• NEDEN-SONUÇ CÜMLELERİ

    “Neden-sonuç cümleleri iki bölümden oluşur. Birinci bölüm neden (sebep), ikinci bölüm ise sonuç bildirir. Bu tür sorularda eylemin hangi nedenle meydana geldiği bizim için önemlidir. Daha çok “”için, -den, -diğinden, ile”" gibi edatlarla sağlanır.

    Malzeme yetersizliğinden inşaat yarım kaldı.
    Seni ziyaret edemedim, çünkü hastaydım.
    Yağmurun yağmasıyla herkes içeri kaçıştı.
    Yorgun olduğu için işi erken bıraktı.
    Kazanamama korkusuyla gece gündüz çalışıyor.
    Maddi imkansızlık yüzünden okuyamamış.
    Fazla ışık gözlerime dokunduğundan perdeyi kapattım.
    Büyükbaba öldü, sonra üzüntüsünden büyükanne öldü.
    Müdür, yaşlı adama ters ters baktı. Adamcağız utancından büzüldükçe büzüldü.
    Saha çamur olduğu için maç ertelenmiş.
    Çocukların susuzluktan dudakları çatlamıştı
    Şiddetli soğuklardan elleri ince ince yarılmıştı.

    26 Nisan 2010
    Okunma
    bosluk

    CÜMLEDE EŞ ve YAKIN ANLAM

    “Aynı konuyu, aynı düşünceyi değişik kelimelerle ve söz dizimiyle anlatan cümlelerdir. Cümle hangi sözcüklerle ve nasıl kurulursa kurulsun, biz, verilen cümledeki düşünceyi aramalıyız. Bunun için o cümledeki anahtar sözcükleri doğru tespit etmek; ayrıca cümlede kullanılan edat ve bağlaçlara da dikkat etmek gerekir.

    “”Konuyu oldukça genel yönleriyle ele almışsınız.”" cümlesinin eş anlamlısı.
    -Konuyu ayrıntılara girmeden işlemişsiniz.

    “”Eskiden çok vakti yoktu, onun için uzun yazılar yazardı, şimdi vakti bol; daha kısa ve güzel yazılar yazıyor.”"
    -Kısa ve özlü yazmak için uzun zamana ihtiyaç vardır.

    “”Şiire yaşlı bir şair gibi başlamak, genç bir şair gibi onu sürdürmek gerekir.”"
    -Şiir, deneyim ve coşkunun ürünüdür.

    “”Kimi genç şairler, şiirin kendileriyle başladığını, kimi yaşlı şairler ise şiirin kendileriyle bittiğini sanırlar.”"
    - Şairlerin genci de yaşlısı da şiirde güzelliğin ve başarının ölçüsünü kendi şiiriyle sınırlar.

    26 Nisan 2010
    Okunma
    bosluk

    CÜMLENİN ANLAMINA GİRİŞ

    “Cümle anlamı, verilen bir cümlenin anlamını bulup ifade edebilmekle ilgilidir. Yani bir cümleyi aynı anlama gelecek şekilde biraz daha farklı olarak, birkaç değişik ya da yeni kelimeyle söyleyebilmek, cümledeki anlamı bulmak gibi konularla ilgilidir.

    Cümle anlamında, verilen bir cümlenin anlamca özdeşi, karşıtı veya yerine konulabilecek cümle sorulur. Bu konu için atasözü ve deyimler de kullanılabilir.

    Örnek
    “”Konuyu oldukça genel yönleriyle ele almışsınız.”" cümlesinin anlamca yerini tutabilecek uygun bir cümle:
    Konuyu ayrıntılara inmeden işlemişsiniz.

    Örnek
    “”Yazdıklarımda hep gerçeğe bağlı kalırım; çünkü ancak bu nitelikte bir yapıt yüzyıllar boyunca değerini koruyabilir.”" cümlesine anlam bakımından en yakın cümle:
    Beğenilen, kalıcı yapıtlar, her şeyi olduğu gibi yansıtanlardır.

    Örnek
    Kadınlar zayıftır, ama analar güçlüdür. = Analık kadına güç verir.

    Verilen bir cümleyle ilgili soruyu cevaplamadan önce o cümlenin anlamını iyi kavramak gerekir. Bir anlamda cümlenin ana fikrini tespit etmek… Ancak bu arada kişisel duygu, düşünce ve bilgilerimizi göz ardı etmeliyiz.

    Örnek
    “”Sanat, başını bağlatmadığı sürece baş üstünde taşınacaktır.”" cümlesinin konusu sanatın özgür olması gerektiğidir. Dolayısıyla bu cümlenin en uygun karşılığı şöyle olabilir:
    Sanatın yüceltilmesi, bir görüşün emrinde olmamasına bağlıdır.

    Örnek
    “”Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür, ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.”" Tolstoy

    Bu sözün iki yönü vardır:

    1. Kişinin insanlığı değiştirmek istemesi
    2. Ama kendini değiştirmemesi

    O hâlde bu sözü daha farklı şekillerde dile getirebiliriz:

    İnsanlığı değiştirmek isteyenler önce kendilerini değiştirmelidirler.
    İnsanlar kendilerini değiştirmeyi düşünmeden insanlığı değiştirmeye kalkışmaktadırlar.

    Bu cümleden hareketle ve bu cümleyi destekleyen başka cümleler de kurabiliriz:

    İnsanlar demek ki kendilerini beğenmekte, insanlığı beğenmemektedirler ki kendilerini değil de insanlığı değiştirmeyi düşünüyorlar.
    İnsanlığı beğenmeyenler önce kendilerini değiştirmelidirler; belki kendilerini değiştirdiklerinden insanlık da değişmiş olacaktır.

    Cümle anlamı konusunda şu hususlar gözden uzak tutulmamalı, bu konularla ilgili soruları cevaplandırırken öncelikle bu kavramların ne oldukları bilinmelidir:
    beğenme,
    çaresizlik,
    değerlendirme,
    duygulara yer verme,
    duyguları karıştırmama,
    eşitlik,
    gözlem,
    ihtimal,
    kararsızlık,
    karşılaştırma,
    karşıtlık,
    korku,
    koşula bağlılık,
    nedenini belirtme,
    nesnellik,
    olabilirlik,
    olasılık,
    öneri,
    öznellik,
    sevinç,
    şaşırma,
    tahmin,
    takdir etme,
    tanımlama,
    telâş,
    uyarma,
    varsayım,
    yakınma,
    yorumlama,
    zorunluluk

    26 Nisan 2010
    Okunma
    bosluk

    ANLAM KÖTÜLENMESİ

    “”"canlı”" anlamındaki canavar kelimesinin artık yırtıcı yaratık anlamında kullanılması gibi. “

    26 Nisan 2010
    Okunma
    bosluk

    ANLAM İYİLEŞMESİ

    “”"kötü”" anlamındaki yavuz kelimesinin artık “”yiğit”" anlamında kullanılması gibi. “

    26 Nisan 2010
    Okunma
    bosluk

    ANLAM DARALMASI

    anlatim
    “Bir sözcüğün ifade ettiği kavramların sayısında azalma olmasıdır.
    “”oğul”" kelimesinin önceleri kız ve erkek çocukları için kullanılırken şimdi artık sadece erkek çocukları için kullanılması gibi. “

    26 Nisan 2010
    Okunma
    bosluk

    SÖZLÜ ANLATIM

    Röportaj

    Mülakat (Görüşme)

    Söylev (Hitabet, Nutuk)

    1. RÖPORTAJ

    1. Tanımı

    Herhangi bir konu ya da sorunun değişik boyutlarıyla ele alınıp işlendiği gazete ve dergi yazılarına röportaj denir.

    Röportaj, gazete haberlerinin daha genişletilmiş ve yazarın kişisel görüşleriyle zenginleştirilmiş yazılardır.

    2. Özellikleri

    Röportaj yapan kişi, röportajında elde ettiği bilgilerle kendi görüş ve düşüncelerine de yer verir.

    Genellikle bu yazılar çeşitli ses kayıtları, belge ve fotoğraflarla tamamlanır. Röportaj yazarı, gördüklerinin fotoğraflarını da çekerek yazısına ekler.

    Röportajda önemli olan, birçok kişinin gördüğü ve bildiği şeyleri ustaca dile getirmektir.

    Röportajcı, yalnızca gördükleriyle, izlenimleriyle yetinmez. Konuyla ilgili derinlemesine araştırma ve inceleme yapar, ilgililerin bilgisine başvurur.

    Röportajcının amacı, konuyu çarpıtmadan belgesel olarak okuyucuya sunmak, okuyucuyu konunun içinde yaşatmak, kamuoyunu aydınlatmaktır.

    Röportajlar, okuyucunun dikkatini çekecek ve onları bazı konularda düşündürecek biçimde düzenlenir.

    Röportaj, tek bir yazı olabileceği gibi, aynı konuda dizi yazı da olabilir.

    Röportajlarda öğretici, açıklayıcı, kanıtlayıcı, betimleyici vb. anlatım türlerinden yararlanılır.

    Konularına göre röportajlar

    Bir yeri konu alan röportajlar (Röportajı yapılan yerin bütün özellikleri bilinmeli. Bu nedenle ilginç yönlerin film, ses kayıt ve fotoğraflarla belgelenmesi gerekir.

    İnsanı konu alan röportajlar (Belli bir alanda üne kavuşmuş kişilerin özellikleri belirtilir.)

    Eşyayı konu alan röportajlar (Haber konusu olan eşya, her yönüyle bilinmeli; dikkat çekecek ve okuyanları düşündürecek yönleriyle anlatılmalıdır.)

