsânîler), Suriye ve Mısır’ı almaları.
    617 :Hz. Ali’nin ağabeyi Cafer- i Tayyar liderliğindeki 90 müslümanın ikinci Habeşistan hicreti. Müşriklerin muhacirleri Habeşistan Kralı Necâşî’den istemeleri ve Necâşî’nin bu isteği geri çevirmesi.
    - Kureyş kabilesinin Haşimoğulları’na boykot ilanı.
    619 :Boykotun kaldırılması.
    - Eşi Hz. Hatice’nin ve ardından amcası Ebu Talib’in vefatı. (Hüzün Yılı)
    620 :Peygamberimizin İslâm’a davet için Taif’e gitmesi.
    Ağır hakaretlere uğrayarak Mekke’ye dönmesi.
    -İsrâ ve Mi’rac Olayı.
    -Akabe Biatı.
    -Medine’li 12 kişinin müslüman olması. Medine’lilere İslâm’ı ve Kur’an’ı öğretmek için Mus’ab bin Umeyr’in gönderilmesi.
    621 :II. Akabe Biatı.
    -Peygamberimizin, Mus’ab bin Umeyr’in gayretiyle kendisiyle görüşmeye gelen 75 kişilik Medine’li (Evs ve Hazreç kabileli) müslüman grubuyla buluşması.
    -Hz. Muhammed’in Medine’ye davet edilmesi.
    -Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicreti.
    -Hicrî takvimin başlangıcı.
    -Rasûlullah’ın Kuba Mescidi’ni yaptırması. İlk Cuma namazının kılınması.
    -Hz. Aişe ile evlenmesi.
    -Bizans’ın Suriye ve Mısır’ı İranlılardan geri alması.
    623 :Medine’de Mescid-i Nebevî’nin ve Hz. Muhammed’in evinin yapılması.
    -Ezanın ilk kez okunması.
    -İlk nüfus sayımı.
    -Kıblenin Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’dan, Mekke’deki Kâbe’ye çevrilmesi.
    -Müslümanlarla Yahudiler arasında vatandaşlık antlaşması.
    -Medine İslam Devleti’nin kurulması. Yönetimin başına Hz. Muhammed’in geçmesi.
    -Medine İslam Devleti’ nde İlk anayasanın hazırlanması.
    624 :İslam’da ilk zafer: Bedir Zaferi!. Ve Mekkeli müşriklerin elebaşısı Ebu Cehil’in ölmesi.
    -Ramazan orucunun ve zekâtın farz kılınması.
    -İlk bayram namazı.
    -Peygamberimizin kızı ve Hz Osman’ın eşi Rukiye’nin vefatı.
    -Peygamberimizin kızı Fatma ile Ebu Talib’in oğlu Hz. Ali’nin evlenmesi.
    625 :Uhud Savaşı.
    -Hz. Hamza’nın şehit olması.
    -Recî Olayı… İslâm’a davet için çevre kabilelere gönderilen öğretmenlerden dördünün şehit edilmesi, ikisinin de Mekkelilere satılması.
    -Bi’r-i Maune Faciası. Necid’e gönderilen 70 öğretmenin şehâdeti.
    -Benî Nâdir Gazvesi. Bozguncu Yahudilerin sürgün edilmeleri.
    -Tercüme işlerinde Yahudilere güven kalmadığından Hz. Peygamberin Zeyd b. Sabit’e İbrânice öğrenmeyi emretmesi.
    626 :Dûmet-ül Cendel Gazvesi. Suriye’de toplanan eşkıyalar dağıtıldı.
    627 :Hendek Savaşı. Medine’yi kuşatan Mekkelilerin perişan edilmeleri.
    -Hendek Savaşı’nda hainlik eden Yahudilerin cezalandırılmaları.
    628 :Hudeybiye Antlaşması. Bazı şartları çok ağır gibi görünen bu antlaşma müslümanlar için siyâsî bir zaferdi. Çünkü, bu antlaşma ile Mekkeliler Medine İslam Devleti’ni resmen tanımış oluyorlardı. 10 yıllık ateşkes dönemi süresince Peygamberimiz İslam’a çağrı faaliyetlerini rahatça yürütebilecekti. Bu sayede zamanın hükümdarlarına mektuplar gönderilerek İslâm’a davet edildiler.
    629 :Hayber’in Fethi. Hz. Ali’nin büyük kahramanlık göstererek Yahudilerin baş cengâveri Merhab’ı bir hamlede yere sermesi.
    -Fedek Yahudilerinin vergiye bağlanması.
    -Bir Yahudi kadının Hz. Muhammed’i zehirleme girişimi.
    -Mekke’den Habeşistan’a göçen müslümanların Medine’ye dönmeleri.
    -Bizans-İran savaşı.
    629 :Hudeybiye Antlaşması hükümlerine göre müslümanların Kâbe’yi ziyaret etmeleri.
    -Halid bin Velid ile Amr bin As’ın müslüman olmaları.
    -Mute Savaşı. Müslümanların Bizans’la ilk karşılaşmaları. İslam sancaktarı Zeyd bin Hârise, Cafer-i Tayyar ve Abdullah bin Revâha’nın peşi peşine şehit olmaları. Halid bin Velid önderliğindeki üç bin kişilik İslam ordusunun, yüz bin kişilik Bizans ordusuna zor anlar yaşatması ve ordunun fazla zayiat vermeden geri çekilmesi.
    630 :Mekke’nin Fethi. Kâbenin putlardan temizlenmesi.
    630 : Huneyn ve Evtas Savaşları.
    -Taif Muhasarası.
    -Meşhur Arap şairi Ka’b bin Zübeyr’in peygamberimiz için yazdığı “Kaside-i Bürde” isimli şiirini okuması. “Peygamber etrafı aydınlatan bir meşaledir, her fenalığı kökünden kazıyan Allah’ın bir kılıcıdır” beytini beğenen Hz. Muhammed’in, hırkasını (Hırka-i Şerîf) Ka’b bin Zübeyr’e vermesi.
    -Kızı Zeyneb’in vefatı.
    -Oğlu İbrahim’im doğumu.
    -Tebük Seferi. Dönemin en güçlü ordusuna sahip Bizans üzerine 30 bin kişilik bir ordunun gönderilmesi.
    -Münafıkların Tebük Seferi’ne katılmaktan kaçınmaları ve fitne yuvası Mescid-i Dırar’ın yıkılması.
    631 :Oğlu İbrahim’in vefatı.
    632 :Hz. Muhammed’in ilk ve son haccı (Vedâ Haccı) ve yüz binlerce müslümana Vedâ Hutbesi’ni yapması.
    -Hukuk-u Beşer (İnsan Haklarının) İlanı.
    -Müslümanlığı tüm Arap yarımadasına yayılması.
    -Peygamberimizin Bâkî Mezarlığı’na esrârengiz bir ziyaret yaparak âhirete göçmüş mü’minleri selamlaması ve şehitlere duası.
    -Vefatından üç gün önce Hz. Ali’ye dayanarak mescide gelip cemaata namaz kıldırması.
    -Ashâbına dualar etmesi ve son tavsiyelerinde bulunması.
    -Nurlu bir hayattan sonra bu fânî âlemden ebdî âleme göç etmeleri ve ruhunun Yüce Dost’a yükselişi.
    Selâmımız O’na.. Salâtımız O’nadır. Rabbim şefaatından ayırmasın.
    Kaynaklar: Diyanet Dergisi. Osman Keskioğlu (Özel Sayı-1969)
    İslâm Tarihi. Hayati Ülkü 4. cilt

    11 Mart 2010
    Okunma
    bosluk

    HZ. MUHAMMED (SAV) ‘İN HAYATI

    İnsanlığı hakka ve hakikate sevk edip dünya ve ahiret saadetlerini sağlamak üzere Allah Teala tarafından gönderilen peygamberlerin sonuncusu ve alemlerin rahmeti olan Hz. Peygamber (sav) Efendimiz, genellikle kabul edildiğine göre 20 Nisan (12 Rabiulevvel) 571 Pazartesi günü Mekke’de doğdu. İsmi Muhammed ( Yer ve gök ehli tarafından övülen ) ‘dir. Ahmed, Mahmud, Mustafa gibi isimleri de vardır. Annesi Amine Hatun, babası Abdullah’tır. Hz. Peygamber (sav) Efendimiz dünyaya gelmeden önce babası vefat ettiği için yetim olarak dünyaya gelmiştir. Bebekliğinde süt annesi Halime’ye verilmiştir. Dört yaşlarında annesine teslim edilmiş ve 6 yaşında annesinin vefatı üzerine dedesi Abdulmuttalib’in yanında kalmıştır. Dedesinin vefatı üzerine amcası Ebu Talibin yanında 8 yaşından evleninceye kadar kalmıştır.
    Hz. Peygamber (sav) on iki yaşlarında iken amcası Ebû Talib ile birlikte Şam’a doğru yol alan ticarî bir kervana katılmış ve kafile Şam yakınlarında Busrâ adlı bir mevkide mola verdiği zaman buradaki manastırda bulunan Bahîra adlı rahib, İslam kaynaklarına göre Hz. Peygamberdeki özelliklere bakarak O’nun ileride çıkması beklenilen son peygamber olabileceği kanaatine varmıştı.
    Hz. Peygamber (sav), bu ilk seferin ardından daha sonraki, yıllarda diğer amcaları ile birlikte Mekke, dışına yapılan bazı ticari seferlere katılmıştır. Hz. Peygamber (sav) Efendimiz çocukluk yıllarından itibaren hayatı boyunca asla hiç bir puta tapmadığı gibi, onlar adına kurban kesmemiş, putlar adına kesilen hayvanların etini yememiş, onlar adına yemin etmemiş, hatta onların adını dahi ağzına almaktan hoşlanmadığını belirtmişti. Geçim sıkıntısı çeken amcası Ebu Talib’e yardımcı olmak için gençlik yıllarında Mekkelilere ücretle çobanlık, yapan Hz. Muhammed (sav), çobanlığı sırasında Mekke’nin, çirkin, şirkin ( Allah’a ortak koşma ) hakim olduğu havasından uzaklaşarak tabiatla karşı karşıya gelmiş, bu anlarda düşünme ve anlama gücü gelişerek her şeyin yaratıcısı olan Cenab-ı Allah’ın varlığı ve birliğini, O’na eşler koşmanın sapıklık olduğunu iyice kavramış, karşılaştığı bir takım sıkıntı ve zorluklar O’nu ruhen olgunlaştırmıştı.
    Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) gençliğinde haksızlıklara karşı koymak, haksızlığa uğrayanlara yardımcı olmak maksadıyla kurulan hılful fudul ( faziletliler anlaşması ) cemiyetine katılmıştır. Peygamberliğinden sonra dahi hatırladığı zaman bir üye olarak katılmaktan şeref ve iftihar duyduğunu açıkça belirtmiştir.
    25 yaşında bizzat kendisinin idare ettiği bir ticaret kervanı Hz. Muhammed (sav)’i Hz. Hatice ile karşılaştırdı ve aralarında gerçekleşen evlilik, Hz. Muhammed (sav)’in amcası Ebû Talib’in yanından ayrılıp yeni bir aile yuvası kurmasını sağladı. Hz. Peygamber (sav)’in bu evlilik dolayısıyla Hz. Hatice’den altı çocuğu olmuştu. Bunlardan dördü kız olup Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma adlarını almışlardı. Bunların dördü de babalarının peygamberliğine erişmişler ve O’na iman ederek hicret etmişlerdir. Oğulları ise Kasım ve Abdullah adını taşıyordu. Hz. Peygamber (sav)’in ilk oğlunun adı Kasım olduğu için kendisine Ebu’l-Kasım künyesi verilmişti. Hicretten sonra doğan oğlu İbrahim ise Mısırlı cariye Mariye’dendir. Hz. Peygamber (sav)’in bütün erkek çocukları henüz küçük yaşlarda vefat etmişlerdi.
    Hz. Peygamber (sav)’in nesli de kızı Hz. Fatıma ve damadı Hz. Ali’nin evliliğinden olan torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile devam etmiştir.
    Hz. Hatice ile evliliğinden sonra Hz. Peygamber (sav) Efendimiz ailenin geçimini ticaret yoluyla sağlamaya çalışmış, bazan ortaklık yoluyla, bazen müstakil olarak ticaret yapmıştı. Hz. Muhammed (sav), bu ticarî muamelelerindeki dürüstlüğü, doğru sözlülüğü, ahde vefası, adil ve alicenab davranışları, herkes hakkında iyimser olması,herkese iyilik ve yardımı yapması, yoksulun, muhtacın elinde tutması, yakınlarına ve akrabalarına karşı gösterdiği ilgi, ahlakî olgunluk ve ruhî üstünlükleri ile derhal temayüz etmiş, çevrede herkesin güvenip itibar ettiği, sayıp sevdiği bir kişi haline gelmişti. Bu sebeple Mekkeliler kendisine “el-Emîn = güvenilir kişi” lakabını vermişlerdi.
    Hz. Peygamber (sav)’in 35 yaşında iken meydana gelen Kabe tamiri olayı ve bu olay sırasında Haceru’l Esved ( kara, siyah taş)’in yerine konması meselesinde Mekke kabileleri arasında çıkan ve kanlı bir çatışmaya dönüşmesi muhtemel olan anlaşmazlığı herkesi memnun edecek bir tarzda ve adil bir şekilde çözmesi ( kabile temsilcileri taşı taşıdı, Peygamber Efendimiz yerine koydu ) , O’na duyulan güveni daha da artırmıştı.

