YER ŞEKİLLERİ
1- En büyük ikinci bölgemiz.
2- En çok platolar: Cihanbeyli, Haymana,Obruk, Bozok,Uzun yayla
3- En büyük kapalı havzalar: Konya;Tuz gölü, Ereğli, Akşehir
4- Volkan dağları: Erciyes, Hasan , Melendiz, Karacadağ, Karadağ
5- Kenarları dağlarla çevrili, orta kısmı düzdür. Bundan dolayı makineli tarım ve ulaşım
6- Çok gelişmiştir.
7- En çok erozyon. Bitki örtüsünün azlığı, sel rejimli akarsular.
8- En çok peribacası ve kırgıbayır . Volkanik arazide oluşmuştur.
9- En çok nadasa ayrılan topraklar. Yağış azlığı ve sulama yetersizliğinden dolayı.
10- Topraklar tuzlu, kireçli. Buharlaşma fazla.
11- Göller: Tuz ,Akşehir, Eber (tektonik göllerdir.)
12- Mogan ve Eğmir gölleri: Alüvyal set gölleridir.
13- Akarsular: Kızılırmak , Sakarya, Porsuk Çaylarıdır.
14- Kızılırmak üzerindeki barajlar: Hirfanlı, Kesikköprü, Altınkaya barajlarıdır.
15- Sakarya nehri üzerinde: Hasan Polatkan, Gökçekaya barajları
16- En az deprem riski.Eski zaman arazileri olduğu için.
17- Konya ve Karaman
İKLİM VE BİTKİ TOPLULUĞU
1- Asıl step iklimi.
2- Yazlar sıcak ve kurak ,kışlar soğuk ve kar yağışlı.
3- En çok konveksiyonel yağışlar(kırkikindi yağışı)
4- En az yağışlı yer. Konya-Tuz gölü
5- En çok sel ve erozyon.
6- En tipik antropojen bozkırlar.
7- En fazla ilkbahar yağışı
NÜFUS VE YERLEŞME
1- En kalabalık ikinci bölge.
2- Nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının altında
3- Nüfus dağ eteklerinde toplanmış. Yağış fazlalığı dolayısıyla
4- En kalabalık kentler: Ankara, Kayseri,Konya,Eskişehir,Sivas.
5- Kentleşme oranı yüksek, Yukarı Sakarya Bölümü.
6- Toplu yerleşmeler var. Kırsal kesimde kerpiç evler. Yağış azlığı.
EKONOMİ
1- TARIM:
2- En çok yetiştirilen ürünler: Buğday, arpa, ş.pancarı, patates, yeşil mercimek, nohut , fasulye,elma, üzüm.
3- HAYVANCILIK.
4- Tiftik keçisi ve koyun : Ankara çevresinde.
5- MADENLER:
6- Tuz : Tuz gölü
7- Cıva: Sarayönü Niğde
8- Demir: Sivas , Kayseri
9- Bor: Eskişehir
10- Lületaşı: Eskişehir
11- Krom: Eskişehir.
12- Linyit: Ankara, Çankırı, Sivas
SANAYİ
1- Yukarı Sakarya Bölümü çok gelişmiştir. Bölgeyi diğer bölgelere bağlar.
2- Eskişehir : Uçak, lokomotif
3- Kırıkkale’de : silah, cephane fabrikaları.
ULAŞIM
Orta bölümü düz olduğu için, bölgeleri birbirine bağlayan önemli ulaşım yolları bu bölgeden geçer.Güneydoğu Anadolu bölgesi hariç ,her bölgeyle komşudur.
YER ŞEKİLLERİ.
1- En büyük yüz ölçüm.
2- En fazla yükselti , engebelilik.
3- En geniş buzul
4- En hızlı akarsular.
5- En fazla enerji üretimi.
6- En alçak yer. Iğdır Ovası.
7- DAĞLAR
1- Kuzeyde Çimen, Kop, Mescit, Allahu ekber dağları.
2- Ortada Karasu, Aras ,Mercan dağları.
3- Güneyde. Güneydoğu Toroslar.
4- VOLKANLAR
5- En geniş volkanik arazı.
6- Ağrı, Süphan, Nemrut, Tendürek.
7- PLATOLAR
8- Erzurum,Kars,Ardahan,Tunceli platoları.
9- OVALAR
10- Kuzeyde. Erzincan, Erzurum, Horasan, Pasinler, Kağızman, Iğdır Ovaları
11- AKARSU VE GÖLLER
12- Aras-Kura Hazar denizine
13- Fırat,Dicle Basra Körfezine
14- Akarsuların debisi yaz ve kış azalır.
15- Akarsular denge profiline ulaşmamıştır.
16- Van, Çıldır, Erçek, Nazik. Balık gölleri. Volkan set gölleridir.
17- YÜKSELTİDEN DOLAYI
18- Tarım arazisi daralmış, sıcaklıklar azalmış, Ürün çeşidi azalmış. Yaz yağışları. Çayır ve meralar artmıştır.
İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ
1- En şiddetli karasallık.
2- En fazla kar yağışı ,donlu gün sayısı.
3- En fazla kış basıncı.
4- En düşük toprak sıcaklığı.
5- En düşük yıllık sıcaklık ortalaması.
6- En yüksek yıllık sıcaklık farkı.
7- En geç ürün olgunlaşması.
8- Ovada bozkır, yükseklerde dağ çayırları.
NÜFUS V E YERLEŞME
1- En az nüfus yoğunluğu (km kareye 36 kişi)
2- Toplu yerleşmeler görülür.
3- Şehirleşme oranı az.
4- Karadeniz bölgesinden sonra en çok göç .
5- Tarımsal nüfus yoğunluğu fazla.
TARIM ÜRÜNLERİ
1- Yükseltiden dolayı en çok arpa üretimi.
2- En çok kaysı(Malatya)
3- En az sebze tarımı
4- En az turfanda meyve sebze üretimi, seracılık
5- En çok büyükbaş hayvancılık.
SANAYİ VE MADENLER
1- En fazla yer altı zenginliği Yukarı Fırat Bölümü
2- Demir: Divriği, Hekimhan, Hasan Çelebi
3- Krom: Ergani Guleman, Maden
4- Bakır: Ergani,Maden
5- Kurşun-Çinko Keban’da işlenir.
6- Linyit: Elbistan santrali
7- Oltu taşı: Erzurum.
8- Kaya tuzu:Kağızman,Kars
SANAYİ TESİSLERİ
1- Et kombinaları: Van, Erzurum,Kars
2- Şeker fabrikaları: Erzurum, Ağrı, Kars,Muş ,Erzincan
3- Dokuma: Malatya,Elazığ
4- Sigara Fabrikaları:Malatya,Bitlis
5- Çimento fabrikaları: Erzurum,Kars, Van
YER ŞEKİLLERİ
1- Yüz ölçümü en küçük bölgemiz.
2- Yer şekilleri sadedir.
3- Kuzeyden güneye yükselti azalır.
4- Platolar: G. Antep, Urfa, Adıyaman
5- Diyarbakır havzası, Mardin Eşiği yüksek yerler
6- Karacadağ en basık volkandır.
7- Ovalar: Harran, Suruç, Ceylanpınar.
8- Fırat ve Dicle bölgeyi parçalayarak platolar oluşturur.
9- Akarsular araziye gömülmüş , sulama zorunluluğu var.
10- Göl bakımından en fakir bölge. Doğal göl yok.
11- Barajlar: Atatürk, Kral kızı ,Birecik, Deve geçidi. Ilı su, Batman
İKLİM VE BİTKİ TOPLULUĞU
1- Akdeniz ve Karadeniz iklimlerinin geçiş alanıdır.
2- Orta Fırat bölümünde Akdeniz, Dicle bölümünde Karasal iklim.görülür.
3- En yağışlı mevsim kış, en kurak mevsim yazdır.
4- Aşırı sıcak ve buharlaşmadan dolayı kuraklık en fazla.
5- Güneydoğudan samyeli rüzgarı eser. Tarımı olumsuz etkiler.
6- En az yağış alan ikinci bölgemiz.
7- Doğuda bozkır, batıda makiler yaygındır
NÜFUS VE YERLEŞME
1- En az nüfus.
2- Nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının üstünde. Çünkü yüz ölçüm küçük.
3- Nüfus dağ eteklerinde toplanmış. Çukur yerler aşırı sıcak olduğundan nüfus az.
4- Dışarıya göçler son yıllarda azaldı.
5- Mesken tipleri: Kerpiç evler. Yazın serin tutar.
TARIM
1- Tarım alanları geniş ve verimli Buharlaşma-kuraklık ve sulama problemi var.
2- Türkiye’de en fazla k.mercimek, Antep fıstığı, karpuz.
3- Pamuk, tütün, üzüm üretiminde son yıllarda önemli artışlar var.
HAYVANCILIK
1- Küçükbaş hayvancılık ve ihracat gelişmiştir.
2- Dokumacılık yaygındır.
ÇIKARILAN MADENLER
1- Petrol: Adıyaman, Batman ,Diyarbakır, Mardin, Siirt.
2- Batman’da Batman rafinerisi
3- Irak ve Türkiye’nin petrol boru hatları bölgeden geçer.
4- Fosfat: Mazıdağı (Suni Gübre)
5- Cizre-Silopi: Linyit
ULAŞIM
1- Yer şekilleri sade olduğu için ulaşım gelişmiştir.
YER ŞEKİLLERİ
1- Dördüncü büyük bölgemizdir.
2- Toros Dağları . Alp. Himalaya kıvrım sistemi. 3. Jeolojik zaman.
3- Batı Toroslar: Bey ,Barla, Geyik, Sultan dağları
4- Orta Toroslar: Bolkar, Aladağlar, Tahtalı, Binboğa en yüksek dağlar.
5- Güneydoğu Toroslar: Nur dağları (Amanos lardan başlar=)
6- Toros dağları kıyıya paralel uzanır. Sonuçları:
7- Boyuna, kıyılar, Dalmaçya kıyıları (Kaş ) yaygındır. Falezler meşhurdur.Antalya
8- Akdeniz iklimi iç kesimlere sokulamaz.
9- Ulaşım zordur. Önemli geçitlerden sağlanır.
10- Çubuk Boğazı: Antalya’yı Göller yöresine, Sertavul Geçidi: Karaman ‘ı Silifke’ye
11- Gülek Boğazı: İç Anadoluyu,Çukurova’ya, Belen geçidi: Amik Ovasını, Çukurovaya bağlar.
12- Kıta sahanlığı dardır.
13- Doğal limanlar yoktur.
14- Dağlar geniş yer kaplar. Tarıma ayrılan arazi azdır.
15- Körfezler: Antalya, İskenderun.
16- Yarımadalar: Taşeli, Teke.
17- Bölgede karstik arazi ve şekiller çok yaygındır.
18- Toros dağları,Taşeli,Teke platoları, Göller Yöresi karstik yapılardır.
19- En çok mağaralar, yer altı suları, şelaleler. (karstik araziden dolayı)
20- Ovalar: Çukurova, Silifke: Delta ovaları. Amik.:Graben ovasıdır.
21- Karstik ovalar: Antalya, Tefenni, Elmalı. Kestel., Acıpayam. Korkuteli.
22- Akarsular: Asi, Seyhan, Ceyhan, Göksu, Aksu,Köprü.,Manavgat, Dalaman çayı.
23- Akarsuların debisi, kışın artar, yazın azalır. Rejimleri düzensizdir.
24- Göller: Karstik ve Tektonik oluşumludurlar. Beyşehir, Eğirdir,Burdur, Acıgöl.
25- Salda, Suğla, Kestel, Avlan ,Kovada, Yarışçı vb.
26- Önemli mağaralar. Beldibi, İnsuyu, Karain, Damlataş,Cennet-Cehennem Obrukları,Ashab-ı Keyf (yedi uyurlar.)
İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ
1- Kıyıda tipik akdeniz iklimi görülür.
2- İç kesimlere gidildikçe karasallaşma başlar.
3- Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır.
4- En yağışlı mevsim kıştır(cephe ve oroğrafik yağışlar)
5- Yaz kuraklığı dinamik yüksek basınçlardan kaynaklanır.
6- En yüksek kış sıcaklıkları (10 derece)
7- Bitki örtüsü: 700-800 m lere kadar makiler, yükseklerde ormanlar vardır.
8- En çok orman yangını.
9- Yaz sıcaklıklarından kaçmak için yüksek yaylalar.
.
NÜFUS VE YERLEŞME
1- Nüfus ve nüfus yoğunluğu azdır. (Dağların geniş yer kaplaması.)
2- Nüfus kıyıda yoğunlaşmıştır. Adana,Mersin, Antalya vb.
3- Seyrek nüfuslu yerler: Taş eli, Teke platoları, Toroslar.
4- Adana bölümü:Geçici işçi göçü alır. Tarım.
5- Antalya bölümü Geçici işçi göçü alır. Turizm.
TARIM
1- Bir dönemde birden çok ürün elde edilir.
2- En az masrafla seracılık/ Güneşlenme fazlalığı.
3- En fazla turfanda meyve ve sebzecilik.
4- Dağlar geniş yer kaplamış. Tarıma ayrılan arazi az.
5- En çok muz, turunçgiller, soya fasulyesi, yer fıstığı, gül,mısır
6- Kıyıda daha çok gelir getiren ürünlere yönelinmiş.
7- Anason, tahıllar, pamuk, zeytin, pirinç (amik ovası.)
HAYVANCILIK
1- Hayvancılık gelirleri azdır.
2- En çok kıl keçisi üretimi.
SANAYİ
1- Tarım kadar gelişmemiştir. Tarıma dayalı sanayi (Adana bölümü)
3- İskenderun ‘da demirçelik fabrikası.
4- Antalya: Ferro krom tesisleri.
5- Mersin: Ataş Rafinerisi.
6- Seydişehir: Alüminyum
7- Keçiborlu: Kükürt
8- Kozan, Karaisalı: Linyit.
9- Toroslar ve Amanoslar da Krom
10- Yumurtalık: Irak ve Türk petrollerinin geldiği depolandığı yer.
TURİZM
Özellikle Antalya bölümünde çok gelişmiştir.
Adana bölümü: Sanayi, ticaret, ulaştırma gelirleri yönünden daha gelişmiştir.
YER ŞEKİLLERİ
1- Dağlar doğu batı doğrultulu denize dik uzanır.
2- Kıyıdaki dağlar horst : Aydın, Boz, Mandra,Yunt dağları
3- Aradaki ovalar grabendir. : B.Menderes, Gediz, Bakırçay, K.menderes.
4- Dağların kıyıya dik uzanmasının sonuçları
a)- Nemli hava kütleleri iç kesimlere girer.
b)- Kıyılar girintili ve çıkıntılıdır.
c)- Koy ve körfezler fazladır.
d)- Deniz ticareti gelişmiştir.
e)- Kıta sahanlığı gelişmiştir. Delta ovaları oluşmuştur.
f)- İç kesimlere ulaşım kolaydır.
g)- En uzun deniz kıyılarımız.
h)- Enine kıyılar görülür.
5- İç kesimde yüksek platolar Bayat platosu.
6- Yükseklik batıdan doğuya doğru artar.
7- Batı Anadolu fayı bu bölgemizdedir.
8- Akarsular kıyı ovalarında menderesler çizer. Yana aşındırmaları fazladır.
9- Afyon kapalı havzası.
10- Göl bakımından fakir bir bölgemizdir. Çamiçi (Bafa) , Marmara gölü
11- Akarsular: Meriç, Bakırçay, Gediz (demirköprü barajı), B.Menderes (kemer, adı güzel barajları)
12- En genç volkan konileri Manisa Kula çevresi.
13- 4. Zamanda Egeid Karası çöktü. Ege denizi oluştu
14- Muğla yöresi Ria tipi kıyılar.
İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ
1- Kıyıda akdeniz iklimi. İç kesimlere 150-200 km. sokulur.
2- Kar yağışları ve don olayları azdır. (kıyıda)
3- Sıcaklık güneyden kuzeye doğru azalır.
4- Sıcaklık batıdan doğuya doğru azalır. (yükselti)
5- Kıyıda deniz meltemi görülür. (imbat)
6- İç kesimlere gidildikçe yükselti artar. Karasallaşma başlar.
7- Kıyıda makiler. (400 m) lere kadar,yükseklerde ormanlar, iç kesimlerde bozkırlar var.
NÜFUS VE YERLEŞME
1- En çok nüfus yoğunluğuna sahip ikinci bölgemiz.
2- Nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının üstünde. Yüzölçümü küçük.
3- En çok göç alan ikinci bölgemiz. Sanayi ,ticaret ve tarım geliştiği için.
4- Kıyılarda nüfus yoğunluğu fazla, iç kesimler tenha. Yükselti arttığı için.
5- Kıyılar göç alırken, iç kesimler göç verir.
6- En yüksek kentleşme
7- Turizme bağlı iç göçler kıyıda görülür.
8- Kırsal kesimde yerleşmeler topludur.
9- Menteşe yöresi fazla yağış almasına rağmen az nüfuslanmış. Yükselti fazlalığı
TARIM
1- Düz arazi , verimli topraklar, sulama çok gelişmiş
2- En çok: Haşhaş, tütün, zeytin, pamuk, üzüm, incir.
3- İç kesimlerde tahıllar, ş,pancarı, patates
4- En çok dikili alan (meyve bahçeleri.)
5- Bölümler arası en fazla fark.
6- En çok bal üreten ikinci bölgemiz.
SANAYİ VE MADENLER
1- Aliağa petrol rafinerisi, Tariş fabrikalar zinciri, Dokuma sanayisi çok gelişmiş.
2- Linyit : Soma, tavşanlı, tunçbilek, yatağan , gökova ve termik santraller.
3- Krom : Menteşe Yöresi
4- Demir : Eymir.
5- Civa : İzmir. Zımpara taşı.
6- Mermer: Afyon
7- Tuz : İzmir Çam altı tuzlası.
8- Jeotermal enerji: Denizli Sarayköy
YERŞEKİLLERİ
1- Güneydoğudan sonra en küçük ikinci bölgemiz.