    Dil Bilgisi

    Yapı Bakımından Sözcükler

    Basit Sözcük

    Kök hâlindeki sözcüklerdir. Herhangi bir yapım eki almamış sözcüklere basit sözcükler denildiğini hatırlayınız.

    Örnekler:

    kapı, geldi, güzel, yarın, okulda vb. Basit sözcükler çekim ekleri alır.

    Türemiş Sözcük

    Kök sözcüklerin, yapım eki alarak yeni anlam kazanmasıyla oluşan sözcüklere türemiş sözcük denildiğini hatırlayınız.

    Örnekler

    Bil – gi Bilgi

    Bil – inç Bilinç

    Say – gı Saygı

    Son – suz-luk Sonsuzluk

    Sınır – sız – ca Sınırsızca

    Yapım ekleriyle birlikte çekim ekleri de kullanılabilir. Örnekler

    Bil – im – in Bilimin

    Say – gı – da Saygıda

    Birleşik Sözcük

    Birden çok sözcüğün birleşerek yeni bir kavram oluşturduğu sözcüklere birleşil sözcük denildiğini hatırlayınız.

    Örnekler

    Bilgi – sayar Bilgisayar

    Kahraman – Maraş Kahramanmaraş

    Hanım – eli Hanımeli

    İmam – bayıldı İmambayıldı

    Gül – veren Gülveren

    Siz de herhangi bir konuda ön hazırlık yaparak bir röportaj gerçekleştiriniz (Röportaj yapmadan önce neler bilmeniz gerektiğini ve nasıl hazırlanacağınız konusunda bir plan yapınız.

    2. MÜLAKAT (GÖRÜŞME)

    1.Tanımı

    Mülakat buluşma, görüşme, konuşma anlamına da gelmektedir.

    Zamanın ünlü kişilerini herhangi bir gazetecinin ziyaret etmesi ve ona alanıyla ilgili sorular sorarak sorularına cevap almasıdır.

    2.Özellikleri

    Mülakat metinleri öğretici ve ufuk açıcıdır.

    Alanında tanınmış kişilerle mülakat yapılır.

    Alınan cevaplar, aynen ve yorumlanmadan yayımlanır.

    Mülakat yazılarında; görüşülen kimsenin adı, ne işle uğraştığı, hangi amaç için kendisiyle konuşulduğu, buluşma yeri; sorular ve cevaplar; mülakat yapılan kimsenin o konu üzerindeki temel görüşü belirtilmelidir.

    Cümleler açık, yalın olmalı; diyalog çizgisinden ve tırnak işaretinden faydalanılmalıdır.

    Genelde söyleşmeye bağlı anlatım türü kullanılır.

    Mülakat yapan kişi;

    Mülakat yapacağı kişiden görüşme zamanını belirlemesini istemeli,

    Konuşacağı kişi ve konu hakkında bilge edinmeli, ön hazırlık yapmalı,

    Sabırlı, dikkatli ve nazik olmalı,

    Söz başka bir konuya atlarsa, tekrar konuyu toparlamalı ve konuya dönmeli,

    Kültürü ve becerisiyle karşısındakini konuşmaya ikna edebilecek beceriye sahip olmalı,

    Hep kendi konuşarak karşısındaki kişiyi sıkmamalıdır.

    11. SÖYLEV (NUTUK, HİTABET)

    1.Tanımı

    Bir topluluk önünde belirli bir konuda yapılan etkili ve inandırıcı konuşmalara söylev (nutuk) denir.

    Söylev kavramı eskiden nutuk terimiyle karşılanır; topluluk önünde konuşma sanatına hitabet, söylevciye de hatip denirdi.

    Söylev söz ve sesle birleşen bir sanattır. Söylevde amaç nedir?

    Söylevde amaç, dinleyenleri kendi düşüncesinden yana çekmektir. Bu nedenle söylenen sözler ve söyleyiş biçimi inandırıcı, etkileyici, coşturucu nitelikler taşımalıdır.

    İnsanları heyecanlandırmak, bir fikri, bir kanaati insanlara aşılamak ve benimsetmek önemlidir.

    2.Özellikleri

    Söylevci söylevin çeşidine ve konuya bağlı olarak anlaşılır sözcükler seçmeli; cümleler kısa, yalın, akıcı, içten ve etkili olmalıdır.

    Söylevcinin, konuştuğu konuyu çeşitli yönleriyle iyice bilmesi ve söyleyeceklerine inanması gerekir.

    Söylev veren kişi konuşmasını duruş, jest ve hareketleriyle desteklemelidir.

    Söylevcilerin en önemli yeteneği toplulukları inandırmadaki güçleridir. Ayrıca iddiaları kanıtlaması ve dinleyicide oluşacak kuşkuları ortadan kaldırması gerekir.

    Söylev tiyatro ile birlikte gelişmiştir.

    Hemen her yazı türü yeri gelince söylevden yararlanır.

    Sesi topluluğun sesine dönüştürme, coşturma, toplulukta duygusal doruklar ve insanda tartışma atmosferi yaratmak söylevin önemli özelliklerindendir.

    Söyleyişte yersiz ve gereksiz vurgular, anlaşılmaz ve abartılı sözler, aşırı ses yükseltmelerinden kaçınılır.

    Dilin alıcıyı harekete geçirme işlevi ile heyecana bağlı işlevi birlikte kullanılır.

    Dinleyicilerin zevk, kültür düzeyleri ve gereksinimleri konuşmacı tarafından dikkate alınır.

    Etkili, heyecanlı ve açık cümlelerle söylev bitirilir.

    Konularına göre kaç tür söylev vardır?

    Konularına göre söylevler

    a.Siyasi söylev: Genellikle parlamentolarda, diplomatik toplantılarda, mitinglerde

    Söylenen siyasî amaçlı söylevlerdir.

    b.Dinsel söylev: Tapınaklarda bireysel ve toplumsal sorunları dinsel açıdan yorum-

    layan söylevdir. İslâmî toplumlarda bu tür söylevlere hutbe denir.

    c.Hukuksal söylev: Mahkemelerde, yargılama sırasında suçlamak ya da savunmak

    amacıyla söylenen söylevdir.

    d.Akademik söylev: Akademilerde, bilim toplantılarında söylenen söylevdir.

    Akademik kabullerde, açılış, kapanış ve ödül törenlerinde yapılan bilimsel içerikli

    söylevler de vardır.

    e.Askerî söylev: Ordunun moral gücünü yükseltmek ve güven duygusunu artırmak için askerlere yönelik verilen söylevdir.

    Söylev türünün tarihsel gelişimi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

    Söylev türünün ilk örneklerini Eski Yunan ve Roma dönemlerinde görüyoruz. Eski Yunan edebiyatında Demosthenes (Demostenes), Lâtin edebiyatında Cicero (Çiçero), Fransız edebiyatında Bossuet (Bosse), Mirabeau (Mirabu) ve Robespiere (Robespiyer) ilk akla gelen tanınmış söylevcilerdendir.

    Ülkemizde toplanma ve söz özgürlüğünün sağlandığı II. Meşrutiyette yetişen en tanınmış söylevciler Ömer Naci ile Hamdullah Suphi Tanrıöver’dir.

    Cumhuriyet Döneminin en büyük konuşmacısı ise Mustafa Kemal Atatürk’tür. Mustafa Kemal Atatürk “Söylev”de bir tarih belgesi örneği vererek Türk ulusu ile yaşadığı tarih dilimini bu belgede ayrıntılarıyla yorumlar.

    10 Mart 2010
    Okunma
    bosluk

    ÖĞRETİCİ METİNLER

    1.Mektup

    2.Günlük (Günce)

    3.Anı (Hatıra)

    4.Biyografi (Hayat Hikâyesi), Otobiyografi

    5.Gezi Yazısı (Seyahatname)

    6.Sohbet (Söyleşi)

    7.Haber Yazıları

    8.Fıkra

    9.Deneme

    10.Makale

    11.Eleştiri (Tenkit)

    1. MEKTUP

    1.Tanımı

    Bir haberi, dileği veya duyguyu bir başkasına iletmek için yazılmış yazıya mektup denir.

    Mektup en eski haberleşme araçlarından biridir. Günümüzde uygarlığın gelişmesi ile haberleşme araçları oldukça çeşitlenmiştir: gazete, dergi, televizyon, bilgisayar, belgegeçer, İnternet…

    Mektup, yazının bulunduğu tarihe kadar çıkabilen en eski edebiyat türlerinden biridir. Eldeki en eski örnekler, Mısır firavunlarının (M Ö 14-15. yüzyıllar) ve Hititlerin mektuplarıdır.

    2.Özellikleri

    Bir edebiyat türü olarak mektup günümüzde, iletişimdeki hızlı teknik gelişmelere karşın kişinin iç dünyasını yansıtması ve düşüncelerin paylaşımı nedeniyle yerini korumaktadır. Mektup türü dört ana gruba ayrılır:

    1. Özel mektuplar
    2. Edebî mektuplar
    3. İş mektupları
    4. Resmî mektuplar

    1-Özel Mektuplar

    Birbirlerini tanıyan kişilerin duygu ve düşüncelerini paylaşmak için birbirlerine gönderdikleri mektuplardır. Mektuplaşan kişiler arasındaki samimiyet, özel mektupların değerini artırır. Özel mektuplar her konuda yazılabilir, o nedenle konuları çok çeşitlidir. Ancak konularda güncellik ağır basar.

    Anlatımında içtenlik ve rahatlık vardır. Hitaplarda da içten ifadelere yer verilir. Bahsedilen konuya göre, mektup yazan kişinin üslubu değişir. Sanatçıların, devlet adamlarının, düşünürlerin özel mektupları yayınlandığında bizler için önemli belgeler olabilir.