    PEYGAMBERLİĞİ MEKKE DÖNEMİ

    Artık 35 yaşından itibaren Hz. Peygamber (sav), belli zamanlarda özellikle Ramazan ayı boyunca Mekke’den uzaklaşıyor, kendisine seçtiği Nur dağı Hıra mağarasında günlerini geçirerek Cenab-ı Hakk’ın varlığını, birliğini, kudret ve azametini, O’nun gücü karşısında mahlukatın aczini ve zayıflığını düşünüyor; Rab Teala’nın insanlara sonsuz nimetlerini, buna karşı insanoğlunun nankörlüğünü, onların dinî, siyasî, içtimai, ahlakî vs. yönlerden içerisine düştükleri kötü durumları hatırlıyordu, işte bu günler Hz. Peygamber (sav)’i ruhi, ahlakî bir olgunluğa götürdü.
    Böylece kendisine verilecek peygamberlik görevini üstlenebilecek bir seviye geldiği bir sırada, 40 yaşında 610 tarihinde, Ramazan ayının Kadir gecesinde Hıra mağarasında, Cenab-ı Hakk’ın peygamberlere vahiy getirmekle görevli meleği Cebrail (a.s), O’na ilk vahyi, Alak Suresi’nin ilk beş ayetini “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. Oku! Rabbin, en büyük kerem sahibidir. O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti. İnsana bilmedikleri şeyi öğretti. “ getirdi.
    İlk vahiyden sonra vahiy biraz kesilmişti. Daha sonra “Ey bürünüp sarınan (Resûlüm)! Kalk, ve (insanları) uyar. Sadece Rabbini büyük tanı. Elbiseni tertemiz tut. Kötü şeyleri terket. “Müddessir Suresinin 1-5 ayetleri Peygamber (sav) Efendimize bildirilince Sevgili Peygamberimiz (sav) ilk olarak yakın akraba ve dostlarına gizli gizli İslam’ı anlattı. Bu olay yaklaşık üç yıl sürdü.
    Artık Allah’ın Rasülü, insanları hak din olan İslam’a çağırmakla görevli idi. O, bu görevine ailesi halkından ve hak davaya gönül verebilecek yakın arkadaşlarından, gerçeği kabul edebilecek kabiliyette olan, fıtratı bozulmamış, düşünme kabiliyeti körelmemiş kişilerden başladı, ilk önce O’nu sevgili eşi Hz. Hatice tasdik etti. Erkeklerden Hz. Ebu Bekir, çocuklardan Hz. Ali, azatlı kölelerden Zeyd bin Harise kendisine ilk iman eden kimselerdi. Hz. Peygamber (sav) ilk üç yıl davetini gizli sürdürdü. Ancak Hz. Peygamber (sav)’in ilk üç yıl davetini gizli sürdürmesi, çevredeki insanların İslam’a karşı takındıkları düşmanca tavırdan, inanç ve ibadet hürriyeti tanımayacak kadar insafsız ve bağnaz oluşlarından kaynaklanıyordu. Müslüman olanların mallarına ve canlarına bir zarar gelmemesi, filizlenmekte olan İslam davasına acımasız bir balta vurulmaması açısından gizli davete gerek duyulmuştu. Bu safhada Hz. Peygamber (sav) faaliyetini genellikle davet merkezi edindiği Daru’l-Erkam ( Erkam’ın Evi )’dan yürütmüştür.
    “ Sana emir olunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir! “ Hicr Suresinin 94. ayeti ile Peygamberimiz (sav) insanları açıktan açığa davete başladı.
    Bir gün Safa tepesinden insanlara gerçeği şöyle duyurdu:
    Size şu tepenin ardından bir düşman ordusunun geldiğini haber verirsem bana inanır mısınız?
    Oradakilerden hepsi birden:
    Evet inanırız! Çünkü senin yalan söylediğini hiç duymadık, dediler.
    Peygamber (sav) de şöyle buyurdu:
    Öyle ise Allah’a yemin ederim ki, nasıl uykuya yatıyorsanız bir gün öylece ölecek ve sonra uykudan uyanır gibi yine diriltilecek yaptıklarınızdan hesap vereceksiniz. Şunu da iyi biliniz ki, ebedi bir cennet ve cehennem vardır. Öldükten sonra iyiler cennete, kötüler cehenneme gidecektir. Önümüzdeki kıyamet gününün azabı ile sizi korkutmak üzere görevliyim. Benim Allah’tan getirdiğim din dünya ve ahrette sizi kurtuluşa erdirecektir. Allah’ın birliğine ve benim peygamber olduğuma iman edenler kendisini azaptan kurtaracak, etmeyenler çok şiddetli bir ceza görecektir. Bu işi benimle birlikte üzerinize almaya ve bana yardım etmeye hazır mısınız.
    Dinleyenler şaşırmışlardı. Amcası Ebu Leheb:
    Bizi bunun için mi çağırdın? diyerek Hz. Peygamber (sav)’in sözünü kesti, ağzını bozarak incitici laflar söyledi.
    Kureyşli müşrikler Peygamberimiz (sav)’i davasından vazgeçirmek için her çareye başvurmuşlardı. İşkence etmişler, eza-cefa yapmışlar, ibadetine engel olmak istemişler, mal, mülk, reislik teklif etmişler, şair, büyücü, mecnun gibi iftiralarla sarsmak istemişler fakat ne Peygamber (sav)’i nede ilk Müslümanları davalarından vazgeçirebilmişlerdi. Bir gurup Peygamber (sav)’in amcası Ebu Talibe giderek:
    “Senin kardeşinin oğlu, ilahlarımıza hakaret ediyor, atalarımızın sapıklık içinde yaşadıklarını söylüyor, bize de ahmak diyor. O halde ya onun tarafına geç veya onu himayeden vazgeç de aramızda ki meseleyi halledelim” diye şikayette bulunmuşlardı.
    Ebu Talib yeğeni Hz. Muhammed (sav)’e durumu anlattıktan sonra Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
    “Ey amcacığım! Bu işten vazgeçmem için güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler bile Allah Teala bu dini üstün kılıncaya veya ben bu uğurda ölünceye kadar vazgeçmeyeceğim.”
    Peygamber (sav)’in söylediklerini dinleyen amcası Ebu Talibte:
    Gel ey kardeşimin oğlu! Git dilediğini söyle! Allah’a yemin ederim ki, seni asla onlara teslim etmem.
    İşte Hz. Peygamber (sav) İslam davası etrafında böyle bir kadro oluşturduktan sonra peygamberliğin dördüncü yılından itibaren İslam’ı açık açık tebliğ etmeye başladı. Kureyş müşriklerinin İslam’ı engellemek için başvurdukları çok çeşitli çareler, Hz. Peygamber (sav)’e ve İslam’a samimiyetle bağlı kadro elemanlarına engel olamıyordu. Bu arada Mekke müşrikleri özellikle korunmasız Müslümanlara insaf ve vicdana sığmayan eziyet ve işkencelerde bulundular. Bu işkenceler karşısında Hz. Peygamber (sav), isteyen Müslümanların Habeşistan’a gidebileceklerini belirtip hicret izni verince, Peygamberliğin beş ve altıncı yıllarında Müslümanlardan birer grup l. ve II. Habeşistan hicretlerini gerçekleştirdiler. Mekkeli Müslümanların böylece Mekke haricine İslam’ı taşımaları, müşriklerin hınç ve kinini artırmıştı. Ama Cenab-ı Hakk’ın yardım ve inayeti sebebiyledir ki İslam’a gösterilen bu düşmanlıklar bile hak dinin yayılmasına yardımcı oluyordu. Mesela azılı müşriklerden Ebû Cehil’in bizzat Hz. Peygamber (sav)’e yaptığı sözlü ve fiili bir sataşma, Kureyş arasında şahsiyeti ve kuvvetiyle büyük bir itibara sahip olan Hz. Hamza’nın Müslüman olmasını sağladı. Ardından Mekke idare meclisi Daru’n-Nedve’de alınan Hz. Peygamber (sav)’i öldürme kararını uygulamak için harekete geçen güçlü şahsiyet Ömer bin el-Hattab, Hz. Peygamber (sav)’i öldürmek üzere O’nu ararken aslında ayakları onu hidayete sevk ediyor ve Ömer’in gücü İslam saflarına yeni bir heyecan ve şevk katıyordu.
    Hem Müslümanlar, hem de Müslümanları koruyan Haşimoğulları, peygamberliğin 7. senesi île 10. senesi arasında tam üç yıl devam eden bir boykot ve muhasaraya maruz kaldılar. Mekkeliler ne Müslümanlarla, ne de onları koruyan Haşimoğulları ile hiç bir ilişkide bulunmayacaklarına, her türlü ilişkiyi keseceklerine, onlarla hiç bir şekilde alış-verişte bulunmayacaklarına, oturup kalkmayacaklarına, kız alıp vermeyeceklerine dair bir karar almış, bu kararı yazdıkları sahifeyi Kabe’nin iç duvarına asarak dinî bir hüviyet de vermişlerdi. Bu karara muhalefet eden, hem vatana, hem de dine ihanet etmiş sayılacak ve en ağır şekilde cezalandırılacaktı. Mekkeliler tarafından üç yıl süreyle ve titizlikle uygulanan bu karar, elbette Müslümanlara sıkıntılı, güç günler yaşatmıştır. Peygamberliğin onuncu yılında bu karar iptal edilip boykot ve muhasara kaldırıldığı vakit Müslümanlar pek sevinme imkanı bulamadılar. Çünkü çok geçmeden Hz. Peygamber (sav) iki büyük yakınını, amcası Ebû Talib’i ve eşi Hz. Hatice’yi üç gün arayla ardı ardına kaybetti. Rasulullah (sav)’ın üzüntüsüne Müslümanlar da katıldılar ve bu seneye Hüzün yılı adını verdiler.
    Özellikle Ebû Talib’in vefatı, Hz. Peygamber (sav)’in Mekke’de İslam’ı tebliğ etmesini bir hayli güçleştirdi. Çünkü Ebû Talib’in sağlığında Mekkeliler Ona hürmet duydukları için himayesine aldığı yeğenine dokunmuyorlardı. Şimdi bu himaye ortadan kalktığı için Hz. Peygamber (sav) her yerde sataşma ve engellemelerle karşılaşıyordu. Böyle bir ortamda İslam’ı tebliğ etmek adeta imkansız hale geldiğinden Hz. Peygamber (sav), İslam’ı kabullenecek yeni bir kitle aramaya başladı. Bu sebeple de azatlı kölesi Zeyd bin Harise ile birlikte bir gün gizlice Taife gitti. Taifliler İslam’ı kabul etmedikleri gibi Peygamberimiz (sav)’i taş yağmuruna tuttular. Atılan taşlardan ayakları yaralandı, kan revan içinde kaldı. Zeyd ise vücudunu Peygamberimiz (sav)’e siper ederek atılan taşlardan onu korumaya çalışıyordu.
    İşte böyle bir durumda Hz. Peygamber (sav)’i sevindirecek ve Kuran’dan sonra en büyük mucizelerinden biri olan bir mucize meydana geldi. Cenab-ı Hak, Rasulünü teselli etmek, bunca gördüğü düşmanlıklara rağmen gösterdiği sabır ve sebat dolayısıyla O’nu taltif edip lütuf ve ikramda bulunmak üzere katına çağırdı ve Hz. Peygamber (sav)’in İsra ve Miraç mucizesi gerçekleşti. Bir gece vakti Hz. Peygamber (sav), bir an ifade edilebilecek çok kısa bir zaman dilimi içinde önce Mekke’den Kudüs’e gitti. Oradan da göklere yükselerek Rabbinin huzuruna çıktı; dünya ötesi alemi, Cennet ve Cehennem’i müşahede etti. Böylece ruhen takviye görmüş, Rabbi tarafından mükafatlandırılmış olarak tekrar aynı anda Mekke’ye döndü. Miraç gecesi Receb ayının 27 gecesidir ve bu gece beş vakit namaz farz kılınmıştır.
    Peygamberliğin 11. senesinde Medine’nin Hazrec kabilesinden altı kişi Akabe adı verilen yerde Hz. Peygamber (sav)’le karşılaşıp kısa bir görüşmeden sonra O’na iman ettiler. Bu altı Medineli, şehirlerine dönüşte Hazrec ve Evs kabileleri arasında İslam’ı yaydılar. Ertesi senenin hac mevsiminde ikisi Evsli, onu Hazreçli on iki kişilik bir heyet yine Akabe’de Hz. Peygamber (sav)’le buluşup O’na bey’at ettiler, l. Akabe bey’atı olarak tarihlere geçen bu görüşmenin akabinde Hz. Peygamber (sav), İslam kadrosunun ilk elemanlarından Mus’ab b. Umeyr’i davetçi olarak Medine’ye gönderiyordu. Mus’ab’ın Medine’de bir yıl süreyle yaptığı faaliyet öylesine verimli olmuştu ki İslam’ın konuşulmadığı ve girmediği bir ev hemen hemen kalmamıştı ve Medineliler, Allah Rasulünü şehirlerine buyur edip O’nu koruma konusunda her tehlikeyi göze alacak bir kıvama erişmişlerdi. Peygamberliğin 13. yılında Medine’den gelen daha kalabalık bir heyet Akabe’de Hz. Peygamber (sav)’le bir gece vakti gizlice buluşup II. Akabe Bey’atı’nı gerçekleştiriyor ve şehirlerine göç ettiği takdirde Hz. Peygamber (sav)’i ve Mekkeli Müslümanları malları ve canlarını korudukları gibi koruyacaklarına and içiyorlardı, işte bu and ve karşılıklı söz vermelere İslam tarihinde “Akabe bey’atları” adı verilmiştir.

    MEDİNE DÖNEMİ

    Mekkeliler bu görüşmeleri haber aldıkları zaman başlatılan yeni baskılar, Müslümanlara hicret kapılarını açtı. Hz. Peygamber (sav)’in izni ile Ashab-ı Kiram gruplar halinde ve çoğunlukla gizlice şehri terk edip Medine yolunu tuttular. Peygamber (sav) Efendimizde hicret arkadaşı Hz. Ebu Bekir’le beraber Medine’nin yolunu tuttu. Hicret esnasında Medine yakınlarında Kuba köyünde ilk mescit olan Kuba Mescidi ( Takva Mescidi ) ‘ ni inşa etti. Öğle vakti Ranuna adlı mevkiye gelindiği vakit Hz. Peygamber (sav) burada durdu; ilk cuma hutbesini okudu ve ardından ilk cuma namazını kıldırdı. Büyük küçük herkes yollara dökülmüş, coşkun bir tezahürat, sevgi ve saygıyla Hz. Peygamber (sav)’i karşılıyor, şehirlerine ve evlerine buyur ediyordu. Hz. Peygamber (sav) hiç kimsenin davetini reddetmiş olmamak ve hiç kimseyi kırmamak için uygun bir çare buldu ve üzerinde hicret ettiği devesi Kasvâ kendi haline bırakıldı; devenin çöktüğü yere en yakın evde Hz. Peygamber (sav) misafir olacaktı. Deve, şehrin orta tarafında iki yetim çocuğa ait boş bir arsada çöktü ve Hz. Peygamber kendisine ait hane-i saadetleri inşa edilinceye kadar buraya evi en yakın olan Ebû Eyyûb El Ensari (Halid bin Zeyd ) Hazretlerinin evinde misafir kaldı.
    Medine’de yapılan ilk mescit Mescidi Nebevi ( Peygamber Mescidi)’dir. Mescidi Nebevi inşa edilene kadar Sevgili Peygamberimiz (SAV) Halid b. Zeyd’in evinde misafir olarak kaldı. Bu sahabe Emeviler döneminde ilerlemiş yaşına rağmen İstanbul’un kuşatmasına katılmış ve şehit düşmüştür. Kabri bugün kendi adıyla anılan Eyüp semtindedir.
    Ayrıca mescidin avlusunda mescide bitişik olarak Suffa yaptırılmıştı. Evi ve ailesi bulunmayan fakir Müslümanlar burada kalıyorlardı. Bu kimselere Ashabı Suffe denir. Bunlar bütün günlerini Peygamberimizi dinlemeye, ilim öğrenmeye ayırıyorlardı. İslam’ın ilk öğretmenleri bu öğretim kurumunda yetişmiştir. Orada yetişenler yeni Müslüman olan kabilelere İslam’ı öğretmek üzere gönderilmiştir.
    Müslümanlar namazlarını Peygamberimizin imamlığında cemaatle burada kılıyorlardı. Önemli konular burada görüşülüp karara bağlanırdı. Elçiler ve temsilciler buruda karşılanırdı.
    Ensar: Mekke’den Medine ye hicret eden Müslümanlara yardım eden Medineli Müslümanlara denir.
    Muhacir: Mekke’den Medine’ye hicret eden Müslümanlara denir.

    HİCRETİN 1. YILI ( M. 623 )

    1. Mescidi Nebevi “Peygamber mescidi”nin yapılması
    2. İlk ezanın okunması ( Rüyasında gören; Abdullah b. Zeyd , İlk okuyan ise; Bilâl-i Habeşî’dir.)
    3. Ashâb-ı Suffe (ilk yatılı öğretmen okulu )
    4. Ensar ile Muhacir arasında İslam kardeşliğinin ilk uygulaması
    5. Yahudilerle ( Nadîroğulları, Kureyzâoğulları ve Kaynukaoğulları) yapılan antlaşmalar 52 maddelik dünyanın bilinen ilk yazılı antlaşması)
    6. İlk nüfus sayımı ( Kab b. Mâlik Medine sınırlarının taşlarla tesbitiyle görevlendirildi. H./1: Medine nüfusu; 10 bin,bunlardan Müslümanların nüfusu;1500 kişidir. )

    HİCRETİN İKİNCİ YILI ( M. 624 )

    1. Kıble’nin Mescidi Aksadan Mescidi Harama değişmesi ( Bakara Suresi 144 )
    2. İlk Seriyyelerin gönderilmesi; Seriyye; küçük askerî birliklerdir. Görevi; denetleme,teftiş ve düşmana gözdağı vermektir. Gazve ise; Mute Savaşı hariç Rasulullah (sav)’ın başında bulunduğu askerî birliklerdir.
    3. Savaşa izin verilmesi ( M. 624 ) ( Hac-22 / 39 ) ( Bakara-2 / 190 )

    BEDİR SAVAŞI ( M. 624 )

    Müşrikler silah,araç ve temin etmek üzere Şam’a büyük bir kervan göndermişlerdi. Elde edilen istihbârât sonrasında, Rasulullah (sav) 305 Kişi ile bu ticaret kervanının önünü kesmek istedi. Ancak kervan komutanı; Ebu Süfyan bunu haber alınca yolunu değiştirerek (deniz kıyısından ) kervanı kaçırmayı başardı. Mekke’ye gelen bir haberciyle Müşrikler durumdan haberdâr olunca 950 Kişilik bir ordu ile kafileyi (kervanı) kurtarmak için harekete geçtiler. Kafilelerinin sıvışıp kurtulduğunu öğrenmelerine rağmen Ebu Cehil’in ısrarı üzerine geri dönmekten vazgeçtiler ve Bedir’e kadar geldiler.Rasulullah (sav) ise kafileyi takip ile Bedirde düşmanla savaşma ikilemini ashâbı ile istişâre etti Rasulullah (sav)’ın meyli üzere Bedirde kaldılar.
    Düşmanlar başlangıçta avantajlı idiler. Rasulullah (sav)’ın duası ve Yüce Allah’ın yardımı ile savaşı kazandılar.
    Düşman 70 ölü, 70 esir bırakarak kaçtı. Müslümanların ise 14 şehit verdiler. (İlk şehit: Hz. Ömer’in azatlısı; Mihcâ’dır.) Esirlerden bir kısmı para karşılığında, bir kısmı parasız, bir kısmı da Ensar’dan 10 çocuğa okuma ve yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakıldılar.