2- Trakya’daki topraklarına Avrupa, Anadolu’daki topraklarına Asya denir.
3- Ortalama yükseltisi en az .
4- En fazla yeşil renk kullanılmış.
5- Dağları: Yıldız, Koru, Işıklı, Samanlı, Kaz,Uludağ (iç püskürük volkan)
6- Ovalar: Tektonik havzadır.
7- Akarsular: Meriç, Ergene, Susurluk, Sakarya.
8- Göller: Tektonik havzada oluşanlar. Kuş, İznik, Ulubat , Sapanca:Alüvyal set gölü
9- Havzalar: Ergene havzası.
10- Yarımadalar: Çatalca-Kocaeli, Kapıdağı,Armutlu, Biga, Gelibolu
11- Körfezler: Saroz, Bandırma,Erdek,İzmit, Gemlik.
12- B.çekmece, ve K.çekmece, Durusu(terkos) Kıyı set gölleridir.
13- Alt ve üst akıntılar boğazlarda karşılaşırlar. Balıkçılık gelişmiştir.
14- Denizlerde kirlenme var. Sanayileşme, kentleşme, aşırı avlanma.
15- Boğazlar 4. Jeolojik zamanda çökmeyle oluştu. Ria tipi kıyılar.
16- En tehlikeli deprem kuşağı. Kuzey Anadolu fayı bölgeden geçer.
17- Ege denizinde, gökçe ada, bozca ada, Marmara denizi: İmralı,Marmara ,Avşa ad.
18- Yer şekilleri düz ve sade olduğu için, ulaşım çok gelişmiştir. En fazla sanayileşme
İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ
1- İklim ve bitki örtüsü açısından geçiş özelliği gösterir.
2- Güney Marmara da Akdeniz iklimi, Ergene havzasında karasal iklim, Karadenize bakan yamaçlarda kara deniz iklimin geçiş özellikleri görülür.
3- Çok sıcak ve çok yağışlı bir bölgemiz değildir.
4- Kışın kar yağışı ve don olaylarına rastlanır.
5- Balkanlardan gelen soğuk hava kütlelerine açıktır. Yüksek sıradağlar olmadığı için.
6- Kuzeybatıdan karayel gelir. Soğuk ve yağışlı hava getirir.
7- Ergene havzasında bozkır, G. Marmara da maki ve ormanlar ,Yıldız dağlarının kuzey yamaçlarında ormanlara rastlanır.
NÜFUS VE YERLEŞME
1- En fazla nüfus ve nüfus yoğunluğu.
2- En fazla kent, en az kır nüfusu.
3- En çok göç alan bölge. Sebebi, sanayileşme, iş imkanları.
4- En fazla erkek nüfus. En az kadın nüfus.
5- En az doğal nüfus artış hızı.
6- Yoğun nüfuslu yerler: Çatalca,Kocaeli yarımadası., Güney Marmara
7- En az nüfus yoğunluğu: Gelibolu, Biga, Yıldız dağlarının iç kesimleri.
TARIM
1- En fazla ekili-dikili alan..Yüzölçümüne göre.
2- İklim şartlarından dolayı, tarımda ürün çeşitliliği en fazladır.
3- Modern tarım yöntemleri kullanılmıştır. İntan sif tarım.
4- Makineli tarım çok gelişmiştir.
5- Tarımda verim yüksek. Nüfus fazla olduğu için diğer bölgelerden tarım ürünleri ithal eder.
6- En fazla ayçiçeği, pirinç üretimi(ergene havzası, Meriç nehri boyları)
HAYVANCILIK
1- Büyük kentlerin yakınlarında besicilik, ahır hayvancılığı çok gelişmiştir. Talep fazla.
2- En fazla kümes hayvancılığı, modern tavuk ve yumurta çiftlikleri.
3- Mandracılık gelişmiştir.
4- En fazla ipek böcekçiliği,. Suni ipek üretimi.
5- Et ihtiyacının büyük bir kısmını doğu Anadolu dan karşılar.
SANAYİ VE MADENLER
1- Bor madeni. Susurluk havzası.
2- Demir cevheri. Sakarya Çam dağı.
3- Krom. Balıkesir.
4- Volfram: Uludağ
5- Mermer: Marmara adası, Bilecik.
6- Linyit: Trakya ve güney Marmara böl.
7- Hamitabat’ da doğalgaz santrali.
Bölge sanayi ve ticarette çok gelişmiştir.İmalat sanayi ürünlerinin yarısı, sanayi de çalışan işçilerin yarısı,bu bölgede çalışır.En fazla elektrik enerjisi tüketen bölgedir.En çok gelir bu bölgeden elde edilir. En çok vergi veren bölgemiz. En büyük sermaye birikimi.,Bir çok parasal kuruluş ve bankanın merkezidir.Ekonomisi en gelişmiş, Okuma oranı yüksek, kültür ve sosyal hayat hareketli, İş imkanları en fazla olan bölgemizdir.
YER ŞEKİLLERİ
1- En fazla boylam geçen bölgemiz. En fazla yerel saat farkı.
2- Üçüncü büyük bölge.
3- En fazla sel, deprem, heyelan olayları.
4- Dağlar kıyıya paralel uzanmış .Bunun sonuçları
5- Boyuna kıyılar fazla. Falezler oluşmuş.
6- Kıyılarda girinti ve ç ıkıntı azdır.
7- Doğal limanı az. (Sinop)
8- Deniz ticareti suni limanlardan yapılmaktadır.
9- Koy, körfez az.
10- Kıyılar bol yağış almaktadır. Oroğrafik yağışlar
11- Kıyı ile iç kesimler arası ulaşım zor. Geçitlerden yapılmakta. Kop,Zigana, Ecevit.
12- Kıyı ile iç kesimler arasında iklim farklılığı. Ürün çeşitliliği farkı.
13- Dağlar: Batıda üç sıra halinde, ortada tek sıra halinde, doğuda iki sıra halinde uzanır.
14- Batıda : Kıyıda küre, Canik, Doğu kara deniz dağları.
15- Dağlar arasındaki çöküntü ovaları ve vadiler. Deprem kuşakları.
16- Akarsular:Çoruh, Doğankent çayı, Yeşilırmak, Kızılırmak, Yenice, Bartın, Sakarya
17- Akarsular kısa boyludur. Doğu karadeniz akarsularının rejimi düzenli sayılır.
18- Barajlar: Kızılırmak üzerinde Altınkaya, Yeşilırmak üzerinde H. VeS. Uğurlu .Almus,Sakarya üzerinde: Sarıyar ve Gökçekaya.
19- Göller: Tortum, Sera, Abant,Yediegöller. Heyelan set gölleridir.
20- Karadeniz: Soğuk, dalgalı, tatlı suları, tuzluluk az. Derinlerde canlı yaşamaz.
İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ
1- Kıyıda Asıl karadeniz iklimi: Her mevsim yağışlı. Yazlar serin ,kışlar ılık.
2- İç kesimlerde bozulmuş kara deniz iklimi. Karasal. Sıcaklık ve yağış az.
3- Yağışlar en çok sonbaharda (yamaç ve cephe yağışları)
4- Kıyıda günlük ve yıllık sıcaklık farkı az. İç kesimlerde fazla.
5- En fazla kapalı ve bulutlu gün sayısı.
6- En fazla bağıl nem ve yağış (Rize)
7- En fazla yağışlar : Doğu, batı ve orta kara deniz diye sıralanır.
8- Ilıman okyanus iklimi
9- Bitki örtüsü sık ormanlar. Deniz seviyesinden başlar . Kendini yeniler.
10- Yükseklerde dağ çayırları
11- Ahşap yapılar yaygın
NÜFUS VE YERLEŞME
1- Nüfus fazla değil.
2- Nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının altında.
3- Doğuda tarım, batıda sanayi nüfus çekmektedir.
4- En fazla yurtdışı göç. Sanayi gelişmediği için.
5- Araziler parçalı, dağınık, engebeli, Su kaynakları zengin.
6- Kırsal kesimlerde dağınık, iç kesimlerde toplu yerleşmeler.
7- Kadın nüfus fazla, erkek nüfus az.
EKONOMİ
TARIM
1- Kıyıda yetiştirilen ürünler: çay, fındık ,tütün ,mısır, keten kenevir, pirinç, ş,pancarı, narenciye (Rize ) mikro klima .
2- Mısır buğdayın yerini kıyıda almış . İhraç edilmez. Piyasada tüketilir.
3- İç kesimlerde tahıllar ve ş, pancarı.
HAYVANCILIK
1- Büyük baş hayvancılık, Arıcılık (Ordu)
2- Balıkçılık çok gelişmiş.
MADENLER:
Bakır: Artvin Murgul, Kastamonu Küre. Çıkarılan madenler Samsun’da işlenir.
Linyit: Merzifon, Çeltek, Amasya. Havza
Demir-çelik: Karabük , Ereğli, Taşkömürü havzası.
Çatalağzı termik santrali.
FABRİKALAR
1- Şeker fabrikaları (orta karadeniz)
2- Kağıt, kereste,mobilya üretimi. Çaycuma,Taşköprü, Aksu
3- Sigara ve Çay üreten fabrikalar.
ULAŞIM
1- Yerşekilleri engebeli, ulaşım çok zor.
2- Orta ve batı kara denizden iç kesimlere demiryolu ulaşımı.
3- Ulaşım : doğu ve batıda geçitlerden sağlanır.
4- Kıyıda havaalanları.
YERYÜZÜNÜ BİÇİMLENDİREN KUVVETLER
YERKÜRE’NİN YAPISI
Yeryuvarlağı, iç içe kürelerden meydana gelmiştir. Bunlara geosfer adı verilir. Geosferlerin yoğunlukları ve bileşimleri birbirinden farklıdır.
A.YERKABUĞU
Litosfer ya da taşküre olarak da adlandırılır. Yerküre’nin en hafif ve en ince tabakasıdır. Yeryüzünden itibaren ortalama 33 km derinliğe kadar uzanır. Yerkabuğu, bileşimleri ve yoğunlukları birbirinden farklı iki tabakadan oluşur.
1.Granitik Kabuk (Sial)
Bileşiminde silisyum ve alüminyum olduğundan bu ismi almıştır. Katı halde bulunur. Kalınlığı okyanus tabanlarında az iken, kıta tabanlarında fazladır.
2.Bazaltik Kabuk(Sima)
Bileşiminde silisyum ve mağnezyum olduğundan bu ismi almıştır. Sial’in tersine okyanus tabanlarında kalınlaşır, kıta tabanlarında incelir.
B.MANTO
Astenosfer adı da verilir. Yerküre’nin yaklaşık 33 km ile 2900 km derinlikleri arasında yer alır. Yoğunluğu yerkabuğuna oranla daha fazladır. Sıvı haldeki manto malzemesine mağma denir.
C.ÇEKİRDEK
En kalın ve ağır olan katmandır. Barisfer adı da verilir.üst kısmına dış çekirdek denir. Bunun altında, katı halde bulunan iç çekirdek vardır. Dünya’nın merkezinde sıcaklık 4500 – 5000 °C yi bulmaktadır.
WEGENER KURAMI (KITALARIN KAYMASI TEORİSİ)
Yer kabuğundaki hareketleri açıklamak için ileri sürülen en önemli teorilerden biri kıt’aların kayması teorasidir. bu teoriye göre, kıt’alar birinci zamanın ikinci yarısına kadar tek parça halinde idi.İkinci ve üçüncü zamanlarda kıt’alar parçalanarak birbirinden uzaklaşmış;kıt’aların arsındaki boşluklara suların dolması ile okyanuslar ve denizler meydana gelmiştir.
*Geçmişte kıtaların tekbir parçadan(pangea) oluştuğunun kanıtları
1.Aynı bitki ve hayvan türlerine ait fosillerinin farklı kıtalarda görülmesi
2.Okyanusların doğu batı kıyılarındaki kayaç yapısı ve dağların uzantısının benzerlik göstermesi
3.Kıta sınırlarının bir yapbozun parçası gibi birbirini tamamlaması
LEVHA TEORİSİ (DİLİMLER KURAMI)
A.Wegener’in teorisi geliştirilerek 1950’de Levha Teorisi(Dilimler Kuramı) adıyla yeni bir teori ortaya atıldı.Bu teoriye göre, yerkabuğu levha ya da tabla adı verilen çok büyük parçalar halindedir. Levhaların hareket yönleri ve hızları birbirinden farklıdır.bu nedenle kimi zaman birbirinden uzaklaşır, kimi zaman birbirine yaklaşır.
JEOLOJİK DEVİRLER
Jeolojik devirlerin belirlenmesinde fosillerden yararlanılarak her bir dönemde farklı bir canlı türünün devre hakim olduğunu görürüz
1)İlk Zaman (prekambriyen)
İlk canlı algler oluşmuştur.
En eski kıvrımlarla kıta çekirdekleri oluşmuştur.
2) I. Zaman (paleozoik)
*Yer kabuğundaki şiddetli kırılma ve kıvrılmalarla kıta çekirdekleri büyümüştür.
*Sıcak ve bol yağışlı iklim döneminde gür bitki toplulukları oluşmuştur.
*Taşkömürü yatakları oluşmuştur.
3) II. Zaman (Mezezoik):
*Durgunluk dönemidir. Büyük oranda tortulaşma olmuştur.
* Alp orojenezine hazırlık dönemidir. Yerkabuğunun kırıklarla parçalanarak ayrı kıtalara bölünmeye başlamıştır..
*Dinozorların bu dönemde (jura)ortaya çıkmıştır.
4) III. Zaman (Neozoik-Tersiyer)
*Şiddetli yer kabuğu hareketleri olmuştur.
*Atlas ve Hint Okyanusları oluşmuştur.
*Petrol, linyit, tuz ve bor yatakları oluşmuştur.
*Alp-Himalaya kıvrım dağları oluşmuştur.
5)IV. Zaman (Antropozoik) iki dönemden oluşur.
a)Buzul çağı : Özellikle Kuzey Yarım Kürede şiddetli soğuma görülür. Bunun etkisiyle Batı Avrupa, İskandinavya ve Kanada gibi karalar buzullar altında kalmıştır.
b)Buzul çağı sonrası dönem:
*İstanbul –Çanakkale boğazları oluşmuştur.
*Egeid karası çökmüştür.
*İnsan yaratılmıştır.
*Karadeniz göl ortamından deniz ortamına geçmiş.Tatlı su ortamı yerine tuzlu su ortamın oluşması burada tatlı su canlılarının ölmesine ve karadenmizin 200 m altında zehirli bir tabakanın oluşmasına neden olmuştur
*ülkemizdeki bilinen volkanik dağlar bu dönem oluşmuşltur
Not: Jeolojik devirlerle ilgili bilgiler fosillerin incelenmesiyle elde edilir.
YERŞEKİLLERİNİN OLUŞUMU
Yer şekilleri iç ve dış kuvvetlerin ortak etkisiyle meydana gelmişlerdir. İç kuvvetler yeryüzü şekillerini oluştururken yapıcıdırlar, dış kuvvetler ise bu şekilleri ortadan kaldırmaya çalışan yıkıcı kuvvetlerdir.
İÇ KUVVETLER
Enerjisini yerin derinliklerinden alan (magmadan) ve yeryüzünün şekillenmesine olumlu yönde etkiye sahip olan kuvvetlerdir.
İç kuvvetlerin oluşturduğu hareketlerin bütününe tektonik hareketler denir.
1.Orojenez
2.Epirojenez
3.Seizma(Depremler)
4.Volkanizma
İÇ KUVVETLER
A. DAĞ OLUŞUMU HAREKETLERİ (OROJENEZ)
1. Kıvrılma (kıvrım dağları)
Akarsular, rüzgârlar ve buzullar gibi dış kuvvetlerin aşındırdığı maddeler, yer kabuğunun büyük çukurluklarında biriktirilir. Bu çukurluklara jeosenklinal adı verilir.
Jeosenklinallerde biriktirilen tortul maddeler, çeşitli yan basınçlara uğrarlarsa kıvrılarak deniz yüzeyine çıkarlar. Böylece yeryüzünün büyük kıvrım dağları oluşmuş olur. Kıvrılma sonucunda yüksekte kalan kesimlere antiklinal, alçakta kalan kesimlere de senklinal denir.
Avrupa’da Alp’ler, Asya’da Himalaya’lar, Türkiye’de Toros ve Kuzey Anadolu Dağları bu tür hareketlerle meydana gelmişlerdir.
2. Kırılma (kırık dağlar)
Yer kabuğunun eskiden beri kara haline geçmiş, katılaşmış kısımları, yan basınçlara uğradığı zaman bükülüp katlanamazlar. Bu nedenle, bu gibi yerlerde kıvrılmalar yerine kırıklar meydana gelir. Kırıkların iki yanındaki kısım birbirine göre yer değiştirirse, bu özellikteki kırığa fay denir. Kırılma sonucunda yüksekte kalan kesimlere horst, alçakta kalan kesimlere de graben denir.
Türkiye’de, en yaygın horst ve graben sistemi Ege Bölgesi’nde bulunmaktadır.
B. KITA OLUŞUMU HAREKETLERİ (EPİROJENEZ)
Kara ve denizlerde düşey doğrultudaki alçalma yükselme hareketlerine epirojenez denir. Başka bir ifade ile, yer kabuğunun geniş alanlı yaylanma hareketleridir.
Farklı yoğunluktaki yer kabuğu parçaları manto üzerinde dengeli bir biçimde dururlar. Bu olaya izostazi, dengeye ise izostatik denge denir. Herhangi bir yerde epirojenez olayının olabilmesi için, izostatik dengenin bozulması gereklidir.
İzostatik dengeyi bozan dış kuvvetlerin aşındırması,buzulların erimesi olayları sonucu karalar hafiflemekte ve yükselmektedir. Karalar yükselince deniz seviyesi gerilemekte, deniz altındaki alanlar kara haline gelmektedir. Bu şekilde, deniz seviyesinin alçalması olayına regresyon denir.