    Özel mektupları, konularına göre alt başlıklar hâlinde adlandırmak da mümkündür:

    Aile mektupları veya sağlık mektupları (eşe, dosta, yakın akrabaya yazılanlar),

    Tebrik mektupları (herhangi bir başarı, nikâh, nişan, düğün, bayram, yılbaşı gibi sebeplerle yazılanlar),

    Teşekkür mektupları (iyilik veya yardım görme gibi sebeplerle yazılanlar),

    Davet mektupları (davetiyeler, nişan, düğün, gezi vs. sebeplerle yazılanlar),

    Taziye mektupları,

    Özür mektupları vs.

    Bu türdeki mektupların gizliliği vardır ve bu gizlilik kanunla korunmuştur.

    2-Edebî Mektuplar

    Edebiyatçıların birbirlerine ya da dostlarına yazdıkları sanatsal değer taşıyan mektuplardır.

    Edebî mektuplar, dil ve anlatım açısından sanat değeri taşır. Örnek bir dil ve anlatım kullanılır.

    Edebî mektuplar belge niteliği taşıdıklarından önemlidirler. Bu tarz mektuplardan yazıldıkları döneme ait sanat, edebiyat ve fikir olayları hakkında bilgi edinmek de mümkündür.

    Tanınmış yazarlar birbirlerine yazdıkları mektuplarla fikir ve sanat olaylarını ve eserleri tartışırlar.

    3-İş Mektupları

    Endüstri, iş ve ticaret alanlarında ya da iş yerleriyle kişiler arasında yazılan mektuplardır. Bu mektuplarda içtenlik aranmaz. İstenilen, açıkça ve anlaşılır bir dille belirtilir. Açıklayıcı anlatım türü tercih edilir.

    1.Mektup kâğıdı temiz ve çizgisiz olmalıdır.

    2.Mektupların mürekkepli kalemle ya da bilgisayarla yazılmasına özen gösterilmelidir.

    3.Mektup kâğıdının sağ üst kısmına yazıldığı yer ve tarih konulmalıdır.

    4.Mektup, yazıldığı kişiye uygun bir seslenişle başlamalı ve seslenişten sonra virgül

    işareti konulmalıdır.

    Mektupta karalamalar yapılmamalı ve yazım kurallarına uyulmalıdır.

    Selam ve saygı sözleri sonuç bölümünde yer almalı, selâm, saygı ve teşekkürlerde aşırılığa kaçılmamalıdır.

    7.Mektup bitince sağ alt köşesi imzalanmalıdır.

    8.Anlatılacak konu kesin ve açık bir dille ifade dilmeli; cümleler kısa olmalıdır.

    9. Sözcüklerin kısaltmaları kullanılmamalı; yanlış anlama gelecek sözlere yer verilmemelidir.

    4-Resmî Mektuplar

    Devlet dairelerinin kendi aralarında veya kişilerle devlet daireleri arasında yazılan mektuplardır. Bu tür mektuplarda, konunun uzunluğuna göre tam veya yarım sayfa boyutunda çizgisiz, beyaz kâğıtlar kullanılır. Konu dışında ayrıntılara ve özel isteklere yer verilmez. Konu en açık ve yalın biçimde ele alınır.

    Resmî mektuplar, biçim yönüyle iş mektuplarına benzer. Resmî mektuplar; başlık, metin ve son kısım diye üç bölüme ayrılır.

    Başlıkta gönderen makam, dosya numarası, tarih, konu, adres ve ilgiler bulunur.

    Metin kısmında, doğrudan doğruya işle ilgili konudan söz edilir.

    Son kısımda ise üst makam yetkilisi alt makamdakine yazıyorsa yazıyı “rica ederim”, alt makamdaki üst makamdakine yazıyorsa “bilgilerinize saygıyla sunarım” veya “arz ederim” şeklinde ifadeler yazar.

    Hiçbir saygı kelimesi kullanılmaz. Sağ tarafa imza atılır. İmzanın altına yazıyı imzalayanın adı ve soyadı yazılır (soyadı büyük harflerle). Bunun altına makam adı, küçük harflerle yazılır, gerekirse kısaltma kullanılabilir.

    MEKTUP PLANI

    Sesleniş, Tarih

    (Giriş)……………………………………………………………………………………………

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    (Gelişme) ……………………………………………………………………………………………

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    (Sonuç)…………………………………………………………………………………………

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    …………………………………………………………………………………………………..

    Adres

    İmza

    Adı Soyadı

    Girişte, mektubun yazılma nedeni açıklanır.

    Gelişmede, duygu ve düşünceler anlatılır.

    Sonuçta, iyi dilekler belirtilir.

    Dilekçe

    Dilekçe, bir isteği bildirmek, bir şikâyeti duyurmak veya herhangi bir konuda bilgi vermek amacıyla resmî veya özel kurumlara/kuruluşlara yazılan resmî yazıdır.

    Dilekçe, herkesin zaman zaman yazmak zorunda kalabileceği bir mektup türüdür.

    Dilekçe yazarken aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir:

    Dilekçe metni genellikle kısa olur. Ancak bazı özel durumlarda kâğıdın ön yüzü yeterli olmazsa kâğıdın arka yüzüne yazılmaz ikinci bir kâğıt kullanılır.

    Konular kısa ve öz olarak belirtilir. Gereksiz ayrıntılara yer verilmez.

    Dilekçe bilgisayarla, daktiloyla veya mavi ya da siyah mürekkepli dolma kalemle yazılır. Tükenmez kalemle veya kurşun kalemle dilekçe yazılmaz.

    Dilekçe metni, sayfaya güzel bir kompozisyonla yerleştirilir (Yukarıda kâğıdın dörtte biri kadar, sol tarafta en az 3 cm ve sağ tarafta 1 cm boşluk bırakılmalıdır.).

    Anlatımın yalın ve duru olmasına özen gösterilir.

    Dilekçe, hangi kuruma veriliyorsa bu makamın adı başa yazılır. Kurum adının sağ altına kurumun bulunduğu şehir adı yazılır.

    Dilekçeye sorunla ilgilenecek kuruma veya makama hitapla başlanır. Hitaplar kurumun idari yapısına uygun olmalı ve eksiksiz yazılmalıdır: Ankara Valiliğine, Açıköğretim Lisesi Müdürlüğüne, Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğüne gibi.

    Daha sonra konunun belirlendiği metin bölümüne geçilir. Bu bir şikâyet dilekçesiyse, şikâyet sağlam kanıtlara dayandırılır. Eğer iş isteme dilekçesiyse, öğrenim durumu, yaş, kısa bir öz geçmiş, kurumca aranan seçkin nitelikler açık seçik belirtilir.

    Dilekçe bitiminde sağ alt köşeye adı ve soyadı yazılır, imzalanır. Tarih, isim ve imzanın bir satır üstünde yer alır.

    Sol alt köşeye adres yazılıdır.

    Dilekçe imzalandıktan sonra sol tarafa açık adres bildirilir. Dilekçeyle birlikte varsa verilen ekler, adresi yazdıktan sonra ekler başlığı altında numara verilerek sıralanır. Evrakın kaybolmaması için (varsa) ekler mutlaka belirtilir.

    Bir dilekçede sadece bir kişinin imzası bulunur ve imzasız dilekçeler geçersiz sayılır.

    Örnek Dilekçe

    T.C.

    MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI

    EĞİTİM TEKNOLOJİLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

    AÇIK ÖĞRETİM LİSESİ MÜDÜRLÜĞÜNE

    28-29 Ocak 2006 tarihinde yapılan 2005-2006 eğitim öğretim yılı birinci dönem sınavları sonunda Açık Öğretim Lisesinden mezun oldum.

    Diplomam düzenlenene kadar, mezun olduğumu gösterir mezuniyet belgesinin tarafıma gönderilmesini arz ederim.

    Adres:

    10 Mart 2009

    İmza

    Ada, soyad

    Ekler

    Dil Bilgisi

    Ses Düşmesi

    Kimi sözcüklerin çekimlenişinde veya türeyişinde bir sesin düştüğü görülür.

    Örnekler:

    çevirilmek – çevrilmek

    savurulmak – savrulmak

    göğüs – göğsü

    boyun – boynu

    seyir etmek – seyretmek

    kayıp olmak – kaybolmak

    emir etmek – emretmek

    Kimi birleşik sözcüklerin oluşumunda bir hece veya ses düşmesi meydana gelir.

    kahve altı – kahvaltı

    sütlü aş – sütlaç

    2.GÜNLÜK (GÜNCE)

    1.Tanımı

    Bir kişinin duygu, düşünce ve gözlemlerini günü gününe yazdığı yazılardır.

    2.Özellikleri

    Yazıldığı günün tarihini taşır.

    Yazılanlar inandırıcı olur.

    Anlatılanlar içtenlikle ifade edilir.

    Kişisel ve özeldir.

    Günlüklerde yaşanan ve görülenlerle, yazıda anlatılanlar arasında zaman farkı söz konusu değildir.

    Günlükler okuyucu düşünülerek değil, yazan kişinin yazmak istedikleriyle meydana gelir.

    Dil Bilgisi

    Ses Türemesi

    Kimi sözcüklerde, sözcük yapım eki alırken, pekiştirilirken veya birleşik sözcük oluşturulurken bir ya da birden çok sesin türemesidir

    Sesli Türemesine Örnekler:

    Fikr-fikir Zikr-zikir Hükm- hüküm

    Sessiz Türemesine Örnekler:

    Af-affetme red-reddetmek

    3. ANI (HATIRA)

    1. Tanımı

    Bir yazarın içinde yaşadığı ya da tanık olduğu olayları anlattığı yazı türüne anı (hatıra) denir.