    UHUD SAVAŞI ( M.625 )

    Bedir’in intikamını almak isteyen Müşrikler Mekke civarındaki kabilelerden de yardım alarak, 3.000 kişilik bir ordu hazırladılar.Rasulullah (sav) da istihbârâtla durumdan haberdâr oldu. 1000 Kişilik bir ordu hazırlandı. Rasulullah (sav) Medine’de savunmaya dayalı bir savaşa meylederken gençler ve Hz. Hamza açık araziyi tercih ediyorlardı. Münâfıkların başı Übeyy b. Selül bu olayı bahâne ederek İslâmî kuvvetlerden ayrıldı.( 300 kişi )
    Rasulullah (sav) Abdullah b. Cübeyr ve 50 kadar sahabeyi düşman saldırısı beklenen bir gediğe yerleştirdi. I. Safhada Müslümanlar üstündü ve savaş kazanılmak üzereydi. II. Safhada Abdullah b. Cübeyr emrindeki askerler de ganimet almak istediler ve yerlerini terk ettiler. Bu durumu pusuda bekleyen Halid b. Velid Müslümanları sol tarafından vurmaya başladı. Savaş Müslümanların aleyhine döndü. Başta Hz. Hamza (Vahşi tarafından) olmak üzere pek çok sahabe şehit edildi.Bu arada Rasulullah (sav)’ın da öldürüldüğü haberi etrafa yayılınca Müslümanlar iyice dağıldı. Oysa Rasulullah (sav) ölmemişti ve sahâbenin ileri gelenleri O’nun etrafında pervâne olmuşlardı. III Safhada Rasulullah (sav)’ın ölmediği anlaşılınca Müslümanlar moral buldular ve tekrar toparlandılar. Düşman da fazla savaşmaya cesaret edemedi ve geri çekildi. Cebrail’in uyarısıyla Müşrikler Hamraül-Esed’e kadar takip edildi.
    Mekkeliler 22 ölü verdi. Müslümanlar ise 70 şehit. Uhud savaşı Rasulullah (sav)’ın uyarısını dinlemeyen Müslümanlar için kötü bir ibret vesikası olarak tarihteki yerini aldı. Bu savaşta da görüldü ki münâfıklara güvenmek bir hataydı.

    RACİ VE BİRİ MAUNE FACİALARI ( M. 626 )

    Arap kabilelerinden bir heyet Medine’ye gelerek Hz. Peygamber (sav)’e kabilelerinde İslam’ı kabul edenlerin bulunduğunu, bunun için kendilerine İslam’ı öğretecek öğretmenler istediler. Peygamberimiz (sav) onlarla beraber 6 kişilik bir heyet gönderdi.
    Ancak bunlar Reci denilen yere geldiklerinde Müslüman öğretmenlere hıyanet ederek 4’ünü şehit ettiler, Zeyd ve Hubeyb’i de Mekkelilere sattılar.
    Ebu Süfyan Zeyd’e: “ Sen şimdi evinde çocuklarınla birlikte olsaydın da, senin yerinde Muhammed olsaydı, senin yerine onu öldürseydik “ diye sorduğu zaman,
    Bu sözün bir tek karşılığı olabilirdi, onu da Zeyd verdi: “ Bırakın evimde oturmayı şu an Hz. Muhammed (sav)’in ayağına bir diken batmasına bile tahammül edemem!…”
    Zeyd idam edildi, Hubeyb de idam ediyecekti. Son isteğini söyledi ve iki rekat namaz kıldı. O zamandan beri idam edilecek bir müslümanın namaz kılması gelenekleşmiştir.
    Necid bölgesinde oturan başka bir gurup Hz. Peygamber (sav)den yine İslam’ı öğretecek öğretmenler istedi. Peygamberimiz (sav) 70 kişilik bir gurup gönderdi. Ancak bu guruptaki Müslümanlardan biri hariç hepsi de şehid edildiler.

    HENDEK ( AHZAB ) SAVAŞI ( M. 627 )

    Medine’den sürülen Yahudîler ile Mekkeli Müşrikler birleşti. Gayeleri; İslâm’ı yok etmekti. 10.000 Kişilik Ebu Süfyan komutasındaki bir ordu ile Medine’yi kuşattılar.Rasulullah (sav) Selmanı Farisi’nin tavsiyesi üzerine Medine’nin düşman gelecek tarafına hendek kazılmasını emretti.(Uzunluğu; 5.5 Km, Eni; 9 m,Derinliği de; 4.5 m kadardı. 2 Haftada kazıldı.)
    Kuşatma 15 Gün sürdü. Mevsim soğuktu. Buna ilâveten Cenabı Hak şiddetli bir kum fırtınası gönderdi. Göz gözü görmüyordu Mekkeli Müşriklerin çadırları altüst oldu, ,ordusu dağıldı ve kaçmaya başladılar.
    Müşrikler 4 ölü verirlerken, Müslümanlar 5 şehit verdiler.

    HUDEYBIYE BARISI ( M.628 )

    Rasulullah (sav) Zi’l-ka’de ayında 1400 Müslüman’la yanlarına silah,araç ve gereçleri almadan Umre niyetiyle Mekke’ye hareket ettiler. Mekkeli Müşrikler Mekke civarındaki kabilelerden yardım alarak Hudeybiye civarını tuttu. Rasulullah (sav) ve Müslümanların Mekke’ye girmelerine engel olmak istiyorlardı Rasulullah (sav) Hz. Osman’ı göndererek niyetlerini bildirdi. Hz. Osman’ın dönüşü gecikince Müslümanlar bir ağacın altında kanlarının son damlasına kadar savaşacaklarına dâir söz verdiler.( Beyatür Rıdvan ) Buna karşılık Mekkeli Müşrikler Hz. Osman’ı serbest bıraktılar ve sulh yapmak üzere de Süheyl b. Amr’ı gönderdiler. Ve bir antlaşma yapıldı. Buna göre:
    1. İki taraf arasında 10 yıl süreyle savaş yapılmayacaktı.
    2. Beytullah bu sene değil, bundan sonraki sene, 3 gün içinde silahsız olarak ziyaret edilecekti.(Mekkeliler de şehir dışına çıkacak.)
    3. Müslümanlar Kureyş’e sığınırsa geri teslim edilmeyecek,bir Müşrik Müslümanlara sığınırsa geri teslim edilecekti.
    4. Diğer Arap kabilelerinden isteyenler Müslümanlarla, isteyen Mekkelilerle anlaşma yapabilecekler veya onların himayesine girebileceklerdi
    Antlaşma 2 yıl sürebildi. Bu antlaşmanın Müslümanlar açısından faydaları: Müslümanlar savaşa daha hazırlıklı bulunan düşmanın bu avantajından korundu. Ayrıca başka düşmanlarıyla da daha rahat mücadele etme imkânına kavuştular. Bu anlaşmayla da:
    Mekkeli Müşrikler Medine’deki İslâm devletinin varlığını resmen kabûl etmiş oldular. Bir çok kabile serbestçe İslâm’ı tanıma fırsatını yakaladı ve böylece Müslümanların sayısı arttı.

    HAYBER’İN FETHİ (M.628)

    Hayber İslâm düşmanlarının katılımı ile güçlenmişti ve Müslümanlar için tehlike arz ediyordu. Rasulullah (sav) 1.600 kişi ile 7 Kaleyi kuşattı. Neticede Yahudiler teslim oldular. Bu savaşta Müslümanlar 15 şehit verdi,düşman ise 93 kayıp verdi.

    KOMŞU DEVLETLERİ İSLAM’A DAVET

    Habeş Necâşı ( Adhame ) Müslüman oldu
    Mısır hükümdârı Mukavkıs çeşitli hediyeler gönderdi. Elçiye de hürmet etti. Bu hediyeler arasında yer alan Mariye isimli kadın ise Hz. Peygamber (sav)’in son çocuğu olan ve küçük yaşta vefat eden İbrahim’in annesidir.
    Doğu Roma İmparatoru Heraklis istişâre etti,ama tahtını bırakamadı
    Şam ve Yemame Emiri elçileri kaba bir şekilde geri çevirdi.
    Rum Kayseri de hediyeler gönderdi. Kavminden çekindiği ve saltanata düşkünlüğü sebebiyle Müslüman olmadı.
    İran Kisrâsı Hüsrev Perhiz mektubu parçaladı. Rasulullah’ın duası ile mülkü ve devleti parçalandı.
    Ğassân Emiri Şurahbil elçiyi ( Haris b. Umeyr ) şehit etti. Bu olay Mute Savaşı’na sebeb oldu.
    Bahreyn emiri İslam’ı kabul etti.
    Yemen ve Umman emiri kaba surette ret cevabı verdi.

    MUTE SAVAŞI ( M.629 )

    Zeyd b. Harise komutasında 3.000 Kişilik bir ordu hazırlandı ve gönderildi. Düşman Bizans’tan yardım alarak 100.000 kişiden fazla bir ordu ile Mute’de konuçlandı. Müslümanlardan önce, sancak tutan Zeyd ,sonra Cafer, sonra Abdullah b. Revaha şehit olunca “Seyfullah” lâkaplı Hz. Halid b. Velid İslâm ordusunu toparladı. Bir taktikle de düşmanı geri çekilmeye zorladı.Ve bundan faydalanarak Medine’ye geri döndü. (Rasulullah (sav) Savaşı naklen anlatmıştır.)

    MEKKE’NIN FETHI ( M.630 )

    Mekkelilerle anlaşması bulunan bir kabile, Müslümanlarla anlaşması olan ve onların himayesinde bulunan bir kabileye saldırdılar ve bu saldırıda Mekkelilerde kendilerine yardım etti. Böylece Kureyş antlaşmayı tek taraflı bozmuş oldu. Rasulullah (sav) 10.000 Kişi ile Mekke’ye hareket etti. İslam ordusu savaşmaksızın Mekke’ ye girdi. (Yalnızca Halid b. Velid’in komutanlığını yaptığı birlikle Mekkeliler arasında küçük bir çatışma çıktı ve hemen savuşturuldu.) Cuma günü Rasulullah (sav) (intikam alma yerine) herkesi affetti. Kabe’yi putlardan temizletti.
    Hz. Peygamber (sav) Mekkelilere: “ Bu gün size ne yapacağımı umarsınız?” diye sordu.
    Onlar da: “ Senden hayır umarız. Zira sen, değerli bir kardeşsin ve değerli bir kardeş çocuğusun” cevabını verdi.
    Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) şöyle buyurdu:
    “ Size vaktiyle Yusuf’un kardeşlerine dediğini diyeceğim: Geçmişte yaptıklarınızdan dolayı bugün alaya alınmayacak, cezalandırılmayacaksınız, haydi gidiniz, hepiniz serbestsiniz!”
    Rasulullah (sav)’ın bu hoşgörüsü ve büyüklüğü karşısında Mekkeli erkek ve kadınlardan pek çoğu Rasulullah (sav)’a gelerek Müslüman oldu. Rasulullah (sav) Mekke’ye Attab b. Esîd’i vâli olarak tayin etti ve Medine’ ye döndü.

    HUNEYN GAZVESI ( M.630 )

    Mekke’nin fethiyle Hevâzîn kabilesi telaşlandı ve Sakif kabilesi ile irtibat kurdu. 20.000 kişilik bir ordu oluşturdular. Henüz Mekke’de bulunan Hz. Peygamber (sav) bunu haber alınca 12.000 kişilik bir ordu hazırladı. Düşman ordusu Huneyn vadisinin dar bir geçidine pusu kurdu ve Müslümanları ok yağmuruna tuttu. Müslümanlar savaşın başında çözülür gibi olmalarına rağmen çabuk toparlandılar ve düşman ganimetleri de bırakarak kaçtı.
    Düşman ordusunu takip eden Hz. Peygamber (sav) Taif şehrini kuşattı. Kuşatma 20 gün devam etti. Taifliler direniyorlardı. Hz. Peygamber (sav) kuşatmayı kaldırdı ve Taifliler için dua ederek geri döndü. Nitekim Taifliler 1 yıl sonra bir heyet göndererek İslam’ı kabul ettiklerini bildirdiler.

    TEBÜK GAZVESI ( M.631 )

    Romalıların Şam’da Müslümanlara karşı çok büyük bir ordu hazırladığı haberi geldi. Bunun üzerine Rasulullah (sav)’da 30.000 Kişi ile Tebuk’a hareket etti. Tebuk’a yaklaştıkça ordu büyüdü. 20 gün kalındı. Herhangi bir düşmanla karşılaşılmadı ve geri dönüldü. Müslümanların Roma’ya kafa tutmaları çevre kabileleri korkuttu. Yemen’den, Necid’den kabileler gelerek bağlılıkları bildirdiler. Bu arada Tebuk çevresindeki bazı kabilelerle de antlaşmalar yapıldı. Artık Arap Yarımadasında Müslümanlara karşı koyabilecek bir güç kalmadı.

    VEDÂ HACCI VE VEDÂ HUTBESI ( M. 632 )

    Rasulullah (sav) hac farizâsını yerine getirmek üzere Müslümanlarla Mekke’ye hareket etti. Mekke’ye varıldığında ise sayıları 100.000‘i aşmıştı. Rasulullah (sav) müminlerle birlikte hac görevini yerine getirdi ve etkili, öğüt dolu bir hutbe söyledi. Cuma günü akşamı da “ Bugün size dininizi tamamladım…” ayeti indi. Bu, Rasulullah (sav)’ın son haccı oldu. Rasulullah (sav) 10 gün içinde hac görevi tamamladı ve mü’minlerle vedâlaştı. Vedâ hutbesi (özetle):
    Allahtan başka îlâh yoktur. O’ndan korkun ve O’na itaat edin!
    Can, mal, ırz kutsaldır.
    Cahiliye gelenekleri kaldırılmıştır.
    Faiz haramdır.
    Kan davası haramdır.
    Dininizi korumak için; küçük gördüğünüz işlerde Şeytana uymaktan kaçının!
    Haksızlık yapmayın! (Hakkı gasbetmeyin!) Haksızlığa da boyun eğmeyin!
    Emanetler ehline verilmelidir. Kefil olan sorumludur.
    Kadınların ve erkeklerin karşılıklı hak ve sorumlulukları vardır.
    Zina haramdır.
    Allah’a ibadet edin! 5 Vakit namazınızı kılın! Ramazan orucunu tutun! Emirlere itaat edin! O takdirde Cennete girersiniz.
    Bütün müminler kardeştir.
    Sadece Allaha ibadet edilecektir.
    Hiç kimsenin başkasına üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.
    Allahın kitabına ve Peygamberimizin sünnetine uyanlar asla sapıklığa düşmez.
    Haksızlık yapmayın! (Hakkı gasbetmeyin!) Haksızlığa da boyun eğmeyin!
    “Ey insanlar!Yarın beni sizden soracaklar risâletimi tebliğ ettim mi?”( diyerek 3 kez tekrarladı.) O’nun vasiyet ve nasihatlarını dinleyen bütün mü’minler de: ” Evet! Yemin ederiz tebliğ ettin, şehâdet ederiz“ dediler.

    HZ. MUHAMMED ( SAV )’İN VEFATI ( M. 632 )

    Zamana ve zemine uygun bir şekilde nerede nasıl hareket edeceğini gayet mükemmel hesap eden ve planlı bir strateji uygulayan Hz. Muhammed (sav), yirmi üç yıl gibi kısa bir sürede tarihte eşine rastlanılmayacak büyük bir inkılabı gerçekleştirmişti. Kırk yaşında peygamberlik görevine başladığı zaman yapayalnızdı, güçsüzdü, maddi imkanları yoktu. Buna mukabil, mücadeleye giriştiği toplum, tasavvur edilebilecek en aşağı seviyede bulunuyordu. Müşriklerin inanç ve ibadetleri son derece mantıksız ve gülünçtü; ahlak anlayışları neredeyse yoktu; hak, adalet anlayışları zulmün göstergesiydi; menfaatler her şeyin üstünde tutuluyordu. Böyle bir ortamda Hz. Peygamber (sav)’in yılmadan yorulmadan, büyük bir azim ve gayretle yürüttüğü İslam daveti, yirmi üç senede öyle bir sonuç verdi ki; artık o dönemden “Asr-ı Saadet” “Saadet asrı” diye bahsetmek gerekecekti. Hz. Peygamber gerçekleştirdiği bu büyük inkılabın heyecanı ve görevini layıkıyla yapmış olmanın huzur ve mutluluğu içerisinde kendisine iman edenleri hicrî onuncu senenin hac mevsiminde hac yapmak üzere Mekke’de topladığı zaman, genellikle kabul edildiğine göre, etrafında 114.000 sahabe vardı. Bu hac, Hz. Peygamber (sav)’in son haccı olduğu için ve yaptıkları konuşmalarında bir bakıma ashabına veda ettiğinden “veda haccı” diye adlandırılmıştır.
    Veda haccı dönüşü Peygamber (sav) Efendimiz rahatsızlandı. Hz. Peygamber (sav)’in başlayan rahatsızlığı gün geçtikçe şiddetlendi ve O’nu bîtab bir şekilde yatağa düşürdü. Hastalığının ilk günlerinde namaz vakti olduğu zaman mescide çıkıp ashabına namaz kıldırıyordu. Ama daha sonra imamlık, Hz. Peygamber (sav)’in emri ile Hz. Ebûbekir’e havale edildi.
    Hz. Peygamber (sav) hasta iken zaman zaman Müslümanlara bazı nasihatlerde bulunmuştur. Onlardan birisin de şöyle buyurmuştu:
    “Ey Müslümanlar! Her kimin sırtına vurmuş isem işte sırtım gelsin vursun, her kimin malını almış isem gelsin alsın. Allah Teala bu kulunu dünya ile kendisine kavuşmak arasında muhayyer kıldı, kulu da ona kavuşmayı tercih etti….”
    Hicrî on birinci yılın 12 Rebîulevvel pazartesi günü kuşluk vaktinde de Kelime-i Tevhid getirerek ve Rabbini kasıtla:”… Yüce dosta!” diyerek Rabbine kavuştu. Hz. Peygamber (sav)’in cenazesinin hazırlanması, yıkanması, kefenlenmesi işlerini Hz. Ali, Hz. Abbas, Abbas’ın oğlu Fazl, Üsame b. Zeyd gibi yakınları yerine getirdi. Peygamberlerin vefat ettikleri yerde defnolunacaklarına dair Hz. Ebubekir’in rivayet ettiği bir hadis dolayısıyla, Hz. Peygamber (sav)’in vefat ettiği Hz. Aişe’nin odasında bir kabir kazıldı. Bu arada Ashab-ı kiram grup grup gelerek Rasul-ü Ekrem (sav) için cenaze namazı kıldılar. Oda küçük olduğundan küçük cemaatlar halinde kılınan cenaze namazı bir hayli uzun sürmüştü. Bu sebeple Hz. Peygamber (sav)’in naşı ancak çarşamba günü gece vakti kabre indirilebildi. Hz. Peygamber (sav) Efendimiz vefat ettiklerinde 63 yaşında idi.
    Rasulullah (sav)’ın vefatıyla “Asr-ı Saâdet Dönemi” bitti ve “Hulefâ-i Râşidîn Dönemi ( Dört Halife Dönemi )” başladı.
    VEDA HUTBESİ

    ( Bu hutbe, M.S. 632 yılında Hz. Muhammed (sav) Efendimiz tarafından yüz bini aşkın Müslümana irad edilmiştir. Hz. Muhammed (sav) Allah’a hamd ve senâdan sonra şöyle buyurmuştur.)
    EY İNSANLAR!
    Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz. İNSANLAR!
    Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.
    ASHABIM!
    Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur.
    ASHABIM!
    Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah’ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdulmuttalib’in oğlu (amcam) Abbas’ın faizidir.
    ASHABIM!
    Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib’in torunu (amcazadem) Rebia’nın kan davasıdır.
    İNSANLAR!
    Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!
    İNSANLAR!
    Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.
    MÜ’MİNLER!
    Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur’an dır. MÜ’MİNLER! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, böylece bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun…
    ASHABIM!
    Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.
    İNSANLAR!
    Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kuran’da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah’ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün Müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.
    İNSANLAR!
    Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem’in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O’na en çok saygı göstereninizdir. Arab’ın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur. İNSANLAR! Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?
    “-Allah’ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz.” (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.) Şahid ol yâ Rab! Şahid ol yâ Rab! Şahid ol yâ Rab!