Karalardaki, lâvlar, birikmeler, buzullaşma, vb. olaylar sonucunda da karaların yükü artmakta ve ağırlaşarak ya da iç kuvvetlerin etkisiyle çökmektedir.
Bu alçalma sonucunda denizler karalara doğru ilerlemekte ve kara parçaları sular altında kalmaktadır. Bu şekilde, deniz seviyesinin yükselmesi olayına da transgresyon adı verilir.
*Epirojenik hareketlere örnek olarak, İskandinav Yarımadası ve Kanada verilebilir.
*Epirojenik hareketler, Türkiye’de de olmaktadır. Anadolu milyonlarca yıldır yükselmekte, buna karşılık Karadeniz ve Doğu Akdeniz havzaları çökmektedir. Buna bağlı olarak, Çukurova Havzası ile Ergene Ovası hızlı bir çökme içine girmişler ve tortulanma alanı olmuşlardır.
C. VOLKANİK HAREKETLER (VOLKANİZMA)
Volkanik faaliyetler meydana geldikleri yere göre adlar alırlar
1.Derinlerde meydana gelen mağmatik faaliyetler
Yerkabuğunun tabakaları arasına kadar sokulan mağma yüzeye çıkmadan çeşitli derinliklerde katılaşarak batolit,dayk,lakolit,sill gibi değişik şekiller oluşur
2.Yüzeyde meydana gelen magmatik faaliyetler
Yer’in derinliklerinde bulunan mağmanın, yerkabuğunun zayıf kısımlarından yeryüzüne doğru yükselmesine volkanizma denir. Katı, sıvı ya da gaz halindeki maddelerin yeryüzüne çıktığı yere volkan ya da yanardağ, bu maddelerin çıkışına da püskürme denir. Katı,sıvı ve gaz çıkışı olan volkanlar aktif(faal),sönmüş volkanlarda ise katı,sıvı ve gaz çıkışı olmaz
Volkanlardan çıkan akışkan maddelere lav, katı maddelere de volkan tüfü (proklastik maddeler) denir. Lavların ve tüflerin yeryüzüne çıkmak için izledikleri yola volkan bacası adı verilir. Yüzeye çıkan lav ve tüfün oluşturduğu yer şekline volkan konisi, koninin tepe kısmındaki çukur kısmına da volkan ağzı (krater) denilmektedir.
Kraterlerin patlamalar ya da çökmelerle genişlemiş şekillerine kaldera denir. Volkanların şekli ve püskürme özellikleri çıkardıkları maddelere göre değişir. Volkanik etkinlikler bazen yalnızca gaz patlaması şeklindedir. Bu durumda patlama çukurları oluşur. İç Anadolu’da Karapınar ve Nevşehir dolaylarında bu tür patlama çukurları yaygındır. Bu patlama çukurları maar olarak adlandırılır.
Volkan şekilleri
Volkanların püskürttüğü malzemeler ve çıkan lavların akış özelliklerine bağlı olarak çeşitli volkan şekilleri ortaya çıkmıştır.bunlar:
a.kül konileri
b. kalkan volkanları
c. tabakalı volkanlar
D. SEİZMA HAREKETLERİ (DEPREMLER)
Yerkabuğundaki herhangi bir sarsıntının, çevreye doğru yayılan titreşim biçimindeki hareketine deprem denir.
1. Volkanik depremler
Volkanik püskürmeler esnasında görülen ve etki alanları dar olan depremlerdir.
2. Çöküntü (Göçme) depremleri
Kayatuzu, jips, kalker gibi kolay eriyebilen karstik sahalarda, zamanla yer altında büyük boşluklar oluşur. Bu boşlukların üstü bir müddet sonra çökerse sarsıntılar oluşur. Etki alanları en dar olan depremler bunlardır.
3. Tektonik (Dislokasyon) depremler
Yer kabuğunun derinliklerinde basınç ve gerilimler sonucu, katmanların yer değiştirme, oynama ve kırılma gibi hareketlerinin ortaya çıkardığı sarsıntılardır. Etki alanları en geniş olan ve en çok hasara neden olan depremler bunlardır.
Depremin, yerin içinde oluştuğu kısmına iç merkez (hiposantr) denir. Depremin yeryüzüne en kısa yoldan ulaştığı yere de dış merkez (episantr) denir. Deprem bilimi sismoloji, deprem şiddetini ölçen alet de sismograf olarak adlandırılır.
Depremlerin ne kadar kuvvetli olduğunu belirlemek için iki türlü ölçek kullanılır.
*Richter (Rihter) ölçeği
*Mercalli – Sieberg ölçeği (Şiddet Iskalası)
Mercalli – Sieberg ölçeği sarsıntının yol açtığı zarar ve değişikliklere göre düzenlenmiştir. Richter ölçeği ise, iç merkezde depremle boşalan enerjinin ölçülmesi esasına dayanır. Deprem sırasında boşalan bu enerjiye depremin büyüklüğü (magnitüdü) denir.
Pasifik Okyanusu, Japonya çevresi, Antil Adaları, Doğu Hint Adaları, Akdeniz çevresi ve Amerika kıtalarının batı kesimleri yeryüzünde depremlerin en çok olduğu alanlardır.
Buna karşılık, eski jeolojik devirlerde oluşan Doğu Avrupa, Kanada, Sibirya, Grönland Adası, Avustralya ve İskandinav
Yarımadası’nda hemen hemen hiç deprem olmamaktadır.
NOT: kıta kenarları ve kıta levhalarının birleşme noktaları oldukça genç oturmamış hareketli arazilerdir.Bu araziler bu özelliklerinden dolayı dünyada fayların ,depremlerin volkanizmanın ve sıcak su kaynaklarının en çok olduğu yerlerdir kıta cekirdekleri (kıtaların iç kısımları) en sağlam ,en yaşlı ,oturmuş arazilerdir buralarda faylar depremler volkanizma ve sıcak su kaynakları pek fazla görülmez
DIŞ KUVVETLER
A. KAYALARIN ÇÖZÜLMESİ
1. Kayaların Çözülmesi
Kayalar ve taşlar, dış olayların etkisi altında zamanla değişikliğe uğrayarak paslanmış, çürümüş gibi bir görünüm alır. Zamanla taşı oluşturan mineraller arasındaki bağ gevşer ve taş parçalara ayrılır, ufalanır. İşte, kayaların ve taşların uğradıkları bu değişikliklere çözülme denir. Kayaların yapısal değişikliğe uğraması iki şekilde gerçekleşir.
• Fiziksel (Mekanik) Çözülme
Kayaların, kimyasal yapıları değişmeden, yalnızca fiziki yapılarında görülen parçalanma, ufalanma ve ayrışma olayıdır.
Fiziksel çözülme, daha çok aşırı sıcaklık farkı görülen yerlerde, kayaların gündüzleri aşırı sıcaktan genişlemesi, geceleri de aşırı soğuktan dolayı büzülmesi sonucu gerçekleşir.
Fiziksel çözülme, çöl, karasal, step, tundra gibi, aşırı sıcaklık farkı görülen iklimlerin etkili olduğu yerlerde daha kolay meydana gelir.
• Kimyasal çözülme
Kayaları oluşturan unsurların eriyerek, kimyasal bileşimlerinin değişmesi sonucundaki parçalanma, ufalanma ve ayrışma olayıdır. Kimyasal çözülme, daha çok, sıcaklık farkının az olduğu sıcak ve nemli iklim bölgelerinde görülür. Ekvatoral, Muson, Okyanus ve Akdeniz iklimlerinin etkili olduğu yerlerde daha kolay meydana gelir.
Türkiyede kimyasal çözülme dağılımı
B. YER GÖÇMELERİ VE KAYMALAR
Herhangi bir yamacın, bir kısmının kayarak aşağıya doğru yer değiştirmesine yer göçmesi ya da heyelan denir. Eğer, ana kaya üzerinden yalnızca toprak örtüsü kayıyorsa, buna da yer kayması adı verilir.
Yer Göçmeleri ve Yer kaymalarını oluşturan etkenler
a. Fazla eğim: Yer göçmeleri ve kaymalarına etki eden en önemli faktör eğimdir. Düz bir arazide diğer şartlar olsa bile heyelan olayı gerçekleşmez. Vadilerle çok yarılmış dik yamaçlı yerlerde, göçmeler daha çok ve daha sık görülür.
b. Şiddetli yağış: Yağışlarla yeryüzüne düşen sular, toprak arasına sızar. Bu durum sürtünmeyi azaltır. Bünyesine su alan topraklar kayganlaşır. Göçmelerin ve kaymaların, çoğunlukla sürekli bol yağışların düştüğü ve karların eridiği dönemlerde meydana gelmesinin sebebi budur.
c. Yerçekimi: Yer kaymaları ve göçmelerini harekete geçiren kuvvet yerçekimidir. Kuvvetli yerçekimi, toprak tabakalarının aşağılara doğru kaymasında etkilidir.
d. Tabakaların durumu: Tabakaların eğiminin yamaç eğimine paralel olduğu yerlerde heyelan daha kolay olur. Tabakalar eğime dik ise, bu durumda heyelan olma ihtimali azalır. Daha çok toprak kayması görülür.
e. Kayanın ve toprağın cinsi: Kayalar ve topraklar farklı dirençtedir. Bazıları kolay, bazıları da zor aşınıp koparlar. Bazıları ise, bünyesine suyun hepsini alarak kayma için elverişli bir ortam hazırlar.
Türkiye’de yer göçmeleri ve kaymalar
Türkiye’de yer göçmeleri ve kaymalar en çok Karadeniz Bölgesi’nde özellikle Doğu Karadeniz Bölümü’nde görülür. İklim olaylarına bağlı olarak, kar erimeleri ve yağmur şeklindeki yağışlardan dolayı, en fazla heyelan ilkbaharda, en az heyelan yaz ve sonbahar mevsimlerinde görülmektedir.
C. TOPRAK EROZYONU
Toprak tabakasının üst kısmının, akarsular, sel suları ve rüzgârlar gibi dış kuvvetlerin etkisiyle taşınıp sürüklenmesi olayına erozyon denir.
Kurak bölgelerde ve bitki örtüsünden yoksun arazilerde hem rüzgâr, hem de akarsu erozyonu çok fazla görülür.
Erozyonu artıran faktörler
*Bitki örtüsünden yoksunluk
*Toprağın aşırı işlenmesi
*Meraların aşırı otlatılması
*Toprağın eğime paralel sürülmesi
*Yangınlar
*Ani su taşkınları
*Yağışların düzensiz olması
Erozyon derecesi hafif aşınım, orta aşınım, şiddetli aşınım ve çok şiddetli aşınım olmak üzere dört kategoriye ayrılmıştır.
Erozyonu önlemek ve zararlarından korunmak için;
Ağaçlandırma çalışmaları yapmak,
Eğimli arazilere sekiler (taraçalar) yapmak,
Mevcut bitki örtüsünü korumak,
Tarlaları eğim doğrultusunda sürmemek,
Anız örtüsünü yakmamak,
Ürünleri nöbetleşe ekmek,
Meraları korumak ve iyileştirmek,
Baraj gölü yamaçlarını ağaçlandırmak,
Usulsüz tarla açmanın önüne geçmek,
Erozyonun zararları hususunda halkı bilinçlendirmek, gereklidir.
D. AKARSULAR
Akarsularla İlgili Terimler
Akarsu kaynağı: Akarsuyun doğduğu yerdir.
Akarsu ağzı: Akarsuyun herhangi bir denize veya göle döküldüğü yerdir.
Akarsu yatağı: Kaynakla ağız arasında uzanan, akarsuyun içinden aktığı çukurluktur.
Akarsu vadisi: Akarsuların, içinde aktıkları yatağı aşındırmalarıyla ortaya çıkan çukurluktur.
Akarsu havzası: Bir akarsuyun bütün kollarıyla birlikte sularını topladığı ve faaliyet gösterdiği alanlardır.Eğer akarsular, topladıkları suyu denize ulaştırabiliyorsa, böyle akarsuların havzası açık havzadır. Ancak, akarsular topladıkları suyu denize ulaştıramıyorsa, kara içinde bir göle dökülüyorsa veya yer altına sızıyorsa, bu tür akarsuların havzası kapalı havzadır.
Su bölümü çizgisi: İki akarsu havzasını birbirinden ayıran sınırdır. Genellikle dağların doruk noktalarından geçerler.
Akarsu ağı (Akarsu drenajı): Akarsu havzası, içindeki kollarıyla birlikte bir ağ oluşturur. Buna akarsu ağı (drenajı) denir. Havzanın eğimi, yapıyı oluşturan taşların cinsi ve tabakaların özelliklerine göre, değişik tipte akarsu drenajları oluşur.
Akarsu debisi (akımı): Akarsu yatağının, herhangi bir kesitinden geçen su miktarının m3/sn cinsinden değeridir.
Akarsu rejimi: Akarsuyun yıl içerisindeki debi değişiklikleridir. Akım düzeni olarak da adlandırılır. Su seviyesinde fazla değişiklik olmayan akarsuların rejimleri düzenlidir. Aylara ve mevsimlere göre, seviye değişikliği fazla olan akarsuların rejimleri düzensizdir.
Düzenli akarsu rejimi
Düzensiz akarsu rejimi
Akarsu hızı: Akarsuyun birim zamanda aldığı yoldur (m/sn). Akarsu hızı muline denilen bir araçla ölçülür.
Hız çizgisi: Akarsu hızının en fazla olduğu noktaları birleştiren çizgidir.
Sürekli akarsu: Yatağında her zaman su bulunduran akarsudur.
Geçici akarsu: Yatağında her zaman su bulundurmayan, bazen kuruyan akarsudur.
Taban seviyesi: Akarsular aşındırmalarını derine, yana ve geriye doğru yaparlar. Hiçbir akarsu yatağını deniz seviyesinin daha altına kadar ışındıramaz. Bu seviyeye taban seviyesi denir.
Yamaç gerilemesi: Özellikle nemli iklim bölgelerinde yamaçlar hem alttan, hem de sel sularıyla üstten aşınırlar. Bunun sonucunda yamaç gerilemesi olayı meydana gelir ve yamaç profili oluşur.
Yukarıdaki şekjilde bir akarsu biriktirme sahasından alınan kesit görülmektedir eğer akrsuyun taşıma gücü fazla ise iri unsurlar taşıma gücü az ise ince unsurlar bulunmaktadır
I.de akış hızı cok olan ve düzenli rejime sahip bir akarsuyun biriktirme sahasındaki kesiti
II.de akış hızı ve su miktarı değişen suyu çok olduğu dönemde iri unsurlar suyun azaldığı dönemde ise ince unsurlar biriktirdiği ve rejiminin düzenli olmadığı anlaşılmaktadır
III.de su miktarı az yıl boyunca rejimi düzenli bir akarssu biriktirme sahası kesiti görülmektedir
Geriye aşındırma ve denge profili:Su fazlalığı nedeniyle, akarsular yataklarını, denize döküldükleri yerden başlayarak geriye doğru aşındırmaya başlarlar. Buna geriye doğru aşındırma denir.
Akarsular vadilerini kazıp derinleştirdikçe, yataklarının eğimi gittikçe azalır. Bu duruma erişen bir akarsuyun, ağzından kaynağına doğru uzanan profili iç bükey bir eğri halindedir. Buna denge profili denir.
AKARSU AŞINIM ŞEKİLLERİ
1. Vadiler
a. Boğaz Vadi (Yarma Vadi): Yüksek dağ sıralarını enine yarıp geçen akarsular bu tür vadiler oluştururlar. Vadilerin yamaçları oldukça diktir ve vadi dardır.
Türkiye’de, Kızılırmak, Yeşilırmak, Fırat, Sakarya, Seyhan ve Göksu nehirleri ile Zap suyu böyle vadilerden akarlar.
b. Kanyon Vadi: Yamaçlardaki farklı aşınma sonucu, basamaklı bir biçimde oluşan vadi tipidir. Yamaçlar oldukça dik ve derindir. Genellikle kolay aşınabilen kalın kalker tabakaları içerisinde oluşurlar.
Kanyon vadiler, Türkiye’de pek yaygın değildir. Akdeniz Bölgesi’ndeki Göksu vadisinde kanyonlar görülür.
c. Çentik (Kertik) Vadi: Akarsu yatağında aşındırma derine doğru sürüyorsa “V” şekilli vadiler oluşur. Bu tür vadilere çentik vadi adı verilir.
Çentik vadiler ülkemizde en yaygın olan vadi tipleridir. Dağlık alanlarda bu tür vadilere sıkça rastlanır.
d. Yatık yamaçlı vadi: Farklı aşınma sonucunda farklı yükseklikteki yamaçlara sahip olan vadi tipidir. Akarsu yatağının eğiminin azaldığı yerlerde görülür.
e. Tabanlı vadi: Akarsu aşındırmasının ileri safhalarında oluşan vadi şeklidir. Vadi tabanı ova özelliği kazanır. Vadi yamaçları iyice yatıklaşır ve belirginliğini kaybeder.
Türkiye’de özellikle Batı Anadolu’da bu tür vadiler yaygındır.
2. Menderesler
Akarsular, eğimlerinin azaldığı yerlerde kıvrılarak akarlar. Hem aşındırma, hem de biriktirme sonucunda, bu kıvrımlar daha da genişleyerek menderesleri oluştururlar.
Menderesler aşınım şekilleri olmakla birlikte, oluşumunda akarsu biriktirmesi de etkili olmuştur.
Mendereslerde yana aşındırma fazla olduğu için sık sık yatak değiştirirler. Ülkemizde, ovaların tabanlarında ve olgun vadilerdeki akarsular menderesler çizerek akarlar.
3. Kırgıbayır (Badlands)
Şiddetli yağmurların oluşturduğu selinti suları, bitki örtüsünün bulunmadığı ve kolay aşınabilen arazileri aşındırır.
Bunun sonucunda, arazi yüzeyi girintili çıkıntılı bir görüntü alır. Bu tür arazilere kırgıbayır adı verilir.
Kırgıbayır, özellikle sağanak yağışların görüldüğü, yarıkurak bölgelerde daha sık meydana gelir. Türkiye’de, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygındır.