    Anılar genellikle hangi olaylardan yola çıkılarak yazılır?

    Anılar genellikle onları yazan kişinin de rol aldığı gerçek olaylara dayalı yazılardır. Bu yüzden anlatımı birinci kişinin ağzından yapılır.

    2. Özellikleri

    Yaşanmış olayları konu alır anı yazıları. Tarihsel gerçeklerin öğrenilmesine katkı yapan anılar, tarihçilere yol gösterir.

    Anı yazıları öğretici ve bilgi vericidir.

    Anı yazarı, anlattıklarını kanıtlama, belgelerle ifade etmek zorunda değildir.

    Anı yazarı, gördüklerini ve duyduklarını aradan uzun yıllar geçtikten sonra yazdığı için bellek yanılmalarını önlemek amacıyla mektuplardan, o dönemle ilgili yazılardan ve görgü tanıklarından yararlanabilir.

    Niçin tanınmış kişilerin yazdığı anılar önemli sayılır?

    Tanınmış sanat, düşünce, bilim, spor ve siyaset adamlarının anıları onların yaşamlarını ve dönemlerini aydınlatması yönünden oldukça önemli belgelerdir. Anılar siyasi, edebî, askerî ve sosyal içerik taşıyabilir.

    Anının kesiştiği başka yazı türleri de vardır. Bunlar günlük, otobiyografi, gezi yazısı gibi yazılardır.

    Günlük ile anı arasındaki fark nedir?

    Günlük günü gününe yazılır. Anı ise geçmişe yöneliktir, olaylar yaşandıktan sonra kaleme alınır. Günlüklerde öznellik ağır basar.

    Dil Bilgisi

    Ses Benzeşmesi (Sert Sessizlerin Benzeşmesi)

    Dilimizdeki; c,d,g ünsüzleriyle başlayan eklerin sert ünsüzlerle (f,s,t,k,ç,ş,p,h) biten sözcüklere eklendiklerinde; ç,t,k ünsüzlerine dönüşmesidir.

    Yanlış – Doğru

    sınıf-da – sınıf-ta

    tarih-den – tarih-ten

    çiçek-ci – çiçek-çi

    kes-gin – kes-kin

    kaç-dı – kaç-tı

    dolap-dan – dolaptan

    Birleşik sözcüklerde bu kuralın aranmaması gerekir.

    Örnekler: Akdeniz-üçgen-akciğer

    4. BİYOGRAFİ (HAYAT HİKÂYESİ), OTOBİYOGRAFİ

    1. Tanımı

    Sanatta, edebiyatta, bilimde, politikada veya başka alanlarda tanınmış kişilerin yaşamlarını anlatan yazı türüne biyografi (hayat hikâyesi) denir.

    Biyografi daha çok kimler hakkında kaleme alınır?

    Biyografi, yaşamlarıyla okurların ilgisini çekebilecek kişiler hakkında kaleme alınır daha çok.

    Biyografi yazan, anlatacağı kişiyi bütün yönleriyle tanıtmalıdır.

    Biyografinin tarihe, edebiyata ve eleştiriye büyük katkıları vardır.

    Otobiyografi ile monografi arasında fark var mıdır?

    Bir kimsenin yaşam öyküsünü kendisinin yazmasıyla oluşan eserlere otobiyografi denir.

    Bilimsel bir konuyu veya bir kimsenin yaşamını, kişiliğini, eserlerini ayrıntılı olarak inceleyen eserlere monografi denir.

    2. Özellikleri

    Biyografi yazma, çok ayrıntılı bir ön çalışmayı gerektirir. Hayat hikâyesi yazılacak kişinin mektuplarından, günlüklerinden, anılarından, yakınlarındaki insanların izlenimlerinden yararlanılır.

    Biyografi yazıları, öyküleyici anlatımla yazılır.

    Biyografisi yazılan kişinin;

    Doğum tarihi ve yeri,

    Çocukluğu,

    Öğrenimi,

    Ailesi ve yetişmesi,

    Meslek yaşamı,

    Yetişmesinde etkili olan kişi ve olaylar,

    Kişiliği ve karakteri,

    Çevresinde bıraktığı izlenimler,

    Hizmetleri,

    Eserleri,

    Kendinden sonraki kişilere etkileri vb. üzerinde ayrıntılı durulması gerekir.

    Biyografi yazılırken aşağıdaki kaynaklardan yararlanılır:

    Biyografisi yazılacak kişinin eserleri, röportajları, söyleşileri vb.

    Hakkındaki yazılar, hatıralar, kitaplar vb.

    Ansiklopediler, İnternet’in ilgili siteleri, diğer biyografiler

    Kişinin yaşayan yakınları, arkadaşları ve meslektaşları

    Belgeler ve fotoğraflar vb.

    Dünyada biyografinin ilk büyük yazarı, eski Yunan edebiyatçısı Plutarkhos (Pulutarkos)’tur.

    Edebiyatımızda biyografilere eskiden tercüme-i hâl denirdi. Klâsik (Divan) edebiyattaki şairlerin yaşamlarını anlatan tezkireler de biyografi örnekleri arasında sayılır.

    Dil Bilgisi

    Ünsüz Yumuşaması (Sert Sessizlerin Yumuşaması)

    Bir sözcük “p, ç, t, k” harflerinden biri ile bitiyorsa ünlü ile başlayan bir ek aldığında bu harflerin yumuşayarak “b, c, d, g” harflerine dönüştüğünü hatırlayınız.

    Örnekler:

    Ocak- ocağı

    Yurt- yurdum

    Sevinç- sevinci

    dolap- dolab

    sokak- sokağı

    p, ç, t, k harfleriyle biten her sözcük, ünlü ile başlayan bir ek aldığında b, c, d, g harflerine dönüşmez.

    Örnekler:

    Suç-suçu

    dost-dostu

    sat- satılmak

    yak- yakıcı

    geç-geçer

    5. GEZİ YAZISI (SEYAHATNAME)

    1. Tanımı

    Bir kişinin gezip gördüğü yerlerden edindiği izlenimleri, bilgileri aktardığı yazılara gezi yazısı denir.

    Eskiden geziye çıkmayı uğraş edinmiş kimselere gezgin (seyyah), gezi yazılarına da seyahatname adı verilirdi.

    Gezi yazılarında amaç; yurt içinde ya da yurt dışında gezilip görülen yerlere ilişkin bilgi vermek, o yerlerin güzelliklerini, görülmeye değer yanlarını, insanların yaşayış biçimlerini tanıtmaktır. Gezi yazılarını okuyan kimseler anlatılan yerler hakkında bilgi sahibi olur.

    Gezi yazıları; tarih, coğrafya, toplum bilimi, hukuk, folklor için de bilgi kaynağıdır. Ünlü gezginlerin seyahatnameleri, insanlar ve ülkeler hakkında önemli bil­giler verirler.

    2. Özellikleri

    Gezi yazıları, insanoğlunun yaşadığı yerlerin dışındaki yerleri görme merakından doğmuştur.

    Gezi yazılarında anlatılanlar hayal ürünü değil, gerçektir. Gezilip görülen yerler gerçekte olduğu gibi anlatılır.

    Yabancı terimler ve kavramlar açıklanarak akıcı, anlaşılır bir dil kullanılmalıdır. Okuyucunun kolay bilgi edinmesi için karşılaştırmalar yapılır.

    Gezi yazısında, okuyucu için sıradan olanların ilgi çekici olanlara yer verilmelidir. Gezi yazısı kaleme alacak olan kişinin halkın yaşayışını, gelenek ve göreneklerini, doğa güzelliklerini, anlatabilmesi için çok iyi gözlem yapması gerekir.

    Yazarın seçiciliği önemlidir.

    Görülen yerin kültür, tabiat zenginlikleri, tarihî özellikleri ve yaşama biçimi hakkında okuyucuya bilgi verilir.Gezi yazılarında tanımlama, betimleme ve açıklamadan yararlanılır.

    Dil Bilgisi

    Ses Daralması

    “a,e” ile biten bir fiilin (eylem) sonuna -yor eki geldiğinde “a,e” harfleri daralıp “ı, i, u, ü” harflerine dönüşür. Bu olaya ses daralması denildiğini hatırlayınız.

    Örnekler:

    Yanlış

    Doğru

    gelme-yor

    gelmiyor

    seve-yor

    seviyor

    yazma-yor

    yazmıyor

    gülme-yor

    gülmüyor

    bulma-yor

    bulmuyor

    söyle-yor

    söylüyor

    6. SOHBET (SÖYLEŞİ)

    1. Tanımı

    Konuşup, görüşme anlamına gelir. Makale planıyla, bir söyleşi havası içinde

    yazarın kişisel görüş ve düşüncelerini anlattığı yazılara sohbet (söyleşi) denir.

    2. Özellikleri

    Bir kimse ile konuşur gibi yazılır.

    Anlatım, samimî konuşma şeklinde olur.

    Günlük sanat olaylarını ve genel konuları ele alır.

    Yazarın nükteleri ve içtenliği anlatılanları çekici hâle getirir.

    Dil Bilgisi

    Ek Olan “-ki” ve Bağlaç Olan “ki”nin Yazımı

    Ek olan “-ki”nin sözcüğe birleşik yazılıp ünlü uyumları kurallarına uymadığını; bağlaç olan “ki”nin sözcük olduğu için ayrı yazıldığını hatırlayınız.

    Örnekler:

    İçindeki kıvılcımın farkına vardı.

    Sokaktaki adamda kendini gördü.

    Benim basketbol topum bahçede, seninki nerede?

    Bana bunları söylemek istedi ki kendini tutamadı. O kadar ki anlatmakla bitiremez. Senin söylediklerini o fark edemez ki.