    ALLAH RASULÜ S.A.V.’İN ALTI DİPLOMATİK MEKTUBU

    Peygamber s.a.v Efendimizin hayatını (Siret-i Nebevî) anlatan kitaplarda, O’nun birçok yere gönderdiği mektuplardan bahsedilir. Bu mektuplar, İslâm dinini açıklayan, zekât ve vergi (cizye) kurallarını anlatan veya mal ve toprakların bağışı ile ilgili belgeler şeklindeydi. Ancak Allah Rasulü s.a.v.’in en önemli mektupları, Arap Yarımadası çevresindeki sekiz kral ve yerel yöneticilere gönderdikleridir. Bugün bu mektupların altısının orijinali mevcuttur.
    Taberanî ve İbn-i İshak rh.a., bu diplomatik mektupların gönderilmesiyle ilgili şöyle bir olay naklederler:
    Peygamber Efendimiz s.a.v. Hicretin 6. yılında Hudeybiye’den Medine’ye döndüğünde, Zilhicce ayının bir gününde sahabelerin yanlarına gelip buyurdu ki:
    - Ey insanlar! Hiç şüphesiz Yüce Allah beni herkese rahmet olarak göndermiştir. O halde bana vekaleten İslâm’ı tebliğ vazifesini yerine getiriniz. Havarilerin İsa b. Meryem’in önünde ihtilaf ettikleri gibi siz de benim emrimde ihtilaf etmeyiniz.
    Orada bulunanlar sordular:
    - Ey Allah’ın Rasulü, havariler nasıl ihtilaf ettiler?
    - Benim sizi davet ettiğim şeye, O da havarileri davet etmişti de, uzak yere gitmek istememişlerdi. İsa b. Meryem de Cenab-ı Hakk’a şikayette bulundu.
    Bunun üzerine Havarilerin her biri davete memur kılındıkları halkın diliyle konuşur oldukları halde sabaha çıktılar.
    Dediler ki:
    - Ey Allah’ın Rasulü, biz vereceğin her vazifeyi yapacağız, bizi dilediğin yere gönder.
    Onların bu cevabı üzerine Rasulullah s.a.v., Dıhye b.Halife’yi Bizans Kralı Herakliyus’a; Abdullah b. Huzafe’yi Acem Şahı Kisra’ya; Amr b. Ümeyye’yi Habeş Kralı Necaşi’ye; Hatıb b. Ebi Beltaa’yı İskenderiye Kralı Mukavkıs’a; Şüca b. Vehb’i Gassan Kralı Hevze b. Ali’ye; Amr b. As’ı Umman Meliki Culanda’nın iki oğlu Ceyfer ve Abd’e; Alâ b. Hadremî’yi El-Ahsa Valisi Münzir b. Sava’ya; Salit b. Amr’ı da Yemame Valisi Hevze b. Ali’ye göndermiştir.
    Ashabın tavsiyesi üzerine Hz. Peygamber s.a.v., üzerinde üç satır halinde “Muhammed/ Rasul/Allah” yazılı gümüş bir mühür-yüzük yaptırdı. Onu daima parmağında taşır ve bir mektubu mühürlemek istediğinde yanındakilerden birine verir, sonra tekrar parmağına takardı. Mektuplar “Besmele” ile başlıyor, ardından “Allah’ın Rasulü Muhammed’den” ibaresi geliyor ve mektubun gönderildiği hükümdarın adı yer alıyordu. Kısaca mesaj verildikten sonra, hemen hemen her mektup şu şekilde sona eriyordu:
    “İslâm’ı kabul edersen selâmet bulursun, şayet yüz çevirirsen bütün tebanın günahı senin üzerine olacaktır.” Her mektubun sonunda “Allah Rasulü Muhammed” mührü bulunuyordu.
    Orijinalleri bulunan altı mektuptan beşi, muhataplarını İslâm’a davet niteliğini taşırken, altıncısı Vali El-Münzir’e cevap niteliğindedir.
    Bu mektupların ortaya koyduğu bir gerçek de şudur: Hadis, sîret gibi klasik nakil kaynaklarımızda bu mektupların içeriği hakkında yapılan nakillerle orijinal metinlerin içeriği aynıdır. Buradan anlıyoruz ki, sahih kabul edilen klasik nakil kaynaklarımız, bugünlerde iddia edildiği tarzda yalan-yanlış anlatımlarla dolu değil.

    Bismillahirrahmanirrahim.

    Allah Rasulü Muhammed’den el-Münzir b. Sava’ya.
    Selam üzerine olsun. Seni, kendisi dışında hiçbir ilâh olmayan tek bir Allah’a hamdetmeye davet ediyorum ve ilan ediyorum ki, O’ndan başka ilâh yoktur ve Muhammed O’nun kulu ve Rasulüdür.Sana Kadir-i Mutlak ve Şanı Yüce Allah’ı hatırlatırım. Zira kim iyi bir nasihate kulak verirse kendi iyiliği içindir ve kim benim elçilerime itaat eder ve emirlerine uyarsa, bizzat bana itaat etmiş olur. Ayrıca kim onlar hakkında iyi düşünürse benim hakkımda da iyi düşünmüş olur. Benim elçilerim seni övmüştür. Ben de senin halkına karşı şefaatini kabul ediyorum.
    Müslüman olmadan önce sahip oldukları şeyleri müslümanların elinde bırak. Ve ben suçluları affediyorum, sen de onların pişmanlıklarını kabul et. Sen iyi davrandığın sürece seni görevden azletmeyeceğiz. Kim ki yahudilik ya da mecusilikte ısrar ederse cizyeye tabi olacaktır.
    Allah Rasulü Muhammed
    Bu mektuptan, ilk kez 1863 yılında bir Alman dergisinde yayınlanan bir makalede bahsedilmiştir. Önceleri bir İtalyan’ın elinde olduğu sanılan mektubun, en son 1956 yılına kadar Şam’da yaşayan Kuvatlı ailesinin mülkünde olduğu söylenmektedir.

    Bismillahirrahmanirrahim.

    Allah’ın kulu ve rasulü Muhammed’den Kıptîlerin büyüğü Mukavkıs’a.
    Selam doğru yola tabi olanlara olsun. İmdi, Ben seni İslâm’ın çağrısına davet ediyorum. Müslüman ol kurtulasın. Allah sana (bu sebeple) iki kat mükafat versin. Şayet müslüman olmazsan bütün Kıptîlerin günahı senin üzerine olsun.
    “Ey Ehl-i Kitap! Hepiniz bizimle sizin aranızda ortak olan bir kelimeye gelin ki, Allah’tan başkasına tapmayalım. O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım. Allah’ı bırakıp da birbirimizi Rab diye tanımayalım. Şayet onlar bu davetten yüz çevirirlerse deyin ki: Şahit olun, muhakkak biz müslümanlarız.”
    Allah Rasulü Muhammed
    Bu mektup orijinaller arasında ilk bulunandır (1852). Mektup Sultan I. Abdülaziz tarafından satın alınmış ve Topkapı Sarayı’nın Kutsal Emanetler kısmına konulmuştur.

    Bismillahirrahmanirrahim.

    Allah Rasulü Muhammed’den Culanda’nın iki oğulları Ceyfer ve Abd’e.
    Selam hakikat yoluna tabi olanlara olsun! Sizin her ikinizi İslâm’ın davetine çağırıyorum. İslâm’a tabi olun ve kurtuluşa erin. Zira ben, Allah’ın diri olan herkesi uyarmak ve vaadini kâfirler üzerinde tamamlaması için tüm insanlığa gönderdiği elçiyim.
    İmdi, eğer her ikiniz de İslâm’ı tanırsanız, her ikinize de iktidar vereceğim. Ama kabul etmeyip reddederseniz, ikinizin de krallığı sizden uzaklara yok olup gidecektir. Süvarilerim ülkenizde ordugâh kuracaklar ve peygamberlik vasfım krallığınıza galip gelecektir.
    Allah Rasulu Muhammed
    Bu mektup, ilk defa 1975 yılında Umman’da çıkan es-Sabah dergisinde yayınlanmıştır. Mektubu İran’da görev yapan zamanın Umman Büyükelçisi Prof. İsmail er-Rasasî Lübnan asıllı bir antikacıda görmüş ve resmini çekmiştir.

    Bismillahirrahmanirrahim.

    Allah Rasulu Muhammed’den İranlıların büyüğü Kisra’ya.
    Selam hakikat yolunu izleyip Allah’a ve Rasulüne iman edenlerin ve Allah’tan başka ilâh olmadığına, O’nun bir ve ortaksız olduğuna ve Muhammed’in O’nun kulu ve Rasulü olduğuna şahadet edenlerin üzerine olsun.
    Seni İslâm’ı kabule çağırıyorum. Zira ben, Allah’ın diri olan herkesi uyarmak ve vaadini kâfirler üzerinde tamamlaması için tüm insanlığa gönderdiği elçiyim.
    İmdi, İslâm’a teslim ol ve felâha er. Ama eğer reddedersen, o zaman mecusilerin günahları da senin üzerine olacaktır.
    Allah Rasulü Muhammed
    Bu mektubun, 1.Dünya Savaşı sonunda bir hıristiyan tarafından Şam’da 150 altına alındığı, Beyrut’ta çıkan El-Hayat gazetesinde 1963 yılında yayınlanmıştır. Mektubun sahibinin oğlu, incelenmesi için bir Arap araştırmacıya vermiş, daha sonra 1964 yılında Prof. Muhammed Hamidullah tarafından incelenmiştir. Mektup, Kisra tarafından yırtılmış haliyle muhafaza edilmektedir.

    Bismillahirrahmanirrahim.

    Allah’ın kulu ve rasulü Muhammed’den Rumların büyüğü Herakliyus’a.
    Selam doğru yola tabi olanlara olsun. İmdi, ben seni İslâm’ın çağrısına davet ediyorum. Müslüman ol kurtulasın. Allah sana (bu sebeple) iki kat mükafat versin. Şayet müslüman olmazsan yoksul çiftçilerin, bütün tebanın günahı senin üzerine olsun.
    “Ey Ehl-i Kitap! Hepiniz bizimle sizin aranızda ortak olan bir kelimeye gelin ki, Allah’tan başkasına tapmayalım. O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım. Allah’ı bırakıp da birbirimizi Rab diye tanımayalım. Şayet onlar bu davetten yüz çevirirlerse deyin ki: Şahit olun, muhakkak biz müslümanlarız.”
    Allah Rasulü Muhammed
    Bu mektubun orijinalinin varlığı çok eski dönemlerden beri tarihçilerce de bildirilmiştir. Mektubun son ortaya çıkışı, sahibi Abu Dabi emirinin mektubu British Museum uzmanlarına inceletmek istemesiyle 1974 yılında gerçekleşiyor. Mektup şu anda Ürdün kralının vesayetinde Umman’da bulunmaktadır.

    Bismillahirrahmanirrahim.

    Allah’ın Rasulü Muhammed’den Habeş’in büyüğü Necaşi’ye.
    Selam doğru yola tabi olanlara olsun. İmdi, sana verdiği nimetinden dolayı Allah’a hamd ederim ki; O’ndan başka ilâh yoktur. O Melik’tir, Kuddüs’tür, Selam’dır, Mü’min’dir, Müheymin’dir.
    Şahadet ederim ki; İsa b. Meryem, Allah’ın çok temiz, iffetli, dünyadan elini çekmiş olan Meryem’e yüklediği Ruhu ve Kelimesi’dir ki Meryem böylece ona (Hz. İsa a.s.’a) hamile kalmış, Allah onu Ruhundan nefhedip yaratmıştır. Nasıl ki Adem’i kudret eliyle ve nefhiyle yaratmıştı.
    Ben seni bir olan, ortağı bulunmayan Allah’a ve O’na ibadet ve taata, bana tabi olmaya ve Allah’tan getirip tebliğ ettiğim şeylere iman etmeye davet ediyorum. Çünkü ben Allah’ın rasulüyüm.
    Ben, seni ve askerlerini Yüce Allah’a ibadet ve taata davet ediyorum. Sana gereken tebliği yapmış ve öğüdü vermiş bulunuyorum. Öğüdümü kabul ediniz. Selam doğru yolda gidenlere olsun.
    Allah Rasulü Muhammed
    Mektup ilk olarak, İngiliz bir uzman tarafından British Museum’de incelenmek üzere 1938’de Şam’da bulunan sahibinden alınmış ve inceleme sonunda sahibine tekrar iade edilmiştir. İlk sahibinin Habeşli bir rahip olduğu söylenmektedir.

    Akif GÜLER – SEMERKAND DERGİSİ – HAZİRAN-2002

    11 Mart 2010
    Okunma
    bosluk

    SÖZLÜ ANLATIM

    Röportaj

    Mülakat (Görüşme)

    Söylev (Hitabet, Nutuk)

    1. RÖPORTAJ

    1. Tanımı

    Herhangi bir konu ya da sorunun değişik boyutlarıyla ele alınıp işlendiği gazete ve dergi yazılarına röportaj denir.

    Röportaj, gazete haberlerinin daha genişletilmiş ve yazarın kişisel görüşleriyle zenginleştirilmiş yazılardır.

    2. Özellikleri

    Röportaj yapan kişi, röportajında elde ettiği bilgilerle kendi görüş ve düşüncelerine de yer verir.

    Genellikle bu yazılar çeşitli ses kayıtları, belge ve fotoğraflarla tamamlanır. Röportaj yazarı, gördüklerinin fotoğraflarını da çekerek yazısına ekler.

    Röportajda önemli olan, birçok kişinin gördüğü ve bildiği şeyleri ustaca dile getirmektir.

    Röportajcı, yalnızca gördükleriyle, izlenimleriyle yetinmez. Konuyla ilgili derinlemesine araştırma ve inceleme yapar, ilgililerin bilgisine başvurur.

    Röportajcının amacı, konuyu çarpıtmadan belgesel olarak okuyucuya sunmak, okuyucuyu konunun içinde yaşatmak, kamuoyunu aydınlatmaktır.

    Röportajlar, okuyucunun dikkatini çekecek ve onları bazı konularda düşündürecek biçimde düzenlenir.

    Röportaj, tek bir yazı olabileceği gibi, aynı konuda dizi yazı da olabilir.

    Röportajlarda öğretici, açıklayıcı, kanıtlayıcı, betimleyici vb. anlatım türlerinden yararlanılır.

    Konularına göre röportajlar

    Bir yeri konu alan röportajlar (Röportajı yapılan yerin bütün özellikleri bilinmeli. Bu nedenle ilginç yönlerin film, ses kayıt ve fotoğraflarla belgelenmesi gerekir.

    İnsanı konu alan röportajlar (Belli bir alanda üne kavuşmuş kişilerin özellikleri belirtilir.)

    Eşyayı konu alan röportajlar (Haber konusu olan eşya, her yönüyle bilinmeli; dikkat çekecek ve okuyanları düşündürecek yönleriyle anlatılmalıdır.)