4. Çağlayan ve Çavlanlar (Şelaleler)
Akarsu yataklarında, bazen bazı tabakalar aşınmaya karşı farklı direnç gösterirler. Bunun sonucunda da basamaklar oluşur. İşte, akarsuların bu basamaklardan akan kısımlarına çağlayan adı verilmektedir. Eğer basamaklar yüksekçe ve düşen su miktarı fazla ise, böyle kısımlar da çavlan veya şelale olarak isimlendirilir. Ülkemizdeki en tanınmışları, Manavgat Çağlayanı ile Düden, Muradiye ve Gürlevik şelaleleridir.
Çağlayan ve çavlanlarda suların yüksekten düştüğü kısım aşınırsa, derin oyuklar oluşur. Bu oyuklara dev kazanı adı verilir.
5. Peribacaları
Volkanik arazilerde, selinti sularının, aşınmaya karşı farklı dirençteki tabakaları aşındırması sonucunda oluşan şekillerdir.
Türkiye’de Nevşehir, Ürgüp, Göreme, Avanos çevresinde yaygındır.
6. Peneplen (Yontukdüz)
Akarsuların ve akarsularla birlikte diğer dış kuvvetlerin, yeryüzünü aşındırması sonucunda deniz seviyesinde hafif dalgalı düzlükler oluşur. Bunlara peneplen (yontukdüz) adı verilir.
AKARSULARDA BİRİKTİRME
Akarsuların biriktirme yapabilmesi için;
- Eğimin azalması
- Suyun azalması,
- Akarsu hızının azalması,
- Akarsu yükünün artması,
gereklidir. Bu faktörler bir arada olunca, akarsuyun gücü azalır ve biriktirme başlar.
AKARSU BİRİKİM ŞEKİLLERİ
1. Birikinti Konileri ve Yelpazeleri
Dağ yamaçlarından düzlüğe inen akarsular, taşıdıkları materyalleri eğimin azaldığı yerlerde yarım koni şeklinde biriktirirler. Bunlara birikinti konisi denir.
Akarsuların taşıdıkları maddeler ince ise, geniş bir alana yelpaze gibi yayılırlar. Bunlara da birikinti yelpazesi denir. Ülkemizde dağ eteklerinde, bu tip şekillere sıkça rastlanır.
2. Dağ Eteği Ovaları
Dağ eteğinde, eğimin azaldığı yerlerde meydana gelen birikinti konileri ve yelpazelerinin zamanla yanlara doğru büyüyerek birleşmeleri sonucu oluşan ovalardır.
Bursa ovası, Uludağ’ın eteğinde oluşmuş bir dağ eteği ovasıdır.
3. Dağ İçi Ovaları
Dağ içlerinde, eğimin azaldığı yerlerde, akarsuyun taşıdığı malzemeleri biriktirmesi sonucu oluşan düzlüklerdir. Engebeli ülkelerde daha fazla oluşur.
Malatya, Muş, Elazığ ovaları bu şekilde oluşmuşlardır.
4. Taban Seviyesi Ovaları
Akarsuların denize yaklaştıkları yerlerde taşıma gücü azdır. Böyle yerlerde akarsular, taşıdıkları malzemeleri biriktirirler ve ova yüzeyini alüvyal dolgu alanı haline getirirler. Böyle oluşan düzlüklere taban seviyesi ovası veya alüvyal taşkın ovası denir.
5. Delta Ovaları
Akarsuların taşıdıkları malzemeleri, deniz içerisinde biriktirmesi sonucu, üçgene benzeyen düzlükler meydana gelir. Bunlara delta ovası adı verilir.
Türkiye’de birçok delta ovası vardır. Başlıcaları Çukurova, Bafra ve Çarşamba ovalarıdır.
6. Taraçalar (Sekiler)
Alüvyal tabanlı vadi üzerindeki akarsuların, yeniden canlanarak, yatağını kazması sonucunda oluşan yüksekte kalmış eski vadi tabanlarıdır.
Türkiye’de, çeşitli zamanlarda epirojenik hareketler görüldüğü için, vadiler boyunca taraçalar görülür.
Taraçalar birikim şekilleri olmakla birlikte, oluşumunda akarsu aşındırması da etkili olmuştur
7. Kum Adacıkları
Akarsu eğiminin azaldığı ve yatağın genişlediği yerlerde, taşınan alüvyonlar ve kumlar küçük adacıklar şeklinde biriktirilir. Bunlara kum adacıkları denir.
F. KARSTİK SULAR, AŞINDIRMA VE BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ
Kayatuzu, jips (alçıtaşı), kalker (kireçtaşı) gibi suda kolay eriyebilen kayaçların bulunduğu arazilere karstik araziler adı verilir. Bu arazilerde suların etkisiyle birtakım şekiller oluşur. Bu şekillere karstik şekiller denir.
1.Karstik Aşındırma (Çözünme) Şekilleri
Lapyalar: Karstik arazilerde, yağışlar sonucunda yeryüzüne düşen sular, kireçtaşlarını aşındırarak oyuklar ve yarıklar oluşturur. Bunlara lapya denir.
Lapyalar en küçük karstik çözünme şekilleridir.
Dolinler: Lapyalar zamanla genişleyip birleşerek dolinleri oluştururlar. Derinlikleri birkaç metredir. Çapları ise birkaç yüz metreyi bulabilir.
dolin
Uvala ve Polyeler: Karstik sahalarda dolinler zamanla genişleyerek uvala denilen şekilleri oluştururlar.
uvala
Uvalalar da genişleyip birleşirlerse polye adı verilen şekilleri meydana getirirler. Ülkemizdeki bazı ovalar polye ovası
polye
Obruklar: yer altındaki mağara ve galeri tavanlarının çökmesiyle oluşmuş derin karst kuyularıdır. Obrukların bazılarının tabanlarında sular birikmiştir ve obruk gölleri meydana gelmiştir.
Mağaralar: Karstik alanlarda yer altı sularının eritmesi sonucu oluşan doğal yer altı boşluklarına mağara denir. Bu mağaralar birer turizm alanıdırlar.
Tüneller ve Doğal Köprüler: Karstik alanlarda yeryüzündeki sular yer altına sızarlar ve tabakaların bu sularla çözünmesi sonucu tüneller oluşur.
2. Karstik Biriktirme Şekilleri
Travertenler: Karstik alanlardan kaynaklanan suların içerisinde eriyik halde bulunan kireç, buharlaşma ve sudaki karbondioksitin ayrışması sonucu çökelir ve travertenler meydana gelir.
Denizli civarında, Pamukkale’de travertenler oluşmuştur.
Sarkıt, Dikit ve Sütunlar: Mağara tavanından sarkan kalsiyum karbonat çökelti taşlarına sarkıt, mağara tabanından yükselen kalsiyum karbonat çökelti taşlarına ise dikit adı verilir.
Sarkıt ve dikitler birleşirse sütun adı verilen şekiller oluşur.
G. BUZULLAR VE BUZULLARIN OLUŞTURDUĞU ŞEKİLLER
Kutuplarda ve yüksek dağlar üzerinde yağışlar genellikle kar halinde olur. Sıcaklık çok düşük olduğu için yağan karlar erimeden üst üste birikir. Biriken bu karlara toktağan (kalıcı) kar denir. Yaz ve kış karla örtülü olan böyle yerlerin alt kısımlarına ise, toktağan (kalıcı) kar sınırı adı verilir.
Kar örtüsü başlangıçta yumuşak ve gevşektir. Ancak, daha sonra soğuğun etkisi ve yağan karların sıkıştırması ile sertleşir. Buna buzkar denir. Buzkarlar, daha sonra üstüste yağan karların basıncı ile iyice katılaşır ve buzul haline gelir.
Binlerce km2 lik sahaları geniş ve kalın bir örtü gibi kaplayan buzullara örtü buzulu, dağların zirvelerinde oluşan buzullara da dağ buzulu denilmektedir. Ülkemizdeki buzullar dağ buzulu şeklinde oluşmuşlardır.
Buzulların Aşındırma Şekilleri
Buzul Vadisi: Buz örtüleri altında kalmış olan bölgelerde, buzun yatağını aşındırıp derinleştirmesi sonucunda oluşan “U” şeklindeki vadilerdir.
Hörgüç kaya: Anakayanın buzullar tarafından işlenmesi sonucunda oluşan kaya tepeleridir.
Sirk Çanağı (Buz Yalağı): Dağ yamaçlarındaki bazı buzulların, bulundukları alanı aşındırmasıyla oluşan çanaklardır. Buzullar bazen eriyince bu çanaklar sularla dolarak sirk göllerini meydana getirirler.
Türkiye’de, buzulların aşındırma şekilleri, en çok aşağıdaki dağlarımızda görülür:
Buzulların Biriktirme Şekilleri
Moren (Buzultaş): Buzulların aşındırdıkları malzemeleri biriktirmesiyle oluşurlar. Ortalama kalınlıkları 50 – 60 m kadardır.
Drumlin: Buzulların taşıyıp biriktirdiği materyallerin, buzulun alt kısmındaki erimeler sonucu meydana gelen dereler tarafından işlenmesiyle oluşan birikintilerdir.
Sander Ovası: Eriyerek çekilen buzul sularının oluşturduğu düzlüklerdir.
H. RÜZGÂRLARIN OLUŞTURDUĞU ŞEKİLLER
Rüzgârlar, kopardıkları parçacıkları havalandırarak taşımak, bu parçacıkları çarptırarak aşındırmak ve gücü bitince de biriktirmek yoluyla yeryüzünde şekillendirme yaparlar.
Rüzgârlar, en fazla kurak ve yarıkurak bölgelerde etkilidirler. Çünkü, bu bölgelerde bitki örtüsü zayıf, arazi kuru, rüzgâr hızlıdır.
Rüzgâr Aşındırma Şekilleri
Rüzgârlar, güçleri ölçüsünde yeryüzünden kopardıkları parçacıkları veya mevcut materyalleri sürükleyerek, havalandırarak taşırlar ve önüne çıkan engellere çarptırırlar. Bunun sonucunda, kayaların yüzeyinde çizikler ve oyuklar oluşur. Aşınmaya karşı farklı dirençteki tabakalar üst üste oluşmuş ise bu oyuklar büyür ve bazı şekiller meydana gelir. Bu şekillerin en sık görülenleri şeytan masaları (mantar kayalar) ve şahit kayalardır.
Mantar kayaların oluşum aşaması
Şahit kayaların oluşum aşaması
Yardank: Rüzgarların sert tabakalar arasındaki ince kumları aşındırarak, başka bir yere taşıması sonucunda oluşan sivri şekillere “YARDANG” denir.
Rüzgâr Biriktirme Şekilleri
Rüzgâr biriktirme şekillerinden en yaygın olanları kumullardır. Kumullar, rüzgâr hızının azaldığı alanlarda kum yığınları şeklinde meydana gelirler.
Rüzgâr yönünde uzanan kumul tepelerine boyuna kumul, rüzgâra dik yönde olanlara da enine kumul denir. Hilal biçimindeki enine kumullara da barkan adı verilmektedir.
Kumul alanlarına yakın yerlerde oluşan ince toz birikintilerine ise lös toprakları adı verilmektedir.
GELGİT DALGALAR VE AKINTILARIN
YERŞEKİLLERİNE ETKİSİ
1. Gel – Git (Med – Cezir)
Özellikle, Ay’ın ve Güneş’in çekim gücü tesiriyle okyanuslarda görülen alçalma – yükselme hareketleridir
Gel – git’in etkisi sonucunda;
Akarsu ağızlarında delta oluşumu engellenir.
Akarsu vadilerinin ağızlarının tıkanması önlenir.
Kıyı kirlenmesi önlenir.
Haliçler oluşur. Deniz yükseldiği zaman akarsuların ağız kısımlarına sokulur ve haliç şekli meydana gelir. Bu çeşit kıyılara estuar (haliç tipi) kıyılar denir.
Watt kıyıları oluşur. Deniz, belli aralıklarla alçalıp yükselince kıyı çizgisi değişir. Deniz alçalınca ortaya çıkan, deniz yükselince ortadan kalkan bu kıyılara watt kıyıları denir.
2. Dalgalar
Dalga, deniz yüzeyindeki salınım hareketleridir.
Dalgaları oluşturan nedenler;
*Dünya’nın dönmesi,
*Rüzgârlar,
*Depremler,
*Denizaltı heyelanı,
*Volkanizma’dır.
Deniz dibindeki depremlere ve volkanik faaliyetlere bağlı olarak oluşan dalgalara tsunami dalgaları denir.
3. AkıntılarDeniz yüzeylerindeki suların, bulundukları yerlerden başka alanlara doğru taşınmasına akıntı denir
.Akıntıların oluşmasına neden olan faktörler şunlardır:
a. Yoğunluk farkı
-Tuzluluk farkı
b. Seviye farkı:
c. Sürekli rüzgârlar:
d. Gel – git olayı:
DALGA VE AKINTILARIN OLUŞTURDUĞU KIYI ŞEKİLLERİ
Falezler (Yalıyarlar): Yüksek kıyılarda dalgaların etkisiyle kıyıların alt kısımları aşındırılır ve bazı oyuklar oluşur. Bu oyuklar büyüdüğü zaman tavanları çöker ve denize dik kıyılar meydana gelir. Bu dik kıyılara falez ya da yalıyar adı verilir.
Ülkemizde, falezler en çok Karadeniz kıyılarında oluşmuştur. Akdeniz’de Teke ve Taşeli kıyılarında da falezler oluşmuştur.( E)
Kıyı Kumsalları (Plajlar): Dalga ve akıntıların etkileriyle kıyıdan koparılan malzemeler, bir müddet sonra sürtünme sonucu iyice ufalanır, incelir. Dalgalar bu küçülen malzemeleri alçak kıyılarda biriktirirler. Sonuçta kıyı kumsalları yani plajlar oluşmuş olur.
Kıyı Okları ve Kordonları: Dalgalar ve kıyı akıntıları, taşıdıkları materyalleri özellikle koyların kenarında biriktirirler. Sonuçta kıyılarda çıkıntılar oluşur.
Bunlara kıyı oku denir. Kıyı okları zamanla daha da genişler ve uzar. Bunlara da kıyı kordonu adı verilir.( A )
Kıyı okları ve kordonları, en belirgin olarak Çukurova, Göksu, Çarşamba ve Bafra deltalarında oluşmuştur.
Lâgünler: Koyların önünde oluşan kıyı kordonları zamanla koyun önünü tamamen kapatır ve denizle olan bağlantısını keserek deniz kenarında bir göl oluşumuna sebebiyet verir. Böyle oluşan göllere lâgün ya da deniz kulağı denir. (B)
Türkiye’deki bütün delta ovalarında küçük lagünler oluşmuştur. Ayrıca, Büyük ve Küçük Çekmece Gölleri ile Durusu Gölü birer lagündür.
Tombololar: Kıyı yakınındaki bir adanın bir kordonla kıyıya bağlanması sonucu oluşan yarım adalara tombolo denirTürkiye’de Güney Marmara kıyılarındaki Kapıdağ Yarımadası tomboloya örnek olarak verilebilir. (D )
4.Başlıca Kıyı Tipleri
a. Fiyort Kıyılar: Buzul vadilerinin sular altında kalması sonucu oluşan kıyılardır. Bu kıyı tipine ait en güzel örnek, İskandinav Yarımadası’nın Atlas Okyanusu kıyılarıdır. Dünya’nın en büyük fiyordu Norveç’teki
Soğne fiyordudur
b. Skyer Kıyılar: Buzulların aşındırdığı tepeciklerle veya buzulların biriktirdiği moren yığınlarıyla şekillenmiş kıyılar sular altında kalınca yüzlerce adacık ortaya çıkar. Bu tür kıyılara skyer kıyılar denir. Baltık Denizi’nin kuzeydoğusunda bu tür kıyılar görülür.
c. Ria tipi kıyılar: Plâtoları yaran derin vadilerin sular altında kalmasıyla oluşan kıyılardır. Dünya’da en güzel örnekleri, Güneybatı İrlanda ve Kuzeybatı İspanya’da görülür. Ülkemizde’de Güneybatı Ege kıyıları, İstanbul ve Çanakkale boğazları ile Haliç, ria tipi kıyılara örnek olarak
verilebilir
.
d. Liman tipi kıyılar: Alçak kıyılardaki geniş vadilerin sular altında kalması ve bunların önünün kıyı setleriyle kapatılması sonucunda oluşmuştur. Dünya’daki en iyi örnekleri, Ukrayna’nın Karadeniz kıyılarında görülür. Ülkemizde de örnek olarak Büyük ve Küçük Çekmece kıyıları gösterilebilir.
e. Dalmaçya tipi kıyılar: Deniz sularının, kıyıya paralel uzanan dağlar arasındaki çukurluklara dolmasıyla oluşan kıyılardır. Dünya’daki en iyi örneği Adriya Denizi kıyılarında görülür.
Ülkemizde de Kaş (Antalya) çevresinde bu tür kıyılara rastlanır.
f. Haliç (Estuar) tipi kıyılar: Gel – git olayı sonucunda akarsu ağızlarının aşındırılmasıyla oluşan ve huniye benzeyen kıyılardır. Dünya’nın en büyük halici Hamburg halicidir.
NOT :Deltayla haliç aynı yerde görülmez,okyanus kenarlarında haliç içdeniz kıyılarında ise delta görülür
g. Boyuna kıyılar: Dağların denize paralel uzandığı yerlerde boyuna kıyılar görülür. Bu kıyılarda girinti ve çıkıntı son derece azdır. Karadeniz ve Akdeniz kıyıları bu tiptendir.
h. Enine kıyılar: Dağların denize dik uzandığı yerlerde enine kıyılar görülür. Bu kıyılarda girinti – çıkıntı son derece fazladır. Ege kıyıları bu tiptendir.
İKLİM
Geniş bir sahada, uzun yıllar boyunca (40 – 50 yıl) devam eden, atmosfer olaylarının ortalamasına iklim denir.