    “dünkü, bugünkü” sözcüklerinin dışında -ki eki ünlü uyumlarına uymaz.

    “sokaktaki” sözcüğünde olduğu gibi.

    “hâlbuki, sanki, mademki” gibi birkaç örnekte “ki” bağlacı sözcüğe birleşik yazılır.

    Ek Olan “-de” ve Bağlaç Olan “de”nin Yazımı

    Ek olan “-de”nin sözcüğe birleşik yazıldığını; bağlaç olan “de”nin sözcük olduğu için ayrı yazıldığını hatırlayınız.

    Örnekler:

    Kalbimde yas var dese de yüzü hep gülüyor, kimseyi inandıramıyordu.

    Yağmurda ıslandık.

    Ayakta durmak ona zor geldi.

    Sizin de bizim gibi düşündüğünüzü sanıyordum. Söylediği sözlere de şaşırdı, yaptığı hareketlere de. Gidip de dönmemek var, gelip de görmemek var.

    “-de” bağlacı ünsüz benzeşmesi kuralına uymaz “-te, -ta” şeklinde kullanılmaz.

    “Ayakta” sözcüğünde olduğu gibi. Bağlaç olan “de” için böyle bir durum söz konusu değildir. Her zaman “de, da” olarak kullanılır.

    Soru Edatı “mi”nin Yazımı

    Soru edatı olan “mi” kendisinden önce gelen sözcükten ayrı yazılır. Çünkü cüm­lede bağımsız bir sözcük olarak değerlendirilir. Kendisinden sonra gelen eklerle de birleşik yazılır.

    Örnekler:

    Konuşsaydı onu anlar mıydım?

    Böyle mi esecekti son günümde bu rüzgâr?

    Söyledikleri yalan mı?

    7. HABER YAZILARI

    1.Tanımı

    Toplumda veya tabiatta meydana gelen çeşitli olay, durum ve görünümle ilgili bilgi ve duyurulara haber denir. Bu haberlerin halka duyurulması amacıyla hazırlanan yazılara da haber yazıları denir.

    Haber kaynakları üçe ayrılır:

    1. Resmî haberler : En etkili kişilerden öğrenilir.
    2. Özel haberler : Halk arasındaki olayların halk tarafından muhabirlere bildirilmesiyle elde edilir.
    3. Ajans haberleri : Dünya olaylarını toplayıp her yana bildiren kurumların verdikleri haberlerdir.

    Haber yazıları konularına göre;

    1. Siyasal haber yazıları,
    2. Sanatla ilgili haberler yazıları,
    3. Ekonomiyle ilgili haber yazıları,
    4. Bilimsel ve teknik haber yazıları,
    5. Sosyal haber yazıları,
    6. Spor haber yazıları olmak üzere gruplandırılabilir.

    2.Özellikleri

    Haber yazılarının günlük ve önemli olması gerekir.

    Haberler doğru olmalıdır.

    Kolay anlaşılır; akıcı, açık ve duru olmalıdır.

    Haber yazıları toplumun büyük bir kısmını ilgilendirmelidir.

    Yazan kişi anlattıkları karşısında tarafsız kalmalı, yorumdan kaçınmalıdır.

    Yanlış anlaşılmalara yer verecek cümlelerden kaçınılmalıdır.

    Anlatılanlar ilgi çekici olmalıdır.

    5N 1K (ne, niçin, nasıl, nerede, ne zaman, kim) ifadesi haber yazıları oluşturmada önemlidir. Haber yazıları, 5N lK’da yer alan sorulara verilen cevaplarla genişler.

    Dil Bilgisi

    Noktalama İşaretleri

    Nokta (.)

    a. Cümle sonunda yer alır.

    Teslime’nin İbrahim Erdem’i sevdiğini biliyorum.

    b. Kısaltmalarda kullanılır.

    vb. , T.C. , Prof. Dr.

    TBMM, TDK, MEB, AB, TÜBİTAK gibi kısaltmalarda nokta işareti kullanılmaz.

    c. Sayılarda sırayı belirtir.

    I. Dünya Savaşı, IV. Murat, 10. öğrenci

    d. Tarih yazımında kullanılır.

    10.03.2005

    Virgül (,)

    a.Eş görevli sözcük, sözcük grupları ve cümleleri birbirinden ayırmak için kullanılır.

    Matematik, fen, fizik, biyoloji gibi sayısal derslere ilgi duydu.

    b.Cümle içindeki ara sözleri ve ara cümleleri ayırmak için kullanılır.Beklenmedik bir anda, bunu bilmeliydik, çıkıp geldi.

    c.Hitap sözcüğünden sonra kullanılır.
    Sevgili dostum, yine kalbini kırdım değil mi?

    d.”evet, hayır, yok” gibi sözcüklerden sonra kullanılır.
    Evet, bu sözleri duymak beni gerçekten mutlu etti.

    e.Cümlede özellikle vurgulanması gereken sözcükten sonra kullanılır.
    Cem, Semih’e bu sözleri söylemiş olamaz.

    Noktalı Virgül (;)

    a.Bağlı cümleleri ayırmak için kullanılır.
    Kitaplar kısa sürede okunur; raflara yerleştirilir.

    b.Virgülle sıralanmış grupları ayırmak için kullanılır.

    Yaban, Çalıkuşu, Ateşten Gömlek roman; Yüz Akı, Diyet hikâye; Hemşirem İçin şiirdir.

    c.”ama, fakat” gibi iki cümleyi birbirine bağlayan edatlardan önce kullanılır.
    Bugün Ankara’ya yağmur yağmış; ama biz görmedik.

    İki Nokta (:)

    a.Örneklerden önce kullanılır.
    Kişi zamirleri şunlardır: ben, sen, o, biz, siz, onlar.

    b.Açıklaması yapılacak cümlenin sonunda kullanılır.
    Mutluluklarını gölgeleyen bir şey vardı: Ayrılık.

    c.Konuşma metinlerinde konuşan kişilerden sonra kullanılır.
    Babam:

    Hoş geldiniz. Mustafa:

    Teşekkür ederim.

    Örnekler ve açıklamalar dışında iki nokta işaretinden sonra büyük harfle başlanır.

    Üç Nokta (…)

    a.Bitmemiş, yarım kalmış cümlenin sonunda kullanılır.

    Ümit Can’ın da söyleyecek sözleri vardı ki…

    b.Söylenmek istenmeyen söz yerine kullanılır.

    Sonunda G… ile görüşüp bir yarışma düzenlenmesine karar verildi.

    c.Alıntılarda atlanan yerleri göstermek için kullanılır.

    “…

    kitaplarını masanın üzerine bırakıp pencerenin yanında duran sandalyeyi getirdi. Yavaşça oturup kimseye selam vermedi.”

    Soru İşareti (?)

    a.Soru anlamı taşıyan cümlelerden sonra kullanılır.

    Bu sorunun cevabını biliyor musunuz?

    b.Cümle içerisinde bilinmeyin bir ifade, yer, tarih vb. için kullanılır.

    Muhsin Efendi, 1412 – ? yılları arasında Horasan’da yaşadı.

    Ünlem İşareti (!)

    a.Heyecan ifade eden (sevinç, korku, hayret, acı vb.) sözcük ve cümlelerden sonra
    kullanılır.

    “İmdat!” diye bir ses işitti.

    b.İfadeye alay anlamı katmak için kullanılır.

    Bu yıl çok ders çalışacak (!) Derslerinin hepsinden yüksek notlar alacakmış (!)

    c.Hitaplarda kullanılır.

    Ey Türk Gençliği!

    Tırnak İşareti (” “)

    a.Başkasına ait aktarılan sözler tırnak işareti içerisinde gösterilir.

    “Sen dinlenmeden iyileşemezsin.” dedi.

    b.Cümlede vurgulanmak istenen söz veya söz grupları tırnak işareti içerisinde gösterilir.

    Bu sorunu çözmek için “Açık Öğretim Lisesi Müdürlüğüne” bir dilekçe yazınız.

    Kesme İşareti (,)

    a.Özel isimlere gelen çekim eklerinden önce kullanılır.

    Aydın’ın mezuniyet törenine gidemedik.

    b.Kısaltmalara getirilen ekleri ayırmak için kullanılır.

    AB’ye uyum süreci uzun zaman alacak.

    c.Sayılardan sonra gelen ekleri ayırmak için kullanılır.

    Okula 12′nci öğrenci olarak kaydoldum.

    \Özel isimlerden sonra gelen yapım eklerinden önce kesme işareti kullanılmaz.

    İstanbullu örneğinde olduğu gibi.

    Konuşma Çizgisi (-)

    Konuşma cümlelerinden önce kullanılır. Küçük kız elini uzattı:

    Haydi tut.

    Neden?

    Barışmak için.

    Birleştirme Çizgisi (-)

    Cümle içerisindeki ara söz veya cümleleri ayırmak için kullanılır.

    Görenler hayret ederdi. Arabasına kimse eski diyemezdi. Bu araba – dede yadigârı -onunla bütünleşmişti.

    8. FIKRA

    1.Tanımı

    a.Gazetelerde; güncel, önemli, özelliği olan konuları belgelendirme gereği duymadan kişisel bir görüş olarak açıklayan kısa yazılardır.

    b.Bir tür küçük hikâyedir. Olaya dayalı bir anlatımı vardır. Hayattan alınan gülünç olaylar ile soyut konular işlenir. Olaylar bizi güldürürken eğitir. İnsanlar arasındaki çatışmalar konu edilir.

    .2.Özellikleri

    Her konuda fıkra yazılabilir.

    Güncel, siyasal, toplumsal sorunlarla ilgili yazılardır. Siyasal ve toplumsal olaylar anlatılırken belgelere, kanıtlara, aşırı ayrıntıya yer verilmez.