    Dil Bilgisi

    Yapı Bakımından Sözcükler

    Basit Sözcük

    Kök hâlindeki sözcüklerdir. Herhangi bir yapım eki almamış sözcüklere basit sözcükler denildiğini hatırlayınız.

    Örnekler:

    kapı, geldi, güzel, yarın, okulda vb. Basit sözcükler çekim ekleri alır.

    Türemiş Sözcük

    Kök sözcüklerin, yapım eki alarak yeni anlam kazanmasıyla oluşan sözcüklere türemiş sözcük denildiğini hatırlayınız.

    Örnekler

    Bil – gi Bilgi

    Bil – inç Bilinç

    Say – gı Saygı

    Son – suz-luk Sonsuzluk

    Sınır – sız – ca Sınırsızca

    Yapım ekleriyle birlikte çekim ekleri de kullanılabilir. Örnekler

    Bil – im – in Bilimin

    Say – gı – da Saygıda

    Birleşik Sözcük

    Birden çok sözcüğün birleşerek yeni bir kavram oluşturduğu sözcüklere birleşil sözcük denildiğini hatırlayınız.

    Örnekler

    Bilgi – sayar Bilgisayar

    Kahraman – Maraş Kahramanmaraş

    Hanım – eli Hanımeli

    İmam – bayıldı İmambayıldı

    Gül – veren Gülveren

    Siz de herhangi bir konuda ön hazırlık yaparak bir röportaj gerçekleştiriniz (Röportaj yapmadan önce neler bilmeniz gerektiğini ve nasıl hazırlanacağınız konusunda bir plan yapınız.

    2. MÜLAKAT (GÖRÜŞME)

    1.Tanımı

    Mülakat buluşma, görüşme, konuşma anlamına da gelmektedir.

    Zamanın ünlü kişilerini herhangi bir gazetecinin ziyaret etmesi ve ona alanıyla ilgili sorular sorarak sorularına cevap almasıdır.

    2.Özellikleri

    Mülakat metinleri öğretici ve ufuk açıcıdır.

    Alanında tanınmış kişilerle mülakat yapılır.

    Alınan cevaplar, aynen ve yorumlanmadan yayımlanır.

    Mülakat yazılarında; görüşülen kimsenin adı, ne işle uğraştığı, hangi amaç için kendisiyle konuşulduğu, buluşma yeri; sorular ve cevaplar; mülakat yapılan kimsenin o konu üzerindeki temel görüşü belirtilmelidir.

    Cümleler açık, yalın olmalı; diyalog çizgisinden ve tırnak işaretinden faydalanılmalıdır.

    Genelde söyleşmeye bağlı anlatım türü kullanılır.

    Mülakat yapan kişi;

    Mülakat yapacağı kişiden görüşme zamanını belirlemesini istemeli,

    Konuşacağı kişi ve konu hakkında bilge edinmeli, ön hazırlık yapmalı,

    Sabırlı, dikkatli ve nazik olmalı,

    Söz başka bir konuya atlarsa, tekrar konuyu toparlamalı ve konuya dönmeli,

    Kültürü ve becerisiyle karşısındakini konuşmaya ikna edebilecek beceriye sahip olmalı,

    Hep kendi konuşarak karşısındaki kişiyi sıkmamalıdır.

    11. SÖYLEV (NUTUK, HİTABET)

    1.Tanımı

    Bir topluluk önünde belirli bir konuda yapılan etkili ve inandırıcı konuşmalara söylev (nutuk) denir.

    Söylev kavramı eskiden nutuk terimiyle karşılanır; topluluk önünde konuşma sanatına hitabet, söylevciye de hatip denirdi.

    Söylev söz ve sesle birleşen bir sanattır. Söylevde amaç nedir?

    Söylevde amaç, dinleyenleri kendi düşüncesinden yana çekmektir. Bu nedenle söylenen sözler ve söyleyiş biçimi inandırıcı, etkileyici, coşturucu nitelikler taşımalıdır.

    İnsanları heyecanlandırmak, bir fikri, bir kanaati insanlara aşılamak ve benimsetmek önemlidir.

    2.Özellikleri

    Söylevci söylevin çeşidine ve konuya bağlı olarak anlaşılır sözcükler seçmeli; cümleler kısa, yalın, akıcı, içten ve etkili olmalıdır.

    Söylevcinin, konuştuğu konuyu çeşitli yönleriyle iyice bilmesi ve söyleyeceklerine inanması gerekir.

    Söylev veren kişi konuşmasını duruş, jest ve hareketleriyle desteklemelidir.

    Söylevcilerin en önemli yeteneği toplulukları inandırmadaki güçleridir. Ayrıca iddiaları kanıtlaması ve dinleyicide oluşacak kuşkuları ortadan kaldırması gerekir.

    Söylev tiyatro ile birlikte gelişmiştir.

    Hemen her yazı türü yeri gelince söylevden yararlanır.

    Sesi topluluğun sesine dönüştürme, coşturma, toplulukta duygusal doruklar ve insanda tartışma atmosferi yaratmak söylevin önemli özelliklerindendir.

    Söyleyişte yersiz ve gereksiz vurgular, anlaşılmaz ve abartılı sözler, aşırı ses yükseltmelerinden kaçınılır.

    Dilin alıcıyı harekete geçirme işlevi ile heyecana bağlı işlevi birlikte kullanılır.

    Dinleyicilerin zevk, kültür düzeyleri ve gereksinimleri konuşmacı tarafından dikkate alınır.

    Etkili, heyecanlı ve açık cümlelerle söylev bitirilir.

    Konularına göre kaç tür söylev vardır?

    Konularına göre söylevler

    a.Siyasi söylev: Genellikle parlamentolarda, diplomatik toplantılarda, mitinglerde

    Söylenen siyasî amaçlı söylevlerdir.

    b.Dinsel söylev: Tapınaklarda bireysel ve toplumsal sorunları dinsel açıdan yorum-

    layan söylevdir. İslâmî toplumlarda bu tür söylevlere hutbe denir.

    c.Hukuksal söylev: Mahkemelerde, yargılama sırasında suçlamak ya da savunmak

    amacıyla söylenen söylevdir.

    d.Akademik söylev: Akademilerde, bilim toplantılarında söylenen söylevdir.

    Akademik kabullerde, açılış, kapanış ve ödül törenlerinde yapılan bilimsel içerikli

    söylevler de vardır.

    e.Askerî söylev: Ordunun moral gücünü yükseltmek ve güven duygusunu artırmak için askerlere yönelik verilen söylevdir.

    Söylev türünün tarihsel gelişimi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

    Söylev türünün ilk örneklerini Eski Yunan ve Roma dönemlerinde görüyoruz. Eski Yunan edebiyatında Demosthenes (Demostenes), Lâtin edebiyatında Cicero (Çiçero), Fransız edebiyatında Bossuet (Bosse), Mirabeau (Mirabu) ve Robespiere (Robespiyer) ilk akla gelen tanınmış söylevcilerdendir.

    Ülkemizde toplanma ve söz özgürlüğünün sağlandığı II. Meşrutiyette yetişen en tanınmış söylevciler Ömer Naci ile Hamdullah Suphi Tanrıöver’dir.

    Cumhuriyet Döneminin en büyük konuşmacısı ise Mustafa Kemal Atatürk’tür. Mustafa Kemal Atatürk “Söylev”de bir tarih belgesi örneği vererek Türk ulusu ile yaşadığı tarih dilimini bu belgede ayrıntılarıyla yorumlar.

    10 Mart 2010
    Okunma
    bosluk

    ÖĞRETİCİ METİNLER

    1.Mektup

    2.Günlük (Günce)

    3.Anı (Hatıra)

    4.Biyografi (Hayat Hikâyesi), Otobiyografi

    5.Gezi Yazısı (Seyahatname)

    6.Sohbet (Söyleşi)

    7.Haber Yazıları

    8.Fıkra

    9.Deneme

    10.Makale

    11.Eleştiri (Tenkit)

    1. MEKTUP

    1.Tanımı

    Bir haberi, dileği veya duyguyu bir başkasına iletmek için yazılmış yazıya mektup denir.

    Mektup en eski haberleşme araçlarından biridir. Günümüzde uygarlığın gelişmesi ile haberleşme araçları oldukça çeşitlenmiştir: gazete, dergi, televizyon, bilgisayar, belgegeçer, İnternet…

    Mektup, yazının bulunduğu tarihe kadar çıkabilen en eski edebiyat türlerinden biridir. Eldeki en eski örnekler, Mısır firavunlarının (M Ö 14-15. yüzyıllar) ve Hititlerin mektuplarıdır.

    2.Özellikleri

    Bir edebiyat türü olarak mektup günümüzde, iletişimdeki hızlı teknik gelişmelere karşın kişinin iç dünyasını yansıtması ve düşüncelerin paylaşımı nedeniyle yerini korumaktadır. Mektup türü dört ana gruba ayrılır:

    1. Özel mektuplar
    2. Edebî mektuplar
    3. İş mektupları
    4. Resmî mektuplar

    1-Özel Mektuplar

    Birbirlerini tanıyan kişilerin duygu ve düşüncelerini paylaşmak için birbirlerine gönderdikleri mektuplardır. Mektuplaşan kişiler arasındaki samimiyet, özel mektupların değerini artırır. Özel mektuplar her konuda yazılabilir, o nedenle konuları çok çeşitlidir. Ancak konularda güncellik ağır basar.

    Anlatımında içtenlik ve rahatlık vardır. Hitaplarda da içten ifadelere yer verilir. Bahsedilen konuya göre, mektup yazan kişinin üslubu değişir. Sanatçıların, devlet adamlarının, düşünürlerin özel mektupları yayınlandığında bizler için önemli belgeler olabilir.

    Özel mektupları, konularına göre alt başlıklar hâlinde adlandırmak da mümkündür:

    Aile mektupları veya sağlık mektupları (eşe, dosta, yakın akrabaya yazılanlar),

    Tebrik mektupları (herhangi bir başarı, nikâh, nişan, düğün, bayram, yılbaşı gibi sebeplerle yazılanlar),

    Teşekkür mektupları (iyilik veya yardım görme gibi sebeplerle yazılanlar),

    Davet mektupları (davetiyeler, nişan, düğün, gezi vs. sebeplerle yazılanlar),

    Taziye mektupları,

    Özür mektupları vs.

    Bu türdeki mektupların gizliliği vardır ve bu gizlilik kanunla korunmuştur.

    2-Edebî Mektuplar

    Edebiyatçıların birbirlerine ya da dostlarına yazdıkları sanatsal değer taşıyan mektuplardır.

    Edebî mektuplar, dil ve anlatım açısından sanat değeri taşır. Örnek bir dil ve anlatım kullanılır.

    Edebî mektuplar belge niteliği taşıdıklarından önemlidirler. Bu tarz mektuplardan yazıldıkları döneme ait sanat, edebiyat ve fikir olayları hakkında bilgi edinmek de mümkündür.

    Tanınmış yazarlar birbirlerine yazdıkları mektuplarla fikir ve sanat olaylarını ve eserleri tartışırlar.

    3-İş Mektupları

    Endüstri, iş ve ticaret alanlarında ya da iş yerleriyle kişiler arasında yazılan mektuplardır. Bu mektuplarda içtenlik aranmaz. İstenilen, açıkça ve anlaşılır bir dille belirtilir. Açıklayıcı anlatım türü tercih edilir.

    1.Mektup kâğıdı temiz ve çizgisiz olmalıdır.

    2.Mektupların mürekkepli kalemle ya da bilgisayarla yazılmasına özen gösterilmelidir.

    3.Mektup kâğıdının sağ üst kısmına yazıldığı yer ve tarih konulmalıdır.

    4.Mektup, yazıldığı kişiye uygun bir seslenişle başlamalı ve seslenişten sonra virgül

    işareti konulmalıdır.

    Mektupta karalamalar yapılmamalı ve yazım kurallarına uyulmalıdır.

    Selam ve saygı sözleri sonuç bölümünde yer almalı, selâm, saygı ve teşekkürlerde aşırılığa kaçılmamalıdır.

    7.Mektup bitince sağ alt köşesi imzalanmalıdır.

    8.Anlatılacak konu kesin ve açık bir dille ifade dilmeli; cümleler kısa olmalıdır.

    9. Sözcüklerin kısaltmaları kullanılmamalı; yanlış anlama gelecek sözlere yer verilmemelidir.

    4-Resmî Mektuplar

    Devlet dairelerinin kendi aralarında veya kişilerle devlet daireleri arasında yazılan mektuplardır. Bu tür mektuplarda, konunun uzunluğuna göre tam veya yarım sayfa boyutunda çizgisiz, beyaz kâğıtlar kullanılır. Konu dışında ayrıntılara ve özel isteklere yer verilmez. Konu en açık ve yalın biçimde ele alınır.

    Resmî mektuplar, biçim yönüyle iş mektuplarına benzer. Resmî mektuplar; başlık, metin ve son kısım diye üç bölüme ayrılır.

    Başlıkta gönderen makam, dosya numarası, tarih, konu, adres ve ilgiler bulunur.

    Metin kısmında, doğrudan doğruya işle ilgili konudan söz edilir.

    Son kısımda ise üst makam yetkilisi alt makamdakine yazıyorsa yazıyı “rica ederim”, alt makamdaki üst makamdakine yazıyorsa “bilgilerinize saygıyla sunarım” veya “arz ederim” şeklinde ifadeler yazar.

    Hiçbir saygı kelimesi kullanılmaz. Sağ tarafa imza atılır. İmzanın altına yazıyı imzalayanın adı ve soyadı yazılır (soyadı büyük harflerle). Bunun altına makam adı, küçük harflerle yazılır, gerekirse kısaltma kullanılabilir.

    MEKTUP PLANI

    Sesleniş, Tarih

    (Giriş)……………………………………………………………………………………………

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    (Gelişme) ……………………………………………………………………………………………

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    (Sonuç)…………………………………………………………………………………………

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    Adres

    İmza

    Adı Soyadı

    Girişte, mektubun yazılma nedeni açıklanır.

    Gelişmede, duygu ve düşünceler anlatılır.

    Sonuçta, iyi dilekler belirtilir.

    Dilekçe

    Dilekçe, bir isteği bildirmek, bir şikâyeti duyurmak veya herhangi bir konuda bilgi vermek amacıyla resmî veya özel kurumlara/kuruluşlara yazılan resmî yazıdır.

    Dilekçe, herkesin zaman zaman yazmak zorunda kalabileceği bir mektup türüdür.

    Dilekçe yazarken aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir:

    Dilekçe metni genellikle kısa olur. Ancak bazı özel durumlarda kâğıdın ön yüzü yeterli olmazsa kâğıdın arka yüzüne yazılmaz ikinci bir kâğıt kullanılır.

    Konular kısa ve öz olarak belirtilir. Gereksiz ayrıntılara yer verilmez.

    Dilekçe bilgisayarla, daktiloyla veya mavi ya da siyah mürekkepli dolma kalemle yazılır. Tükenmez kalemle veya kurşun kalemle dilekçe yazılmaz.

    Dilekçe metni, sayfaya güzel bir kompozisyonla yerleştirilir (Yukarıda kâğıdın dörtte biri kadar, sol tarafta en az 3 cm ve sağ tarafta 1 cm boşluk bırakılmalıdır.).

    Anlatımın yalın ve duru olmasına özen gösterilir.

    Dilekçe, hangi kuruma veriliyorsa bu makamın adı başa yazılır. Kurum adının sağ altına kurumun bulunduğu şehir adı yazılır.

    Dilekçeye sorunla ilgilenecek kuruma veya makama hitapla başlanır. Hitaplar kurumun idari yapısına uygun olmalı ve eksiksiz yazılmalıdır: Ankara Valiliğine, Açıköğretim Lisesi Müdürlüğüne, Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğüne gibi.

    Daha sonra konunun belirlendiği metin bölümüne geçilir. Bu bir şikâyet dilekçesiyse, şikâyet sağlam kanıtlara dayandırılır. Eğer iş isteme dilekçesiyse, öğrenim durumu, yaş, kısa bir öz geçmiş, kurumca aranan seçkin nitelikler açık seçik belirtilir.

    Dilekçe bitiminde sağ alt köşeye adı ve soyadı yazılır, imzalanır. Tarih, isim ve imzanın bir satır üstünde yer alır.

    Sol alt köşeye adres yazılıdır.

    Dilekçe imzalandıktan sonra sol tarafa açık adres bildirilir. Dilekçeyle birlikte varsa verilen ekler, adresi yazdıktan sonra ekler başlığı altında numara verilerek sıralanır. Evrakın kaybolmaması için (varsa) ekler mutlaka belirtilir.

    Bir dilekçede sadece bir kişinin imzası bulunur ve imzasız dilekçeler geçersiz sayılır.

    Örnek Dilekçe

    T.C.

    MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI

    EĞİTİM TEKNOLOJİLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

    AÇIK ÖĞRETİM LİSESİ MÜDÜRLÜĞÜNE

    28-29 Ocak 2006 tarihinde yapılan 2005-2006 eğitim öğretim yılı birinci dönem sınavları sonunda Açık Öğretim Lisesinden mezun oldum.