HAVA DURUMU
Dar bir sahada, kısa süre içerisinde görülen atmosfer olaylarına hava durumu denir.
NOT:iklim daha geniş bölgelerde ve daha uzun süreli hava olaylarını ele alırken hava durumu daha dar bölgelerde ve daha kısa süreli hava olaylarını ele alır
KLiMATOLOJİ
Geniş sahalarda, uzun yıllar devam eden atmosfer olaylarının ortalamalarını tespit ederek, iklim bölgelerini ve karakterlerini inceleyen bilim dalına klimatoloji denir.
METEOROLOJİ
Dar sahalarda, kısa süreli atmosfer olaylarını inceleyen bilim dalına meteoroloji denir.
NOT: klimatoloji coğrafyada fiziki çografyanın alt bilim dalı iken meteoroloji ise fizik bilminin bir alt dalıdır
HAVA KÜTLESİ: Atmosferde nem ve sıcaklık bakımından benzer özellikler gösteren büyük hava parçalarına hava kütlesi denir.
ATMOSFER VE ÖZELLİKLERİ
Dünya’yı gazlardan meydana gelen bir geosfer (tabaka) kuşatır. Buna atmosfer denir.(dünyayı saran gaz küre veya hava kürede denir)
Atmosferin var olmasının nedeni dünyadaki yerçekimi kuvvetidir ve ayrıca atmosferin şeklide dünyanınkine benzer kutuplarda kalınlığı az ekvatorda ise fazladır bunun iki önemli nedeni vardır bunlar:
1.sıcaklık:ekvator daha sıcak gazlar ısınarak cevreye doğru yayılmış kutuplar daha soğuk ve gazlar soğuyarak zemine yaklaşmıştır.
2.yerçekimi:kutuplarda yerçekimi daha çok gazlar zemine daha yakın ekvatorda ise yerçekimi daha az ve gazlar cevreye daha çok yayılmıştır
Atmosferi oluşturan gazlar
*Her zaman bulunan ve miktarı değişmeyen gazlar ;%78 Azot,%21 Oksijen,%1 Asal gazlardır.
*Her zaman bulunan ve miktarı değişen gazlar;Subuharı ve Karbondioksittir.
*Her zaman bulunmayan gazlar ise Tozlar ve ozondur.
Karbondioksit, havada çok az miktarda (% 0 – 0,03) bulunmasına karşın, iklim olayları üzerinde önemli etkide bulunur. Karbondioksit atmosferin güneş ışınlarını emme ve saklama kabiliyetini arttırır. Miktarının artması sıcaklığın artmasına, azalması sıcaklıkların düşmesine neden olur. Jeolojik devirler içerisinde CO2 miktarın değişmesi iklim değişimlerini etkilemiştir
Su buharı, miktarı sıcaklığa, yer ve zamana bağlı olarak en fazla değişen gazdır. Bu miktar yerden yükseldikçe, kıyıdan uzaklaştıkça ve ekvatordan kutuplara doğru gittikçe azalır
KÜRESEL ISINMA
İnsanlar atarafından atmosfere salınan gazların sera etkisi yaratması sonucunda dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına küresel ısınma denir. Bu olay son 50 yıldır iyice saptanabilir duruma gelmiş ve önem kazanmıştır. Dünya’nın atmosfere yakın yüzeyinin ortalama sıcaklığı 20. yüzyılda 0.6 (± 0.2)°C artmıştır
Karbondioksit su buharı ,ozon ,kloraflorakarbon ve metan gazları sera etkisi yapan gazlardır su buharı diğerlerine göre daha pasiftir volkan patlamaları fabrikalar egzostan çıkan gazlar vb bu gazların miktarını son yüzyılda oldukça arttırmıştır.özellikle metan gazının sıcaklığı tutma özelliği daha çok olduğu için bu gazın miktarının artışı daha da önemsenmektedir
ATMOSFERİN KATLARI
Atmosfer, yerçekimi etkisiyle iç içe kürelerden meydana gelmiştir. Bunların yoğunlukları ve bileşimleri birbirinden farklıdır.
*Her zaman bulunan ve miktarı değişmeyen gazlar ;%78 Azot,%21 Oksijen,%1 Asal gazlardır.
*Her zaman bulunan ve miktarı değişen gazlar;Subuharı ve Karbondioksittir.
*Her zaman bulunmayan gazlar ise Tozlar ve ozondur.
Troposfer:
1.Atmosferin en alt tabakasıdır.
2.Ekvator üzerindeki kalınlığı 16 – 17 km, 45° enlemlerinde 12 km, kutuplardaki kalınlığı ise 9 – 10 km dir. Bunun nedeni, Ekvator’daki hava kütlelerinin ısınarak yükselmesi, kutuplarda ise soğuyan havanın ağırlaşarak alçalmasıdır
3.Su buharının tamamı bu katmandadır ve bu yüzden iklim olayları troposferin 3 – 4 km lik kısmında meydana gelir.
5. Troposfer daha çok yerden yansıyan ışınlarla ısınır.Bu nedenle yerden yükseldikçe her 100 metrede sıcaklık 0,5 °C azalır
6.Atmosferdeki gazların % 75′i troposfer katında bulunmaktadır.Bu yüzden yoğunluğun en fazla olduğu katmandır
7.Yolcu uçakları yaklaşık 10000 metrede bu katmanda uçarlar
Stratosfer:
1.Troposferden itibaren 17 – 30 km ler arasında bulunur.
2.Bu tabakada su buharı olmadığı için, iklim olayı görülmez.
3. Stratosferde sıcaklık değişimi yok gibidir. Sıcaklık –45°C civarındadır. mezosfere yaklaştıkça sıcaklık artışı görülür
4.Stratosferde yerçekimi çok azaldığı için cisimler gerçek ağırlıklarını kaybederler.
5. Üst kısımlarında ozon gazı bulunur.
Ozon tabakası: Yerden 15 ile 40 km yükseklikte, en yoğun olarak da 25 km yükseklikte bulunur. içerisinde bulundurduğu ozon gazından dolayı bu ismi almıştır.iki önemli faydası vardır bunlar:
1. Dünyanın aşırı ısınıp aşırı soğumasını önler
2. Zararlı güneş ışınlarını süzer: Güneş’ten gelen ve canlı yaşamı için zararlı olan ışınları (Ultraviyole ışınları gibi) tutar. Bundan dolayı canlıların koruyucu katıdır.
Mezosfer:
1.Mezosfer atmosferde 50 ila 80-90 km arasında yer almaktadır.
2. Sıcaklık yükseldikçe azalır
3. Atmosferin en soğuk bölgesidir, sıcaklık -100 dereceye kadar düşer
4. Mezosfer tabakası yeryüzününü uzaydan gelen meteorlardan korur, meteorlar bu tabakaya girdiklerinde yanarlar
5. Bu seviyede nefes alacak oksijen yoktur
Termosfer
1.Termosfer 80- 90 km’nin üzerinden başlayarak yaklaşık 10000km ye kadar uzanır
2.Hava çok incedir.
3.Sıcaklık yükseklikle artar, sıcaklık çok yüksektir,
4.Bu tabakada sıcaklık 2000 dereceye kadar ulaşmaktadır.
5.Termosfer tabakası ikiye ayrılır: İyonosfer ve Eksosfer.
a) İyonosfer:
1.Şemosferden sonra 90 – 550 km’ler arasında bulunur.
2.Bu tabakadaki gazlar ultraviyole ışınlarının etkisi ile iyonlara ayrılmıştır. 3.iyonlaşma sırasında açığa çıkan enerji ile sıcaklığı yükselmiştir.
(250 °C)
4.iyonlar arasında elektron alışverişi son derece fazladır. Bundan dolayı haberleşme sinyalleri, radyo dalgaları bu tabakadan yansır.haberleşme acısından bu katman önemlidir
b). Eksozfer:
1. Atmosferin en üst ve en dış sınırını oluşturur
2.Eksozfer yeryüzeyinden oldukça uzak mesafede bir bölgedir. 550 km’den dış sınırı kesin olarak tespit edilememekte, 10.000 km ye kadar çıktığı sanılmaktadır.
3.Genellikle uydular bu bölgede bulunur. Bu bölge yeryüzü atmosferi ile gezegenler arası uzayda bir geçiş zonu olarak adlandırılır.
Atmosferin Faydaları
1. İklim olayları meydana gelir.
2. Canlı yaşamı için gerekli gazları ihtiva eder.
3. Güneş’ten gelen zararlı ışınları tutar.
4. Dünya’nın aşırı ısınmasını ve soğumasını engeller.
5. Dünya ile birlikte dönerek sürtünmeden doğacak yanmayı engeller.
6. Uzaydan gelen meteorların parçalanmasına neden olur.
7. Güneş ışınlarının dağılmasını sağlayarak, gölgede kalan kısımların da hem aydınlanmasını hemde ısınmasını sağlar. Bir başka ifade ile gölgelerin tam karanlık olmasını ve soğuk olmasını önler.
8. Işığı, sesi, sıcaklığı geçirir ve iletilmesini sağlar.
9. Hava akımları sayesinde gündüz olan kesimlerin aşırı sıcak, gece olan kesimlerin de aşırı soğuk olmasını engeller.
İKLİM ELEMANLARI
A.SICAKLIK
B.BASINÇ VE RÜZGARLAR
C.NEM VE YAĞIŞ
Bunların içinde en önemlisi sıcaklıktır çünkü sıcaklık bunların hepsini etkilemektedir.
A. SICAKLIK
Yeryüzündeki sıcaklığın kaynağı Güneş’tir. Yeryüzünün Güneş’ten aldığı ısı miktarına sıcaklık denir. Termometre ile ölçülür. Sıcaklığın birimi santigrat derece (°C) dir.
Atmosfere gelen enerji % 100 kabul edilirse;
Enerjinin % 25′i bulutların ve atmosferin etkisi ile uzaya doğru yansır.
% 25′i atmosferde dağılarak gölge yerlerin aydınlatılmasını ve gök yüzünün mavi görünmesini sağlar.
% 15′i atmosfer tarafından emilerek atmosferin ısınmasını sağlar.
% 35′i yeryüzüne ulaşır. Bu enerjinin % 27′si yeri ısıtır. % 8′i ise yeryüzüne çarptıktan sonra tekrar uzaya yansır.
SICAKLIK DAĞILIŞINI ETKiLEYEN FAKTÖRLER
(SICAKLIK ETMENLERi)
1. Güneş ışınlarının yeryüzüne düşme açısı
Yeryüzünde sıcaklık dağılışını etkileyen en önemli faktördür. Güneş ışınları bir yere ne kadar dik düşerse, orası o kadar fazla ısınır. Düşme açısı küçüldükçe ısınma azalır. Düşme açısını belirleyen etkenler şunlardır:
a. Dünya’nın şekli ve enlem: Dünya’nın şekline bağlı olarak, Ekvator’dan kutuplara doğru gidildikçe güneş ışınlarının yere düşme açıları küçülür. Bunun sonucunda da Ekvator’dan kutuplara gidildikçe sıcaklık azalır.
b. Yaşanan Mevsim: Dünya’nın eksen eğikliği ve yıllık hareketine bağlı olarak güneş ışınlarının düşme açısı yıl boyunca değişir.
Buna göre, Kuzey Yarım Küre, yaz mevsiminde güneş ışınlarını daha dik, kışın daha eğik alır.
c. Günün Saati: Dünya’nın günlük hareketine bağlı olarak, güneş ışınlarının bir noktaya geliş açısı gün boyunca değişme gösterir. Güneş ışınları sabah ve akşam eğik açıyla, öğle vakti ise gelebileceği en dik açı ile gelir.
d. Bakı ve eğim: Güneş ışınlarının düşme açısı, yerşekillerinin Güneş’e bakma durumuna göre (Bakıya göre) ve yerşekillerinin eğimine göre değişir.
2. Güneş ışınlarının atmosferde katettiği yol
Güneş ışınlarının atmosferde aldığı yol uzadıkça enerji kaybı o oranda artar. Dik açı ile gelen ışınlar daha kısa bir yoldan yeryüzüne ulaşır ve daha az kayba uğrar. (Ekvator çevresi gibi)
Dar açı ile gelen ışınlar ise, daha uzun bir yoldan yeryüzüne ulaşır ve daha fazla kayba uğrar. (Kutup çevreleri gibi)
3. Güneşlenme Süresi
Güneşlenme süresi arttıkça sıcaklık artar. Yaz aylarında güneşlenme süresi fazla olduğundan sıcaklık değerleri yüksektir. Yine gün içinde en yüksek sıcaklıkların tam öğle vakti değil, öğleden birkaç saat sonra olması güneşlenme süresi ile ilgilidir. Geceleri ise, Güneş’ten enerji alınmadığı için soğuma görülür. Bu nedenle günün en soğuk anı, sabah Güneş doğmadan önceki andır.
4. Yükselti
Troposfer katında, yerden yükseldikçe sıcaklık değerleri her 100 m. de 0,5 °C azalırken, alçaldıkça her 100 m. de 0,5 °C artar.
5. Kara ve Denizlerin Dağılışı
Aynı miktarda güneş enerjisi alan karalar ve denizler aynı derecede ısınmazlar. Karalar denizlere oranla daha fazla ve çabuk ısınırken, denizler daha az ve geç ısınırlar. Yine karalar denizlere oranla daha fazla ve çabuk soğurken, denizler daha az ve geç soğurlar.
6. Nem Miktarı
Nem, bir yerin fazla ısınması ve soğumasını önler. Sıcaklık farkını azaltır. Güneş ışınlarının dik ve dike yakın geldiği Ekvator çevresi Dünya’nın en sıcak yerleri olması gerekirken, nemin fazlalığından dolayı olmamıştır. Dünya’nın en sıcak yerleri ise Dönenceler civarı (Tropikal çöller) olmuştur.
Kış mevsiminde, havanın bulutlu olduğu günlerde, ısı kaybı azaldığından sıcaklık değerleri yüksektir. Havanın bulutsuz olduğu günlerde ise, ısı kaybı daha fazla olduğundan sıcaklık değerleri düşüktür. Kuru ve ayaz bir hava yaşanır.
7. Okyanus Akıntıları
Okyanus akıntıları, hem denizler hem de karalar üzerinde havanın sıcaklığını etkilerler. Bu akıntılar sıcaklığın Ekvator’dan kutuplara doğru düzenli olarak azalmasını engeller.
Ekvator yönünden gelen Gulf – Stream, Brezilya, Kuroşivo ve Alaska gibi akıntılar sıcaklığı yükseltir. Buna karşılık, kutup yönünden gelen Labrador, Kanarya, Oyaşivo, Benguela ve Kaliforniya gibi akıntılar sıcaklığı düşürür.
8. Rüzgârlar
Kuzey Yarım Küre’de güneyden, Güney Yarım Küre’de de kuzeyden esen rüzgârlar, Ekvator yönünden geldikleri için sıcaklığı artırır. Kutup yönünden gelen rüzgârlar ise, sıcaklığı düşürürler. Bu durum enlem – sıcaklık ilişkisine örnektir.
Denizden karaya doğru esen rüzgârlar kışın ılıtıcı, yazın ise serinletici etki yapar.
Karadan denize doğru esen rüzgârlar ise, kışın sıcaklığı düşürücü, yazın ise sıcaklığı yükseltici etki yapar.
9. Bitki Örtüsü
Bitki örtüsü, güneş ışınlarının bir kısmını emerek gündüz yerin fazla ısınmasını önler. Gece ise, yerden ışıyan sıcaklığın bir bölümünü tutarak fazla soğumayı engeller. Bunun sonucunda, bitki örtüsünün gür olduğu alanlar ile seyrek olduğu alanlar arasında, sıcaklığın dağılışı açısından önemli farklar ortaya çıkar.
SICAKLIĞIN YERYÜZÜNDEKİ DAĞILIŞI
Sıcaklığın yeryüzüne dağılışı izoterm adı verilen eş sıcaklık eğrileri ile gösterilir. Sıcaklık haritalarına ise izoterm haritaları denir. izoterm haritaları günlük, aylık ve yıllık olabilir. Bu haritaların bir kısmı gerçek sıcaklıkları gösterir. Bunlara gerçek izoterm haritaları denir. Bu haritalarda yükseltinin etkisi hesaba katılır. Bir de, yükselti değerleri her yerde sıfır metre kabul edilerek, sıcaklık değerlerinin buna göre düzenlenip çizildiği haritalar vardır. Bu haritalara da indirgenmiş izoterm haritaları denir. Her yerin gerçek sıcaklığına, yükseltiden dolayı kaybettiği sıcaklığın eklenmesiyle indirgenmiş sıcaklık bulunur.
Örneğin, 1000 m. yükseklikteki bir yerin gerçek sıcaklığı 16°C ise, buranın indirgenmiş sıcaklığı;
DÜNYA YILLIK ORTALAMA SICAKLIK DAĞILIŞI
YERYÜZÜNDE ÜÇ FARKLI SICAKLIK KUŞAĞI OLUŞMUŞTUR.
Genel olarak (Dünya’nın şekli sonucu) Ekvator’dan kutuplara gidildikçe sıcaklık azalır. Ancak en yüksek sıcaklıklara dönenceler çevresinde rastlanmaktadır.
Kuzey Yarım Küre, Güney Yarım Küre’den daha sıcaktır. Çünkü, Kuzey Yarım Küre’de karalar, Güney Yarım Küre’de denizler daha fazla yer kaplar.
Kuzey Yarım Küre’de, yüksek enlemlerdeki karaların batı kıyıları, doğu kıyılarına göre daha sıcaktır. Sebebi, sıcak okyanus akıntılarıdır. (Gulf – Stream, Alaska, vb.)
Kuzey Yarım Küre’deki sıcaklık farkları Güney Yarım Küre’den daha fazladır. Sebebi, kara – deniz dağılışıdır.