    Geniş kitleyi ilgilendiren günlük olaylardan seçilmiş farklı konular ele alınır.

    Düşünce ağırlıklıdır.

    İddialı ve ispatlayıcı yönü çok yoktur.

    Fıkra yazarı, geniş kitlelere seslendiği için dili kolay anlaşılır, açık ve durudur.

    Dil Bilgisi

    Anlam Kayması

    Sözcüğün eski anlamını kaybederek yeni bir anlam kazanmasına anlam kayması denildiğini hatırlayınız.

    Örnek:

    “ucuz” sözcüğü eskiden “değersiz, kolay” anlamına gelen bir sözcükken zamanla anlam kaymasına uğramış ve bugünkü anlamını kazanmıştır.

    Anlam Genişlemesi

    Bir sözcüğün ifade ettiği anlamın dışına çıkarak kapsamının genişlemesine anlam genişlemesi denildiğini hatırlayınız.

    Örnek:

    “ödül” sözcüğü dar anlamda yalnızca güreşte başarılı olanlara verileni karşılarken zamanla bütün başarılı durumlar için verileni karşılamak için kullanılan bir sözcük olmuştur.

    Anlam Daralması

    Bir sözcüğün pek çok anlamı varken bu anlamlardan bazılarını zamanla kaybetmesine anlam daralması denildiğini hatırlayınız.

    Örnek:

    “oğul” sözcüğü eskiden çocuklar için kullanılan bir söz iken zamanla yalnızca erkek çocukları için kullanılan bir sözcük hâline gelmiştir. Artık kız çocuklar için ” o ğul” sözcüğü kullanılmamaktadır. Sözcük bu anlamını kaybetmiş ve anlam daralmasına uğramıştır.

    9. DENEME

    1.Tanımı

    Bir yazarın özgürce seçtiği herhangi bir konu üzerinde kesin yargılara varmadan, kişisel görüş ve düşüncelerini serbestçe anlattığı yazılara deneme denir.

    Kendisinden önce benzeri yazılar yazılmış olmakla birlikte 16. yüzyılda deneme kavramını ilk kez kullanan Fransız yazarı Montaigne (Monteyn)’dir. Denemeler adını verdiği yazıları, bir edebiyat türünün adı olmakla kalmamış, benzerlerinin de yazılmasına yol açmıştır.

    Denemenin Amacı;

    Okuyucuyu düşünmeye yöneltmek,

    Hayatın gerçeklerini ortaya koymak,

    Kültür alanındaki değişme ve gelişmeleri fark ettirmek,

    Birey-toplum ilişkisini dile getirmek vb.

    Konularına ve Yazılış Amaçlarına Göre Denemeler;

    Klasik deneme,

    Edebî deneme,

    Felsefî deneme,

    Eleştirel deneme olmak üzere gruplandırılır.

    2.Özellikleri

    Denemede konu özgürce seçilir.

    İnsanı ve toplumu ilgilendiren her şey (yaşama, ölüm, aşk, sanat, felsefe, din, ahlâk, töre, bilim, siyaset vb.) denemenin konusu olabilir.

    Deneme yazarı kendisiyle konuşur gibi yazar.

    Dili doğru ve güzel kullanır.

    Düşünce ufku geniş ve kendine özgü bilgi birikimine sahiptir.

    Kendi duygularının dışında başkalarının düşüncelerine de saygı duyar.

    Denemeci ele aldığı konuyu içtenlikle anlatır.

    Denemeci, bayağı bir anlatıma inmeden terim ve felsefi kavramların ağırlığından uzak bir üslubu tercih eder.

    Denemeci, denemenin sonunda kesin bir yargıya, bir sonuca varmak amacında değildir.

    Deneme, herhangi bir konuda düşündürücü, öğretici, inandırıcı ve ufuk açıcıdır.

    Deneme rahat okunan bir düşünce yazısıdır.

    Denemecinin öne sürülen her düşünce ya da savı doğrulama, kanıtlama gibi bir kaygısı yoktur. Deneme, makale ve eleştiriden bu yönüyle ayrılır.

    Deneme yazarı birçok kaynaktan beslenir: Felsefî, sosyolojik, tarihî tema ve olay­ların yanında bilimsel veriler ve ünlü kişilerin özdeyişleri olabilir. Yine de denemeci seçtiği konuyu farklı bir yaklaşımla işler.

    Deneme türünün en eski örneklerini “deneme” terimi daha kullanılmadan önce Eski Yunan ve Latin edebiyatlarında görmekteyiz: Bunlar; Epiktetos’un (Epiktetos) S ohbetler, Eflâtun’un (Eflâtun) Kimi Diyaloglar, Cicero’nun (Çiçero) Kimi Eserleri’dir.

    Deneme türünün tarihsel gelişimi nasıl olmuştur?

    Deneme türü özellikle Aydınlanma Çağında (Rönesans) önemli bir gelişme göstermiş, daha sonra özellikle Romantizm akımından (19. yüzyıl) bu yana yaygınlaşarak çağdaş edebiyatın en önemli türlerinden biri hâline gelmiştir.

    Fransız edebiyatında bu türün kurucusu olan Montaigne, İngiliz edebiyatında Bacon (Beykın) önemli deneme yazarlarıdır.

    Deneme türüne özellikle Cumhuriyet Döneminde yakın ilgi gösterilmiştir.

    .

    Dil Bilgisi

    Eş Anlamlı Sözcükler

    Yazılışları farklı anlamları aynı olan sözcüklere eş anlamlı sözcükler denildiğini hatırlayınız.

    Üzüntü- keder- dert

    Beyaz- ak

    Eş anlamlı sözcükler her zaman birbirlerinin yerine kullanılmaz.

    Örnekler:

    “başına dert açmak” deyiminde “baş” sözcüğünün yerine eş anlamlısı olan “kafa” sözcüğünü kullanarak “kafasına dert açmak” şeklinde olamaz.

    “kara günler” yerine “siyah günler” denilemez. Eş Sesli Sözcükler

    Yazılışları aynı anlamları farklı olan sözcüklere eş sesli sözcükler denildiğini hatırlayınız.

    Örnekler:

    Bir salkım üzüm için Minnet etmem asmaya Ben o yârdan vazgeçmem Götürseler asmaya

    (asma: üzüm çubuğu; asma: asılma eylemi) Karşıt (Zıt) Anlamlı Sözcükler

    Anlam bakımından birbirine karşıt olan sözcüklere zıt anlamlı sözcükler denildiğini hatırlayınız.

    Örnekler:

    Az-çok ince-kalın uzun-kısa aydınlık-karanlık sessizlik-gürültü

    10. MAKALE

    1.Tanımı

    Bir konuda bilgi verirken veya bir gerçeği savunurken, türlü kanıtlardan faydalanan, bunları bilimsel biçimde inceleyen gazete ve dergi yazılarına makale denir.

    Gazetenin ilk sayfasının ilk sütununda çıkan makaleye başmakale; yazarına da başyazar adı verilir.

    Başmakalede, gazetenin tutumuna uygun fikirlerle günlük genel olaylar yer alır.

    2.Özellikleri

    Makalenin amacı, toplumu ilgilendiren bir düşünceyi geniş halk kitlelerine yaymaktır.

    Makaleler, bilgi vermeye ve fikirleri açıklayıp kanıtlamaya çalışan yazılardır.

    Temel ögesi düşüncedir.

    Bir fikri açıklayıp kanıtlayarak zihinlere aşılamak için yazılır.

    Makaleler her konuda yazılabilir (edebiyat ve sanat, sosyal, siyasal, askerlik, din ve ahlâk, tıp ve sağlık, spor, kültür, tarih vb.).

    Makale türü, edebiyatımıza Tanzimat Döneminde gazete ile birlikte Batı’dan giren bir türdür. Düşünce yazıları içinde en ağırbaşlı ve en zor olan tür makaledir. Makalenin amacı bilgi vermektir ama bu bilgi ansiklopedik bilgilerden çok farklıdır. Ansiklopedik bilgide, tanıtma, açıklama, sıralama ve kendiliğinden kesinleşmiş olma özellikleri vardır. Oysa makalede kişilik sezinleten bir anlatım, bir yorum ve inandırma eğilimi, bir amaç vardır.

    Bilim ve kültür alanında yazılan makaleler, sınırlı bir kültür kesimine ulaşmayı amaçladığından bu makalelerde daha bilimsel bir dil kullanılır.

    Gazete ve dergilerdeki makalelerse, geniş halk kitlelerine ulaşmayı amaçladığından yazar, dilini daha açık, daha popüler ve daha anlaşılır bir düzeyde tutar, özel terimler kullanmaktan kaçınır.

    Makale yazarı;

    Kendi alanında geniş ve köklü bilgiye sahip olmalı,

    Sorunlara tarafsız bir gözle bakmalı,

    Dili iyi kullanmalı,

    Genel kültürü geniş olmalıdır.

    Deneme ile makale arasında ne fark vardır?

    Denemelerde kişisel düşünce yer alır. Söylenenlerin kanıtlanmasına ihtiyaç duyulmaz. Denemelerde ele alınan konular, kesin sonuçlara bağlanmaz. Makalelerde ise bilgi vermek, bir fikri açıklamak ön plandadır. Düşünce yönü ağır basar; kanıtlamaya ve açıklamaya dayanır. Kesin bir sonuca ulaşmak hedeflenir.

    Dil Bilgisi

    Sözcük Grupları

    Deyimler

    Genellikle gerçek anlamlarını kaybederek yeni anlam oluşturan kalıplaşmış söz öbeklerine deyim denildiğini hatırlayınız.