    Diplomam düzenlenene kadar, mezun olduğumu gösterir mezuniyet belgesinin tarafıma gönderilmesini arz ederim.

    Adres:

    10 Mart 2009

    İmza

    Ada, soyad

    Ekler

    Dil Bilgisi

    Ses Düşmesi

    Kimi sözcüklerin çekimlenişinde veya türeyişinde bir sesin düştüğü görülür.

    Örnekler:

    çevirilmek – çevrilmek

    savurulmak – savrulmak

    göğüs – göğsü

    boyun – boynu

    seyir etmek – seyretmek

    kayıp olmak – kaybolmak

    emir etmek – emretmek

    Kimi birleşik sözcüklerin oluşumunda bir hece veya ses düşmesi meydana gelir.

    kahve altı – kahvaltı

    sütlü aş – sütlaç

    2.GÜNLÜK (GÜNCE)

    1.Tanımı

    Bir kişinin duygu, düşünce ve gözlemlerini günü gününe yazdığı yazılardır.

    2.Özellikleri

    Yazıldığı günün tarihini taşır.

    Yazılanlar inandırıcı olur.

    Anlatılanlar içtenlikle ifade edilir.

    Kişisel ve özeldir.

    Günlüklerde yaşanan ve görülenlerle, yazıda anlatılanlar arasında zaman farkı söz konusu değildir.

    Günlükler okuyucu düşünülerek değil, yazan kişinin yazmak istedikleriyle meydana gelir.

    Dil Bilgisi

    Ses Türemesi

    Kimi sözcüklerde, sözcük yapım eki alırken, pekiştirilirken veya birleşik sözcük oluşturulurken bir ya da birden çok sesin türemesidir

    Sesli Türemesine Örnekler:

    Fikr-fikir Zikr-zikir Hükm- hüküm

    Sessiz Türemesine Örnekler:

    Af-affetme red-reddetmek

    3. ANI (HATIRA)

    1. Tanımı

    Bir yazarın içinde yaşadığı ya da tanık olduğu olayları anlattığı yazı türüne anı (hatıra) denir.

    Anılar genellikle hangi olaylardan yola çıkılarak yazılır?

    Anılar genellikle onları yazan kişinin de rol aldığı gerçek olaylara dayalı yazılardır. Bu yüzden anlatımı birinci kişinin ağzından yapılır.

    2. Özellikleri

    Yaşanmış olayları konu alır anı yazıları. Tarihsel gerçeklerin öğrenilmesine katkı yapan anılar, tarihçilere yol gösterir.

    Anı yazıları öğretici ve bilgi vericidir.

    Anı yazarı, anlattıklarını kanıtlama, belgelerle ifade etmek zorunda değildir.

    Anı yazarı, gördüklerini ve duyduklarını aradan uzun yıllar geçtikten sonra yazdığı için bellek yanılmalarını önlemek amacıyla mektuplardan, o dönemle ilgili yazılardan ve görgü tanıklarından yararlanabilir.

    Niçin tanınmış kişilerin yazdığı anılar önemli sayılır?

    Tanınmış sanat, düşünce, bilim, spor ve siyaset adamlarının anıları onların yaşamlarını ve dönemlerini aydınlatması yönünden oldukça önemli belgelerdir. Anılar siyasi, edebî, askerî ve sosyal içerik taşıyabilir.

    Anının kesiştiği başka yazı türleri de vardır. Bunlar günlük, otobiyografi, gezi yazısı gibi yazılardır.

    Günlük ile anı arasındaki fark nedir?

    Günlük günü gününe yazılır. Anı ise geçmişe yöneliktir, olaylar yaşandıktan sonra kaleme alınır. Günlüklerde öznellik ağır basar.

    Dil Bilgisi

    Ses Benzeşmesi (Sert Sessizlerin Benzeşmesi)

    Dilimizdeki; c,d,g ünsüzleriyle başlayan eklerin sert ünsüzlerle (f,s,t,k,ç,ş,p,h) biten sözcüklere eklendiklerinde; ç,t,k ünsüzlerine dönüşmesidir.

    Yanlış – Doğru

    sınıf-da – sınıf-ta

    tarih-den – tarih-ten

    çiçek-ci – çiçek-çi

    kes-gin – kes-kin

    kaç-dı – kaç-tı

    dolap-dan – dolaptan

    Birleşik sözcüklerde bu kuralın aranmaması gerekir.

    Örnekler: Akdeniz-üçgen-akciğer

    4. BİYOGRAFİ (HAYAT HİKÂYESİ), OTOBİYOGRAFİ

    1. Tanımı

    Sanatta, edebiyatta, bilimde, politikada veya başka alanlarda tanınmış kişilerin yaşamlarını anlatan yazı türüne biyografi (hayat hikâyesi) denir.

    Biyografi daha çok kimler hakkında kaleme alınır?

    Biyografi, yaşamlarıyla okurların ilgisini çekebilecek kişiler hakkında kaleme alınır daha çok.

    Biyografi yazan, anlatacağı kişiyi bütün yönleriyle tanıtmalıdır.

    Biyografinin tarihe, edebiyata ve eleştiriye büyük katkıları vardır.

    Otobiyografi ile monografi arasında fark var mıdır?

    Bir kimsenin yaşam öyküsünü kendisinin yazmasıyla oluşan eserlere otobiyografi denir.

    Bilimsel bir konuyu veya bir kimsenin yaşamını, kişiliğini, eserlerini ayrıntılı olarak inceleyen eserlere monografi denir.

    2. Özellikleri

    Biyografi yazma, çok ayrıntılı bir ön çalışmayı gerektirir. Hayat hikâyesi yazılacak kişinin mektuplarından, günlüklerinden, anılarından, yakınlarındaki insanların izlenimlerinden yararlanılır.

    Biyografi yazıları, öyküleyici anlatımla yazılır.

    Biyografisi yazılan kişinin;

    Doğum tarihi ve yeri,

    Çocukluğu,

    Öğrenimi,

    Ailesi ve yetişmesi,

    Meslek yaşamı,

    Yetişmesinde etkili olan kişi ve olaylar,

    Kişiliği ve karakteri,

    Çevresinde bıraktığı izlenimler,

    Hizmetleri,

    Eserleri,

    Kendinden sonraki kişilere etkileri vb. üzerinde ayrıntılı durulması gerekir.

    Biyografi yazılırken aşağıdaki kaynaklardan yararlanılır:

    Biyografisi yazılacak kişinin eserleri, röportajları, söyleşileri vb.

    Hakkındaki yazılar, hatıralar, kitaplar vb.

    Ansiklopediler, İnternet’in ilgili siteleri, diğer biyografiler

    Kişinin yaşayan yakınları, arkadaşları ve meslektaşları

    Belgeler ve fotoğraflar vb.

    Dünyada biyografinin ilk büyük yazarı, eski Yunan edebiyatçısı Plutarkhos (Pulutarkos)’tur.

    Edebiyatımızda biyografilere eskiden tercüme-i hâl denirdi. Klâsik (Divan) edebiyattaki şairlerin yaşamlarını anlatan tezkireler de biyografi örnekleri arasında sayılır.

    Dil Bilgisi

    Ünsüz Yumuşaması (Sert Sessizlerin Yumuşaması)

    Bir sözcük “p, ç, t, k” harflerinden biri ile bitiyorsa ünlü ile başlayan bir ek aldığında bu harflerin yumuşayarak “b, c, d, g” harflerine dönüştüğünü hatırlayınız.

    Örnekler:

    Ocak- ocağı

    Yurt- yurdum

    Sevinç- sevinci

    dolap- dolab

    sokak- sokağı

    p, ç, t, k harfleriyle biten her sözcük, ünlü ile başlayan bir ek aldığında b, c, d, g harflerine dönüşmez.

    Örnekler:

    Suç-suçu

    dost-dostu

    sat- satılmak

    yak- yakıcı

    geç-geçer

    5. GEZİ YAZISI (SEYAHATNAME)

    1. Tanımı

    Bir kişinin gezip gördüğü yerlerden edindiği izlenimleri, bilgileri aktardığı yazılara gezi yazısı denir.

    Eskiden geziye çıkmayı uğraş edinmiş kimselere gezgin (seyyah), gezi yazılarına da seyahatname adı verilirdi.

    Gezi yazılarında amaç; yurt içinde ya da yurt dışında gezilip görülen yerlere ilişkin bilgi vermek, o yerlerin güzelliklerini, görülmeye değer yanlarını, insanların yaşayış biçimlerini tanıtmaktır. Gezi yazılarını okuyan kimseler anlatılan yerler hakkında bilgi sahibi olur.

    Gezi yazıları; tarih, coğrafya, toplum bilimi, hukuk, folklor için de bilgi kaynağıdır. Ünlü gezginlerin seyahatnameleri, insanlar ve ülkeler hakkında önemli bil­giler verirler.

    2. Özellikleri

    Gezi yazıları, insanoğlunun yaşadığı yerlerin dışındaki yerleri görme merakından doğmuştur.

    Gezi yazılarında anlatılanlar hayal ürünü değil, gerçektir. Gezilip görülen yerler gerçekte olduğu gibi anlatılır.

    Yabancı terimler ve kavramlar açıklanarak akıcı, anlaşılır bir dil kullanılmalıdır. Okuyucunun kolay bilgi edinmesi için karşılaştırmalar yapılır.

    Gezi yazısında, okuyucu için sıradan olanların ilgi çekici olanlara yer verilmelidir. Gezi yazısı kaleme alacak olan kişinin halkın yaşayışını, gelenek ve göreneklerini, doğa güzelliklerini, anlatabilmesi için çok iyi gözlem yapması gerekir.

    Yazarın seçiciliği önemlidir.

    Görülen yerin kültür, tabiat zenginlikleri, tarihî özellikleri ve yaşama biçimi hakkında okuyucuya bilgi verilir.Gezi yazılarında tanımlama, betimleme ve açıklamadan yararlanılır.

    Dil Bilgisi

    Ses Daralması

    “a,e” ile biten bir fiilin (eylem) sonuna -yor eki geldiğinde “a,e” harfleri daralıp “ı, i, u, ü” harflerine dönüşür. Bu olaya ses daralması denildiğini hatırlayınız.

    Örnekler:

    Yanlış

    Doğru

    gelme-yor

    gelmiyor

    seve-yor

    seviyor

    yazma-yor

    yazmıyor

    gülme-yor

    gülmüyor

    bulma-yor

    bulmuyor

    söyle-yor

    söylüyor

    6. SOHBET (SÖYLEŞİ)

    1. Tanımı

    Konuşup, görüşme anlamına gelir. Makale planıyla, bir söyleşi havası içinde

    yazarın kişisel görüş ve düşüncelerini anlattığı yazılara sohbet (söyleşi) denir.

    2. Özellikleri

    Bir kimse ile konuşur gibi yazılır.

    Anlatım, samimî konuşma şeklinde olur.

    Günlük sanat olaylarını ve genel konuları ele alır.

    Yazarın nükteleri ve içtenliği anlatılanları çekici hâle getirir.

    Dil Bilgisi

    Ek Olan “-ki” ve Bağlaç Olan “ki”nin Yazımı

    Ek olan “-ki”nin sözcüğe birleşik yazılıp ünlü uyumları kurallarına uymadığını; bağlaç olan “ki”nin sözcük olduğu için ayrı yazıldığını hatırlayınız.

    Örnekler:

    İçindeki kıvılcımın farkına vardı.

    Sokaktaki adamda kendini gördü.

    Benim basketbol topum bahçede, seninki nerede?

    Bana bunları söylemek istedi ki kendini tutamadı. O kadar ki anlatmakla bitiremez. Senin söylediklerini o fark edemez ki.

    “dünkü, bugünkü” sözcüklerinin dışında -ki eki ünlü uyumlarına uymaz.

    “sokaktaki” sözcüğünde olduğu gibi.

    “hâlbuki, sanki, mademki” gibi birkaç örnekte “ki” bağlacı sözcüğe birleşik yazılır.

    Ek Olan “-de” ve Bağlaç Olan “de”nin Yazımı

    Ek olan “-de”nin sözcüğe birleşik yazıldığını; bağlaç olan “de”nin sözcük olduğu için ayrı yazıldığını hatırlayınız.

    Örnekler:

    Kalbimde yas var dese de yüzü hep gülüyor, kimseyi inandıramıyordu.

    Yağmurda ıslandık.

    Ayakta durmak ona zor geldi.

    Sizin de bizim gibi düşündüğünüzü sanıyordum. Söylediği sözlere de şaşırdı, yaptığı hareketlere de. Gidip de dönmemek var, gelip de görmemek var.

    “-de” bağlacı ünsüz benzeşmesi kuralına uymaz “-te, -ta” şeklinde kullanılmaz.

    “Ayakta” sözcüğünde olduğu gibi. Bağlaç olan “de” için böyle bir durum söz konusu değildir. Her zaman “de, da” olarak kullanılır.

    Soru Edatı “mi”nin Yazımı

    Soru edatı olan “mi” kendisinden önce gelen sözcükten ayrı yazılır. Çünkü cüm­lede bağımsız bir sözcük olarak değerlendirilir. Kendisinden sonra gelen eklerle de birleşik yazılır.

    Örnekler:

    Konuşsaydı onu anlar mıydım?

    Böyle mi esecekti son günümde bu rüzgâr?

    Söyledikleri yalan mı?

    7. HABER YAZILARI

    1.Tanımı

    Toplumda veya tabiatta meydana gelen çeşitli olay, durum ve görünümle ilgili bilgi ve duyurulara haber denir. Bu haberlerin halka duyurulması amacıyla hazırlanan yazılara da haber yazıları denir.

    Haber kaynakları üçe ayrılır:

    1. Resmî haberler : En etkili kişilerden öğrenilir.
    2. Özel haberler : Halk arasındaki olayların halk tarafından muhabirlere bildirilmesiyle elde edilir.
    3. Ajans haberleri : Dünya olaylarını toplayıp her yana bildiren kurumların verdikleri haberlerdir.

    Haber yazıları konularına göre;

    1. Siyasal haber yazıları,
    2. Sanatla ilgili haberler yazıları,
    3. Ekonomiyle ilgili haber yazıları,
    4. Bilimsel ve teknik haber yazıları,
    5. Sosyal haber yazıları,
    6. Spor haber yazıları olmak üzere gruplandırılabilir.

    2.Özellikleri

    Haber yazılarının günlük ve önemli olması gerekir.

    Haberler doğru olmalıdır.

    Kolay anlaşılır; akıcı, açık ve duru olmalıdır.

    Haber yazıları toplumun büyük bir kısmını ilgilendirmelidir.

    Yazan kişi anlattıkları karşısında tarafsız kalmalı, yorumdan kaçınmalıdır.

    Yanlış anlaşılmalara yer verecek cümlelerden kaçınılmalıdır.

    Anlatılanlar ilgi çekici olmalıdır.

    5N 1K (ne, niçin, nasıl, nerede, ne zaman, kim) ifadesi haber yazıları oluşturmada önemlidir. Haber yazıları, 5N lK’da yer alan sorulara verilen cevaplarla genişler.

    Dil Bilgisi

    Noktalama İşaretleri

    Nokta (.)

    a. Cümle sonunda yer alır.

    Teslime’nin İbrahim Erdem’i sevdiğini biliyorum.

    b. Kısaltmalarda kullanılır.

    vb. , T.C. , Prof. Dr.

    TBMM, TDK, MEB, AB, TÜBİTAK gibi kısaltmalarda nokta işareti kullanılmaz.

    c. Sayılarda sırayı belirtir.

    I. Dünya Savaşı, IV. Murat, 10. öğrenci

    d. Tarih yazımında kullanılır.

    10.03.2005

    Virgül (,)

    a.Eş görevli sözcük, sözcük grupları ve cümleleri birbirinden ayırmak için kullanılır.

    Matematik, fen, fizik, biyoloji gibi sayısal derslere ilgi duydu.

    b.Cümle içindeki ara sözleri ve ara cümleleri ayırmak için kullanılır.Beklenmedik bir anda, bunu bilmeliydik, çıkıp geldi.

    c.Hitap sözcüğünden sonra kullanılır.
    Sevgili dostum, yine kalbini kırdım değil mi?

    d.”evet, hayır, yok” gibi sözcüklerden sonra kullanılır.
    Evet, bu sözleri duymak beni gerçekten mutlu etti.

    e.Cümlede özellikle vurgulanması gereken sözcükten sonra kullanılır.
    Cem, Semih’e bu sözleri söylemiş olamaz.

    Noktalı Virgül (;)

    a.Bağlı cümleleri ayırmak için kullanılır.
    Kitaplar kısa sürede okunur; raflara yerleştirilir.

    b.Virgülle sıralanmış grupları ayırmak için kullanılır.

    Yaban, Çalıkuşu, Ateşten Gömlek roman; Yüz Akı, Diyet hikâye; Hemşirem İçin şiirdir.

    c.”ama, fakat” gibi iki cümleyi birbirine bağlayan edatlardan önce kullanılır.
    Bugün Ankara’ya yağmur yağmış; ama biz görmedik.