DÜNYA OCAK AYI ORTALAMA SICAKLIK DAĞILIŞI
1. Ocak ayında, Kuzey Yarım Küre’de kış mevsimi yaşanır.
2. Bu ayda Dünya’nın en soğuk yerleri Sibirya, Kanada ve Grönland’ın kuzey bölgeleridir.
3. Bu ayda Dünya’nın en sıcak yerleri, Oğlak Dönencesi üzerindeki kara içleridir.
DÜNYA TEMMUZ AYI ORTALAMA SICAKLIK DAĞILIŞI
1. Temmuz ayında, Kuzey Yarım Küre’de yaz mevsimi yaşanır.
2. Bu ayda, Dünya’nın en sıcak yerleri Büyük Sahra, Arabistan Yarımadası’nın iç kısımları, iran, Orta Asya, Meksika, Amerika’nın orta kesimleri ve Arizona çevresidir.
3. Bu ayda Dünya’nın en soğuk yerleri Antarktika Kıtası’ndadır.
B. BASINÇ ve RÜZGÂRLAR
BASINÇ
Atmosferi oluşturan gazların yeryüzüne yaptığı etkiye basınç denir. Basınç barometre ile ölçülür. Basıncın değeri milibar (mb) denilen birimle belirtilir. Aynı basınca sahip olan noktaların birleştirilmesiyle oluşturulan iç içe kapalı eğrilere ise izobar adı verilmektedir.
Atmosfer basıncını etkileyen faktörler şunlardır:
1. Yerçekimi
Yerçekiminin etkisiyle gazlar Dünya’yı çepeçevre kuşatmıştır. Yükseklere doğru çıkıldıkça ve alçak enlemlere doğru geldikçe yerçekimi azalır. Buna bağlı olarak basınç da azalır.
Yerçekimi ile basınç arasında doğru orantı vardır. Yerçekimi arttıkça basınç artar, yerçekimi azaldıkça basınç azalır.
2. Yükselti
Yükseldikçe basınç azalır. Bunun nedeni, yükseklere doğru çıkıldıkça Atmosfer’i oluşturan gazların yoğunluklarının yerçekimi etkisiyle azalmasıdır. Basınç ile yükselti arasında ters orantı vardır.
3. Termik Etkenler (Sıcaklık)
Sıcaklığın artmasıyla hava genişler, hafifler ve yükselir. Yükselen havanın yere yaptığı basıncın azalmasıyla, alçak basınç alanları doğar.
Sıcaklığın azalmasıyla soğuyan havanın hacmi daralır, ağırlaşır ve alçalır. Alçalan havanın yere yaptığı basıncın artmasıyla yüksek basınç alanları doğar.
Bu şekilde, ısınma ve soğumaya bağlı olarak oluşan basınç merkezlerine termik basınç merkezleri denir. Örneğin, Ekvator çevresi sürekli sıcak olduğundan, burada termik alçak basınçlar oluşmuştur. Kutuplar civarı ise, sürekli soğuk olduğundan burada da termik yüksek basınçlar oluşmuştur. Sıcaklık ile basınç arasında ters orantı vardır.
4. Dinamik Etkenler
Hava kütlelerinin alçalarak yığılması veya yükselerek seyrekleşmesi sonucunda ortaya çıkar.
Örneğin, troposferin üst kısımlarında, Ekvator’dan kutuplara doğru esen Ters (üst) Alize rüzgârları Dünya’nın dönme hareketinin etkisiyle 30° enlemleri civarında alçalarak yüksek basınç alanlarını oluştururlar.
Bununla birlikte, Batı ve Kutup rüzgârları da 60° enlemleri civarında karşılaşınca yükselirler ve burada alçak basınç alanlarını oluştururlar.
işte, bu şekildeki hava hareketlerine bağlı olarak oluşan basınç merkezlerine de dinamik basınç merkezleri denir.
Atmosfer basıncı, yere yaptığı basınç derecesine göre üçe ayrılır.
Normal Basınç: 45° enlemlerinde, deniz seviyesinde, 0°C sıcaklıkta, 760 mm yüksekliğindeki cıvanın yaptığı basınca eşit olan atmosfer basıncına normal basınç denir. Bu basınç 1013 milibardır.
Yüksek Basınç (Antisiklon): 1013 milibardan daha yüksek olan basınçlara yüksek basınç denir. Yüksek basıncın görüldüğü yerlerde alçalıcı hava hareketleri vardır.
Alçak Basınç (Siklon): 1013 milibardan daha az olan basınçlara alçak basınç denir. Alçak basıncın görüldüğü yerlerde yükselici hava hareketleri vardır.
YERYÜZÜNDEKİ SÜREKLİ BASINÇ ALANLARI
1. Termik Kökenli Basınç Alanları
• Ekvatoral Alçak Basınç Alanı (Tropikal Siklon)
Ekvatoral bölge üzerinde bütün Dünya’yı kuşatan sürekli bir alçak basınç alanı uzanır. Bunun nedeni buraların devamlı ısınmasıdır. Bu basınç kuşağı kışın güneye, yazın da kuzeye doğru genişler.
• Kutuplar Yüksek Basınç Alanı (Polar Antisiklon)
Kutuplar yıl boyunca soğuk olduklarından, buralarda sürekli bir yüksek basınç alanı oluşmuştur. Bu basınç alanı kışın genişler, yazın da daralır.
2. Dinamik Kökenli Basınç Alanları
• ( DYB) Ekvator Üstü YüksekBasınç Alanı (Subtropikal Antisiklon)
Ekvatoral bölgede, ısınarak yükselen hava kütleleri üst alizeler halinde kutuplara doğru eserken, gerek Dünya’nın ekseni etrafında dönmesinden, gerekseyerçekimi ve soğumadan dolayı 30° enlemleri civarında alçalır. Sonuçta, bu enlemlerde yüksek basınç alanı oluşur.
• ( DAB) Kutup Altı Alçak Basınç Alanı (Subpolar Siklon)
Batı ve Kutup rüzgârları, 60° enlemleri civarında karşılaştıktan sonra yükselirler. Sonuçta bu enlemlerde alçak basınç alanı oluşur.
RÜZGÂRLAR
Yüksek basınç (antisiklon) alanlarından alçak basınç (siklon) alanlarına doğru olan yatay hava akımlarına rüzgâr denir. Rüzgârın yönü, coğrafi yönlerle ifade edilir. Rüzgâr hızı anemometre adı verilen aletle ölçülür.
Rüzgârın hızını etkileyen faktörler
a. Basınç farkı: Rüzgârın hızı basınç farkıyla doğru orantılıdır.
Basınç farkı çok ise rüzgâr hızlı, basınç farkı az ise rüzgâr yavaş eser. iki bölge arasındaki basınç farkının sona ermesi ile rüzgâr etkinliği kaybeder.
Rüzgar şiddeti çok Rüzgar şiddeti az
b. Basınç merkezleri arasındaki uzaklık: Aynı basınç farklarına sahip, birbirinden farklı uzaklıktaki noktalar arasında rüzgârların hızı farklıdır. Birbirine yakın olan noktalar arasında, izobar yüzeylerinin eğimi fazladır ve rüzgâr hızlı eser. Birbirine uzak olan noktalar arasında ise, izobar yüzeylerinin eğimi azdır ve rüzgâr yavaş eser.
c. Dünya’nın Dönmesi: Dünya’nın dönüşüne bağlı olarak rüzgârlar, düz çizgiler yerine saparak hareket ederler. Bu sapmalar ise onlara hız kaybettirir.
d. Sürtünme: Engebeli arazilerde rüzgârlar çok fazla engellerle karşılaştığı için hızları azalır. Bundan dolayı, rüzgârların hızı, sürtünmenin azaldığı düz ve açık alanlarda fazladır.
Rüzgârın yönünü etkileyen faktörler
a. Basınç merkezlerinin konumu: Rüzgârın yönünü belirleyen, öncelikle basınç merkezlerinin konumudur. Basınç merkezleri yer değiştirdikçe rüzgârın yönü de değişir.
b. Yeryüzü şekilleri: Rüzgârlar basınç merkezleri arasında hareket ederken, yeryüzü şekillerine çarparak yön değiştirirler.
Bir bölgede rüzgârın yıl içerisinde en fazla estiği yöne hakim rüzgâr yönü denir. Hakim rüzgâr yönü yerşekillerine göre ortaya çıkar.
Yukarıdaki grafiğe, rüzgâr gülü diyagramı adı verilir. Bu grafikte A merkezine, rüzgârların büyük bir çoğunlukla kuzeydoğu ve güneybatı yönlerinden estiği dikkate alınırsa, bu yerleşim yerinin kuzeydoğu-güneybatı uzantılı bir vadide yer aldığı söylenebilir.
c. Dünya’nın Dönmesi: Dünya’nın kendi ekseni etrafında dönmesi sonucunda, rüzgârlar basınç merkezleri arasındaki en kısa yolu izleyemezler. Rüzgârlar, Kuzey Yarım Küre’de hareket yönünün sağına, Güney Yarım Küre’de ise hareket yönünün soluna saparlar.
Yüksek basınç alanlarında rüzgârlar, merkezden çevreye doğru hareket ederler.
Alçak basınç alanlarında ise rüzgârlar, çevreden merkeze doğru hareket ederler.
RÜZGÂR ÇEŞİTLERİ
1. Sürekli (Yıllık) Rüzgârlar
a. Alize Rüzgârları: 30° Kuzey ve 30° Güney enlemlerindeki dinamik yüksek basınç alanlarından, Ekvator’daki termik alçak basınç alanına doğru esen rüzgârlardır.
Özellikleri
Başlangıçta sıcak ve kurudurlar. Ancak, denizler üzerinden geçerken nem kazanırlar.
Tropikal kuşaktaki karaların doğu kıyılarına bol yağış bırakırlar. Bu nedenle Doğu rüzgârları da denir.
Sürekli olmaları ve yönlerinin belli olması nedeniyle, yelkenli gemiler döneminde bu rüzgârlardan faydanılmıştır. Bu nedenle bu rüzgârlara ticaret rüzgârları (trade winds) da denilmiştir.
Ekvatoral bölgede karşılaşan Alizeler, 3 – 4 km kadar yükselerek kutuplara doğru hareket ederler. Bunlara da ters alize (üst alize) adı verilir. Ters alizeler, dönenceler üzerinde alçalarak tropikal çöllerin oluşmasına neden olurlar.
Sıcak okyanus akıntılarının oluşumuna neden olurlar.
b. Batı Rüzgârları: 30° enlemlerindeki dinamik yüksek basınç alanlarından, 60° enlemlerindeki dinamik alçak basınç alanlarına doğru esen rüzgârlardır.
Özellikleri
Başlangıçta sıcak ve kurudurlar. Ancak, denizler üzerinden geçerken nem kazanırlar.
Orta kuşaktaki karaların batı kıyılarına bol yağış bırakırlar.
60° enlemleri civarında Kutup rüzgârları ile karşılaşarak cephe yağışlarına yol açarlar.
c. Kutup Rüzgârları: Kutuplardaki termik yüksek basınçlardan, 60° enlemlerindeki dinamik alçak basınç alanlarına doğru esen rüzgârlardır.
Özellikleri
Soğuk ve kuru oldukları için, etkili oldukları alanlarda sıcaklığı azaltarak kar yağışlarına neden olurlar.
60° enlemleri civarında Batı rüzgârları ile karşılaşarak cephe yağışlarına yol açarlar.
Soğuk okyanus akıntılarının oluşumuna neden olurlar.
2. Devirli Rüzgârlar (Musonlar)
a. Yaz Musonu: Yaz mevsiminde karalar denizlere göre daha fazla ısınır. Bu nedenle buralarda alçak basınç alanları oluşur.
Aynı mevsimde deniz ve okyanuslar daha serin oldukları için, yüksek basınç alanı durumundadırlar. Bunun sonucunda, deniz ve okyanuslardan kara içlerine doğru büyük bir hava akımı olur. Bu rüzgârlara yaz musonu denir.
Yaz musonları deniz ve okyanuslardan kaynaklandıkları için bol nem taşırlar. Bundan dolayı etkili oldukları yerlere bol yağış bırakırlar.
b. Kış Musonu: Kış mevsiminde karalar, denizlere oranla daha fazla soğuyarak yüksek basınç alanı oluştururlar. Aynı mevsimde denizler ve okyanuslar üzerinde alçak basınç alanı vardır. Bunun sonucunda, karaların iç kesimlerinden deniz ve okyanuslara doğru büyük bir hava akımı olur. Bu rüzgârlara kış musonu denir.
Kış musonları kara kaynaklı oldukları için soğuk ve kurudurlar. Bu nedenle başlangıçta yağış getirmezler. Ancak, denizler üzerinden geçtikten sonra bir karaya varırlarsa yamaç yağışlarına yol açarlar.
3. Yerel Rüzgârlar
a. Meltem Rüzgârları: Gün boyunca oluşan sıcaklık ve basınç farkları sonucu meydana gelirler.
• Deniz ve Kara Meltemleri
Gündüz, karalar daha çok ısınacağı için alçak basınç alanı, denizler ise yüksek basınç alanıdır.
Bunun sonucunda denizden karaya doğru rüzgâr eser. Bu rüzgâra deniz meltemi denir.
Gece ise, karalar daha fazla soğuyarak yüksek basınç alanı durumuna geçerler. Denizler daha sıcaktır ve basınç azdır. Bunun sonucunda da, karadan denize doğru rüzgâr eser. Bu rüzgâra kara meltemi denir.
• Vadi ve Dağ Meltemleri
Gündüz, dağ dorukları vadilerden daha erken ısınır ve alçak basınç oluşur. Vadiler ise, daha serindir ve yüksek basınç alanıdır. Bunun sonucunda, vadi tabanlarından dağ yamacına ve doruklarına doğru rüzgâr eser. Bu rüzgâra vadi meltemi denir.
Geceleri ise, dağ yamaçlarında ve yüksek plâtolarda hızla soğuyan hava yüksek basınç alanı oluşturur. Alçak ovalar ve vadiler ise, nem oranının daha fazla olması nedeniyle sıcaktır ve alçak basınçlar görülür. Bunun sonucunda da, dağ yamaçlarından alçak ova ve vadilere doğru rüzgâr eser. Bu rüzgâra dağ meltemi denir.
b. Sıcak Yerel Rüzgârlar
• Föhn (Fön)
Hava kütleleri dağ zirvesine doğru çıkarken, sıcaklığı yaklaşık her 100 m. de 0,5 °C azalır. Belli bir yükseltiden sonra bünyesindeki nemi yağış olarak bırakır. Dağın arka yamacına geçtiğinde kuru özelliktedir ve yamaca sürtünerek alçalır. Sürtünmenin etkisiyle sıcaklığı her 100 m. de 1°C artar. Dağ zirvelerinden aşağıya doğru sıcak ve kuru olarak esen bu rüzgârlara föhn rüzgârı denir.
Föhn rüzgârı, İsviçre’de Alpler’in kuzey yamaçlarında görüldüğünden bu ismi almıştır. Föhn rüzgârı Türkiye’de, Toroslar ve Kuzey Anadolu Dağları’nın denize bakan yamaçlarında kışın ve ilkbaharda görülür.
• Sirokko
Kuzey Afrika’da, Büyük Sahra Çölü’nden sıcak ve kuru olarak Akdeniz’e doğru esen rüzgârdır. Fas, Tunus ve Cezayir’de etkisi belirgindir. Akdeniz’i geçerken nem kazanır. İspanya, Fransa ve İtalya’nın güney kıyılarına yağış bırakır.
• Hamsin
Sudan’dan gelen ve Mısır’dan Akdeniz’e doğru esen rüzgârdır. Sıcak, kuru ve boğucu bir rüzgârdır.
c. Soğuk Yerel Rüzgârlar
• Bora
Dalmaçya kıyılarında, Dinar Alpleri’nden Adriya Denizi’ne doğru esen soğuk ve kuru rüzgârdır. Hızı fazladır.
• Mistral
Fransa’nın Rhone vadisini izleyerek Akdeniz’e doğru esen soğuk ve kuru rüzgârdır.
• Krivetz (Kriviç)
Romanya’da, Aşağı Tuna Ovası’na doğru esen soğuk ve kuru rüzgârdır. Bükreş’te krivetz etkili olduğunda sıcaklık 10 – 15°C düşer.
d. Tropikal Rüzgârlar
Sıcak kuşakta, ani basınç farklarından kaynaklanan ve hızları saatte 100 – 150 km.ye kadar çıkabilen rüzgârlardır. Daha çok okyanuslar üzerinde oluşurlar. Belirli yollar izleyerek karaların üzerine de sokulurlar. Sarmal hava hareketleri halinde olduklarından, genellikle hortumlara sebep olurlar. Çevrelerine büyük zarar verirler. Tropikal rüzgârlara, Asya denizlerinde ve Avustralya’nın Büyük Okyanus kıyılarında Tayfun (Çince “Büyük rüzgar” demektir), Meksika Körfezi kıyılarında Hurrican (Hariken), Afrika’nın bazı kesimlerinde ve Latin Amerika kıyılarında da Tornado (Hortum) adı verilir.
C. NEM ve YAĞIŞLAR
Atmosfer içerisindeki subuharına nem denir. Nem higrometre adı verilen aletle ölçülür. Havanın nemi gram (gr) olarak ifade edilmektedir.
1. Mutlak Nem: 1m3 hava içerisinde bulunan subuharının gr olarak ağırlığına mutlak nem denir. Mutlak nem, sıcaklık ve buharlaşmanın fazla olduğu Ekvatoral bölgelerde çok, soğuk kutup bölgeleri ile yüksek dağlarda azdır.
2. Maksimum Nem: 1m3 havanın belli sıcaklıkta taşıyabileceği en fazla nem miktarına maksimum nem denir. Maksimum nem sıcaklığa bağlı olarak değişir. Sıcaklık arttıkça hava genişleyeceğinden taşıyabileceği nem miktarı artar. Sıcaklık azaldıkça hava daralır ve böylece taşıyabileceği nem miktarı azalır. Sıcaklıkla maksimum nem doğru orantılıdır.
3. Bağıl Nem (Nisbi nem): Mutlak nemin maksimum neme oranı havanın neme doyma oranını verir. Bu orana bağıl nem denir.
Yüzde (%) olarak ifade edilir.