    Aklına düşmek Bağrına taş basmak Ayakları yerden kesilmek İğne atsan yere düşmemek Kaçmaktan kovalamaya vakti olmamak

    İkilemeler

    Anlatımı daha güçlü ifade edebilmek için bir sözcüğün ya aynısını, ya yakın anlamlısını, ya karşıt anlamlısını tekrar kullanarak oluşturulan söz öbeğine ikileme denildiğini hatırlayınız.

    Örnekler:

    Beyaz beyaz tomurcuk Yalan yanlış konuşmalar İyi kötü günler

    Biri anlamlı biri anlamsız iki sözcüğün de ikileme oluşturabileceğini unutmayınız.

    Örnekler:

    Yırtık pırtık elbise Çarpık çurpuk bacak

    Tamlamalar

    İsim tamlamaları ve sıfat tamlamaları da sözcük grupları içerisinde yer almaktadır.

    Gülün rengi solmuş. (Belirtili isim tamlaması)

    Evin içini çocuk sesleri doldurdu. (Belirtisiz isim tamlaması)

    Köye asfalt yol yapıldı. (Takısız isim tamlaması)

    Bilgisayarın klavyesinin tuşlarını temizledim. (Zincirleme isim tamlaması)

    Keskin sirke küpüne zarar. (Sıfat tamlaması)

    Edat Grubu

    Edatlarla (için, ile, gibi, beri, üzere vb.) kurulan sözcük gruplarını örneklerle hatırlayınız.

    Bu kitap, çocuklara göre değil. Onun kadar dürüst bir insan görmedim. Sabahtan beri ders çalışıyor. Bu mektup senin için yazıldı.

    Ünlem Grubu

    Ünlemlerle (ay, ey, eyvah, oh vb.) oluşan sözcük gruplarıdır. Örnekler:

    Vay be! Bu sözleri o mu söyledi? Ey güzel İstanbul!

    Unvan Grubu

    Akrabalık sözcükleri ve bir kişinin unvanını bildiren sözcüklerle kurulan söz öbekleridir.

    Sorunuza Hasan Bey cevap verecek.

    Pakize Teyze, Didim’e tatile gitti.

    Erzurumlu Emrah’ın bir şiiri okundu.

    Çolak Salih neden çolak olduğunu anlatmak istemedi.

    Unvan olan sözcük, bir kişinin mesleği, nereli olduğu, rütbesi veya kişiliği ile ilgili bir sözcük olabilir.

    11. ELEŞTİRİ (TENKİT)

    1.Tanımı

    Bir eseri, sanatçıyı, dönemi veya okuyucuyu değerlendirmek amacıyla yazılan yazılara eleştiri denir.

    Eleştiri yapan ve yazan kişiye de eleştirici, eleştirmen, eleştirmeci adı verilir.

    2.Özellikleri

    -Eleştiride eserin veya sanatçının gerçek değerinin belirtilmesi amaçlanır.

    Eleştiri yapan kişi;

    Geçmişin ve çağının sanat olaylarını iyi bilmeli,

    Geniş bilgi ve kültür birikimiyle donanımlı olmalı,

    Dünya edebiyatı, sanatı ve kültürüyle ilgili genel bilgilere sahip olmalı,

    Eleştirdiği konuyu, eseri veya olayı bütün olarak kavramalı,

    Bir sanat eserinin gerçek değerini, özünü, yapısını, değerli-değersiz yönlerini ortaya koymalıdır.

    Yazarın eser karşısındaki tavır ve tutumuna göre eleştiri yazıları;

    Nesnel,

    Öznel olarak gruplandırılır.

    Eleştiri yazılarında yazarın nesnel olması, eleştirdiği konu üzerinde tarafsız kalabilmesidir.

    Eleştiri yazılarında yazarın öznel olması ise eleştirdiği konu üzerinde kendi düşüncelerini de belirterek taraflı bir tutum sergilemesidir.

    Eleştiri yazıları, ele aldıkları konu ve ele alış biçimleri bakımlarından;

    Eseri konu alan eleştiri yazıları,

    Sanatçıyı ele alan eleştiri yazıları,

    Eserin yazıldığı dönemi konu alan eleştiri yazıları,

    Okuyucuyu değerlendiren eleştiri yazıları,

    Eseri, sanatçıyı, dönemi, okuyucuyu birlikte ele alan eleştiri yazıları olmak üzere gruplara ayrılır.

    Dil Bilgisi

    Anlamları Bakımından Sözcükler

    İlk Anlam

    Sözcüklerin sözlükteki ilk anlamıdır. İlk anlam (gerçek anlam, temel anlam), sözcüklerin ilk ve genel anlamı olduğunu hatırlayınız.

    Örnek

    Sıcak çaydan ağzım yandı. Örneğinde olduğu gibi “ağız” sözcüğünün ilk anlamı bir organ ismidir.

    Yan Anlam

    Bir sözcüğün ilk anlamıyla ilişkili olarak zamanla ortaya çıkan farklı anlamlara yan anlam denildiğini hatırlayınız. Yan anlam kazanan sözcükler, genellikle ilk anlam­la yakıştırma ve benzerlik ilgisi içerisindedir.

    “göz” sözcüğünün ilk anlamı bir organ ismi iken, zamanla sözcük “çekmecenin gözü” örneğinde olduğu gibi yeni bir anlam kazanmıştır.

    Mecaz Anlam

    Bir sözcüğün ilk anlamından uzaklaşarak kazandığı yeni anlama mecaz anlam denildiğini hatırlayınız.

    “yanmak” sözcüğünün ilk anlamı “bir cismin ateşte uğradığı durum” iken “Derdi o kadar çok ki hangisine yansın?” cümlesinde “üzülmek” anlamında mecaz olarak kullanılmıştır.

    Terim

    Bir bilim, sanat ya da meslek dalıyla ilgili sözcüklere terim denildiğini hatırlayınız.

    Örnek:

    “özne, yüklem, tümleç” dil bilgisi terimleri “kare, silindir, açı” matematik terimleridir.

    Terimlerin, mecaz ve yan anlamı yoktur.

    Soyut Anlam

    Beş duyu organından biriyle algılanamayan kavramları karşılayan sözcüklere soyut anlamlı sözcükler denildiğini hatırlayınız.

    Örnekler:

    “kıskançlık” , “kin”, “hassasiyet”, “mutluluk”, “güzellik” vb.

    Somut Anlam

    Beş duyu organından biriyle algılanabilen varlıkları veya kavramları karşılayan sözcüklere somut anlamlı sözcükler denildiğini hatırlayınız.

    Örnekler:

    “cadde”, “bilgisayar”, “deniz”, “ayak”, “Türkiye” vb.

    10 Mart 2010
    Okunma
    bosluk

    METİNLERİN SINIFLANDIRILMASI

    Metinler gerçeklikle ilişkileri, anlatım biçimleri, işlevleri ve yazılış amaçlarına göre öncelikle sanat metinleri ve öğretici metinler olarak iki gruba ayrılır.

    I.SANAT METİNLERİ

    Sanat metinleri, gerçeklerin sanatçının hayal, duygu ve düşünce dünyasında yeniden yorumlanması ve şekillenmesiyle meydana gelir.

    Sanat metinlerine edebî metinler de denir.

    Bu metinlerde estetik ön plandadır.

    Sezdirmek ve hissettirmek esastır.

    Her okunduğunda yeniden yorumlanmaya açıktır.

    Edebiyat biliminin içerisinde yer alır.

    Sanat metinleri kendi içerisinde:

    A.Şiir (coşku ve heyecanı dile getiren metinler)

    B.Olay çevresinde oluşan edebî metinler olarak iki gruba ayrılır.

    A.Şiir (coşku ve heyecanı dile getiren metinler): Duyguları, izlenimleri,

    Coşkuları dilsel bir anlatım içinde ve özellikle dizeler hâlindeki ritimlerle, uyumlarla ve

    İmgelerle açıklayan metinlerdir.

    B.Olay Çevresinde Oluşan Edebî Metinler:

    -Kurmacanın (hayal ürünü) imkânlarından yararlanır.

    -Yoruma dayanır.

    -Bir olay örgüsü vardır.

    -Olay örgüsü hayalî olarak düzenlenir.

    -Kişi, zaman, mekân gibi ögeler yer alır.

    -İnsana özgü soyut durumlar somutlaştırılır.

    Olay çevresinde oluşan edebî metinler:

    1.Anlatmaya bağlı edebî metinler

    2.Göstermeye bağlı edebî metinler olarak iki gruba ayrılır.

    Anlatmaya bağlı edebî metinler ve göstermeye bağlı edebî metinler arasındaki en büyük fark; birisinin anlatmaya ve okumaya diğerinin ise göstermeye ve seyretmeye bağlı olmasıdır.

    1.Anlatmaya Bağlı Edebî Metinler

    a.Destan

    b.Masal

    c.Halk hikâyesi

    d.Mesnevi

    e.Manzum hikâye

    f.Hikâye

    g.Roman

    2.Göstermeye Bağlı Edebî Metinler;

    a.Geleneksel Türk tiyatrosu

    (Orta oyunu, Karagöz, köy tiyatrosu)

    b.Modern Türk tiyatrosu

    (komedi, dram, trajedi) olarak gruplara ayrılır.

    II. ÖĞRETİCİ METİNLER

    Öğretici metinlerde amaç gerçeğin yeniden yorumlanması değil olduğu gibi anlatılmasıdır. Önemli olan okuyucuya bilgi vermek ya da bilgiyi paylaşmaktır. Bu nedenle öğretici metinlerde ifadeler açık ve nettir. Her okunduğunda farklı yorumlanmaz.