    İki Nokta (:)

    a.Örneklerden önce kullanılır.
    Kişi zamirleri şunlardır: ben, sen, o, biz, siz, onlar.

    b.Açıklaması yapılacak cümlenin sonunda kullanılır.
    Mutluluklarını gölgeleyen bir şey vardı: Ayrılık.

    c.Konuşma metinlerinde konuşan kişilerden sonra kullanılır.
    Babam:

    Hoş geldiniz. Mustafa:

    Teşekkür ederim.

    Örnekler ve açıklamalar dışında iki nokta işaretinden sonra büyük harfle başlanır.

    Üç Nokta (…)

    a.Bitmemiş, yarım kalmış cümlenin sonunda kullanılır.

    Ümit Can’ın da söyleyecek sözleri vardı ki…

    b.Söylenmek istenmeyen söz yerine kullanılır.

    Sonunda G… ile görüşüp bir yarışma düzenlenmesine karar verildi.

    c.Alıntılarda atlanan yerleri göstermek için kullanılır.

    “…

    kitaplarını masanın üzerine bırakıp pencerenin yanında duran sandalyeyi getirdi. Yavaşça oturup kimseye selam vermedi.”

    Soru İşareti (?)

    a.Soru anlamı taşıyan cümlelerden sonra kullanılır.

    Bu sorunun cevabını biliyor musunuz?

    b.Cümle içerisinde bilinmeyin bir ifade, yer, tarih vb. için kullanılır.

    Muhsin Efendi, 1412 – ? yılları arasında Horasan’da yaşadı.

    Ünlem İşareti (!)

    a.Heyecan ifade eden (sevinç, korku, hayret, acı vb.) sözcük ve cümlelerden sonra
    kullanılır.

    “İmdat!” diye bir ses işitti.

    b.İfadeye alay anlamı katmak için kullanılır.

    Bu yıl çok ders çalışacak (!) Derslerinin hepsinden yüksek notlar alacakmış (!)

    c.Hitaplarda kullanılır.

    Ey Türk Gençliği!

    Tırnak İşareti (” “)

    a.Başkasına ait aktarılan sözler tırnak işareti içerisinde gösterilir.

    “Sen dinlenmeden iyileşemezsin.” dedi.

    b.Cümlede vurgulanmak istenen söz veya söz grupları tırnak işareti içerisinde gösterilir.

    Bu sorunu çözmek için “Açık Öğretim Lisesi Müdürlüğüne” bir dilekçe yazınız.

    Kesme İşareti (,)

    a.Özel isimlere gelen çekim eklerinden önce kullanılır.

    Aydın’ın mezuniyet törenine gidemedik.

    b.Kısaltmalara getirilen ekleri ayırmak için kullanılır.

    AB’ye uyum süreci uzun zaman alacak.

    c.Sayılardan sonra gelen ekleri ayırmak için kullanılır.

    Okula 12′nci öğrenci olarak kaydoldum.

    \Özel isimlerden sonra gelen yapım eklerinden önce kesme işareti kullanılmaz.

    İstanbullu örneğinde olduğu gibi.

    Konuşma Çizgisi (-)

    Konuşma cümlelerinden önce kullanılır. Küçük kız elini uzattı:

    Haydi tut.

    Neden?

    Barışmak için.

    Birleştirme Çizgisi (-)

    Cümle içerisindeki ara söz veya cümleleri ayırmak için kullanılır.

    Görenler hayret ederdi. Arabasına kimse eski diyemezdi. Bu araba – dede yadigârı -onunla bütünleşmişti.

    8. FIKRA

    1.Tanımı

    a.Gazetelerde; güncel, önemli, özelliği olan konuları belgelendirme gereği duymadan kişisel bir görüş olarak açıklayan kısa yazılardır.

    b.Bir tür küçük hikâyedir. Olaya dayalı bir anlatımı vardır. Hayattan alınan gülünç olaylar ile soyut konular işlenir. Olaylar bizi güldürürken eğitir. İnsanlar arasındaki çatışmalar konu edilir.

    .2.Özellikleri

    Her konuda fıkra yazılabilir.

    Güncel, siyasal, toplumsal sorunlarla ilgili yazılardır. Siyasal ve toplumsal olaylar anlatılırken belgelere, kanıtlara, aşırı ayrıntıya yer verilmez.

    Geniş kitleyi ilgilendiren günlük olaylardan seçilmiş farklı konular ele alınır.

    Düşünce ağırlıklıdır.

    İddialı ve ispatlayıcı yönü çok yoktur.

    Fıkra yazarı, geniş kitlelere seslendiği için dili kolay anlaşılır, açık ve durudur.

    Dil Bilgisi

    Anlam Kayması

    Sözcüğün eski anlamını kaybederek yeni bir anlam kazanmasına anlam kayması denildiğini hatırlayınız.

    Örnek:

    “ucuz” sözcüğü eskiden “değersiz, kolay” anlamına gelen bir sözcükken zamanla anlam kaymasına uğramış ve bugünkü anlamını kazanmıştır.

    Anlam Genişlemesi

    Bir sözcüğün ifade ettiği anlamın dışına çıkarak kapsamının genişlemesine anlam genişlemesi denildiğini hatırlayınız.

    Örnek:

    “ödül” sözcüğü dar anlamda yalnızca güreşte başarılı olanlara verileni karşılarken zamanla bütün başarılı durumlar için verileni karşılamak için kullanılan bir sözcük olmuştur.

    Anlam Daralması

    Bir sözcüğün pek çok anlamı varken bu anlamlardan bazılarını zamanla kaybetmesine anlam daralması denildiğini hatırlayınız.

    Örnek:

    “oğul” sözcüğü eskiden çocuklar için kullanılan bir söz iken zamanla yalnızca erkek çocukları için kullanılan bir sözcük hâline gelmiştir. Artık kız çocuklar için ” o ğul” sözcüğü kullanılmamaktadır. Sözcük bu anlamını kaybetmiş ve anlam daralmasına uğramıştır.

    9. DENEME

    1.Tanımı

    Bir yazarın özgürce seçtiği herhangi bir konu üzerinde kesin yargılara varmadan, kişisel görüş ve düşüncelerini serbestçe anlattığı yazılara deneme denir.

    Kendisinden önce benzeri yazılar yazılmış olmakla birlikte 16. yüzyılda deneme kavramını ilk kez kullanan Fransız yazarı Montaigne (Monteyn)’dir. Denemeler adını verdiği yazıları, bir edebiyat türünün adı olmakla kalmamış, benzerlerinin de yazılmasına yol açmıştır.

    Denemenin Amacı;

    Okuyucuyu düşünmeye yöneltmek,

    Hayatın gerçeklerini ortaya koymak,

    Kültür alanındaki değişme ve gelişmeleri fark ettirmek,

    Birey-toplum ilişkisini dile getirmek vb.

    Konularına ve Yazılış Amaçlarına Göre Denemeler;

    Klasik deneme,

    Edebî deneme,

    Felsefî deneme,

    Eleştirel deneme olmak üzere gruplandırılır.

    2.Özellikleri

    Denemede konu özgürce seçilir.

    İnsanı ve toplumu ilgilendiren her şey (yaşama, ölüm, aşk, sanat, felsefe, din, ahlâk, töre, bilim, siyaset vb.) denemenin konusu olabilir.

    Deneme yazarı kendisiyle konuşur gibi yazar.

    Dili doğru ve güzel kullanır.

    Düşünce ufku geniş ve kendine özgü bilgi birikimine sahiptir.

    Kendi duygularının dışında başkalarının düşüncelerine de saygı duyar.

    Denemeci ele aldığı konuyu içtenlikle anlatır.

    Denemeci, bayağı bir anlatıma inmeden terim ve felsefi kavramların ağırlığından uzak bir üslubu tercih eder.

    Denemeci, denemenin sonunda kesin bir yargıya, bir sonuca varmak amacında değildir.

    Deneme, herhangi bir konuda düşündürücü, öğretici, inandırıcı ve ufuk açıcıdır.

    Deneme rahat okunan bir düşünce yazısıdır.

    Denemecinin öne sürülen her düşünce ya da savı doğrulama, kanıtlama gibi bir kaygısı yoktur. Deneme, makale ve eleştiriden bu yönüyle ayrılır.

    Deneme yazarı birçok kaynaktan beslenir: Felsefî, sosyolojik, tarihî tema ve olay­ların yanında bilimsel veriler ve ünlü kişilerin özdeyişleri olabilir. Yine de denemeci seçtiği konuyu farklı bir yaklaşımla işler.

    Deneme türünün en eski örneklerini “deneme” terimi daha kullanılmadan önce Eski Yunan ve Latin edebiyatlarında görmekteyiz: Bunlar; Epiktetos’un (Epiktetos) S ohbetler, Eflâtun’un (Eflâtun) Kimi Diyaloglar, Cicero’nun (Çiçero) Kimi Eserleri’dir.

    Deneme türünün tarihsel gelişimi nasıl olmuştur?

    Deneme türü özellikle Aydınlanma Çağında (Rönesans) önemli bir gelişme göstermiş, daha sonra özellikle Romantizm akımından (19. yüzyıl) bu yana yaygınlaşarak çağdaş edebiyatın en önemli türlerinden biri hâline gelmiştir.

    Fransız edebiyatında bu türün kurucusu olan Montaigne, İngiliz edebiyatında Bacon (Beykın) önemli deneme yazarlarıdır.

    Deneme türüne özellikle Cumhuriyet Döneminde yakın ilgi gösterilmiştir.

    .

    Dil Bilgisi

    Eş Anlamlı Sözcükler

    Yazılışları farklı anlamları aynı olan sözcüklere eş anlamlı sözcükler denildiğini hatırlayınız.

    Üzüntü- keder- dert

    Beyaz- ak

    Eş anlamlı sözcükler her zaman birbirlerinin yerine kullanılmaz.

    Örnekler:

    “başına dert açmak” deyiminde “baş” sözcüğünün yerine eş anlamlısı olan “kafa” sözcüğünü kullanarak “kafasına dert açmak” şeklinde olamaz.

    “kara günler” yerine “siyah günler” denilemez. Eş Sesli Sözcükler

    Yazılışları aynı anlamları farklı olan sözcüklere eş sesli sözcükler denildiğini hatırlayınız.

    Örnekler:

    Bir salkım üzüm için Minnet etmem asmaya Ben o yârdan vazgeçmem Götürseler asmaya

    (asma: üzüm çubuğu; asma: asılma eylemi) Karşıt (Zıt) Anlamlı Sözcükler

    Anlam bakımından birbirine karşıt olan sözcüklere zıt anlamlı sözcükler denildiğini hatırlayınız.

    Örnekler:

    Az-çok ince-kalın uzun-kısa aydınlık-karanlık sessizlik-gürültü

    10. MAKALE

    1.Tanımı

    Bir konuda bilgi verirken veya bir gerçeği savunurken, türlü kanıtlardan faydalanan, bunları bilimsel biçimde inceleyen gazete ve dergi yazılarına makale denir.

    Gazetenin ilk sayfasının ilk sütununda çıkan makaleye başmakale; yazarına da başyazar adı verilir.

    Başmakalede, gazetenin tutumuna uygun fikirlerle günlük genel olaylar yer alır.

    2.Özellikleri

    Makalenin amacı, toplumu ilgilendiren bir düşünceyi geniş halk kitlelerine yaymaktır.

    Makaleler, bilgi vermeye ve fikirleri açıklayıp kanıtlamaya çalışan yazılardır.

    Temel ögesi düşüncedir.

    Bir fikri açıklayıp kanıtlayarak zihinlere aşılamak için yazılır.

    Makaleler her konuda yazılabilir (edebiyat ve sanat, sosyal, siyasal, askerlik, din ve ahlâk, tıp ve sağlık, spor, kültür, tarih vb.).

    Makale türü, edebiyatımıza Tanzimat Döneminde gazete ile birlikte Batı’dan giren bir türdür. Düşünce yazıları içinde en ağırbaşlı ve en zor olan tür makaledir. Makalenin amacı bilgi vermektir ama bu bilgi ansiklopedik bilgilerden çok farklıdır. Ansiklopedik bilgide, tanıtma, açıklama, sıralama ve kendiliğinden kesinleşmiş olma özellikleri vardır. Oysa makalede kişilik sezinleten bir anlatım, bir yorum ve inandırma eğilimi, bir amaç vardır.

    Bilim ve kültür alanında yazılan makaleler, sınırlı bir kültür kesimine ulaşmayı amaçladığından bu makalelerde daha bilimsel bir dil kullanılır.

    Gazete ve dergilerdeki makalelerse, geniş halk kitlelerine ulaşmayı amaçladığından yazar, dilini daha açık, daha popüler ve daha anlaşılır bir düzeyde tutar, özel terimler kullanmaktan kaçınır.

    Makale yazarı;

    Kendi alanında geniş ve köklü bilgiye sahip olmalı,

    Sorunlara tarafsız bir gözle bakmalı,

    Dili iyi kullanmalı,

    Genel kültürü geniş olmalıdır.

    Deneme ile makale arasında ne fark vardır?

    Denemelerde kişisel düşünce yer alır. Söylenenlerin kanıtlanmasına ihtiyaç duyulmaz. Denemelerde ele alınan konular, kesin sonuçlara bağlanmaz. Makalelerde ise bilgi vermek, bir fikri açıklamak ön plandadır. Düşünce yönü ağır basar; kanıtlamaya ve açıklamaya dayanır. Kesin bir sonuca ulaşmak hedeflenir.

    Dil Bilgisi

    Sözcük Grupları

    Deyimler

    Genellikle gerçek anlamlarını kaybederek yeni anlam oluşturan kalıplaşmış söz öbeklerine deyim denildiğini hatırlayınız.

    Aklına düşmek Bağrına taş basmak Ayakları yerden kesilmek İğne atsan yere düşmemek Kaçmaktan kovalamaya vakti olmamak

    İkilemeler

    Anlatımı daha güçlü ifade edebilmek için bir sözcüğün ya aynısını, ya yakın anlamlısını, ya karşıt anlamlısını tekrar kullanarak oluşturulan söz öbeğine ikileme denildiğini hatırlayınız.

    Örnekler:

    Beyaz beyaz tomurcuk Yalan yanlış konuşmalar İyi kötü günler

    Biri anlamlı biri anlamsız iki sözcüğün de ikileme oluşturabileceğini unutmayınız.

    Örnekler:

    Yırtık pırtık elbise Çarpık çurpuk bacak

    Tamlamalar

    İsim tamlamaları ve sıfat tamlamaları da sözcük grupları içerisinde yer almaktadır.

    Gülün rengi solmuş. (Belirtili isim tamlaması)

    Evin içini çocuk sesleri doldurdu. (Belirtisiz isim tamlaması)

    Köye asfalt yol yapıldı. (Takısız isim tamlaması)

    Bilgisayarın klavyesinin tuşlarını temizledim. (Zincirleme isim tamlaması)

    Keskin sirke küpüne zarar. (Sıfat tamlaması)

    Edat Grubu

    Edatlarla (için, ile, gibi, beri, üzere vb.) kurulan sözcük gruplarını örneklerle hatırlayınız.

    Bu kitap, çocuklara göre değil. Onun kadar dürüst bir insan görmedim. Sabahtan beri ders çalışıyor. Bu mektup senin için yazıldı.

    Ünlem Grubu

    Ünlemlerle (ay, ey, eyvah, oh vb.) oluşan sözcük gruplarıdır. Örnekler:

    Vay be! Bu sözleri o mu söyledi? Ey güzel İstanbul!

    Unvan Grubu

    Akrabalık sözcükleri ve bir kişinin unvanını bildiren sözcüklerle kurulan söz öbekleridir.

    Sorunuza Hasan Bey cevap verecek.

    Pakize Teyze, Didim’e tatile gitti.

    Erzurumlu Emrah’ın bir şiiri okundu.

    Çolak Salih neden çolak olduğunu anlatmak istemedi.

    Unvan olan sözcük, bir kişinin mesleği, nereli olduğu, rütbesi veya kişiliği ile ilgili bir sözcük olabilir.

    11. ELEŞTİRİ (TENKİT)

    1.Tanımı

    Bir eseri, sanatçıyı, dönemi veya okuyucuyu değerlendirmek amacıyla yazılan yazılara eleştiri denir.

    Eleştiri yapan ve yazan kişiye de eleştirici, eleştirmen, eleştirmeci adı verilir.

    2.Özellikleri

    -Eleştiride eserin veya sanatçının gerçek değerinin belirtilmesi amaçlanır.

    Eleştiri yapan kişi;

    Geçmişin ve çağının sanat olaylarını iyi bilmeli,

    Geniş bilgi ve kültür birikimiyle donanımlı olmalı,

    Dünya edebiyatı, sanatı ve kültürüyle ilgili genel bilgilere sahip olmalı,

    Eleştirdiği konuyu, eseri veya olayı bütün olarak kavramalı,

    Bir sanat eserinin gerçek değerini, özünü, yapısını, değerli-değersiz yönlerini ortaya koymalıdır.

    Yazarın eser karşısındaki tavır ve tutumuna göre eleştiri yazıları;

    Nesnel,

    Öznel olarak gruplandırılır.

    Eleştiri yazılarında yazarın nesnel olması, eleştirdiği konu üzerinde tarafsız kalabilmesidir.