Bağıl nem ile sıcaklık ters orantılıdır. Sıcaklık düştükçe maksimum nem azalacağından, bağıl nem yükselir. Sıcaklık değerleri yükseldikçe, maksimum nem artacağından bağıl nem düşer.
Bağıl nem çöl bölgelerinde ve kara içlerinde az, Ekvatoral bölge gibi yağışlı bölgelerde ve deniz kıyılarında çoktur.
YOĞUNLAŞMA
Havadaki su buharının, tekrar sıvı ya da katı haldeki suya dönüşmesine yoğunlaşma denir.
Yoğunlaşmanın meydana gelmesi havanın nem bakımından doyma noktasını aşmasına bağlıdır. Havadaki bağıl nemin yüzde 100′e ulaştığı noktaya doyma noktası denir. Doyma noktası aşıldığı takdirde hava su buharının fazlasını taşıyamaz. Fazla olan su buharı sıvı ya da katı hale dönüşür.
Yoğunlaşma sonucunda çok küçük su taneciklerinin biraraya gelmesiyle bulutlar oluşur. Bulutlar oluştukları yükseklikler dikkate alınarak üç gruba ayrılır.
1.Yüksek bulutlar (Sirüs’ler)
2.Orta yükseklikteki bulutlar (Kümülüs’ler)
3.Alçak bulutlar (Stratüs’ler)
Belirli bir anda gökyüzünün bulutlarla kaplı kısmının tüm gökyüzüne olan oranına bulutluluk denir. Bulutluluk oranı çeşitli aynalardan oluşan ve nefometre adı verilen bir aletle ölçülür. Buna göre, gökyüzünün oranı 10 kabul edilerek;
• 0 – 2 oranı Açık havayı
• 2 – 8 oranı Bulutlu havayı
• 8 – 10 oranı Kapalı havayı ifade eder.
Sis, ise yeryüzüne çok yakın oluşmuş ya da yeryüzüne çökmüş bulutlardır. Sıcak ve nemli bir havanın daha soğuk bir yerle teması sonucu sis oluşur. Sıcak ve soğuk hava kütlelerinin karşılaşması da sislere yol açar.
YAĞIŞ TÜRLERİ ve ETKİLERİ
Atmosferdeki subuharının yoğunlaşarak sıvı ya da katı biçimde yeryüzüne düşmesine yağış denir. Başlıca yağış türleri şunlardır:
1. Çiy: Havadaki subuharının soğuk zeminler üzerinde, su tanecikleri şeklinde yoğunlaşmasıyla oluşur. Özellikle bahar aylarında görülür.
2. Kırağı: Havadaki subuharının soğuk cisimler üzerinde, 0°C den düşük sıcaklıklarda kristaller şeklinde yoğunlaşmasıyla oluşur. Sonbahar aylarında ya da kış başlarında görülür.
3. Kırç: Havadaki subuharının çok soğumuş ağaç dalları, tel, saçak, vb. cisimler üzerinde yoğunlaşarak buz tabakası haline gelmesidir. Kırağıdan ayrılan yönü, kristallerin üst üste yığılarak buz tabakası haline gelmesidir.
4. Yağmur: Bulutu oluşturan su taneciklerinin büyümesiyle oluşan su damlalarıdır. Yoğunlaşmanın devam etmesi ile ağırlığı artan su damlaları yağış şeklinde yere düşer.
5. Kar: Su buharının, yükseklerde 0°C nin altında yavaş yavaş yoğunlaşmasıyla oluşan buz kristalleri yere düşer. Bu tür yağışlara kar denir.
6. Dolu: Hava sıcaklığının birden bire ve büyük ölçüde azalması sonucu yağmur damlaları donarak buz parçacıkları halinde yere düşer. Bu yağışlara da dolu denir.
YAĞIŞLARIN OLUŞMA BİÇİMLERİ
(OLUŞUM NEDENLERİNE GÖRE YAĞIŞLAR)
1. Yamaç Yağışları (Orografik Yağışlar)
Nemli hava kütlelerinin, yatay yönde hareket ederken dağ yamaçlarına çarparak yükselmesi ve soğuması sonucu oluşan yağışlardır.
Dünya’da en çok, Güneydoğu Asya’da, Orta kuşaktaki karaların batı kıyılarında ve sıcak kuşaktaki karaların doğu kıyılarında görülür.
Türkiye’de ise, Toroslar’ın güneybatıya, Karadeniz Dağları ile Yıldız Dağları’nın kuzeye bakan yamaçlarında fazlaca görülür.
2. Konveksiyonel Yağışlar (Yükselim Yağışları)
Güneşli ve rüzgârsız günlerde ısınan hava yükselerek soğur. Belli bir yükseltiden sonra nemin yoğunlaşması ile yağış meydana gelir.
Dünya’da en çok, Ekvatoral bölgede rastlanır. Türkiye’de ise, İç Anadolu Bölgesi’nde İlkbahar’da görülen yağışlar konveksiyonel yağışlardır. Bu yağışlar halk arasında kırkikindi yağışları olarak bilinir.
3. Cephe Yağışları (Frontal Yağışlar)
Sıcak ve soğuk hava kütlelerinin karşılaşma alanlarında meydana gelen yağışlardır.
Dünya’da en çok, Orta kuşakta ve 60° enlemleri civarında görülür. Türkiye’de, özellikle kış mevsiminde görülen yağışların çoğu cephesel kökenlidir.
YAĞIŞLARIN YERYÜZÜNE DAĞILIŞI
Genel hava dolaşımı, kara ve deniz dağılışı, yerşekilleri yükselti gibi nedenlerden dolayı yeryüzünün her tarafı aynı oranda yağış almaz.
Dünya üzerinde;
En yağışlı bölgeler; Ekvatoral bölge, Muson bölgeleri ve Orta kuşak karalarının batı kıyılarıdır.
En kurak bölgeler ise; Orta kuşak karalarının dağlarla çevrili iç kısımları, dönenceler civarı, çevresine göre, alçakta kalmış yerler ve kutup çevreleridir. Şimdi, yeryüzündeki büyük iklimleri, bu iklimlerin özelliklerini ve bu iklimlere uyum sağlamış bitki örtülerini inceleyelim.
A. SICAK İKLİMLER
1. EKVATORAL İKLİM: Ekvator çevresinde, 0° -10° Kuzey ve Güney enlem¬leri arasında görülür. Yıllık ortalama sı-caklık 25°C dolayındadır. Yıllık sıcaklık farkı 2 – 3°C’yi geçmez. Yıllık yağış miktarı 2000 mm den fazladır. Her mev¬sim yağışlı olmakla birlikte, ekinoks tarihlerinde yağış maksimum düzeye erişir. Tabii bitki örtüsü oldukça gür ve geniş yapraklı ormanlardır.
Ekvatoral iklim, Amazon ve Kongo havzalarının büyük bir kesiminde, Gine Körfezi kıyılarına yakın bölgelerde, Endonezya ve Malezya’nın büyük bir bölümünde etkili olmaktadır.
2. TROPİKAL İKLİM (SUBTROPİKAL – SAVAN): 10° – 20° Kuzey ve Güney enlemleri arasında ve 0° – 10° enlemle-rinde 1000 m’den sonra görülür. Ekvatoral kuşak ile çöller arasında bir geçiş iklimi¬dir. Yıllık ortalama sıcaklık 20°C dolayındadır. Yıl¬lık sıcaklık farkı 4 – 5°C’-dir. Yıllık yağış miktarı 1000 – 2000 mm. arasındadır. Güneş ışınlarının dik geldiği yaz ayları yağışlı, kışlar kuraktır. Tabii bitki örtüsü yüksek boylu ve gür bitki toplulukları olan savanlardır.
Tropikal iklim, Sudan, Cad, Nijerya, Mali, Mori¬tanya, Brezilya, Venezuela, Kolombiya, Peru ve Bolivya gibi ülkelerde etkili olmaktadır.
3. MUSON İKLİMİ: Muson rüzgarlarının etki alanlarında görülür. Yıllık ortalama sıcaklık 15 – 20°C dir. Yıllık sıcaklık farkı 10°C civarındadır. Yıllık ortalama yağış 2000 mm do¬layındadır. Yıllık yağışların % 85′i yaz aylarında dü¬şer. Kış mevsimi kurak geçmektedir. Tabii bitki örtüsü kışın yaprağını döken, yazın yeşillenen ormanlardır. Yağışların azaldığı yerlerde ise savanlar görülür.
Muson iklimi, Güney Hindistan, Güney Çin, Gü¬neydoğu Asya, Japonya ve Mançurya gibi böl¬gelerde etkili olmaktadır.
4. ÇÖL İKLİMİ (SICAK VE KURAK İKLİM): Dönenceler civarında, Asya ve Kuzey Amerika’da karaların iç kısımlarında ve Güney Amerika’nın gü¬neyinde görülür. Bu iklim tipini, yağışların yok dene¬cek kadar az olması belirler. Çöllerdeki nem yeter¬sizliği, günlük sıcaklık farkının büyümesine zemin hazırlamıştır
Günlük sıcaklık farkının 50°C yi buldu¬ğu zamanlar olmaktadır. Yıllık yağış miktarı 100 mm’nin altındadır. Yağışlar daha çok sağanak yağmurlar şeklindedir. Tabii bitki örtüsü bazı kurakçıl otlar ve kaktüs bitkileridir.
Afrika’da Büyük Sahra, Ortadoğu’da Necef, Asya’da Gobi, Taklamakan, Deşti Kebir, Avustralya’da Gobbon ve Gibson, Güney Afrika’da Kalahari ve Namib, Güney Amerika’da Patagonya, Atacama ve Peru ile ABD’nin güneybatısı yeryü-zündeki başlıca çöl alanlarıdır.
B. ILIMAN İKLİMLER
1. AKDENİZ İKLİMİ: Genel olarak, 30° – 40° enlemleri arasında görülür. Yazları sıcak ve kurak kışları ılık ve yağışlıdır. Yıl¬lık ortalama sıcaklık 15 – 20°C dir. Yıllık sıcaklık farkı ise 18°C kadardır. Yıllık yağış miktarı 600 -1000 mm arasında değişir. En fazla yağış kışın, en az yağış yazın görülür.
Karakteristik bitki örtüsü, kızılçam ormanlarının tahrip edilmesiyle ortaya çı¬kan makilerdir. Makiler, sürekli yeşil kalabilen, kısa boylu, sert yapraklı, kuraklığa dayanabilen, çalımsı bodur bitkilerdir. Mersin, defne, kocayemiş, zey¬tin, süpürge çalısı, bodur, ardıç gibi bitkiler başlıca maki türleridir. Akdeniz ikliminde yağışın az çok yeterli olduğu orta yükseklikteki yamaçlarda iğne yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlar (Kızılçam, sarıçam, karaçam ormanları gibi) yer alır.
Akdeniz iklimi en belirgin olarak Akdeniz çevresin¬de görülmekle birlikte, Güney Portekiz, Afrika’nın güneyinde Kap Bölgesi, Avustralya’nın güneyba¬tısı ve güneydoğusu, Orta Şili ve ABD’nin Kalifor¬niya eyaletinde de etkili olmaktadır.
2. OKYANUSAL İKLİM: Genel olarak, 30° – 60° enlemleri arasında, karala¬rın batı kıyılarında görülür. Yazlar fazla sıcak, kış¬lar da fazla soğuk olmaz. Yıllık sıcaklık ortalaması 15°C dir. Yıllık sıcaklık farkı 10°C yi bulmaktadır.
Yıllık yağış ortalaması 1500 mm. dir. En fazla yağış sonbaharda görülür. Tabii bitki örtüsü yayvan ve iğ¬ne yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlardır. Orman¬ların tahrip edildiği yerlerde çayırlar bulunur.
Okyanusal iklim, Batı Avrupa, Kuzey Amerika’nın ku¬zeybatısı, Güney Şili, Avustralya’nın kuzeydoğu¬su ve Yeni Zelanda’da etkili olmaktadır.
3. KARASAL İKLİM: Genel olarak, 30° – 65° enlemleri arasında, karala¬rın deniz etkisinden uzak iç kısımlarında ve kıtala¬rın doğu kıyılarında görülmektedir. Kışlar çok soğuk geçer ve uzun sürer. Yazlar ise sıcaktır. Yıllık sıcaklık ortalaması 0 – 10°C arasında değişir. Yıllık sıcaklık farkı 20 – 40°C’dir. Yıllık yağış miktarı 500 -600 mm dolayındadır.
En fazla yağış yazın, en az yağış kışın düşer. Kış yağışları daha çok kar şeklindedir. Tabii bitki örtüsü iğne yapraklı ormanlardır. Yağışın azaldığı kesimler¬de de bozkırlar (step) görülür. Sibirya ve Kanada da iğne yapraklı ormanlara tayga ormanları adı verilir. Taygalar, Dünya ormanlarının % 15′ini oluştururlar.
Karasal iklim, Sibirya, Kanada ve Doğu Avru¬pa’da geniş bir yayılış sahasına sahiptir.
4. STEP İKLİMİ (YARIKURAK İKLİM): Step iklimi, bir geçiş iklimi özelliği gösterir. Üç gru¬ba ayrılır;
a. Tropikal Step İklimi: Savan ikliminden çöl ikli¬mine geçiş alanlarında görülür.
b. Subtropikal Step İklimi: Çöl ikliminden Akde¬niz iklimine geçiş alanlarında görülür.
c. Orta Kuşak Step İklimi: 30° – 50° önlemlerin¬deki çöller etrafında ve Akdeniz ikliminden karasal iklime geçiş alanlarında görülür
Step iklimlerinde yıllık sıcaklık farkı 15 – 30°C’dir. Yıllık yağış miktarı 300 – 500 mm’dir. Step iklimle¬rinde en fazla yağış ilkbaharda ve yazın düşmek¬tedir. Tabi bitki örtüsü yağışlı mevsimde yeşeren, kurak mevsimde sararan step (bozkır)’tir.
İnsanlar tarafından ağaç kesilerek, yakılarak or¬manların ortadan kaldırılması sonucunda olu¬şan bozkırlara antropojen bozkır denir. Bu tür bozkırlar, ormanların tahrip edilmesi sonucunda ortaya çıktığından yer yer orman ağacı toplu¬luklarına rastlanır.
C. SOĞUK İKLİMLER
1. TUNDRA İKLİMİ (KUTUPALTI İKLİMİ): Genel olarak, 65° -80° Kuzey enlemleri arasında görülür. Sıcaklığın çok düşük olduğu bir iklim tipi¬dir. Bu iklimde en sıcak ayın ortalaması dahi 10°C yi geçmez. Kışın değerler -30°C ile -40°C ye iner. Yıllık sıcaklık far¬kının 65°C yi bulduğu yerler vardır. Yağışlar or¬talama 200 – 250 mm ka¬dardır. En fazla yağış yaz aylarında görülür. Tabii bitki örtüsü çalı, yosun ve yazın yeşeren kurakçıl otlardan oluşan tundralardır.
Tundra iklimi, Avrupa’nın kuzey kıyıları, Kuzey Si¬birya, Kuzey Kanada, Grönland Adası kıyıları ve Orta kuşaktaki yüksek dağlarda etkili olmaktadır.
2. KUTUP İKLİMİ: Karlar ve buzullarla kaplı kutup bölgelerinde görü¬lür. Sıcaklık ortalaması bütün yıl boyunca 0°C’nin altındadır. Sıcaklık, çoğu zaman -40°C ye, hatta da¬ha altına iner. Yıllık sıcak¬lık farkı 30°C dolaylarında¬dır. Yağışlar son derece az ve kar şeklindedir. Orta¬lama yağış 200 mm. civa¬rındadır. Bu iklim tipinde bitki örtüsü yoktur.
Kutup iklimi, Kuzey Kutbu çevresinde Grönland Adası’nın iç kısımlarında ve Antarktika’da etkilidir.
Kutup bölgelerinde deniz yüzeyinin donmasıyla oluşan geniş buz örtülerine bankiz denir. Ortalama kalınlıkları 2 m kadardır. Karalarda oluşan ve koparak denize düşen buz dağlarına ise aysberg adı verilmektedir.
İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ İLİŞKİSİ
Yukarıda da anlatıldığı gibi, iklim ile bitki topluluk¬ları arasında sıkı bir ilişki vardır. Kutup iklimi hari¬cinde diğer bütün iklimlerin kendine has karakteris¬tik bitki örtüsü vardır. Farklı bölgelerdeki benzer ik¬lim varlığını benzer tabii bitki örtüsü kanıtlar.
Bitki örtüleri yer şekillerinden dolayı, yeryüzünde aralıksız kuşaklar oluşturamazlar. Ancak, genel olarak Ekvator’dan kutuplara doğru, geniş yapraklı ormanlar, karışık ormanlar ve iğne yapraklı ormanlar, şeklinde kuşaklar meydana gelmiştir.
Sıcaklık ve nem, bitki hayatını doğrudan etkiler. Yükseklere çıkıldıkça sıcaklık ve nem oranı azalır. Buna bağlı olarak bitki örtüsü de seyrekleşir. Belirti bir yükseklikten sonra cılızlaşır ve doğal olarak ortadan kalkar. Bir yamaca düşen yağış miktarı aynı ise, yükseldikçe bitki örtüsündeki değişme sıcaklık azalmasıyla ilgilidir. Ancak, sıcaklık şartları aynı ise, farklılaşma nem miktarının değişmesiyle ilgilidir.
Yükseklere çıkıldıkça bitki toplulukları, geniş yapraklı orman, karışık ormanlar, iğne yapraklı ormanlar ve dağ çayırları şeklinde kuşaklara ayrılır.
Dağların Güneş’e bakan yamaçlarında bitkilerin olgunlaşma süreleri daha kısadır. Ormanın ve ağa¬cın yetişme sınırı daha yüksektir
A. DÜNYA’NIN ŞEKLİ
Dünya, kutuplardan hafifçe basık, Ekvator’dan şişkin kendine has bir şekle sahiptir. Buna geoit denir. Dünya’nın geoit şekli, kendi ekseni etrafında dönüşü sırasında oluşan, merkez kaç kuvvetiyle savrulması sonucu meydana gelmiştir.