    Öğretici metinler;

    1. Tarihî metinler (tarihî konuları anlatan ve belgelere dayanan metinler)
    2. Felsefî metinler ( felsefî konuları anlatan metinler)
    3. Bilimsel metinler (bilimsel gelişmeleri anlatan metinler)
    4. Gazete çevresinde gelişen metinler (makale, deneme, sohbet, fıkra, eleştiri, haber yazısı, röportaj vb.)
    5. Kişisel hayatı konu alan metinler (anı, mektup, günlük, gezi yazısı, biyografi, oto biyografi vb.) olarak gruplandırılır.

    Bu öğretici metinler içerisinde edebiyatın ilgilendiği edebî metin türleri “gazete çevresinde gelişen metinler” ve “kişisel hayatı konu alan metinler” içerisinde yer almaktadır.

    10 Mart 2010
    Okunma
    bosluk

    DENEME TÜRÜ

    TANIMI:

    Deneme, bir yazarın belli bir konuya ilişkin kişisel duygu ve düşüncelerini anlattığı eserlerdir.

    Bu türün oluşumunda Yunan ve Latin Edebiyatı yazarlarının etkisinin olmasıyla birlikte bu tür ,16. yy’da Fransız yazarı Montaigne tarafından geliştirilmiştir. Daha sonra Bacon bu türün gelişimine hizmet etmiştir.

    ÖZELLİKLERİ:

    1) Deneme her konuda yazılabilir, belli bir konuda olması gerekmez ve belli bir biçimi de yoktur.

    2) Söylem, çok yönlü olmakla birlikte düşünce ağırlıklıdır. Türün en büyük özelliği ise herhangi bir şeyi kanıtlama zorunluluğunun olmayışıdır.

    3) Deneme yazarı, görüşlerini aktarırken samimi bir dil kullanır. Kendi kendine konuşuyormuş gibi, sohbet ediyormuş gibi bir hava içindedir.

    4) Bu türde yazılan eserlerin değerli olması için yazarının sağlam bir kültür birikimine sahip olması, iyi bir düşünür ve sanatçı nitelikleri taşıması gerekir.

    Deneme insanı ilgilendiren her şeyi konu alabilir. Bizim edebiyatımızda da en çok eleştirel deneme türü gelişmiştir. Bu türün Cumhuriyet döneminde öne çıkması kayda değerdir. Denemenin özelliğini Nurullah Ataç’ın şu sözleriyle özetleyebiliriz:www.edebiyol.com

    “Deneme, ben’in ülkesidir. ‘Ben’ demekten çekinen, her görgüsüne, her görevine ister istemez -kendisinden- bir parça kattığını kabul etmeyen kişi denemeciliğe özenmesin.”

    Montaigne bu türü dünya yazınına sokmuş ve bu türün Batıda yaygınlaşmasını sağlamıştır. Onun içe bakışı önemlidir. Yazdığı yazıları “Essais” Denemeler’ adlı eserinde toplamıştır.

    Theophile Gautier, Anatole France, Hiyolyte Taine, Alain , Andre Gide , Albert Camus da Fransız Edebiyatı’nın önemli denemecileridir. Alain , insanca yaşama sanatının en iyi örneklerini verir. Gide , toplumu boşlayan denemeleriyle dikkat çeker. Albert Camus’un yazma notları içinde ise en önemlisi varoluşçuluk üzerine olanlardır.

    Başlıca İngiliz denemecileri şunlardır: Francis Bacon, Joseph Addison, İrlandalı Richard Steele. www.edebiyol.com

    ABD deneme yazarları arasında Ralph Waldo Emerson ve Henry David Thoreau, Edgar Allan Poe dikkati çeker.

    Deneme türünün diğer bir öncüsü de John Locke’tur. İnsan Anlağı Üzerine Bir Deneme ve Tabiat Kanunu Üzerine Bir Deneme adlı eserleri vardır.

    Ortega Y. Gasset ise İspanya’nın önemli denemecilerindendir. İnsanın tarih ve toplum içindeki yeri üzerine denemeler yazmakla birlikte yalnızlık ve bunalım denemelerinin ana temalarıdır.

    Deneme Batı edebiyatında hızla gelişmiş ve dünya edebiyatının önde gelen deneme yazarlarını yetiştirmiştir.

    Bizde bu türün ilk örneklerini Şinasi , Ziya Paşa ve Namık Kemal vermiştir. Ahmet Mithat Efendi’nin gazetelerindeki yazıları , Abdülhak Hamit Tarhan’ın ‘Makber Mukaddimesi’ de deneme niteliklidir.

    Tanzimat’ın ikinci kuşağı , mizaç itibariyle denemeye daha eğilimlidir. Servet-i Fünun Döneminden Tevfik Fikret ve Cenap Şehabettin’in deneme nitelikli eserleri vardır. 20. yy. edebiyatımızda Ahmet Haşim ve Yahya Kemal deneme türüne yeni bir nitelik kazandırmıştır. Yakup Kadri’nin başarılı birer deneme sayılacak yazıları vardır. Cemil Meriç de denemeleri ile dikkati çeker. Bu dönemde Nurullah Ataç’ın öncülük ettiği eleştirel deneme türü birçok yazar tarafından örnek alınır ve devam ettirilir. 1960 sonrasında Özdemir İnce ve Hilmi Yavuz gibi yazarlarımız tarafından tekrar yükseliş gösterir. www.edebiyol.com

    Modern Türk Edebiyatı içerisinde şekillenen deneme türünü; Sanat, Edebiyat ve Dil konulu , Din , Felsefe , Psikoloji konulu , Sosyal ve Siyasi konulu denemeler ve diğer konularda yazılmış denemler diye sınıflandırabiliriz.

    Türk edebiyatında ilk deneme kitapları:

    Ahmet Haşim’in Bize Göre (1928) ,Gurabahane-i Laklakan (1928) ;

    Ahmet Rasim’in bir çok yazısı ; Mahmut Sadık’ın Takvimden Yapraklar (1912) ; www.edebiyol.com

    Refik Halit Karay’ın Bir Avuç Saçma (1939) , Bir İçim Su (1931) , İlk Adım (1941) , Üç Nesil Üç Hayat (1943 ) , Makyajlı Kadın (1943) , Tanrıya Şikayet (1944) ;

    Falih Rıfkı Atay’ın Eski Saat (1933) , Niçin Kurtulmak (1953) , Çile (1955) , İnanç (1965) , Pazar Konuşmaları (1966) , Kurtuluş (1966) , Bayrak (1970) gibi kitaplarını saymak mümkündür.

    Sanat , Edebiyat ve Dil konulu Denemeler

    Bizim edebiyatımızda denemecilerin üzerinde en çok yazdıkları alandır. Yahya Kemal deneme türünün sağladığı imkan konusunda ‘Edebiyata Dair’ adlı önemli bir eser verir. Bu eser eski cemiyetin ruhu üzerine yapılmıştır.

    Cumhuriyet Döneminin başlıca deneme yazarları, Nurullah Ataç, Sabahattin Eyüboğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar, Suut Kemal Yetkin, Vedat Günyol, Melih Cevdet Anday, Mehmet Fuat, Salah Birsel, Mermi Uygur, Fethi Naci, Cemal Süreyya, Selim İleri’dir. www.edebiyol.com

    Denemeleriyle en çok dikkati çeken yazarımız Nurullah Ataç’tır. Eleştirerek yeni düşüncelere ulaşmak yöntemini edebiyatımıza getirmiştir. Denemelerini dil, yenilik, mutluluk, değişim, sanat, öznellik ve nesnellik temalarıyla biçimlendirir. Günlerin Getirdiği, Karalama Defteri, Sözden Söze, Ararken, Diyelim, Söz Arasında, Okuruma Mektuplar, Söyleşiler, Prospero ile Caliban, Güncelerinde denemeleri yayınlanmıştır.

    Yazılı kültürümüzün 1925 kuşağı da deneme yazmaya çok önem verir. Suut Kemal Yetkin’in denemeleri, bilimsel ciddiyetten uzak, hiçbir yadırgamanın görülmediği rahat bir söyleme sahiptir. www.edebiyol.com

    Orhan Veli’nin ‘ Denize Doğru ‘ kitabı şiirin düzyazıyla buluştuğu bir eserdir. Oktay Rıfat’ın Şiir Konuşması dergi ve gazetelerdeki şiir üzerine yaptığı denemelerinden oluşmuştur.

    Mehmet Kaplan ise bu sahada üç önemli kitabi Edebiyatımızın İçinden, Kültür ve Dil, Nesillerin Ruhu ile karşımıza çıkar.

    İlhan Berk, Şairin Toprağı ve Şairin Kanı eserlerinde söylem düzeylerini denemeden alır. Uzun Bir Adam ve El Yazılarına Vuruyor Güneş bu alandaki diğer eserleridir. www.edebiyol.com

    1960 sonrası deneme artık bilginin denendiği ve yazar tarafından yeniden yaratılan yeni bir biçimleniş şeklidir. Ahmet Okay bu dönemin önemli yazarıdır. Yaşam ve Şiir üzerine birçok denemeye girişir. Mehmet Fuat ise bu türde edebiyata sürekli gönderme yapar. Ona göre çağını anlayan, görebilen insan iyi bir denemecidir. Mehmet Doğan ise şairin ve şiirin yalnızlığından denemeye ulaşır. İsmet Özel şiir okuma kılavuzuyla poetik anlamda bir deneme yazar.

    10 Mart 2010
    Okunma
    bosluk
     Son Yazılar FriendFeed

    Kategoriler

    Son Yorumlar

    
    Güncel Ders Notları Facebook Grubuna Katıl..! Eğitim ve Ögretim Domain Domain