    Eleştiri yazılarında yazarın öznel olması ise eleştirdiği konu üzerinde kendi düşüncelerini de belirterek taraflı bir tutum sergilemesidir.

    Eleştiri yazıları, ele aldıkları konu ve ele alış biçimleri bakımlarından;

    Eseri konu alan eleştiri yazıları,

    Sanatçıyı ele alan eleştiri yazıları,

    Eserin yazıldığı dönemi konu alan eleştiri yazıları,

    Okuyucuyu değerlendiren eleştiri yazıları,

    Eseri, sanatçıyı, dönemi, okuyucuyu birlikte ele alan eleştiri yazıları olmak üzere gruplara ayrılır.

    Dil Bilgisi

    Anlamları Bakımından Sözcükler

    İlk Anlam

    Sözcüklerin sözlükteki ilk anlamıdır. İlk anlam (gerçek anlam, temel anlam), sözcüklerin ilk ve genel anlamı olduğunu hatırlayınız.

    Örnek

    Sıcak çaydan ağzım yandı. Örneğinde olduğu gibi “ağız” sözcüğünün ilk anlamı bir organ ismidir.

    Yan Anlam

    Bir sözcüğün ilk anlamıyla ilişkili olarak zamanla ortaya çıkan farklı anlamlara yan anlam denildiğini hatırlayınız. Yan anlam kazanan sözcükler, genellikle ilk anlam­la yakıştırma ve benzerlik ilgisi içerisindedir.

    “göz” sözcüğünün ilk anlamı bir organ ismi iken, zamanla sözcük “çekmecenin gözü” örneğinde olduğu gibi yeni bir anlam kazanmıştır.

    Mecaz Anlam

    Bir sözcüğün ilk anlamından uzaklaşarak kazandığı yeni anlama mecaz anlam denildiğini hatırlayınız.

    “yanmak” sözcüğünün ilk anlamı “bir cismin ateşte uğradığı durum” iken “Derdi o kadar çok ki hangisine yansın?” cümlesinde “üzülmek” anlamında mecaz olarak kullanılmıştır.

    Terim

    Bir bilim, sanat ya da meslek dalıyla ilgili sözcüklere terim denildiğini hatırlayınız.

    Örnek:

    “özne, yüklem, tümleç” dil bilgisi terimleri “kare, silindir, açı” matematik terimleridir.

    Terimlerin, mecaz ve yan anlamı yoktur.

    Soyut Anlam

    Beş duyu organından biriyle algılanamayan kavramları karşılayan sözcüklere soyut anlamlı sözcükler denildiğini hatırlayınız.

    Örnekler:

    “kıskançlık” , “kin”, “hassasiyet”, “mutluluk”, “güzellik” vb.

    Somut Anlam

    Beş duyu organından biriyle algılanabilen varlıkları veya kavramları karşılayan sözcüklere somut anlamlı sözcükler denildiğini hatırlayınız.

    Örnekler:

    “cadde”, “bilgisayar”, “deniz”, “ayak”, “Türkiye” vb.

    10 Mart 2010
    Okunma
    bosluk

    METİNLERİN SINIFLANDIRILMASI

    Metinler gerçeklikle ilişkileri, anlatım biçimleri, işlevleri ve yazılış amaçlarına göre öncelikle sanat metinleri ve öğretici metinler olarak iki gruba ayrılır.

    I.SANAT METİNLERİ

    Sanat metinleri, gerçeklerin sanatçının hayal, duygu ve düşünce dünyasında yeniden yorumlanması ve şekillenmesiyle meydana gelir.

    Sanat metinlerine edebî metinler de denir.

    Bu metinlerde estetik ön plandadır.

    Sezdirmek ve hissettirmek esastır.

    Her okunduğunda yeniden yorumlanmaya açıktır.

    Edebiyat biliminin içerisinde yer alır.

    Sanat metinleri kendi içerisinde:

    A.Şiir (coşku ve heyecanı dile getiren metinler)

    B.Olay çevresinde oluşan edebî metinler olarak iki gruba ayrılır.

    A.Şiir (coşku ve heyecanı dile getiren metinler): Duyguları, izlenimleri,

    Coşkuları dilsel bir anlatım içinde ve özellikle dizeler hâlindeki ritimlerle, uyumlarla ve

    İmgelerle açıklayan metinlerdir.

    B.Olay Çevresinde Oluşan Edebî Metinler:

    -Kurmacanın (hayal ürünü) imkânlarından yararlanır.

    -Yoruma dayanır.

    -Bir olay örgüsü vardır.

    -Olay örgüsü hayalî olarak düzenlenir.

    -Kişi, zaman, mekân gibi ögeler yer alır.

    -İnsana özgü soyut durumlar somutlaştırılır.

    Olay çevresinde oluşan edebî metinler:

    1.Anlatmaya bağlı edebî metinler

    2.Göstermeye bağlı edebî metinler olarak iki gruba ayrılır.

    Anlatmaya bağlı edebî metinler ve göstermeye bağlı edebî metinler arasındaki en büyük fark; birisinin anlatmaya ve okumaya diğerinin ise göstermeye ve seyretmeye bağlı olmasıdır.

    1.Anlatmaya Bağlı Edebî Metinler

    a.Destan

    b.Masal

    c.Halk hikâyesi

    d.Mesnevi

    e.Manzum hikâye

    f.Hikâye

    g.Roman

    2.Göstermeye Bağlı Edebî Metinler;

    a.Geleneksel Türk tiyatrosu

    (Orta oyunu, Karagöz, köy tiyatrosu)

    b.Modern Türk tiyatrosu

    (komedi, dram, trajedi) olarak gruplara ayrılır.

    II. ÖĞRETİCİ METİNLER

    Öğretici metinlerde amaç gerçeğin yeniden yorumlanması değil olduğu gibi anlatılmasıdır. Önemli olan okuyucuya bilgi vermek ya da bilgiyi paylaşmaktır. Bu nedenle öğretici metinlerde ifadeler açık ve nettir. Her okunduğunda farklı yorumlanmaz.

    Öğretici metinler;

    1. Tarihî metinler (tarihî konuları anlatan ve belgelere dayanan metinler)
    2. Felsefî metinler ( felsefî konuları anlatan metinler)
    3. Bilimsel metinler (bilimsel gelişmeleri anlatan metinler)
    4. Gazete çevresinde gelişen metinler (makale, deneme, sohbet, fıkra, eleştiri, haber yazısı, röportaj vb.)
    5. Kişisel hayatı konu alan metinler (anı, mektup, günlük, gezi yazısı, biyografi, oto biyografi vb.) olarak gruplandırılır.

    Bu öğretici metinler içerisinde edebiyatın ilgilendiği edebî metin türleri “gazete çevresinde gelişen metinler” ve “kişisel hayatı konu alan metinler” içerisinde yer almaktadır.

    10 Mart 2010
    Okunma
    bosluk

    DENEME TÜRÜ

    TANIMI:

    Deneme, bir yazarın belli bir konuya ilişkin kişisel duygu ve düşüncelerini anlattığı eserlerdir.

    Bu türün oluşumunda Yunan ve Latin Edebiyatı yazarlarının etkisinin olmasıyla birlikte bu tür ,16. yy’da Fransız yazarı Montaigne tarafından geliştirilmiştir. Daha sonra Bacon bu türün gelişimine hizmet etmiştir.

    ÖZELLİKLERİ:

    1) Deneme her konuda yazılabilir, belli bir konuda olması gerekmez ve belli bir biçimi de yoktur.

    2) Söylem, çok yönlü olmakla birlikte düşünce ağırlıklıdır. Türün en büyük özelliği ise herhangi bir şeyi kanıtlama zorunluluğunun olmayışıdır.

    3) Deneme yazarı, görüşlerini aktarırken samimi bir dil kullanır. Kendi kendine konuşuyormuş gibi, sohbet ediyormuş gibi bir hava içindedir.

    4) Bu türde yazılan eserlerin değerli olması için yazarının sağlam bir kültür birikimine sahip olması, iyi bir düşünür ve sanatçı nitelikleri taşıması gerekir.

    Deneme insanı ilgilendiren her şeyi konu alabilir. Bizim edebiyatımızda da en çok eleştirel deneme türü gelişmiştir. Bu türün Cumhuriyet döneminde öne çıkması kayda değerdir. Denemenin özelliğini Nurullah Ataç’ın şu sözleriyle özetleyebiliriz:www.edebiyol.com

    “Deneme, ben’in ülkesidir. ‘Ben’ demekten çekinen, her görgüsüne, her görevine ister istemez -kendisinden- bir parça kattığını kabul etmeyen kişi denemeciliğe özenmesin.”

    Montaigne bu türü dünya yazınına sokmuş ve bu türün Batıda yaygınlaşmasını sağlamıştır. Onun içe bakışı önemlidir. Yazdığı yazıları “Essais” Denemeler’ adlı eserinde toplamıştır.

    Theophile Gautier, Anatole France, Hiyolyte Taine, Alain , Andre Gide , Albert Camus da Fransız Edebiyatı’nın önemli denemecileridir. Alain , insanca yaşama sanatının en iyi örneklerini verir. Gide , toplumu boşlayan denemeleriyle dikkat çeker. Albert Camus’un yazma notları içinde ise en önemlisi varoluşçuluk üzerine olanlardır.

    Başlıca İngiliz denemecileri şunlardır: Francis Bacon, Joseph Addison, İrlandalı Richard Steele. www.edebiyol.com

    ABD deneme yazarları arasında Ralph Waldo Emerson ve Henry David Thoreau, Edgar Allan Poe dikkati çeker.

    Deneme türünün diğer bir öncüsü de John Locke’tur. İnsan Anlağı Üzerine Bir Deneme ve Tabiat Kanunu Üzerine Bir Deneme adlı eserleri vardır.

    Ortega Y. Gasset ise İspanya’nın önemli denemecilerindendir. İnsanın tarih ve toplum içindeki yeri üzerine denemeler yazmakla birlikte yalnızlık ve bunalım denemelerinin ana temalarıdır.

    Deneme Batı edebiyatında hızla gelişmiş ve dünya edebiyatının önde gelen deneme yazarlarını yetiştirmiştir.

    Bizde bu türün ilk örneklerini Şinasi , Ziya Paşa ve Namık Kemal vermiştir. Ahmet Mithat Efendi’nin gazetelerindeki yazıları , Abdülhak Hamit Tarhan’ın ‘Makber Mukaddimesi’ de deneme niteliklidir.

    Tanzimat’ın ikinci kuşağı , mizaç itibariyle denemeye daha eğilimlidir. Servet-i Fünun Döneminden Tevfik Fikret ve Cenap Şehabettin’in deneme nitelikli eserleri vardır. 20. yy. edebiyatımızda Ahmet Haşim ve Yahya Kemal deneme türüne yeni bir nitelik kazandırmıştır. Yakup Kadri’nin başarılı birer deneme sayılacak yazıları vardır. Cemil Meriç de denemeleri ile dikkati çeker. Bu dönemde Nurullah Ataç’ın öncülük ettiği eleştirel deneme türü birçok yazar tarafından örnek alınır ve devam ettirilir. 1960 sonrasında Özdemir İnce ve Hilmi Yavuz gibi yazarlarımız tarafından tekrar yükseliş gösterir. www.edebiyol.com

    Modern Türk Edebiyatı içerisinde şekillenen deneme türünü; Sanat, Edebiyat ve Dil konulu , Din , Felsefe , Psikoloji konulu , Sosyal ve Siyasi konulu denemeler ve diğer konularda yazılmış denemler diye sınıflandırabiliriz.

    Türk edebiyatında ilk deneme kitapları:

    Ahmet Haşim’in Bize Göre (1928) ,Gurabahane-i Laklakan (1928) ;

    Ahmet Rasim’in bir çok yazısı ; Mahmut Sadık’ın Takvimden Yapraklar (1912) ; www.edebiyol.com

    Refik Halit Karay’ın Bir Avuç Saçma (1939) , Bir İçim Su (1931) , İlk Adım (1941) , Üç Nesil Üç Hayat (1943 ) , Makyajlı Kadın (1943) , Tanrıya Şikayet (1944) ;

    Falih Rıfkı Atay’ın Eski Saat (1933) , Niçin Kurtulmak (1953) , Çile (1955) , İnanç (1965) , Pazar Konuşmaları (1966) , Kurtuluş (1966) , Bayrak (1970) gibi kitaplarını saymak mümkündür.

    Sanat , Edebiyat ve Dil konulu Denemeler

    Bizim edebiyatımızda denemecilerin üzerinde en çok yazdıkları alandır. Yahya Kemal deneme türünün sağladığı imkan konusunda ‘Edebiyata Dair’ adlı önemli bir eser verir. Bu eser eski cemiyetin ruhu üzerine yapılmıştır.

    Cumhuriyet Döneminin başlıca deneme yazarları, Nurullah Ataç, Sabahattin Eyüboğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar, Suut Kemal Yetkin, Vedat Günyol, Melih Cevdet Anday, Mehmet Fuat, Salah Birsel, Mermi Uygur, Fethi Naci, Cemal Süreyya, Selim İleri’dir. www.edebiyol.com

    Denemeleriyle en çok dikkati çeken yazarımız Nurullah Ataç’tır. Eleştirerek yeni düşüncelere ulaşmak yöntemini edebiyatımıza getirmiştir. Denemelerini dil, yenilik, mutluluk, değişim, sanat, öznellik ve nesnellik temalarıyla biçimlendirir. Günlerin Getirdiği, Karalama Defteri, Sözden Söze, Ararken, Diyelim, Söz Arasında, Okuruma Mektuplar, Söyleşiler, Prospero ile Caliban, Güncelerinde denemeleri yayınlanmıştır.

    Yazılı kültürümüzün 1925 kuşağı da deneme yazmaya çok önem verir. Suut Kemal Yetkin’in denemeleri, bilimsel ciddiyetten uzak, hiçbir yadırgamanın görülmediği rahat bir söyleme sahiptir. www.edebiyol.com

    Orhan Veli’nin ‘ Denize Doğru ‘ kitabı şiirin düzyazıyla buluştuğu bir eserdir. Oktay Rıfat’ın Şiir Konuşması dergi ve gazetelerdeki şiir üzerine yaptığı denemelerinden oluşmuştur.

    Mehmet Kaplan ise bu sahada üç önemli kitabi Edebiyatımızın İçinden, Kültür ve Dil, Nesillerin Ruhu ile karşımıza çıkar.

    İlhan Berk, Şairin Toprağı ve Şairin Kanı eserlerinde söylem düzeylerini denemeden alır. Uzun Bir Adam ve El Yazılarına Vuruyor Güneş bu alandaki diğer eserleridir. www.edebiyol.com

    1960 sonrası deneme artık bilginin denendiği ve yazar tarafından yeniden yaratılan yeni bir biçimleniş şeklidir. Ahmet Okay bu dönemin önemli yazarıdır. Yaşam ve Şiir üzerine birçok denemeye girişir. Mehmet Fuat ise bu türde edebiyata sürekli gönderme yapar. Ona göre çağını anlayan, görebilen insan iyi bir denemecidir. Mehmet Doğan ise şairin ve şiirin yalnızlığından denemeye ulaşır. İsmet Özel şiir okuma kılavuzuyla poetik anlamda bir deneme yazar.

    10 Mart 2010
    Okunma
    bosluk

    Edebiyat, Sosyal ve Siyasi Hayat İlişkisi

    Edebiyat ile sosyal hayat arasında ciddi bir bağ vardır. Sosyal ve siyasi hayat edebiyatın adeta besin kaynağıdır.Edebiyatçılar yaşadıkları sosyal ve siyasi düzende ortaya çıkan aksaklıkları edebi bir hale getirmeleri toplumun nabzını tutup bunu en iyi şekilde yansıtmaları beklenen bir şeydir.Dönemin siyasi koşullarından zorluklarından ya da aksaklıklarından beslenen edebiyatçı bunu kendi üslubuyla edebileştirerek bizlere sunar.
    Edebiyat düşünce hayatının vazgeçilmezidir. Düşünün ki düşüncesini açıklayacak birisi edebiyatı kullanmasın. Bu mümkün değildir.
    Edebi eserlerin konusu siyasi ve sosyal hayatı da kapsar. Yazarlar dönemin siyasi ve sosyal hayatını eserine konu edinebilir.
    Demek ki edebi eserler dönemin düşünce, sosyal ve siyasi hayatını yansıtır. İnsanların o dönemdeki yaşayışlarını, bulundukları durumu bizlere yansıtır. Örneğin; Kemal Tahir’in “Esir Şehrin İnsanları” adlı kitabı 1. dünya savaşında aydınların umutsuz koşullar altında, çıkplak elleriyle savaşı nasıl üstlendiklerini anlatan bir romandır.
    İşte bunun gibi geçmişi anlatan romanlar, belgeler, resimler, heykeller edebiyatın sosyal düşünce, siyasi hayatla ilişkisi olduğunun kanıtıdır.

    4 Mart 2010
    Okunma
    bosluk
    • Page 1 of 2
    • 1
    • 2
    • >
     Son Yazılar FriendFeed

    Kategoriler

    Son Yorumlar

    
    Güncel Ders Notları Facebook Grubuna Katıl..! Eğitim ve Ögretim Domain Domain