Dünya’nın Şeklinin Sonuçları
• Ekvator’un uzunluğu tam bir meridyen dairesinin uzunluğundan daha fazladır.
• Ekvator yarıçapı, kutuplar yarıçapına göre 21 km daha uzundur.
• Dünya’nın şeklinden dolayı, güneş ışınları yeryüzüne farklı açılarla düşer.
• Sıcaklık dağılışını etkiler. Ekvator’dan kutuplara doğru gidildikçe sıcaklık değerleri düşer.
• Dünya’nın şeklinden dolayı, Dünya’nın bir yarısı karanlıkken diğer yarısı aydınlıktır. Aydınlanma çizgisi daire biçiminde olur. Buna aydınlanma çemberi de denir.
• Kutuplar, Dünya’nın merkezine (Ekvator’a göre) daha yakındır. Bunun sonucu olarak, yerçekimi Ekvator’da az, kutuplarda daha fazladır.
• Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki dönüş hızı Ekvator’dan kutuplara gidildikçe azalır.
• Ekvator’dan kutuplara gidildikçe, paralel boyları ve meridyenler arası mesafe azalır.
• Dünya’nın şeklinden dolayı, harita çizimlerinde hatalar meydana gelir.
• Kutup yıldızının görünüm açısı bulunduğumuz yerin enlem derecesini verir.
Enlem Ve Etkileri
Enlem: Yerkürede herhangi bir noktanın ekvatora olan uzaklığının açı cinsinden değeridir.
• Güneş ışınlarının düşme açısı kutuplara doğru küçülür. Işınların atmosferdeki yolu uzar. Tutulma ve kayıp oranı artar ve sıcaklık ta kutuplara doğru azalır.buna enlem etkisi denir. Örneğin ülkemizde güneyden kuzeye gidildikçe sıcaklık azalır
• Ekvatordan kutuplara gidildikçe denizlerin sıcaklığı ve tuzluluğu kutuplara doğru azalır.
• Matematik iklim kuşakları oluşur
• Bitki örtüsü kutuplara doğru aralıksız kuşaklar oluşturur. Ekvatorda geniş yapraklılar orta kuşakta geniş ve iğne yapraklılar (karma ) daha kuzey enlemlerde ise iğne yapraklı ormanlar yer alır
• Ekvatordan kutuplara gidildikçe Tarımın yükselti sınırı, Toktağan kar sınırı (Daimi kar sınırı), Orman üst sınırı kutuplara doğru azalır.
• Akarsuların donma süresi kutuplara doğru uzar.
• Ekvatordan kutuplara gidildikçe Gece gündüz arasındaki zaman farkı kutuplara doğru artar.
• Ekvatordan kutuplara gidildikçe Dünyanın çizgisel dönüş hızı kutuplara doğru azalır.
• Ekvatordan kutuplara gidildikçe paralellerin dereceleri büyür boyları kısalır
• Ekvatordan kutuplara gidildikçe yerçekimi artar
• Ekvatordan kutuplara gidildikçe atmosferin kalınlığı azalır
Aynı Enlem Üzerindeki Merkezlerde Ortak Özellikler
• Ekvatora ve kutuplara eşit uzaklıktadırlar.
• Güneş ışınlarını aynı açıyla alırlar.
• Gece- gündüz süreleri birbirine eşittir.
• Dünyanın çizgisel dönüş hızı aynıdır.bu nedenle güneşin doğuş ve batış(tan ve grup) süreleri aynıdır.
• Aynı iklim kuşağındadırlar. Fakat aynı iklim özelliği görülmeyebilir (özel konum şartlarından dolayı bunlar: yükselti,denizellik,akıntılar,yerşekilleri,rüzğarlar vb).
• İki meridyen arasındaki mesafe aynıdır
• KYK’de kuzey kutup yıldızının görünüm açısı aynıdır.bu yıldız dünyanın şeklinin bir sonucu olarak GYK’de görülmez
Boylam Ve Etkileri
Boylam: Herhangi bir noktanın başlangıç meridyenine olan uzaklığının açı cinsinden değeridir.
• Boylamın tek etkisi yerel saat farkları oluşturmasıdır.
• Yalnızca ekinoks tarihlerinde (21 mart-23 eylül) aynı boylam üzerindeki noktalarda güneş tam doğudan doğar ve tam batıdan batar
.
B. DÜNYA’NIN HAREKETLERİ
1. Dünya’nın Kendi Ekseni Etrafında Dönmesi (Günlük Hareket)
Dünya kendi ekseni etrafındaki dönüşünü, batıdan doğuya doğru 24 saatte tamamlar. Buna 1 gün denir.
Dünya’nın Kendi Ekseni Etrafındaki Dönüşünün Sonuçları
• Gece ve gündüz birbirini takip eder.
• Güneş ışınlarının günlük geliş açıları değişir.
• Günlük sıcaklık farkları meydana gelir. Bunun sonucunda;
-Fiziksel çözülme oluşur.
-Günlük basınç farkları oluşur.
-Meltem rüzgârları oluşur.
• Merkez kaç kuvveti meydana gelir. Bunun sonucunda;
-Sürekli rüzgârların (Alize, Batı, Kutup) yönlerinde sapmalar meydana gelir.
-Okyanus akıntıları (Gulf – stream, Labrador, vs.) halkalar oluşturur ve yönlerinde sapmalar olur.
• Yerel saat farkları meydana gelir.
• Cisimlerin gün içindeki gölge uzunlukları değişir.
• Güneş doğuda erken doğar, batar ve batıda geç doğar, batar.
• Dinamik basınç kuşakları meydana gelir.
Dünyanın Ekseni Çevresinde Dönüşünde Doğan Hızlar
a) Çizgisel hız ve sonuçları (enleme bağlı)
• Çizgisel hız en fazla Ekvator üzerindedir (1670 km/h) . Bu hız kutuplara doğru azalır. Bunun sonucunda;
• Güneşin doğuş ve batış süresi kutuplara doğru uzar.
b ) Açısal hız ve sonuçları (boylama bağlı)
Dünyanın açısal hızı; Açısal hız her yerde aynıdır.
24 saatte: 360°
1 saatte : 15°
4 dakikada :1° dir.
2. Dünya’nın Güneş Etrafında Dönmesi (Yıllık Hareket)
Dünya, kendi ekseni etrafındaki günlük dönüşünü sürdürürken, bir yandan da Güneş’in çevresinde dolanır. Dünya, Güneş etrafındaki dönüşünü elips şeklindeki bir yörünge üzerinde 365 gün 6 saatte tamamlar. Buna 1 yıl denir.
Dünya, 939 milyon km lik yörüngesi üzerinde saatte 108 bin km. hızla hareket eder.
Dünya’nın Güneş’e olan uzaklığı sabit değildir. Bazen yaklaşırken, bazen uzaklaşır. Bunun nedeni, Dünya yörüngesinin elips şeklinde olmasıdır. Dünya’nın Güneş’e en yakın olduğu 3 Ocak tarihine Perihel (Günberi) denir. Dünya’nın Güneş’ten en uzak olduğu 4 Temmuz tarihine ise Afel (Günöte) denir.
Dünyanın güneş etrafında izlediği elips şeklindeki yörüngesinin sonuçları
• Dünya güneşe yaklaşınca güneşin çekim kuvveti artar. Böylece dünya güneş çevresinde daha hızlı dönmeye başlar.bu dönemde yaşanan mevsimler ( KYK de kış GYK de yaz mevsimi) daha kısa sürer.
• Bu nedenle şubat ayı 28 gün çeker Yani K.Y.K ‘de kış mevsimi iki gün kısa olmaktadır.
• Yine aynı nedenden ötürü GYK de yaz uzun sürer ve eylül ekinoksu iki gün gecikerek 23 eylülde gerçekleşir
Not: Kısacası elipsoid yörünge mevsim sürelerinin farklı olmasında etkilidir. Dünyamızın yörüngesi daire biçiminde olsaydı; mevsim süreleri birbirine eşit olacaktı.
Dünya’nın Güneş Etrafındaki Dönüşünün Sonuçları
• Mevsimlerin oluşmasına ve değişmesine neden olur.
• Mevsimlik sıcaklık farkları meydana gelir.
• Kara ve denizler arasında sıcaklık farkları oluşur.
• Muson rüzgârları meydana gelir.
• Gece – gündüz uzunlukları değişir.
• Güneş’in ufuk üzerinde doğduğu yer ve saat ile, Güneş’in ufukta battığı yer ve saat değişir.
• Güneş ışınlarının yeryüzüne düşme açıları değişir.
• Cisimlerin gölge boyları değişir.
• Aydınlanma çemberi mevsimlere göre yer değiştirir.
• Güneş ışınları yıl boyunca dönencelere bir kez, dönenceler arasına iki kez dik düşer.
Dünya’nın Eksen Eğikliği
Dünya’nın elips şeklindeki yörüngesinden geçen düzleme Ekliptik (yörünge) düzlemi, Ekvator’dan geçen düzleme ise Ekvator düzlemi denir.
Bu iki düzlem birbiriyle çakışmaz. Çünkü, Dünya’nın ekseni ekliptik düzleme tam dik değildir. Başka bir ifadeyle, Dünya ekseni ile ekliptik düzlemi arasında 66° 33′, Ekvator düzlemi ile ekliptik düzlemi arasında 23° 27′ lık bir açı vardır.
İşte yukarıda, Dünya’nın Güneş etrafındaki hareketinin sonuçlarında sayılanların asıl nedeni, Dünya’nın ekseninin eğik olmasıdır. Buradan, “Dünya’nın Güneş çevresinde dönüşünün sonuçları, eksen eğikliği ile birlikte ortaya çıkar” sonucunu çıkarabiliriz.
Dünya ekseninin 23°27′ eğik oluşunun sonuçları şunlardır:
• Güneş ışınlarının yeryüzüne düşme açısı yıl boyunca değişir.
• Güneş’in doğuş ve batış saatleri ile yerleri değişir.
• Aydınlanma çemberinin sınırı mevsimlere göre değişir.
• Mevsimlerin oluşumuna neden olur.
• 21 Aralık’ta Güney Yarım Küre’nin, 21 Haziran’da ise, Kuzey Yarım Küre’nin Güneş’e daha dönük olmasına neden olur.
• Gece ile gündüz süreleri arasındaki farkın, Ekvator’dan kutuplara gidildikçe artmasına neden olur.
• Ekvator çizgisi üzerinde yıl boyunca gece ve gündüz süreleri değişmez.
• Yıl içinde cisimlerin gölge uzunlukları değişir.
• Dönencelerin ve kutup dairelerinin sınırlarını belirleyerek, matematik iklim kuşaklarının oluşumuna neden olur.
Eksen Eğikliği Olmasaydı; (Ekvator Düzlemi İle Ekliptik Üst Üste Çakışsaydı Veya Yer Ekseni Ekliptiği Dik Olarak Kesseydi)
• Dönenceler oluşmazdı.
• Mevsim değişmesi olmazdı.
• Güneş ışınları sadece Ekvatora dik gelirdi.
• Aydınlanma dairesi sürekli kutup noktalarına teğet geçerdi.
• Gece gündüz süreleri birbirine eşit olurdu.
• Güneşin doğuş-batış konumu ve saati değişmezdi.
Eksen Eğikliği 20°Olsaydı:
• Güneş ışınlarının dik geldiği alan daralırdı.
• Kutup kuşağı ve tropikal kuşağın alanları daralırken, ılıman kuşak genişlerdi.
• Yurdumuzda yazlar daha serin, kışlar daha ılık olurdu.
• Kutup ve ılıman kuşakta sıcaklık ortalaması azalırken tropikal kuşakta sıcaklık ortalaması artardı.
• Gece-gündüz arasındaki zaman farkı azalırdı.
NOT: Eksen eğikliğinin 23°27′ dan daha büyük olması durumunda yukarıdakilerin tam tersi bir durum yaşanırdı.
MEVSİMLER ve ÖZELLİKLERİ
Dünya’nın Güneş etrafında dönmesi ve eksen eğikliğine bağlı olarak dört önemli gün ortaya çıkar. Bu günler aynı zamanda mevsimlerin başlangıcıdır.
21 Mart ve 23 Eylül tarihlerine ekinoks (gece – gündüz eşitliği) tarihleri, 21 Aralık ve 21 Haziran tarihlerine de solstis (gündönümü) tarihleri denir.
21 HAZİRAN
a. Kuzey Yarım Kürede 21 haziran tarihinde görülen özellikler
• Güneş ışınları Yengeç Dönencesi’ne 90°lik açı ile düşer.
• Yaz mevsiminin başlangıcıdır.
• En uzun gündüz, en kısa gece yaşanır.
• Yengeç Dönencesi’nden kuzeye gidildikçe gündüz süresi uzar, gece süresi kısalır.
• Bu tarihten itibaren gündüzler kısalmaya, geceler uzamaya başlar. Fakat 23 Eylül tarihine kadar gündüzler gecelerden uzundur.
• Aydınlanma çemberi Kuzey Kutup Dairesi’ne teğet geçer.
• Yengeç Dönencesi’nin kuzeyi, güneş ışınlarını yıl içerisinde alabileceği en dik açı ile alır. Bu tarihten itibaren güneş ışınlarının gelme açıları küçülmeye başlar.
• Yengeç Dönencesi’nin kuzeyinde en kısa gölge yaşanır. Bu tarihten itibaren gölge boyları uzamaya başlar.
b. Güney Yarım Küre 21 haziran tarihinde görülen özellikler
• Güneş ışınları Oğlak Dönencesi’ne 43°06′ lık açı ile düşer.
• Kış mevsiminin başlangıcıdır.
• En uzun gece, en kısa gündüz yaşanır.
• Oğlak Dönencesi’nden güneye gidildikçe gece süresi uzar, gündüz süresi kısalır.
• Bu tarihten itibaren geceler kısalmaya, gündüzler uzamaya başlar. Fakat 23 Eylül tarihine kadar geceler gündüzlerden uzundur.
• Aydınlanma çemberi Güney Kutup Dairesi’ne teğet geçer.
• Oğlak Dönencesi’nin güneyi güneş ışınlarını yıl içerisinde alabileceği en dar açı ile alır. Bu tarihten itibaren güneş ışınlarının gelme açıları büyümeye başlar.
• Oğlak Dönencesi’nin güneyinde en uzun gölge yaşanır. Bu tarihten itibaren gölge boyları kısalmaya başlar.
23 EYLÜL
Kuzey ve Güney Yarım Küre
• Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90°lik açı ile düşer.
• Gölge boyu Ekvator’da sıfırdır.
• Güneş ışınları bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar.
• Bu tarihten itibaren Kuzey Yarım Küre’de geceler, gündüzlerden uzun olmaya başlar. Güney Yarım Küre’de ise tam tersi olur.
• Bu tarih Kuzey Yarım Küre’de Sonbahar, Güney Yarım Küre’de İlkbahar başlangıcıdır.
• Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer. Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür.
• Dünya’da gece ve gündüz birbirine eşit olur.
• Bu tarih Kuzey Kutup Noktası’nda 6 aylık gecenin, Güney Kutup Noktası’nda ise 6 aylık gündüzün başlangıcıdır.
21 ARALIK
a. Kuzey Yarım Kürede 21 Aralık tarihinde görülen özellikler
• Güneş ışınları Yengeç Dönencesi’ne 43°06′ lık açı ile gelir.
• Kış mevsiminin başlangıcıdır.
• En uzun gece, en kısa gündüz yaşanır.
• Yengeç Dönencesi’nden kuzeye gidildikçe gece süresi uzar, gündüz süresi kısalır.
• Bu tarihten itibaren geceler kısalmaya, gündüzler uzamaya başlar. Fakat 21 Mart tarihine kadar, geceler gündüzlerden uzundur.
• Aydınlanma çemberi Kuzey Kutup Dairesi’ne teğet geçer.
• Yengeç Dönencesi’nin kuzeyi güneş ışınlarını yıl içerisinde alabileceği en dar açı ile alır. Bu tarihten itibaren güneş ışınlarının gelme açıları büyümeye başlar.
• Yengeç Dönencesi’nin kuzeyinde en uzun gölge yaşanır. Bu tarihten itibaren gölge boyları kısalmaya başlar.
b. Güney Yarım Küre 21 Aralık tarihinde görülen özellikler
• Güneş ışınları Oğlak Dönencesi’ne 90° lik açı ile gelir.
• Yaz mevsiminin başlangıcıdır.
• En uzun gündüz, en kısa gece yaşanır.
• Oğlak Dönencesi’nden güneye gidildikçe gündüz süresi uzar, gece süresi kısalır.
• Bu tarihten itibaren gündüzler kısalmaya geceler uzamaya başlar. Ancak 21 Mart tarihine kadar, gündüzler gecelerden uzundur.
• Aydınlanma çemberi Güney Kutup Dairesi’ne teğet geçer.
• Oğlak Dönencesi’nin güneyi güneş ışınlarını yıl içerisinde alabileceği en dik açı ile alır. Bu tarihten itibaren güneş ışınlarının gelme açıları küçülmeye başlar.
• Oğlak Dönencesi’nin güneyinde en kısa gölge yaşanır. Bu tarihten itibaren gölge boyları uzamaya başlar.
21 MART
Kuzey ve Güney Yarım Küre
• Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90° lik açı ile düşer.
• Gölge boyu Ekvator’da sıfırdır.
• Güneş ışınları bu tarihten itibaren Kuzey Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar.
• Bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’de geceler, gündüzlerden uzun olmaya başlar. Kuzey Yarım Küre’de ise tam tersi olur.
• Bu tarih Güney Yarım Küre’de Sonbahar, Kuzey Yarım Küre’de İlkbahar başlangıcıdır.
• Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer. Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür.
• Dünya’da gece ve gündüz süreleri birbirine eşit olur.
• Bu tarih Güney Kutup Noktası’nda 6 aylık gecenin, Kuzey Kutup Noktası’nda ise 6 aylık gündüzün başlangıcıdır.